7. KAPI NALLAHAN ve ANKARA İSİM SIRLARI

Kara isminin sırrı nedir? Çocukluğumdan beri Ankara adı nereden gelmiş merak ederdim. Çünkü ben baba tarafından KaraHisar Köylüydüm. Ankara’da doğmuştum. Neden kara gibi karanlığı çağrıştıran bir kelime ile her şey isimlendirilir ki diye düşünürdüm. Sümerlilerde kendine “karabaş” derlermiş. Kur’an da Ka ve Ra harflerinin birleşimi ile başlar.

Bize okullarda Mısırlıların Anadoluya saldırıp daha sonra yenilip kaçarken gemi çapalarını Ankara’da  bıraktıklarından ötürü Anchor kelimesinden türediği anlatılmıştı. Hangi ordu yüzlerce kilometre çok ağır gemi çapalarını yanında götürür ki? Ve hangi ordu tüm malzemelerini toplayıp dönmesi için en gerekli malzemelerden biri olan çapayı almaz ki? Anlaşılan bu hikaye de bir gerçeği karartmak için uydurulmuş hikayelerden biriydi.

“Anka-Ra” kelimesi… Ra’nın (Işığın) ruhu veya onun yansıması demektir… Anka kuşu da Kutsal Ruh’un kuşu manasına gelmektedir.

Bazı kelimeler türkçede Kara yani kutsal ruh kelimesinden türemiştir.

Karı, (yağan) Kar, (ticari) Kar, Kuran, Karen, Kur, Kerim, Kura…

TARİHTE KARA

Lâtince carus veya karo “sevgili” veya “değerli” demektir. Fazîletli, yüksek mezi yetlere sahip olan… Bir zamanlar Roma Hristiyanları Caritas ismini çok kullanırlarmış. İspanyollar Caridâd ve İsveçliler Karita derlermiş. Bu arada Makedonya’nın kutsal şahsı Terasa Nine’nin üstlendiği misyon da Batılılar tarafından caritas olarak adlandırılırmış. Budist gelenek ve Pali dilinde kara, karakter anlamına gelirmiş. Karakterli, yani, “…gibi olan” veya “…şeklinde davranan”… “Su” ön takısıyla birlikte geldiğinde, örneğin “sukarita” kelimesinde olduğu gibi, “doğru”, “iyi davranış” manası çıkarmış ortaya. Kimi bilim adamları caritas kelimesini Greklerin cha ris terimine bağlıyorlar ve “üstün zekâlı”, “akıllı”, “Tanrının kendisine yüksek meziyetler bahşettiği kişi” olarak anlıyorlar.

George Smith isimli bir bilim adımı Sümer çivi yazısından onun adını Kara Kardaş olarak oku muş ama galiba herkes aynı fikirde değil… Rev. Sayee çivi yazısını Kara Mu radaş biçiminde değerlendirmiş. Anlamı “tanrı Muradaş’ın veya Bel’in hâ dimi” demek… Bu okuma anlamlı gözükmüyor… Fakat Sayee’nin “kara” sözcüğünün hâdim anlamında değerlendirmesi ilginç… Kara, hâdim veya “hizmetçi” demek… Veya tanrının ismini yükselten kişi… Tanrının gâyesi uğrunda krallık yapan… Onun irâdesini ve mesajını yükselten… Kara’ya bağlıyım, amacım ve hedefim Kara’dır. “Gâyem, İlâyı Kelimetullâh (Kara) ile Nizâm-ı Âlemi kurma davasıdır.”

Hindistan’ın kutsal kitabı Rig Veda’da Kara sözcüğünün Rig Vega’da yer aldığını görüyoruz. “Başarılı an” anlamına geliyor… Kara, abhika demek veya “an denen zaman diliminin etkin kullanılması”… Kara, Cennet ve Dünya için Güneş ve İndra’nın birbiriyle kavga etmeleri anlamında… Veya kara, “ihtiyacı olan kişilere yardım etmek” demek… Semâvî nitelikteki “Baba” ile kızı olan “Gün Batımının” anlık olarak bir araya gelmesi veya birbirine kavuşması… Yani tevhit… Kala, Kara veya Abhika aynı şey demek… Zaman’a işaret ediyor… Varlığın yaratıldığı İlk Zaman’a… Yani Heyulâ-i Evvel’e… An’ın “birden bire yaratıl mış olmasına”… Tanrının evreni yarattığı o ilk za man’a…

Om-Kara diye bir kelime var. Hint dilinde kutsal bir sözcük… Kutsal bir ses… Veya kutsal bir simge… Atman-Osman adlı “içsel ruha” (nefse) veya Brahman adlı “İlâhi gerçekliğe” (tanrıya) işaret ediyor. Hintlilerin kutsal metinlerinin hemen başında veya sonunda bu sözcük yer alıyor. Veda’ları okumaya Om Kara diye başlıyorsunuz ve okumayı sonlandırdığınızda her zaman Om-Kara sözcüğüyle tasdik ediyorsunuz. Om-Kara, “Zamanı O yarattı” veya “Zamanın sahibi O” anlamında… Om-Kara terkibi Aum-Kara veya Om-Hari-Om şeklinde de okunuyor. Aum’un A’sı A-Kara, U’su U-Kara ve M’si Mâ-Kara demek… Anlamları; yaratılış, koruma, çözülme ve teslim olma… Bir tür zikir… Derin gerçekliğe dalma veya “Oluş”un künhüne vâkıf olma anlamında… Lâtincede bunlara “mantra” adı veriliyor. Acıları, üzüntüyü ve kederi giderdiği iddia edilen bu tür bir mantra örneğini Youtube’a koymuşlar üç saatten fazla sürüyor… On dakikadan sonra uykunuz gelebilir… Gerçekliği yakalamak, gerçeği anlamak veya derin bir tefekkür deryasına dalmak için belki dinlemeyi düşünebilirsiniz… Oom-Hari-Oom… Aum-Kara Oym… Aym-Kara’ yımm… Ay’em Kara’yımm… Ben Kara’nın ruhunu taşıyan…

Tirsan-Kara Bir diğer kavram Tirsan-Kara (Tirthan-Kara )… Erişilmesi çok zor olan bir statü… “Tam aydınlanmış” yani “İnsan-ı Kâmil” olmuş kişilere verilen unvân. Milâttan önce 2000’li yıllara çıkıldığında dahi Tirsan-Kara adı verilen kişiler var. Mezopotamya’da peygamber Hz. İbrahim’in topraklarında ve Hint ülkesinde Tirsan-Kara adı verilen ermişler… Bunlar “ölüm ötesi” ile “hayat” arasındaki köprüyü kuran kişiler… Veya insanlara “geçit yerleri”inşa edenler… İnsanların “acı okyanusunu” geçmelerine yardım edenler… Tirsan-Kara’lar Budizm ile aynı zamanda gelişen Canizm dîninin peygamberleri, ermiş insanları… Canizm dîninin mensupları onları peygamber olarak görüyorlarmış… Fakat bizim inancımızda yerleri yok… Canizm’in kurucusu olan Mâ-Havira’nın yirmi dördüncü ve son Tirsan-Kara olduğuna inanılıyormuş. Tirsan-Karalar ve sürekli onu zikrediyorlarmış. Tirsan-Karalar tanrı değiller ama tanrıya ulaş mak için vasıta olarak görülüyorlar… Tirsan-Kara maddî Dünya’dan kopup Nirvâna’ya ulaşan kişi…Ruhunu özgürleştirebilen… Tirsan-Kara felsefesinin Hindu geleneğinden alındığına inanılıyor ve aynı zamanda Krişna ile ilintili olduğuna… Tirsan-Kara sözcüğü Lâtincede Tirthan-Kar veya Tirthan-Kara şeklinde yazılıyor. Bizdeki Hünkâr sözcüğüyle âlâkalı gibi… “Tanrıyla görüşen Kral” anlamında… Hünkâr, Hânı-Kara demek… Yani “Kara” adı verilen tanrı ile bir şekilde bağlantılı olan… Hint dünyası, Ortadoğu ve Orta Asya toplumlarından farklı olarak kendine özgü bir kara felsefesi geliştirmiş. Özü ulûhil, fakat görünümleri diğer toplum ların kara’larından oldukça farklı… Hâ-Ukara, Hâ-İkara, Atha-Kara, Ha-Kara, İ-kara, U-Kara, E-kara, Ohâya-Kara, Hin-Kara…

Kara Kelimesinin Anlamları Kara. İbâdet veya sâlih amel demek… Karaka. Dini görevlerini yerine getiren kişi… Karu. Şâir. Kari. Kara demek… Veya Kala… Veya Kala’nın dişil olanı… Kala zaman’dır…

Kara Hanlar veya Kara Krallar Hanlara, liderlere veya krallara “kara” unvânının yakıştırılması ne zaman başladı bilmiyoruz. Milâttan önce 3200’lü yıllarda Kauravas isimli bir liderden söz ediliyor. Ataları Kuru veya Kara lâkaplı bir soydan geliyormuş. Kaura Vas kelimesini Kara-Baş şeklinde okursak çok da yanlış olmaz. Afganistan ve Hindistan topraklarında milâttan önce 3000’li yıllarda eğer Kara-Baş kelimesiyle karşılaşıyorsak Etopya’yı, Somali’yi, Mısırı, Sümerleri ve İndus Vâdisi’ni tümleşik düşünmek zorundayız demektir. Hintlilerin meşhur kutsal kitabı Muhâverât veya Konuşmalar büyük ölçüde o vakitler Kara-Baş olarak anılan bu liderin yaptığı savaşı anlatıyormuş.

Brahma: Evrenin veya her şeyin yaratıcısı… Kerâi için karâi okuyan tanrı… Batılılar bu şifreyi çözememişler. Ben söyleyeyim, “Kara için okumalar yapan tanrı” demek… Veya “Kara için okumalar yapan Avatar, Elçi”… Ve onun kara ile gerçek bağlantısı şuradan geliyor. Her zaman sırtına siyah antilop derisinden yapılmış bir elbise giyiyor. Belki siyah tenli değil, ama siyah giyiniyor, Kerâ’ya Kara okuyor… Tanrı veya tanrının yeryüzünde tecessüm etmiş hali…

Karuna Dişisel tanrı… Şefkat ve merhâmet sahibi… Bizi besleyen ve büyüten kutsal ana… Her zaman rahatlatan ve seven… Affeden… Ayırım gözetmeden sev gisini veren, gerektiğinde fedakârlık yapan, koruyan… Cefâyı, ıstırabı bütün insanlardan ve yaratıklardan gidermeyi amaçlayan… Bu gâye ile yaşayan… İyileştiren, tedavi eden… Derman sahibi… Karuna, “karu ana” demek veya kara ana… Karûna, MÖ 500’lü yıllarda ortaya çıkan Budizm inancıyla ilgili. Budistlerin süslü resimlerle allayıp pullayarak pazarladıkları bir kavram… “Kişileştirilmiş tanrı” inancına sahip değiller ama karuna kelimesinin anlamını değiştirerek belli bir inanç sistemi oluşturmayı başarmışlar. Hindistan’da, MÖ 3000’li yıllarda yaşamış Krişna adlı bir avatar var. Yani, “tanrı temsilcisi”… Tanrının Dünya’daki enkarnasyonu…[1]

NALLAHAN İSMİNDE GİZLİ ANLAM

Ankara’nın en batısında yer alan, Karadeniz’e ve Bolu’ya komşu güzel ilçelerinden birisidir Nallıhan. Eski adı Karahisar beldesidir.

Eskiden Mısır Valisi olan daha sonra Osmanlı Veziri olacak Nasuh Paşa Osmanlı-İran Antlaşmasından  İstanbul’a dönerken bugünkü Nallıhan ilçe merkezinin bulunduğu yerde, atının nalı düşmüş ve konaklamıştır. Bir vadi içindeki bağlık, bahçelik ve ormanlık bu alan çok hoşuna gitmiş ve buraya kırk odalı bir han, bir hamam ve bir camii yaptırmıştır. O günden itibaren Nallıhan ilçe merkezi burada gelişerek büyümüştür. Halk Nasuh paşaya olan sevgi ve teşekkürünü ifade etmek için uğurlu geldiği düşünülen düşen nalı hanın kapısına asarlar ve ilçenin adı o günden sonra Nallıhan diye anılır. Ancak yerel halkın diline bu kelimeyi söylemek zor geldiğinden tüm bölge halkı ve bizde dahil Nallahan olarak söylemeye devam etmekteyiz. Memleketim olan bu beldeye yaptığı hizmetten ve adını duyurmasından ötürü kendisine Selam olsun. Allah benimde doğum günüm olan 5 Ağustos’da ona Osmanlı Sadrazamı olma görevini lütfetmiştir.

Ahmed Yesevi’nin talebesi olan Taptuk Emre; Yunus Emre ve hocası Taptuk Emre bu beldenin köyünde ki dergahta ermiş ve uzun yıllarını Nallahan’da geçirmişlerdir. Yetiştirdikleri diğer alimler Nallahan’ın bir çok köyüne yayılmış ve buralarda türbeleri bulunmaktadır. Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultan türbesi’de Bağder’in yakınında Tekke köyündedir.

Nallahan ismi N – ALLAH-HAN olarak  düşünülürse N (bilinmeyen-gizli), ALLAH HAN. Olarak okunabilir. Yada N-ALLAH-AN  olarak düşünülebilir. Allah Teala her şeyi en güzel şekilde isimlendirendir.

Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli’ye:

“Sen de Anadolu’ya (Rum diyarı: Roma ülkesi) yönelesin. Orada sermest hak dostları ve gerçekler çoktur. Doğru meşrepler ve silsileler Muhammed Ali’ye çıkar. Amma yol bilmezler. Seni rum erenlerine baş kıldık.” diyerek onu Anadolu’ya gönderir.

Anadolu da elbette Hacı Bektaş’tan önce de dervişler vardı. Onların üzerine başkan olarak gönderildi, Hacı Bektaş. Derledi, düzenledi ve yaygınlaştırdı.

Hacı Bektaşı Veli, Taptuk Emre’yi yetiştirip Nallahan’a tayin etti.  Sonra kendisine gelen Yunus Emre’deki istidadı görüp onu Nallahan’a Taptuk Emre’ye gönderdi. Yunus Emre’nin tam 40 yıl dergaha odun taşıdığı söylenir.

Hacı Bayram-ı Veli’de padişahın Edirne’de sarayın ve Edirne halkının mürşidi olarak kalma davetini reddedip, Ankara’da kalmak istediğini söyler ve Ankara’ya yerleşir.

KARAHİSAR KÖYÜ SIRLARI

Köyüm Hakkında Genel Bilgiler

Eskişehir-Nallıhan yoluna 8 km. mesafede, ilçeye uzaklığı 29 km. olup, 46 nüfusludur. Köy adını “Karahisar Kayası” denilen ve üzerinde sur kalıntıları bulunan, oldukça dik ve sarp kayadan almıştır. Geleneksel mimarinin korunduğu köyde bulunan eski ahşap cami ve minaresi yıkılmak üzeredir. Yeni cami yapılmıştır. Orman köyüdür.[2]

Ankara iline 181 km, Nallıhan ilçesine 19 km uzaklıktadır. Karahisargölcük köyü Ankara Nallıhan ilçesine bağlı bir köydür. Köyün ilk yerleşimi MÖ.4. ve 3.yüzyıllarda Frigyalılara aittir.

Köyün toprakları Bizanslılardan sonra sırası ile Selçuklular, Danişmentliler, Candaroğulları ve (Osman Beyin kısmen) Orhan Gazinin bölgeyi (Nallıhan ın tamamını) fethi ile birlikte resmen Osmanlılar yönetimine geçmiştir ve Nallıhan’a bağlı bir köy olarak Nallıhan ile birlikte zaman içerisinde önce bursa sancağına ( Bursa Osmanlı başkentidir) daha sonra Ankara’nın fethi ile birlikte Ankara sancağına bağlanmıştır.

Geride verimli bahçeler olan yanışlar ve Bağman bahçelerini bırakmışlardır (Bölgenin bağ ve bahçelik olması ve orada o dönemde zengin bir beye de bağ beyi bulunması nedeniyle Bağman denilmiştir.) O tarihlerde “yanışlar” mevkinde birkaç Ermeni ailelerin bulunduğu hatta orada birde toprak çömlek fırını bulunduğunu bilinmektedir. Günümüzde sadece kalıntıları görülebilmektedir.

Köyün bugünkü yerinde orta mahallesinde bir kayada (bu kaya evimize bitişik duruyor ve iki bahçesinin arasında kalıyor) Bizans ve Roma dönemine ait kaya içine oyulmuş oda ve kapısında kabartma izi vardır ve bugün bile rahatlıkla görünmektedir. (Bu kayanın resimlerini aşağıda görebilirsiniz. Hilal ve yıldız şekilli bir kabartmadır) Buradan da anlaşıldığı üzere köyün şu an bulunduğu yerin tarihi MÖ. öncesine dayanıyor. Köyün altında büyük bir şehir bulunduğu söylentiler arasındadır.

Köy halkının önemli bir kısmı Osman Gazinin emriyle köyü kuran ve yerleşen Oğuzların Kayı boyu Karakeçili aşiretinden Türkmen-Yörük taifesindedir. Köye daha sonraları birkaç aile ve yine 1850 li yıllarda dönemin padişahının emri ile konar göçer göçebeler yerleşik düzene geçmiş ve köye de birkaç göçebe aile katılmıştır.

Daha öncelerinde ise ipek yolu ticareti yapan kervanlar ve krallar Bolu-Göynük yolunu kullanmadı ise büyük İskender ve tarihçi Marco Polo bu güzergahı ( Nallıhan-Karahisargölcük köyü Gölpınarı mevki – Demirköy yolunu ) kullanmıştır. Köy içindeki kayaya oyulmuş mağara ve kapısındaki tarihi kabartma yazı köy mezarlığının yanında ki kayalık tepenin üstündeki eski kral mezarı buna delil sayılabilir. (MÖ. köylerdeki en yetkili kişilere kral denirdi). Bugün bildiğimiz gibi sadece bir ülkenin değil birkaç yüz kişiyi de yöneten kişi aynı zamanda o bölgenin de kralıdır. (Kent devletleri gibi)

Köyün tarihi yerleri Yanışlar mevkiindeki sivri kaya, birşehir efsanesi olan gelin kayaları (gelin alma alayına benzediği için), Gökçekaya barajında balık avı, sular çekildiği zaman kalenin burçları, köy içinde ne zaman yapıldığı bilinmeyen kaya içine oyulmuş mağara ve kapısındaki kabartma yazı (köyümüz içinde bulunan kaya mezarının üçgen alınlıklı kabarttması vardır. Kaya anıtın hemen altında dikdörtgen kapı ile girilen 2×2.5 m ölçülerinde frigya dönemine ait ait mezar odası mevcuttur. Kayaya oyularak yapılan mezar odası, dikdörtgen planlı basık beşik kemer çatılıdır -kaynak 2006 A.E.- hangi zamana ve kime ait olduğu bilinmeyen mezarlık yakınındaki kayalık tepenin üstündeki kral mezarı, mezarlık içindeki tarihi osmanlı mezar taşları vardır.[3]

[1] Hümer Şencan; KARA

[2] http://www.ankararehberi.com/nallihan-koyler.html

[3] http://archive.is/TXsJf#selection-567.0-567.1050


DESTEK VE KARDEŞLİK ÇAĞRISI:

Bu makale Erdem ÇetinkayaMet'a tarafından yazılmış Mucizelerin Sesi isimli kitabından alınmıştır. Tüm yaygın dünya dillerinde sitelerimizin ve youtube kanallarımızın açılması için çalışmalar devam etmektedir.

Bu mucizelerin ilk bölümünü saygın bilim adamlarının verdikleri röportaj ve destekler sonucunda "Kutsal Gizemler, Altın Oran Kabe" isimli 105 dakikalık belgeselle dünyaya bir çok dilde duyuruldu. Sosyal medyada ve TV'lerde toplam 40 milyonu aşkın izlenme saysına ulaştı. Binlerce kişinin Allah'a yönelmesine ve inancını değiştirmesine vesile oldu.



Şimdi çok daha fazla mucizeyi Allah ilham etti ve tüm dünya ile paylaşmak için tüm dünya dillerinde belgeseller hazırlamalı, kitaplar ve belgeseller bir ok dile çevrilip, seslendirilmeli ve grafik tasarımcılarla en güzel şekilde sunulmalı. Tüm dünya da milyarlarca insana ulaşan büyük tanıtım kampanyaları düzenlenemlidir. Sosyal medyada tüm ülkelerde yeterli insanın görmesini sağlayarak hep birlikte insanlık tarihinin en büyük HAKKIN ilanını gerçekleştirmeliyiz. İyiliğin emri ve kötülüğün nehyi, iman etmekten sonra ki ilk görev ve en büyük ibadettir. En büyük iyilik imana vesile olmak ve cehennemden kurtuluşa vesile olmaktır.

İlk adımı 14 yıllık bir çalışma ve büyük fedakarlıklarla gerçekleşen bu seslenişe sizde PDF yada basılı kitaplarımızdan alarak destek olabilirsiniz. Eğer gerçekten inanıyorsak Yaratıcımıza; inancımızın ve sadakatimizin kanıtı olarak fedakarlık yapmalıyız. Onun yüce ismini ve muhteşem mucizelerini, ilahi sözlerini ilan etmek bağlılığın doğal bir davranışıdır.

Bununla birlikte aklınıza takılan her türlü soruyu paylaşabilirsiniz. Yürekten Allah'a yönelmiş ve fedakar kardeşlerimizin birbiri ile tanışarak kardeş olmalarını ve her türlü sorunlarının çözümü için peygamberin sünneti gereği yanlarında olmayı görev biliyoruz.

Sorularınız ve desteğiniz için Whatsapp (+90 312 9996618) üzerinden eklemeniz ve mesaj atmanız yeterlidir.

Mucizelere tanık olmaktasınız. İnsanoğlunun önünde iki seçenek vardır. Ya bu mucizelerin tamamının tesadüfen oluştuğunu tek tek kanıtlamalı yada onlara iman edip mucizelerin dünyaya yayılmasına tüm gücüyle destek vermelidir.

Sahip olduklarımızın en az onda birini Allah'a sadakatimizi ispatlamak için harcamalıyız. 10 zeytin yerine 9 yiyerek kim aç kalır ki? 10 gümüş değerinde bir elbise yerine 9 gümüş değerinde bir elbise kimi açıkta bırakır? Rabbin gözünden bakın kendinize, her şeyi verdiğiniz ve sonsuz cenneti armağan edeceğiniz yaratığınız, sizden 1/10'u bile esirgiyor. Ona değer verir miydiniz?

Allah için fedakarlık yapalım ki O'nun mucizeleri dünyaya yayılsın ve yeryüzünde Allah'ın ismi yücelsin, dinler bir öncüyle birleşsin, dünyaya iyilik ve barış hakim olsun. Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbin gidip bizim için savaşın" diyenler gibi olmayın, mücadeleden ve fedakarlıktan kaçmayın. Kazancının onda birinden vazgeçmek kimseyi fakir yapmayacağı gibi, cimri olanın da inancı kabul edilmeyecektir. Asıl makbul olansa ihtiyaçtan fazlasının tamamının Allah'a verilmesidir. Çünkü mucizelerle dolu Kuran ve diğer kutsal kitaplarda böyle emredilmiştir. İster kendiniz, ister bizim yardımımızla tanıtım kampanyanları düzenleyin ve farklı dillere kitap ve belgeselleri çevirtin.

Hz İsa; - Zengin birinin cennete girmesi devenin iğne değilinden girmesinden daha zordur. (imkansızdır)

Kuran;
      • Malı sayıp biriktirenin vay haline. Altını gümüşü sayıp yığar.
      • Sana mallarından ne kadarını Allah yolunda vereceklerini soruyorlar. Onlara de ki; "ihtiyaçlarından fazlasını".


Buda: "...sahip olunan her mal ve mülk bencillik günahını arttırır"

Gerçekten sonsuz yaşamın gelişine, cennete ve cehenneme inanarak Allah'ın yüceliğini kabul eden  bir insan onda biri vakfetmekten tereddüt etmez. Mucizeleri dünyaya yaymak için Allah'a infak edin. O da size hem bu dünyada hem de sonrasında güzel bir hayat lütfetsin.

İnsanoğlu haşa Kainatın ilahını hizmetçisi zanneder gibi. İşi düştüğünde O'nu yardıma çağırıyor ama O'nun için fedakarlık yapmıyor. Öyleyse Allah insanoğlunun nankör ve bencillik dolu sesine neden cevap versin? İnanıyorsa insan artık gereğini yapsın. İnanmadıysa da her delile karşı ayrı kanıt getirsin. Yoksa artarak gelen felaketleri için şikayet etmesin!

Sorularınız ve desteğiniz için Whatsapp (+90 312 9996618) üzerinden eklemeniz ve mesaj atmanız yeterlidir.

E-mail: kutsalgizemler @ gmail.com

Sevgi ve inançla kalın.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak