Bize ulaşın

KURAN’DA Kİ ALLAH – ( İLAH ) TANIMI

Kutsal Kitapta Yaratıcı evren’i zatının yüzü olarak tanımlar; bu nedenle evren kutsaldır. Dağ-taş, orman ve böcek… insan ve güneş… değerlidir.

…Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (vechi) işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. ( Bakara 115 )

Vech kelimesi Arapça’da genel bir ifade ile yüz demektir. Nereye bakarsak bakalım tek görebileceğimiz şey, bu ifadeye göre ancak Yaratıcının yüzüdür. Yani evrendir.

Öyleyse herkes Allah’ı görmektedir. Bu nedenle hiç bir ateist Allah yoktur, göremiyorum diyemez; Kuran’daki tanımına göre. Her dinde yaratıcı tanımı farklı olabilir. Ama İslam’ın anlattığı Allah kavramını yalanlayan ateist; sadece İslam’ın tanımı konusunda ki bilgisizliğini ortaya koymuş olacaktır.

Hatta daha da ileriye giderek Allah vech kelimesini Kuran da zatını ifade ederken de kullanır.

“Senin rabbinin vechi asla yok olmaz” (Rahmân 55/27) 

Allah’ın yüzü sürekli değişir ama asla yok olmaz. Bu bize Einstein’in evreni oluşturan sonsuz enerji hakkında,

“Madde enerjiye, enerji maddeye dönebilir ama asla yok olmaz” sözünü hatırlayın.

Öyleyse Kutsal Kitap bize görünmeyen ve saklanmış bir İlah değil, yüzü-zatı her yerde olan büyüklüğü ve gücü sonsuz olan; görülebilir somut ve net bir profil çizmiştir. Bu nedenle kötülük yapmak, evreni oluşturan varlıklara ve düzene zarar vermek aslında yaratıcıya karşı işlenmiş bir suçtur.

Başka bir ayet bu düşüncemizi doğrular;

O ( hiçbir şey ) doğurmamış ve doğurulmamıştır. (İhlas Suresi-3)

Yani evren ve Yaratıcı birbirinden ayrı iki varlık değildir. O kendi zatı yanı sıra bir evren ve gezegenler doğurmamıştır veya var etmemiştir. Müslümanların önemli bir kısmı; Yaratıcıyı ayrı bir varlık olarak ezelde vardı ve kendi varlığı dışında bir yerde evreni var etti zannetmektedir. Ancak Yaratıcı kendisinden herhangi bir şekilde bir maddenin çıkmadığını, herhangi bir şekilde madde, yıldız yada canlı doğurmadığını ifade etmiştir. Öyleyse evren bizzat Yaratıcının zatının tezahürüdür. Her şey canlıdır. Her şey birbirini ve sizi görebilir. Tüm moleküller birbirinden haberdardır. Bunun kuantum deneyleri yoluyla bilimle kanıtlanmasına birazdan değineceğim.

PEYGAMBER AS. VE İSLAM’IN ÇAĞ ÖNDERLERİ ALLAH’I GÖRÜYORDU

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şeytanın göze sürülen sürmesi ve ağzı boyayan boyası vardır. İnsan onun sürmesi ile sürmelendiği zaman, gözleri Allah’ı görmeyecek derecede uykuya dalar…

Allah’ı gören kişi; baktığı her şeyden derecesinin büyüklüğü ölçüsünde büyük bir lezzet duyar ve keşfe ulaşır.

İlmin kapısı olarak övülen Hz.Ali (r.a) “Her nereye baksam Allahı görürüm” ve “Görmediğim Allaha ibadet etmem” Derken bu durumu ifade etmiştir.

Ateistler bir yönüyle haklıydı. Evren’in İlahı uzak bir yıldızda oturan sakallı adam yada galaksinin merkezindeki ışık hüzmesi değildir. Hz. Muhammed As. bu gerçeği 1400 sene evvel “Başlangıçta O vardı ve başka hiçbir şey yoktu” diyerek tarif etmiş, Hz. Ali de bu yargı hakkında fikrini soranlara “Hala öyledir” diyerek peygamberin yargısının şimdi de geçerli olduğunu, yani başlangıçta da, şu anda da var olan her şeyin tek İlahın tezahürlerinden başka bir şey olmadığını ifade ettiği nakledilmiştir.

Aynı görüşü Yunus Emre Hazretleri; “Her kancaru bakar isem O’ldur gözüme görünen“ ve “Kancaru bakar isem onsuz yer görmezem. Cümle yerde Hakk hazır, göz gerektir göresi” diyerek her yerde Rabbin göründüğünü yıllarca şehir şehir dolaşıp anlatmıştır.

Denizdeki balıkların misali gibidir insanların durumu; balıklara sana can veren denizdir dersin. Bunu duyunca her yerde herkese denizi sorar. Sürekli denizi arar ama bir türlü bulamaz ve sonunda denizin olmadığına, denizi anlatanlarında yalancı olduğuna karar verir.

Allah’ı inkar eden kendini inkar etmiştir. Sizler muhteşem ve ilahi varlıktan bir parçasınız. Allah’ın yeryüzündeki halifesi sizlersiniz. Dost olarak görmek istediği kimselerdiniz. Onun adına yeryüzüne hükmetme gücüne namzet milyarlarca tür içinden seçilip geliştirilmiş özel varlıklardınız.

Allah’ı inkar etmek, her şeyi; gözüyle gördüğü gerçeği inkar etmektir, Kendi özüne ihanettir. Bile bile benliğini, kendi muhteşemliği yok etmektir. Her yanında gözünle gördüğün O’nu, değersizleştirme hatta yok etme cinayetine kast etmektir.

ALLAH HER ŞEYDİR VE HEM DE HER ŞEYİN ARDINDAKİ GÜÇ

“Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.” (Nisâ: 126)

Her şey; yok olabilecek kadar küçük parçalara bölünebileceği için bu ayet aslında her şeyin özünün ilahi zatın yansıması olduğunu göstermektedir. Kuşatılan Kuşatan dan ayrı değildir.

“Onun vechi hariç her şey helak olacaktır. “(Kasas, 28/88) 
Allah’ın yüzü olan evrenler ve gizli alemler sonsuza dek duracak, ancak onları oluşturan her parça ölümlü, şekil değiştiren, başka bir surette yeniden hayat bulan bir süreçte devinime uğrayacaktır.

Kıyamet evrenin yok edilmesi değildir. Kuran’a göre mahşer-sorgu yeri; kıyametin kopuşundan sonra dünya düzleştirilerek üzerine kurulacaktır. Dünyaya gelen yıkımla dünyada ki hayat son bulacaktır.

Yaratma eylemi yaratıcının kendi ötesinde bir şey doğurması değil, zaten kendi içinde var olan sonsuz enerjinin; “ol” yani KÜN sesiyle şekle bürünmesidir. Bazı bilim adamları bugün evrende ki yaratıcının muhteşem sesini keşfettiler ve kaydetmeyi başardılar. Bu konuya birazdan eğileceğim ve sesi birlikte dinleyeceğiz.

Bu durumda Kuran’da ki İlah tanımına göre hiçbir ateist “ben Kuran’da anlatılan Allah’ı görmedim yada yoktur” diyemez. Çünkü Kuran’a göre O’nun görünen yüzü zaten bu evrendir…

Var olan sadece tek bir bütün olan Yaratıcı İlahtır. Farklı ve ayrı görünen parçalar, bu yaşam.. onun bilinç verdikleri için hazırladığı duysal bir deneyimdir. Aslında ait olduğumuz yerden kopuşumuz, derin bir sürgündür.

Kutsal Metinde şöyle der;
Sizi de yapageldiklerinizi de Allah yaratmıştır. ( 37/96)

Biz hiçbir şey yapmıyoruz. O yapıyor. Biz sadece O’ndan beslenen ve O’nun istediği kadar isteyebilen bir bilinciz. Bilincimiz dahi onun bilincinden bağlı ve ondan beslenmektedir. Sorumluluğumuz isteklerimizle sınırlıdır. Eğer bir iş gerçekleşecekse, biri onu istemiştir ve istek kabul ise Yaratıcı gerçekleşecek olan şeyi biz yapıyormuşuz gibi gösterip, hissettirmektedir… Birazdan bunun mantıksal kanıtlarını göreceğiz…

O ilktir, o en sondur, görünen ve gizli olandır. O, her şeyi bilendir. (57-3)

Allah’ın hem görünen hem de gizli yönleri olduğunu bizzat Kuran farklı farklı dillerle ifade etmektedir.

Işınsal dalga boyutları ve renkler içinde insan gözü bilinen evrenin yalnızca binde 4’ünü algılayacak kadar kısıtlı ve kör yaratılmıştır. Yaratıcının mutlak zatını ve gizli yönlerini tam manasıyla ancak kendisi görür ve takdir edebilir. Biz onun vechinin çok azını idrak edebiliyor ve görebiliyoruz.

«Gözler O’nu idrak edemez, ama o gözleri idrak eder…” (En’am, 103)
“Bilgice O’nu kuşatamazlar.” (Ta-ha, 110)

EVRENİN GÖZLERİ

Peki yaratıcı evren adını verdiği yüzü ve o yüzdeki gözleri ile bizleri gözetliyor mu? Bunun bilimsel bir ispatı var mı? Evet bir çok kanıt var, önce fizikçileri şok eden çift yarık kuantum deneyine kısaca bakalım.

Çift Yarık Deneyi Bilim Dünyasını Sarstı!

Ünlü Danimarkalı fizikçi Niel Bohr’dan kuantum fiziği ve çift yarık deneyi ile ilgili şu ifadeyi kullanmıştı:

Eğer bir kişi quantum fiziği karşısında şok olmamışsa, onu anlamamış demektir.

Fizikçiler maddeyi oluşturan elektronların nasıl hareket ettiğini anlamak için bir kuantum deneyi yaptılar. Maddeyi oluşturan elektronlar bir gözlemci izliyorsa enerji dalgası formundan çıkarak göze görünebilen ve yeri hesaplanabilen taneciklere yani maddeye dönüşüyorlardı. Kimse herhangi bir yöntemle gözetlemiyorsa fotonlar enerji dalgası gibi hareket ediyorlardı. Sanki fotonların gözleri ve bilinçleri vardı…

İlginç olan başka bir durumsa “dolaşık olarak tanımlanan fotonlarla ilgiliydi”. Bunlar birbirinden ayrıldığında dahi çok uzakta bile olsalar, her yönden aynen birbirlerini görür gibi taklit etmeye devam etmektedirler. Dolaşık fotonlar birbirinden tam anlamıyla haberdardır. Halbuki milimetrenin milyarda biri kadar küçük bu parçacıkların beyni yada gözlem araçları yoktur. Bu durum tüm görme ve analiz etme işleminin aynı bir beyindeki gibi tüm evrende bütünleşik hareket ettiğini gösterir. Tüm pixeller yani atomlar, merkezi ve her yerde hakim tek bir ana yazılımın kontrolünde olmadıkları sürece bu hesaplamaları tek başlarına gerçekleştiremez.

Hepimizin bildiği kütlesel çekim kanunu da yaratıcı bilincin tüm evrene yayıldığını ve tek bir bütün olduğunu ortaya koyan olgulardan biridir.

Elimizde tuttuğumuz bir taş parçası ile uzayın öteki ucunda ki bir meteor parçasının birbirinin konumunu ve büyüklüklerini bilerek haberleşmesi ve hesaplaması sonucu aralarında kütlesel çekim geliştirirler. Aralarında görünen hiçbir bağ olmamasına rağmen bu iki maddenin birbirlerinin konumunu ve kütlesini analiz edip çekmesini sağlayan bilincin kaynağı bilimdeki muammalardan biridir.
Kendine bakıldığını fark eden atom altı parçacıkların sahip olduğu bilinç, evrendeki tüm cisimleri birbirine görünmez bir düşünce-nöron ağı ile bağlanmasıyla yani evrenin aslında kendine özgü yapıda dev bir beyin olmasıyla açıklanabilir. Evren yani yaratıcının kendini ifade ettiği yüz; en mükemmel eseri olan insana kendinden izler bırakmıştır.

Sonraki bölümde sırları aralarında devam edeceğiz.

Dünyanın en çok izlenen ve binlerce kişinin İslam'a geçmesine vesile olan Kutsal Gizemler Altın Oran Kabe belgesellerinin yapımcısı ve araştırmacı yazarıdır. Ankara'nın Karahisar Beldesi memleketidir. 1400 Hicri Yılının 23. Ramazan Gecesi doğmuştur. Odtü Atom da 3d üzerine seminerler vermiş ve pek çok büyük marka ve devlet kurumunun tanıtım projelerini üstlenmiştir. Saba Tümer, Pelin Çift Ana Haberler vb pek çok önemli programa defalarca katılmış ve kendisine lütfedilen mucizeleri insanlığa ulaştırmaya çalışmıştır.

Okumaya devam et
Reklam
Yorum yapmak için tıklayınız

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar