Kategori: Altın Yol Sırat Mucizeleri

  • KURAN’DAKİ FARKLI KOORDİNATLAR MUCİZELERİ (8. Bölüm)

    Bu bölümde Kuran’daki ayetlerin Arapçasının içerisinde bazı kelimelerin gizli olduğunu göreceğiz. Bu ayetlerin sure ve sıra numarasını dünyanın koordinat sistemindeki yerine bakarsak, ayette bahsi geçen gizli yada açıkça bahsedilen isimle alakalı olduğu görülür. Bu özellikle dinler tarihi ve dünya tarihi açısından önemli noktalar ve isimler için geçerlidir. Elbette Allah bu önemli yerlerden binlercesinden dilediğini seçer ve insanlara açık bir işaret olacak ölçüde yeterli sayıda bunları kitabına yerleştirir. Bu mucize Allah’ın insanların gelecekte koyacağı ölçü birimlerini de 1400 yıl önceden bildiğini ve geleceği gördüğünün muhteşem delilleridir.

     

    Musa’nın Kabri Koordinatlarındaki Mucizesi
    Enlem 31 Boylam 35

    31.Sure sadece 34 ayetlidir. O yüzden 35:31’e bakıyoruz. Ayetin içinde Musa kelimesini görmekteyiz.

    35:31 Vellezî evhaynâ ileyke minel kitâbi huvel hakku musaddikan limâ beyne yedeyhi, innallâhe bi ibâdihî le habîrun basîr(basîrun).

    Ve sana kitaptan vahyettiğimiz, onların ellerindekini tasdik edici olarak haktır. Muhakkak ki Allah, kullarından mutlaka haberdar olandır, (onları) görendir.

     

    Goşen Musa’nın Doğum Yeri (Bölge)

    30 enlem : 31 boylam

    31:7 Boylam

     

    30:31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûssalâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). 

    O’na  yönelin ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin. Ve müşriklerden olmayın.

    Allah ayetin manası ile Hz Musa’nın doğum yeri ile kodlanmış ayette şöyle buyuruyor. (Musa’ya yönel ve ona saygılı ol.)

    31:7 Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mus(a)tekbiran ke en lem yesma’hâ keenne fî uzuneyhi vakrâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm.

    Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner, onun kulaklarında vakra varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele.

     

    Hira Mağarası Koordinatları

    Hz. Muhammed’e ilk vahyin geldiği, Nur dağında bulunan Hira mağarası hacıların uğrak yeridir. Kur’an burada inmeye başlamış, Cebrail burada ilk kez gerçek hali ile görünmüş bir çok açıdan İslam tarihinde ve dünya dinler tarihinde eşsiz bir öneme sahiptir. Onun koordinat sayılarını taşıyan ayetlerde Hem “Nur (dağı)” kelimesi, hem “Hira (mağarası)” kelimesinin yan yana kullanılması ve vahiy almaktan bahsedilmesi ne kadar muhteşem bir mucizedir.

    21:45 derece enlem

    39:85 derece boylam

    (39. Surede 85. Ayet yoktur. Bu nedenle koordinat (21:39) ve enlem değerlerini (21:45) inceliyoruz)

    21:45 Kul innemâ unzirukum bil vahyi ve lâ yesmeus summud duâe izâ mâ yunzerûn(yunzerûne).

    De ki: “Ben, sizi sadece vahiy ile uyarıyorum.” Ve sağırlar, uyarıldıkları zaman daveti işitmezler.

    21:39 Lev ya’lemullezîne keferû hîne lâ yekuffûne an vucûhihimun nâra ve lâ an zuhûrihim ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

    İnkâr edenler, ateşini yüzlerinden ve sırtlarından gideremeyecekleri ve yardım olunmayacakları zamanı keşke bilselerdi

    “El-Nur” kelimesinin harfleri olan النَّارَ 5 harf ile هُورِ Hira kelimesinin 3 harfi ayet içinde birleşmiştir. Elbette farklı kelimelerin içinde geçiyorlar ama bu tesadüfen oluşması çok zor bir durumdur.

    Sebe – Marib Koordinatı Mucizesi

    15°19′ –  45°10′

    Sebe şehrinin en önemli özelliği cennete benzetilen bahçelere sahip olmasıdır. Kur’an’da Sebe halkının muhteşem bahçelerinin, barajlarının, halkın kötülükleri yüzünden helak edildiği yazar.

    Sebe Suresi 15

    Andolsun ki oturdukları yerlerde Sebe kavmine ait büyük bir işaret vardı. Biri sağda diğeri solda iki bahçe. “Rabbinizin bahşettiği rızıktan yiyin ve O’na şükredin. Ne güzel bir belde, ne bağışlayıcı bir rab!

     

    15:45 İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).

    Muhakkak ki; takva sahipleri, bahçelerin içinde ve pınarlar başındadırlar.

    (Sebe’nin iki bahçesi vardı)

    15:19 Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).

    Ve yeryüzü; onu yaydık ve oraya büyük dağlar koyduk. Ve orada her şeyden mevzun (birbiriyle orantılı) olarak bitkiler yetiştirdik.

     

    DÜNYA TOHUM DEPOSUNUN YERİ

    Longyearbyen Deposu

    78°13′K 15°33′D

    NEBE SURESİ

    78:15. Onunla çıkarmak için;  taneler ve bitkiler,

    78:16. Ve ağaçları (birbirine) sarmaş dolaş bahçeler.

    78:17. Şüphesiz ayrışma günü vakit olarak belirlenmiştir.

    لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا

    78:15
    li nuhrice : çıkarmak için,

    bi-hî : onunla

    habben: tane’ler (tohumlar)

    we nebâta: ve bitki’ler

     

    Kuran’ın orjinalinde hareke yoktur. Farklı bir okuma ile bu ayet şöyle de okunabilir; lunuhrihbin hahabbin ve nebata.

    Sözü geçen 78:15 ayeti de direkt olarak Svalbard Adası’nın koordinatlarına denk gelmektedir.

    “Kıyamet ambarı” adıyla da bilinen; “Küresel Tohum Deposu” projesidir. Depoda dünyadaki gerekli bütün bitki tohumları yer almaktadır. … Duvarları nükleer bombalara bile dayanıklı olarak inşa edilen bu ambarda, dünyada nükleer bir savaş, küresel ısınma gibi herhangi bir felaketin ardından geride kalabilen insanlığın neslini devam ettirebilmesi için, dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 4 milyon farklı tohum saklanıyor.

    Longyearbyen, 78°13′K 15°33′D koordinatlarında bulunur. https://tr.wikipedia.org/wiki/Longyearbyen

    “Lam” ve “nun” ile başlayan ayeti “long” kelimesinin ilk iki harfine de aynı anda sahip olarak; koordinatta ifade edilen tohum deposunun adının bile bilindiğine dair şaşırtıcı bir işaret vermektedir.

    Okunuş İngilizce: lonyiirbin

    Okunuş Arapça: linuhriicebihi

    Noktalama Revize: Lunhrihbin

    Ayetteki kelime benzeşimi olmasa da, diğerlerinden farklı olarak koordinata ilişkin bu uyumun daha önceden farkedilmiş bir bilgi olduğunu bir istisna olarak belirtmekte fayda var.(1)

     

    MUSA VADİSİ VE ALTIN ORAN

    Kur’an’da Harun’as yaşadığı yerlere ait işaretler olduğu gibi mezarının olduğu yer de kodlanmıştır.

    Harun. As’ın mezarı tam olarak 30.18 ile 30.19 enleminin birleştiği yerdir. Ahiret gününde bu mezardan dirilecek yani huruç edecektir.

    Kur’an’daki 30.18 ve 30.19 ayetlerine “Harun” ismi ve ölülerin çıkışına ait bilgi gizlenmiştir. 18. ayetteki cümle yarıda kesilerek 19. ayete bağlanmıştır. Hakikatte gündüzün sonunda ve öğleye erdiğinizde dirinin ölüşü ve ölünün dirilişi ifade edilmektedir. Allah katında bir gün bin yıldır. Ölülerin dirilmesi için her bin yıllık dönüşümleri siz ayete göre hesap edin.

    30:18

    Göklerde ve yerde hamd O’na aittir. Gündüzün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de. 

    وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُون

    30:19

    Allah ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarır. Ölümünden sonra yeri canlandırır. Siz de yerden o şekilde çıkarılacaksınız.

    يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِ الْاَرْضَبَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟

    “Harun” kelimesi 18. ayette aynen yazılmış, 19. ayette ise “çıkış” manasına gelen “hurucune” kelimesine gizlenmiştir.

    Bu nokta ile ağlama duvarı arasındaki mesafe tam olarak 161.803 metredir. (1,618033 Altın Oran Sayısı)

    Bu çizgi üzerinde Harun Dağı, Harun As.’ın mezarı, Petra şehri, Musa as.’ın kuyusu – su çıkaran kayası  ve İsrail oğullarının konaklama yerleri ile kutsal birçok yer bulunur.

    Süleyman tapınağı ile bu kutsal Musa Vadisi arasındaki mesafenin dahi altın oran ve 7 derecelik bir açı ile takdir edilmiş olması, Allah’ın yeryüzünde hiç bir şeyi rastgele yapmadığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

    İsrailoğullarının çıkış yeri olan Goşen mahalli ile Süleyman tapınağı arasında 7X7X7 miktarınca kilometrelik mesafe (343 km) ve  (19,618 derece) lik bir açı olduğunu hatırlayın.

     

    YEMAME-RES KOORDİNAT MUCİZESİ

    Yamame – Res 25:42

    25:38 Enlem değeri

    42:54 Boylam değeri

    Ress Halkı ya da Ress Kavmi, Kur’an’da helak edilen kavimlerden biri olarak bahsi geçen ve günümüzde Suudi Arabistan’ın El Kasım bölgesindeki Er-Ress şehrinde yaşadığı düşünülen halk. (Wikipedia).

    Şuayb Peygamber, haklarında günümüze çok az bilgi ulaşmış olan bu halkı uyarmak için şehirlerine gitmişti. Çünkü her peygamber çevresinde bulunan şehirleri uyarmakla mükelleftir.

    “Ress” kelimesi 6236 Ayet yani 77.000 küsür kelimeden oluşan Kur’an’da sadece 2 kez geçer. bu kelimenin geçtiği ve Res halkından bahseden ayette onun koordinatılarına ulaşmak çok büyük bir mucizedir.

     

    25:38 Ve âden ve semûdâ ve ashâber ressi ve kurûnen beyne zâlike kesîrâ(kesîren).

    Ve Ad ve Semud kavmini ve Ress ashabını ve bunların arasındaki (sürede yaşayan) birçok nesilleri (helâk ettik).

    25:42 İn kâde le yudıllunâ an âlihetinâ lev lâ en sabernâ aleyhâ, ve sevfe ya’lemûne hîne yeravnel azâbe men edallu sebîlâ(sebîlen).

    (Ress halkı şöyle demişti) ; “Ona sabretmemiş olsaydık, gerçekten, neredeyse bizi ilâhlarımızdan saptırıyordu.” Azabı gördükleri zaman kimin yoldan daha çok saptığını öğrenecekler.

     

    BUDA VE KAVMİ KOORDİNAT MUCİZESİ

    Buddha (Gautama)

    27:83 KOORDİNATLARINDA DOĞDU

    Buda, Budizm’in kurucusudur ve bir dinden çok felsefe ve ruhsal olgunlaşma yolu olarak tanınmıştır. Ama din dediğimiz şey de zaten budur. Buda’nın sözlerini ve Kur’an’daki bazı ayetlere baktığımızda bir peygamber olduğunu düşünmek mümkündür. Ayrıca Altın yol mucizesi Buda’nın da peygamberliğine ışık tutmaktadır. Buda İslam’dan ve Hıristiyanlıktan sonra dünyadaki en büyük ümmete sahip peygamberdir. Ancak bu ümmet ekseriyeti diğer kutsal kitapları kabul etmemişti.

    Aşağıda Buda’nın doğduğu Limbuni Tapınağı’nın koordinatlarını görüyorsunuz. Koordinatlarla aynı sayısal değere sahip ayette hem Buda’nın gerçek isminin hem de ümmetinin ibrani dinleri benimsemeyişine atıfla muhteşem bir anlatım görmekteyiz.

     

    وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِآيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

    27/NEML-83 (Meâlleri Kıyasla): Ve yevme nahşuru min kulliummetin fevcen mimmen yukezzibu bi âyâtinâ fe hum yûzeûn.

    Ve o gün, bütün ümmetlerden, delillerimizi reddedenleri grup grup haşredeceğiz.

    كُلِّ أُمَّةٍ

    Buda’nın asıl adı Gautama‘dır. Arapça ayette gulliummeti olarak okunan bu kelimenin harfleri sırayı bozmadan işaretçilerini kaldırırsak galuamata olarak okunur.  (Kur’an’ın aslında işaret zaten yoktur).

    Galuamata’nın Gautama ya bu kadar benzemesi ve onun ümmetinin de İbrani dinlerin kitaplarını reddetmesi bir tesadüf müdür?

    Tesadüf olduğunu düşünemeyeceğimiz kadar çok sayıda 4 harf yan yana bulunmaktadır.

    (Kur’an orijinalinde işaret yoktur, sesli harflerin ne olduğu büyük ölçüde cümleden tahmin edilir)

    Yani ayeti bu hikmetli mana ile bakarak yeniden değerlendirirsek;

    27:83

    Ve o gün, Gautama’cılardan, âyetlerimizi reddedenleri grup grup haşredeceğiz. Böylece onlar bir araya getirilir.

    Farklı bir bakış açısı ile İbrani dinleri ve onlar hakkında gelen delil ve kitapları en çok reddeden toplumun dünya üstünde bu toplum olduğuna da koordinat göstererek yapılan bir atıftır.

    Bazıları düz mantıkla neden isim tam olarak aynı şekilde yazılmamış diye sorabilir. Bunu sanki bir kusurmuşçasına istatistik hesaplarından anlamaz bir halde sorabilir. Keşke bilseler Gautama yada Gotama diye bir Arapça kelime yoktur. Ayetin, verilmesi gereken mesajı verirken geleceği gördüğünü bilerek ve hatta din kurucusunun enlem ve boylam değerini vererek büyük bir mucizeyi sergilediği aşikardır.

    (1) www.yenimucizeler.com

     

  • İLAHİ ALTIN YOL ÜZERİNDEKİ MUCİZELER VE ÖLÇÜLER (1. Bölüm)

    ALTIN YOL; SIRAT’I MÜSTAKİM MUCİZESİ NEDİR?

    Bu kitapta dinlerin birliği inancını doğrulayan yeni mucizeleri göreceksiniz. Altın oran mucizesinin Mekke’yi dünyanın altın oran şehri, Arafat’ı kutupların altın oran noktası, Kabe’yi yükselme ve şehrin altın oran noktası haline getirdiğini gördünüz. Hatta çok daha fazlasını da kitaplarımda sizlere göstermiştim.

    Kutsal kitapların, güneş sisteminin, dünya ve ayın tasarımının ve insan yüzlerinin altın oranla tasarlandığını, her birinin doğayı yaratan tarafından tasarlandığını da gördünüz. Ve daha fazlasını da…

    Altın yol mucizesi ise, Altın oran (0,618/1,618) mucizelerinin tamamlayıcısıdır. Muhteşem Altın Oran mucizelerinden sonra daha büyüğünü hayallerimize sığdıramazken bir yenisi daha lütfedildi. Allah, Altın Oran noktasından çıkıp yükselen, altın oran mührü taşıyan, 19 derece açılı, 19 enlem yükseklikte ve her durağı ve uzunluğu altın oran sayısı ile inşa edilmiş muhteşem bir yolun varlığını ilham etmiştir.

    Dünya üzerindeki kutsalların-peygamberlerin ve kutsal mekanların yerlerini ölçmek kutsal kitapların onlara dikkatle yönelenler için yaptığı bir hatırlatmadır.

    İncil Vahiy 11

    111  Bana değneğe benzer bir ölçü kamışı verilip şöyle dendi: “Git, Tanrı’nın Tapınağı’nı ve sunağı ölç, orada tapınanları say!

    İncil Vahiy 21

    15 Benimle konuşan meleğin elinde kenti ve kent kapılarıyla surları ölçmek için altın bir ölçü kamışı/medre vardı.

    Enok peygamberin kitabında yine altın oran sayılarıyla işaretlenmiş bir bölümde vaat edilen gün geldiğinde bir sırrı ortaya çıkarmak ve doğrulamak için ölçümler yapılacağı yazılıdır.

    Enok
    61. Bölüm

    1.O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru (Kudüs’ten kuzeye, Anadoluya yada kutuplara) gittiler.

    İlk Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki:Ölçmeye gittiler.

    2.Ve benimle gelen melek dedi ki: “Bunlar Doğru olanın ölçülerini getirecek ve doğru olandan bir diğer doğru olana ölçüyü getirecek, 4.Ve bu ölçüler inanç verici olacaktır (Altın oran ve Altın yol Mucizeleri kitaplarına bakınız) ve “doğruluğu” güçlendirecektir.

    5.O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır.

    6.Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye. (Ruhul Dünya kitabındaki Mucizelere bakınız) Çünkü Ruhların Tanrısının önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

    7.Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

    61.8 Ve Rûhların Sahibi, seçtiği kişiyi şanına ait tahtın üzerine yerleştirdi. O yüksek semalarda bulunan Allah’a ait olanların, bütün amellerini yargılayacak ve onların işlerini (altın oran 618 ayetinde altın ölçü sayısı) ölçek/tartı üzerinde tartacak.

    Kutsal metinlerde insanlara tavsiye edilen doğru yol; Sırat, Kur’anda “Sırat-ı Müstakim (Düz yol)”, Hz Muhammed’in hadislerinde yada Zerdüşt’ün kutsal kitabında insanlığın cennete ulaşmak için üzerinde yürüyeceği, cehennemin üzerine kurulan köprü olarak anlatılır. Bu yol tüm peygamberlerin yaşam yoludur. Kim bu yoldan dışarı çıkarsa cehenneme düşecek ve orada kalacaktır.

    Bu mucizevi çizgi öyledir ki; orada doğmayan peygamberlere bile çizgi/yol üzerine gidip orada ölmesi emredilmiştir. Orada doğmayanlar dahi inanmış insanları o çizgiye toplamak için gurbete gönderilmiş ve o yol üzerine çekilecek elçilerdir.

    Önce kutsal kitaplarla altın yol ve sırat kavramlarını özümseyelim.

    ALTIN YOL; SIRAT MUCİZELERİ

    Altın oran, geometrinin temelindeki sayıdır. Güneş sistemi, dünya ve ayın tasarımında kullanılmıştır. Kepler ve Fibonacci’nin yanısıra Da Vinci de, “ilahi oran” isimli kitabıyla altın oranı kutsal kabul etmiştir. Binlerce bilim adamı ve araştırmacının hayranlığı ve tutkusu haline gelmiş, hakkında sayısız dizi, film ve belgesel çekilen bu kutsal sayı hakkında her geçen gün yeni bir gizem ortaya çıkmaktadır. O  mükemmelliğin doğadaki sembolü, insan yüzündeki güzelliğin ve aşkın ilahi mührüdür. Kabe, kutsal ahit sandığı, hz. Süleyman’ın mabedi, Nuh’un gemisi kutsal kitaplarda yazılanlara göre daima Altın Orana göre yapılmıştır. Kur’an altın orana sahip bir sistemle indirilmiş ve kutsal kitapların içine onun mucizesi mutlaka eklenmiştir.

    Şimdi bu sayının dünya üzerine çizdiği özel bir yola şahit olacaksınız. Dünyadaki tüm dinleri, Hz. İsa’yı, havarilerini, Hz. Muhammed’i, tüm eski peygamberleri ve hatta Buda’nın ve Zerdüşt’ün peygamberliğini tek başına ispatlayışını göreceksiniz. Tüm dinleri ilgilendiren, hepsinin tek bir kaynaktan geldiğini, özlerinin bir olduğunu apaçık anlayacaksınız. Peygamberlerin ve kutsal kitapların, her şeyi bilen muhteşem güç;  geleceği bilen yaratıcı tarafından gönderildiklerine şahit olacaksınız.

    1. MUCİZE

    ALTIN ORAN NOKTASI KABE’NİN YANINDAKİ ARAFAT KULESİNDEDİR

    Ayet ve hadislere göre İslam’da hac, vakfedir. Vakfe hac esnasında Kabe’den yürünerek ulaşılabilen Arafat’taki bu kulenin etrafında milyonlarca insanın her yıl toplanması anlamına gelir.

    Dünyanın altın oran noktasının Mekke’de olduğunu 2009 yılında ilk kez sizlerle paylaşmıştım. Mekke’nin altın oran noktası da Kabe’dir. Küresel bazda kutuplar arasındaki mesafenin; yani dünyanın kuzey kutbundan güney kutbuna olan mesafenin tam altın oran noktası; Kabe yakınında duran ve Hacc’ın asıl yeri olduğu ifade edilen Arafat kulesi çıkmaktadır. Arafat hacıların buluşma yeridir ve oradan yürüyerek Kabe’ye Allah ismi izi üzerinde tavaf ve say yapmaya giderler.

    Google Earth ile bunu hemen test edelim.

    (Arafat Kulesi-Kuzey Kutup Noktası) 7.639.605 metre

    (Arafat Kulesi-Güney Kutup Noktası) 12.364.312 metre

    12.364.312/7.639.605=1,618…

    (Kusursuz Altın Oran)

    Bu sadece  1. mucize ve bu belgesel dizisi boyunca 300 den fazla büyük mucizeye daha şahit olacaksınız.

    2.Mucize

    KULENİN KABE’YE UZAKLIĞI VE MESAFESİ KURAN’IN MESAJINI TAŞIR

    Şimdi Arafat kulesinden Kuran’daki sure sayısı olan 114 derece açıyla, İslam’da Kur’an’ın gönderildiği alemlerin sayısı olan 18000 metre kadar ilerleyelim. Burası yeryüzünün altın oran bölgesinin Arafat’la birlikte, iki ana mekandan diğeri. Kabe milyarlarca insanın secde yönü.

    3.Mucize

    KABE’DEN 19 DERECE AÇI, VE 19 ENLEM PEYGAMBERLER ÇİZGİSİDİR

    Kur’an Müddesir Suresinde der ki “O insanlara levhalar sunar, üstünde 19 vardır. O sayıyla mühürlü levhalar hem Hıristiyan ve Yahudilerin hem de Müslümanların imanını arttırır. Öne geçmek isteyenler için… O en büyüklerdendir. İnsanlar için bir uyarıcıdır.”

    Altın yol;  boylamların 40. değerinde, hac alanı sınırı olan Arafat Dağından başlar, şaşırtıcı şekilde yine enlemlerin 40. değerinde sona erer.

    Şimdi bu noktadan 19 derece açıyla dümdüz bir çizgi çizelim. Çizginin uzunluğu da  19 enlem olsun. Yani 21. enlemden olgunluğun simgesi olan 40. enleme kadar gidelim. Bu enlem dünyadaki tüm büyük finans ve güç merkezlerinin olduğu, bolluk ve bereketin ana enlemdir. Yine 40’la mühürlü, hicri 40 yaşımda, ve tam 40.00 enleminde otururken, 40. boylamdan başlayarak yükselen ve hicri 1440 yılında keşfi nasip olan bu mucizenin, 19 ve 40 la ilgili daha sayısız sırrına şahit olacaksınız.

    19,66 derecelik açı ile çizilen bu yol Allah’ın yoludur. 66 Allah kelimesinin matematiksel ebcedi karşılığıdır. 19 ise O’nun Kur’an da Müddessir Suresinde bahsettiği sayısal mühürdür. Bu mühür aynı zamanda güneş sisteminde ve altın oran mucizelerinde karşımıza çıkmaktadır.

    Güneş sistemindeki gezegen ve uydulardan dönüş ekseni açısı, yörünge düzlemine açısı 66 derece 33 dakika olan başka bir gezegen yoktur. Allah dünyanın boynunu kendi isminin sayısal değeri kadar eğdirmiştir. (Allah Arapça ebced sisteminde 66 sayısına karşılık gelir)

    Not: 23 derece 27 dakika ifadesi bu gerçeği gizlemek için söz konusu açının tersten ölçülmesi ile kamuoyuna duyurulmuştur. Nasa vb bilim kuruluşları gökteki her önemli şeye ve operasyonlarına kutsal kitaplardaki isimleri değil, onların düşmanları olan putperestlerin ve sözde tanrıların isimlerini vermekle ünlüdürler.

    Kabe’nin 19 derece açıyla 19 enlem üstüne çıktığımızda Ankara’nın batısında bir bölgeye geliyoruz ki adı halk dilinde N-allah-han ilçesinde “Bağder-i Bala” denen yere.  Bu mesafe Dünyanın Altın Oran merkezi olan Kabe-Arafat bölgesine tam bir büyük bir küçük altın oran uzunluğu kadar olacaktır. 1618 km + 618 km kadar. Mucizeler 1,618 yani altın oranla başladı ve şu ana dek 100’den fazla altın oran mucizesi gördünüz. Ayrıca kutsal kitapların ve güneş sisteminin ve geometrinin altın oran mucizeleri ile mühürlendiğini unutmayınız.

    4.Mucize

    ALTIN ORAN ÇİZGİSİ ÜSTÜNDEKİ ALTIN ORAN NOKTALAR DİZİSİ

    Bu çizgi sıradan bir çizgi değil, dünyanın en önemli çizgisi, tüm dinleri doğrulayan sırat-ı müstakim. Tüm peygamberlerin üzerinde yürüdüğü doğruluk yolu bu çizgi. Sıratla ilgisini anlatmadan önce; çizginin iç ölçülerindeki altın oran ölçülerine bakalım.

    Kabe’den bu çizgi üzerinde 618 km ve 19 derece kadar Kudüs’e ilerleyince El-Ula’ya geliriz. Burası Hz Salih ailesinin doğduğu yer.

    Kabe’den tam 1000 km daha gidelim. Burası Medyen bölgesi ve Şuayb As. ın ailesinin doğduğu yer.

    1234 km ve 567 metre 89 santim gidelim. Yani 10 parmaklı insana lütfedilmiş matematiksel sistemin SIRALI dizisi kadar. Bu mesafe çok keskin bir şekilde Kabe’nin kapısından Mescid-i Aksa’nın yada farklı bir deyişle Süleyman tapınağının kapısına olan hassas mesafedir.   Eğer iki küçük altın oran mesafesinde yani 618X2=1.236 km gidersek yine Süleyman Mabedinin dış sınırına bir başka kutsal yer olan Zedekiah Mağarasına ulaşırız.  

    Kabe’nin içinde bulunduğu Mescid-i Haram’ın eski güney sınırı (750 metre) ile Zedekiah Mağarası- Mescid-i Aksa güney sınırı mesafesi 750 metre.

    Kabe’den Salamis köyü yani havari Barnabas’ın doğduğu ve öldüğü köy 1618 km dir.

    Ve son noktada bu mucizeleri yani İlahi Altın oran ve yol mucizelerini keşfeden kişinin de doğduğu köy yine bu çizgi üzerinde ve Kabe’ye 1618 + 618 Km uzaklığında, Havari Barnabas’a 618 km uzaklığında, Mescid’i Aksa’nın kapısına ise tam 1000 km uzaklığındadır.

     

    5.Mucize

    KUTSAL KİTAPLARDA ALTIN YOL: SIRAT

    Matta 22
    9 (isa dedi ki)  (Tanrı; düğüne çağırmak için halkını elçilerini gönderdi); Şimdi kalkın yol kavşaklarına gidin, bulduğunuz herkesi düğün şölenine çağırın.’

    Luka 3

    4 Yeşaya peygamberin sözlerini içeren kitapta yazılı olduğu gibi: “Çölden bir ses yükseliyor: ‘Rab’bin yolunu hazırlayın, O’nun geçitlerini düzleyin. 5 Her koyak doldurulacak. Dik tepe ve tümsek hep alçaltılacak. Eğrilikler büğrülükler düzene bürünecek. İnişli çıkışlı yerler dümdüz yola dönüşecek. 6 Ve her can Tanrı’nın kurtarışını görecek.”

    BARNABAS’IN DOĞDUĞU EV KABE İLE 19 DERECE VE 1618 KM

    Kabe’den bu 19 derecelik çizgi boyunca tam 1618 km ilerlediğinizde ise en seçkin havarilerden olan Barnabas’ın ve ailesinin doğum yerine ulaşırız. O ki, günümüz Hristiyanlığının kurucusu Pavlus bile Barnabas’ın kefilliği ile havariler arasına katılabildi. Siyasi güç farkı oluşmasıydı dünya şimdi Barnabas’ın Yaratıcının bölünmez birliği ve ortaksızlığı ilkesine dayalı Tevrat’a daha uygun bir Hristiyanlık inancı yaşıyor olacaktı.

    Kudüs’ten tam 1000 km ve 365 metre gittiğinizde yada farklı bir ifadeyle Barnabas’ın şehrinden 618 km 19 dereceyle ilerlediğimizde ise Bağder-i Bala ve Kara hisar köyü çıkar. Biliyorum merak ediyorsunuz. Tüm bu altın orana dayalı noktaların 19 la çizildiği son noktada ne var? 19 enlem yüksekliğinde, 19 derece ile altın oran ölçülerine göre çizilen bu dümdüz yolun sonunda Neden Nallah-an Bağder-e var?

    6.Mucize

    ALTIN ORAN MUCİZESİYLE GEÇEN 12. YIL SONUNDA; N-ALLAH-AN

    Çocukluğumdan beri Allah’a ulaştıracak yolları ve mucizeleri arar dururum. Hayatımın neredeyse her gününü, devlet memuriyetimden istifa ederek peygamberlere Allah’ın lütfettiği ilahi mucizeleri tüm dillerde dünyaya duyurmaya adandım.

    Tüm bu noktaları birleştirip altın oran ve 19 ile gittikleri noktayı gördüğümde çok şaşırdım. Çünkü bir büyük altın oran çizgisi tüm peygamberlerin yaşam yolu olurken, bir küçük altın oran yani 618 km daha aynı yolda ilerleyince; 7. ve son nokta olan memleketim Ankara Nallıhan Bağder-i Bala tam orada olduğunu gördüm.  Gördüm ki yüce Allah, peygamberlerine, kutsal kitaplarına hizmetkar bu kulunu unutmamış. 10 yıl önce dünyanın altın oran noktasının keşfi ve dünyaya ilanı ile başlayan mucizeler yolculuğum; sonunda kendimi bu mucizenin parçası olarak buldu. Şahit olun; O hiç bir çabayı karşılıksız bırakmıyor. O’na sonsuz şükürler olsun. Bu bölge ile ilgili daha fazla detayı ilerleyen bölümlerde ve diğer kitaplarımda görebilirsiniz.

     

    7.Mucize

    MUSA’NIN DOĞUM YERİNDEKİ MUCİZE

    Bağder’den ve Kabe’den iç noktalara olan altın oranla oluşturulmuş peygamber ve ailelerinin doğum yerlerini gördünüz. Aslında yeryüzünde ki tüm “Ulul-azm (kitap ve şeriat sahibi, büyük)” peygamberler bu çizginin üzerinde yürümek için yaratılmışlardır. Çizginin dışında doğmuş görünen Nuh, Musa ve İbrahim peygamberlere dahi inanan halkları toplayarak çizginin üzerine götürmeleri emredilmiştir. İsa as’ın dahi; annesi Hz Meryem; Mısır’da iken yola çıkarılmış ve çizgi üzerinde doğumun gerçekleşmesi sağlanmıştır. Yani çizgi dışındaki 3 istisnai peygamber doğumunun nedeni;  kutsal soyu kutsal çizgi üzerinde toplamaktır. Tüm halklar er yada geç bu çizgi üzerinde Allah’ın dini ve elçisi ile karşılaşırlar. Bu sırat üzerindeki karşılaşmada yürekten inanan halklar cennete geçerken bir kısmında bu sırattan cehenneme geri düşerler.

    Musa ve İbrahim’in doğum yerlerinden çizgiye çekilseler de, onların doğum yerleri de mucizevi ve tamamlayıcı bir nitelik arz eder. Musa’nın doğduğu piramitler ve firavunlar bölgesinin boylamı 31.07 olduğu gibi Karahisar-Bağder’in de boylamı  31,07’dir. Yani onbinde bir hassasiyetle aynı boylam çizgisi üzerinde iki noktadırlar.

     

    8.Mucize

    BUDA VE ZERDÜŞT PEYGAMBERLER DE ALLAH TARAFINDAN SEÇİLMİŞTİR

    Bağder’den güneye değil de, doğuya doğru Google Earth sisteminde 90 derecelik bir açıyla ilerlersek binde 1’lik açısal hassasiyetle önce Zerdüşt Peygamber’in şehrine ardından da Buda’nın doğduğu saraya; Limbuni Tapınağına ulaşırız. (Nepal’in tam altında). Bağder’den tam 90 derece güneye gidersek de Hz Musa’nın doğduğu yere Giza piramitleri bölgesine ulaşırız.

    Yani Nallahan bağder’den hem güneye hem de doğuya 90 derecelik dik açılar kalan tüm peygamberlerin doğum yerlerini birleştirmektedir.

    Halk dilinde “Nallahan” olarak adı geçen bu ilçe sanki bu mucize ile Allah’ı andırsın diye ismi özel seçilmiştir. Bu peygamberlerin ilahi bir görevle seçildiklerine ilişkin pek çok kanıtı doğrudan kutsal kitaplar üzerinden yakında göstereceğim.

    9.Mucize

    NALLAHAN’DAKİ İKİ MERKEZ ARASINDAKİ ALTIN ORAN BAĞLARI

    Son nokta olan Bağder-i Bala köyü ile Karahisar yerleri de kendi aralarında altın oran açılarına göre kaderde belirlenmiştir.

    Bağder-Karahisar Merkezleri Açısı

    161,80 derece

    Bağder Anne Ev – KaraHisar Baba Ev (Kapıdan Kapıya)

    Uzaklık 3236 metre (2 Altın oran 1618+1618=3236 )

    Açı 160,81 derece (Tersten 19,19 derece)

    Bağder Köyün Kuzey  Sınırından Kuzey Kutup Noktasına

    5555 km.

    Bağder Köyün Güney Sınırından Ekvatora

    4444 km

    Kara Hisar Baba Evi ve Bahçesindeki Tapınaktan Güney Kutup Noktası

    14444 km

     

    10.Mucize

    GOŞEN’DEN AĞLAMA DUVARINA YAPILAN YOLCULUK KADERDE YAZILIDIR

    Hz Musa’nın ailesinin doğum yeri olduğu ve Yakupoğulları yani yahudilerin yerleşim merkezi olduğu düşünülen Goşen bölgesi ile Kudüs Ağlama duvarının arasındaki açı  tam 19,618 derece ve mesafe göklerin kat sayısı, Tevratta yeryüzündeki  Rabbin gözleri olarak sembol edilen şahit resuller sayısınca, 7 noktalı bu kutsal yola atıfla tam 7X7X7=343 km’dir.

    Goşen’den, Mescid-i Aksa Ağlama Duvarına Mesafe ve Açı

    343,000 km (7X7X7=343 )

    70,382 derece (19,618 derece ekvatorla açısı)

    Peygamberlerin ve kutsal kitapların günümüzde ortaya çıkması için saklanan, hem bir müjde hem de bir uyarı olan, size göstermem için ilham edilmiş 1000 mucize var. Bir sonraki bölümde koordinat sistemlerindeki tesadüfle açıklanamayacak başka mucizeleri göreceğiz. Dinlerin birliğine ve özüne giden yolculukta benimle yoldaş olmaya devam edin.

     

    1.DURAK KABE VE ARAFAT MUCİZESİ

    Kabe’nin Koordinat Değerleri

    21°25′ –  39°49

    (Yüzdelik Cinsinden 21.42 – 39.82)

     

    KOORDİNATA GİZLİ PEYGAMBERİN HAYAT ŞİFRELERİ

    21,4 ve 39,8 nedir bilir misiniz? Peygamber Hz Muhammed As. miladi takvim sistemine göre yaklaşık 39 sene, hicriye göre 40 sene beklemiş ve sonunda vahiy gelmiş yani 40 yaşına az kala peygamber olmuştu. Daha sonra yine miladi takvime göre 21 yıldan biraz fazla, hicriye göre 23 yıl süren bir peygamberlik dönemi olmuştu. Yani Kabe’nin koordinatları peygamberlik sürelerini ve yaşı gösteren bir saat gibiydiler.

     

    Miladi Takvime Göre;

    21,2 yıl peygamberlik Süresi 39,4 yıl peygamberliğin geldiği yaş. Kabe koordinatı 21:2 enlem 39,4 boylamdır.

    Hac Mekke’de, 22. enlemde başlar. Hac Suresi 22. suredir. Hac Mikat sınırından başlar. 22.41 koordinatı Mekke il sınırları içinde kuzeydeki Mikat sınırlarını gösterir. 22.41 ayetinde “mekke” kelimesi geçer. Görebilenler için imkan manasında kullanılan bir kelimenin içine gizlenmiştir.

    Ayrıca 22 enlem ve 41 koordinatı Mekke il sınırlarının ortasını gösteren bir işaretçi konumundadır.

     

    22/HACC-41 Ellezîne in mekkennâhum fîl ardı ekâmûs salâte ve âtevuz zekâte ve emerû bil ma’rûfi ve nehev anil munker ve lillâhi âkıbetul umûr.

    Yeryüzünde onlara imkânlar verseydik, namazı ikame ederler (kılarlar), zekâtı verirler, maruf ile emrederler ve münkerden nehyederlerdi (yasaklarlardı)…

     

    1. ellezîne : o kimseler, onlar
    2. in : eğer, ise
    3. mekkennâ-hum : onlara imkân verdik
    4. fî el ardı : yeryüzünde
    5. ekâmû es salâte : namazı ikame ettiler (ederler, kılarlar)

     

    KABE

    21:25 DERECE yada Yüzdelik İfadesiyle = 21.42

    Açıkça Ka’be den bahsedilmiştir. Kuran’da sadece bir kaç ayet Kabe’den bahseder.

     

    2/BAKARA-125 (Meâlleri Kıyasla): Ve iz cealnâl beyte mesâbeten lin nâsi ve emnâ, vettehizû min makâmı ibrâhîme musallâve ahidnâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle en tahhirâ beytiye lit tâifîne vel âkifîne ver rukkais sucûd.

    Ve Biz beyt’i (Kâbe’yi) insanlar için sevap (kazanılan) ve emin olan (bir yer) kılmıştık. Ve siz, İbrâhîm’in makamından bir namaz yeri ittihaz edinin. Ve Biz, İbrâhîm (a.s)’a ve İsmail (a.s)’a: “Tavaf edenler, âkifler (ibadet için kalanlar), rükû ve secde edenler için beytim’i temiz tutsunlar.” diye ahdettik.

    Kabe’nin enlem değerleri ile ilgili mucizeyi açıkladığımda bir kısım her şeye çamur atmayı alışkanlık haline getirmiş insanlar koordinatlar sadece derece değil dakika olarak da ifade edilebilir diyerek karşı çıkmışlardı. Ayet onlara tokat gibi cevap vermişti. Kabe yani kıblenin değiştirilemez olduğunu kıble olan Kabe’nin koordinatlarına gizliyordu. Kabe’nin yüzdelik derece cinsinden enlem değerleri (21.42) şöyle diyor;

    2/BAKARA-142 Se yekûlus sufehâu minen nâsi mâ vellâhum an kıbletihimulletî kânû aleyhâ kul lillâhil meşrıku vel magrıb, yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm.

    İnsanlardan bazı kendini bilmezler diyecekler ki: “Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” De ki: “Doğu ve batı Allah’ındır. O, dilediğini Sıratı Mustakîm’e hidayet eder.”

    Ayrıca bu ayette Yeşua yani İsa’nın Kitab-ı Mukaddes’teki adının, mehdinin adının, ve Kabe Sırat’ın başlangıç yeri olduğundan sırat ve kıblenin adının geçmesi son derece dikkat çekicidir. Altın oran çizgisinin Sırat-ı Müstakim olduğunu unutmayınız.

     

    2.DURAK AL-ULA (SALİH AS) KOORDİNATI MUCİZESİ

     

    Semud kavmi Allah’ın verdiği nimetlerle lüks ve görkemli bir hayat yaşamaya başlamışlar, şükür edeceklerine şımarıp azgınlaşmışlar ve haktan yüz çevirmişlerdir. Allah’ın onlara rahmet olarak gönderdiği Salih aleyhisselam’ı uyarıcı olarak kabul etmemişlerdir

    Suudi Arabistan yönetimi, Fransızlarla ortak olarak birçok arkeologu, epigrafçıyı (kitabe okuyanlar), para bilimciyi (numismatists), topografçıyı, seramisti, botanikçiyi, antropologu ve jeofizikçiyi bölgeye davet etmiş. 2008-2012 yılları arasını kapsayan yeni çalışma ve kazı programı yapılmış. Birçok kitabenin de bulunduğu bölgede, yapılacak araştırmaların, milat öncesi tarih hakkındaki düşünceleri değiştireceği ifade ediliyor. Bölge küçük bir yerleşim yeri değil. Her kilometre başında farklı bir tapınak, yerleşim yeri ve heykeller görmek mümkün. 20 km’yi aşan çapta bir alana yayılmış bir çok merkeze ve çekim merkezine sahip kalabalık bir yerleşim yeri.

    ***Al-Ula (Semud Kavmi)  Salih

    Semud kavminin şehri olan Al-Ula’nın koordinatları;

    26;41 enlemi

    26/ŞUARÂ141 Kezzebet semûdul murselîn(murselîne).

    Semud (kavmi) de mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).

    26/ŞUARÂ-142 İz kâle lehum ahûhum sâlihun e lâ tettekûn(tettekûne).

    Onların kardeşi Salih (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.

     

    Al Khuraymat. Al Ula’nın 4 km kuzey doğusunda. En iyi korunmuş 20 mezar burada. İnsan başlı, aslan gövdeli, kanatlı şekiller, çanak içinde gül benzeri şekiller cenaze ritüelleri olarak kullanılmış.

    Fil kayası (Sakharat al-Fil – Elephant Rock): Al-Ula’nın 11 km kuzeyinde, rüzgarın oyduğu yekpare, yumuşak kırmızı kumtaşından oluşmuş.

    Al-Ula Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

    Mezarların oyulması demir murçlarla yapılmış. Bir mezarda birden fazla aile ferdinin yatabileceği ayrı ayrı oyuklar bulunmakta.

    Burayı gezmek istiyorsanız Riyad’daki National Museum yani ulusal müzeye ziyaret tarihinden en az bir hafta önce başvurup izin alınmalıdır. Karayolu ile Medine’den 380 km uzaklıkta. Gizem Mocan Cidde’den uzaklığın 800 km olduğunu belirtiyor. Arabistan’da fotoğraf çekmek yasak ama Madain Salih’te serbest. Bunun yanında video, film çekimine, yemeye, içmeye ve gece kalmaya izin verilmiyor ama yakınında kamp yapılabildiği söyleniyor. En yakın yerleşim yeri 22 km uzaklıktaki Al Ula (Al Oula). Al Ula’da 4 yıldızlı oteller var.

    Buraya El Hicr (kayalı arazi anlamında) bölgesi deniliyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO)  “el- Hicr” bölgesini Dünya Mirası Listesi içine almış. Salih adı neyin nesi derseniz Kur’an-ı Kerim’de adı geçen ve Semud (Thamud) kavmine gönderilen Salih peygamber. Salih Peygamber’in kavmi Semud halkı, çöllerle kaplı olan Arabistan yarımadası gibi bir coğrafyada, Allah’ın verdiği yeşillikler içinde cennet gibi bir beldede yaşıyorlardı.

    Bölge hakkında detaylı bilgi için;

    https://bpakman.wordpress.com/dunya/orta-dogu/suudi-arabistan/ziyaret/madain-salih/

    http://www.gencbirikim.net/medain-i-salih-notlari/

     

    3.Durak MEDYEN ŞUAYB AS. KOORDİNAT MUCİZESİ

    Kur’an, yoruma açık olmayacak şekilde, Medyen bölgesinin koordinatlarında Medyen hakkında, “Medyen” kelimesini ve elçisinin ismini anarak bilgi vermektedir. 29:36 Ve Medyen, onların kardeşi Şuayb’ı (gönderdik). O zaman onlara: “Ey kavmim! Allah’a kul olun ve ahiret gününü dileyin. Yeryüzünde fesat çıkaranlar olarak azgınlık etmeyin .” dedi.

    “Medyen” kelimesinin menşei hakkında farklı görüşler ileri sürülmektedir. Hz. Şuayb’ın ve gönderildiği kavmin Arap, dolayısıyla bu kavmin adı olan Medyen’in “ikamet etmek” anlamındaki “müdûn” veya “hükmetmek” mânasındaki dîn kökünden türemiş Arapça bir kelime olduğu ileri sürüldüğü gibi Arapça olmadığı da ifade edilmektedir (Lisânü’l-ʿArab, “mdn” md.; Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 326; Jeffery, s. 260; M. Beyyûmî Mehran, s. 193).

    Medyen  Bölgesi – Şuayb Peygamber

    Enlem      29

    Boylam    36

    29/ANKEBÛT-36 Ve ilâ medyene ehâhum şuayben fe kâle yâ kavmi’ budûllâhe vercûl yevmel âhıra ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn.

    Ve Medyen, onların kardeşi Şuayb’ı (gönderdik). O zaman onlara: “Ey kavmim! Allah’a kul olun ve ahiret gününü dileyin. Yeryüzünde fesat çıkaranlar olarak azgınlık etmeyin .” dedi.

    Yoruma açık olmayacak şekilde, Medyen bölgesinin koordinatlarında Medyen hakkında, Medyen kelimesini ve elçisinin ismini anarak bilgi vermektedir.

    Kitâb-ı Mukaddes’e göre Medyen (İbrânîce’de Midyan / Midian, Tevrat’ın Yunanca tercümesinde Madian / Madiam) öncelikle bir şahıs adı olup Hz. İbrâhim’in üçüncü eşi Keturah’tan olan dördüncü oğlunun (Tekvîn, 25/2; I. Târihler, 1/32), aynı zamanda bu kişinin soyundan gelen ve Midyânîler (Midyanim, Madianites) denilen halkın ve onların yaşadığı bölgenin adıdır. Tevrat’ta, Hz. İbrâhim ve Keturah’ın üçüncü çocuklarının adı olan Medân’ın Medyen’in farklı yazılmış şekli olup ikisinin aynı kişi olduğu da ileri sürülmüştür (DB, IV/I, s. 531; IDB, III, 318); “Medân” aynı zamanda Arapça’da bir put adıdır (Lisânü’l-ʿArab, “mdn” md.; Cevâd Ali, VI, 282). Diğer taraftan kelimenin Mısır’daki bir yer veya kabilenin adından türediği de söylenmektedir (Reşîd Sâlim en-Nâdûrî, II, 71).

    Eski Ahid’e göre Medyen, Mısır ve Ken‘ân ile ticaret yollarını elinde tutan yerleşik ve göçebe kabilelerin hâkimiyetindeydi (Sayılar, 31/10). Bu kabileler başta ticaret olmak üzere hayvancılık ve madencilik alanlarında faaliyet gösteriyorlardı. Midyânîler güneyden kuzeye giden ticaret yoluna da âşina idiler. Medyen halkının ticaretle meşguliyeti Hz. Şuayb’ın onlara verdiği Kur’an’daki öğütlerden de anlaşılmaktadır.

    Eski Ahid’de “Medyen” adında bir şehirden söz edilmemektedir. Ptoleme ise aynı bölgede sahilde “Modiana” adlı bir şehirle körfezden 26 mil uzaklıkta iç kesimde “Madiana” isminde bir başka şehirden bahsetmekte olup burası Josephus’un Madian, Eusebius’un Madiam ve müslüman yazarların Medyen dedikleri yere tekabül etmektedir (IDB, III, 375; EI2 [Fr.], V, 1145).

    4/5.DURAKLAR KUDÜS VE LUT GÖLÜ

    Kudüs’ün enlem değeri olan 31, Kuran’da Lokman suresinin adıdır. Lokman as. Rivayetlere göre Davut As. İle birlikte Kudüs’te yaşamış Allah katında çok seçkin bir insandı. Kendisine peygamberlik mi? İlim ve hikmet mi? Diye teklif edilmiş,  kendisi ilim ve hikmeti seçmiş, onun yerine Davud as. Peygamber olmuştur. Kuran’da görüldüğü üzere Davud isminde bir sure yoktur ve Lokman as.’ın sözleri bir sure haline getirilmiştir. Ve Kudüs’ün enlem değeri ifade eden sureye de Kudüs’ün en seçkinlerinden ve tevazu ile Davud’un veziri olan Lokman as.’ın ismi verilmiştir. Görüyoruz ki zahiren üstün ve saltanat sahibi olan birinden, hakikatte ve gizli de, ilim ve hikmet sahibi bir insan daha üstün olabilmektedir. Onunla ilgili, Davud’un ve diğer peygamberlerin kendisine ilim ve akıl danıştığı pek çok güzel hikayeler kitaplarda mevcuttur.

    Rivayetlere göre “Lokman Hekim” ismiyle de anılmaktadır. Ölümsüzlük iksirini bir bitkide bulmuş ama Allah’ın muradına ters olduğundan onu kaybetmiştir.

    Lut’un şehri ve Kudüs şehri bitişik olduğundan birlikte anılmıştır.

    Kudüs- Hz Musa ve Yeşua (İsa)

    Enlemi 31

    Boylamı 35:14-16 arası

     

    Boylam Değerlerindeki İşaretler

    Şüphe yok ki Yakupoğullarının Mısır’dan Kudüs’e girişi ve orada bir kültür ve medeniyet inşa etmelerinin öncüsü Hz Musa’dır. Musa’nın belki de var oluş amacı Yakupoğullarını Kudüs’e götürmek ve yerleştirmektir. Bu nedenle Kudüs, Mescid-i Aksa’nın boylam ayetine baktığımızda tam 4 kez Musa kelimesi harflerinin yan yana kullanıldığını görürüz. Ayette İsrail halkının Kudüs’ten çıkarılmasına ve cezalandırılmasına neden olan şirk gibi kötülüklere atıf yapıldığı da görülmektedir.

    ن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ ﴿١٤

    35/FÂTIR-14 (Meâlleri Kıyasla): İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semmâstecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr.

    Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş olsalar (bile) size icabet edemezler. Kıyâmet günü sizin şirkinizi inkâr edecekler. Ve sana (bu haberin) mislini (benzerini) verecek  bulunmaz.

     

    35:14 ayetinde “Musa” harfleri yan yana geçtiği gibi yine koordinatı Kudüs’te yer alan 35:13 ayetinde yeniden “musemmâ” kelimesi ile yine “Musa” ismiyle karşılaşırız. “İsa” kelimesi de Elif ve Sin birleşerek ortaya çıkmıştır.

    Mescid-i Aksa bölgesinin doğu sınırı olan 35:16’da ise İsa’nın (İncil’deki adıyla Yeşua) adı verilerek oradan gönderilecekleri açıklanır.

    35:16

     İn yeşeu yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).

    Eğer dilerse sizi giderir (yok eder) ve (sizin yerinize) yeni bir halk getirir

    “Yeşeu” ile “Yeşua”nın Arapça’daki yazımı aynıdır. Kur’an orjinalinde hareke yoktur. Gerçekten de Hz. İsa’yı yani Yeşua’yı yalancı peygamber zannederek öldürmeye çalışmaları nedeniyle dolan günahlar bardağı taşırmış ve İsa’yı öldürmek isteyenler daha hayatta iken 2000 yıllık sürgün (bkz. Ms. 70) İsrailoğulları’nın üzerine hak olmuştur. Allah hem bu koordinattan kovulan bir milleti hem de kovuluş nedenini hem de kovulduğu boylam değerini ayetin içine nakşetmiştir.

    6.DURAK SALAMİS BARNABAS’IN KENTİ

    Barnabas havarilerin öncüsüydü. Tüm mal varlığını diğer havarilerin dünyaya yayılarak İseviliğin yayılması için harcamıştı. Tarihçilerin görüşüne göre onun inancı ve finansal desteği olmasaydı İsevilik bu denli genişlemezdi. Ancak daha sonraki zamanlarda Pavlus’un Roma halkını memnun eden esnek ve paganizme daha yakın olan görüşleri kabul gördü. Roma siyasi gücü ve etkinliği sayesinde Pavlus’un görüşlerini benimseyerek Barnabas’ın İsevilik yorumunu bir kenara bıraktı. Oysa Pavlus havariler arasına ancak Barnabas’ın kendisine kefil olması sayesinde girebilmişti. Yoksa onu kabul etmeyeceklerdi. Barnabas Tevrat’a daha bağlı bir yol izlerken, Pavlus Tevrat’ı neredeyse bir kenara attı ve İsa’nın söylemediği bir çok şeyi söyleyip İseviliği aslından uzaklaştırdı. Ancak siyasi güç Pavlus’un yanındaydı.

    Kuran’daki 35. surenin (enlemin) 31-33 (boylam) ayetleri arası Barnabas’ın ve havarilerin yolcukları ile hikayesine işaret etmektedir.  35. enlem Salamis’in enlemidir. 31 ve 33 ise Kıbrıs’ın doğu ve batı sınırlarını çizer. Barnabas ile havariler 31. boylam üzerinden Kıbrıs’a gelmiş ve 33. enlemdeki Salamis’e yerleşmişler burada dini yayarken şehit edilmişlerdir.

    Salamis doğumlu havari Barnabas, havari Paulos ve Vaiz Johannes Markus ile birlikte Kıbrıs’ın 35:31 batı yolundan gelerek 35:33 olan Salamis’e yerleşti.

    35/FÂTIR-31 Vellezî evhaynâ ileyke minel kitâbi huvel hakku musaddikan limâ beyne yedeyhi, innallâhe bi ibâdihî le habîrun basîr.

    وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ اللَّهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ ﴿٣١

    “Ve sana kitaptan vahyettiğimiz, onların ellerindekini (Tevrat ve İncil’i) tasdik edici olarak haktır. Muhakkak ki Allah, kullarından mutlaka haberdar olandır, görendir.”

    “Salamis’in yani Barnabas’ın doğum yerinin koordinat değerini taşıyan bu ayetteki son kelime Barnabas’ın harflerini sıralı olarak içinde taşır.

    عِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ

    İbadahi (kullar)

    lehu (ondan yana)

    be-runa-ba-se (barnabas)

    Barnabas’ın dünyaya iseviliği yaymaya öncü olduğu yerde sıralı olarak bulunması ne büyük hikmettir. Musa’dan gelen Tevrat’ın koruyucuları ve taşıyıcıları olduklarından Musa kelimesi de “musaddıkan” kelimesi ile bu kısa ama mucizevi ayetin içine gizlenmiştir. Basnabas’ın ve Musa’nın isminin geçtiği ayetin bir sonrasında Havarilerin hikayesini ve misyonlarını ele alması muhteşemdir.

    35/FÂTIR-32(İncil ve Tevrat’ın kendisine emanet edildiği kişiler; Havariler topluluğu)

    Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba (Tevrat ve İncil’e) varis kıldık. Böylece onlardan bir kısmı nefsine zulmedicidir, onlardan bir kısmı orta yoldadır. Onlardan bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlardır (en ileride olmak için çalışırlar). İşte o ki o, büyük fazilettir.

    35/FÂTIR-33 (Havariler)

    (Onlar; Tevrat’a İncil’e varis kılınan ve onu sahiplenip yarışanlar), Aden cennetlerine girerler. Orada altından bilezikler ve inciler takarlar. Ve orada onların elbiseleri ipektir.

    Havarilere övgü…

     

    7. DURAK KURAN’DAKİ KOORDİNAT DEĞERLERİ

    Kuran-ı Kerim’de Sırat üzerindeki tüm noktaların ve peygamberler tarihindeki önemli noktalarla ilgili yerlerin koordinatlarına dair işaretler vardır. Ekseriyetle Sırat üzerindeki her kapıdaki elçinin yada uyarıcının ismi geçmektedir. İlginç şekilde Bağder ve Karahisar köyleri olan 7. Durak’ta burada bulunan ve altın oran, altın yol sırat ve daha yüzlerce keşfin kendisine bir mucize olarak verildiği uyarıcının tüm soyunun isimleri de koordinatlarla eş sayılara sahip ayetlerde yer almaktadır. Sırayla tüm duraklardaki ifadeleri inceleyeceğiz.

    Karahisar’daki Babamın Evinin ve Çevresinin Enlem Değeri

    40;07,07,07-09 evin koordinatı

    Boylam 31.07 boylam değeri

    Annemle babamın evi koordinatları arasında 40 sn fark var.

    Annemin evi ve çevresi 31.06.18 değerine sahip.

    Karahisar Köyü Babamın ve Soyun Doğduğu Ev

    40;07,09  Enlem Değeri

    31; 07,04 Boylam Değeri

    Biliyorsunuz ki 40 ve 7 anahtar sayımızdı. Bir de Altın Oran sayısı. Hepsini bu koordinat değerlerinde göreceğiz.

     

    40:7 AYETİNDE; DÜNYANIN 40.7 ENLEMİNDEKİ VEKİLİN AİLE İSİMLERİ GEÇER

    Baba Soyunun enlem değerleri bir hikmet taşıdığı gibi bu ayetin manası da olağanüstü sırları ortaya koymaktadır. Ayette bu durağının vekilinin soyu anıldığı gibi sebil yani sırat mucizesinin ismi de son durak olması nedeniyle zikredilmiştir. Ayrıca ayette kıyamet günü Allah’ın tahtının yanındaki bir kişiden bahsedilmesi de dikkat çekicidir.

    40:7  

    Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.

    الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ 

    Annemin Köyününü Koordinatında:

    Emine: Annem

    Ali: Annemin babası

    Ahmet: Babamın babası

    Sebil: Yol

    DOĞRU ÇEVİRİSİ AŞAĞIDAKİ GİBİDİR

    40:7 Tahtı taşıyanlar ve onun etrafındaki o kişi, Rablerini hamd ile överler ve O’na îmân ederler. Ve inanmış olanlar için mağfiret dilerler: “Rabbimiz, Sen her şeyi rahmetle  ve ilimle kuşattın. Böylece  tövbe edenleri ve Senin yoluna (Sıratı Mustakîm’e) tâbî olanları mağfiret et . Onları cehennem azabından koru!”

     

    1. ellezîne : onlar
    2. yahmilûne el arşa : tahtı taşıyorlar, tutuyorlar
    3. ve men havle-hu : ve onun etrafındaki kişi
    4. yusebbihûne : tesbih ederler
    5. bi hamdi : hamd ile (ahmed gizli)
    6. rabbi-him : onların Rabbi, Efendileri
    7. ve yû‘minûne : ve îmân ederler
    8. bi-hi : ona
    9. ve yestagfirûne : ve mağfiret dilerler,

     

    Enok’un kitabında bu sahne çok detaylı anlatılmıştır. Yeryüzüne Rahman bulutları yaran bir ordu ile gelir ve insanları , krallarıyla ve öncüleri ile birlikte toplar. Rabbin tahtının önünde duran ve yeryüzünde kurulan Tanrı’nın krallığında taç giyen bir kişi olacaktır. Üzerine doğruluk ve adalet ruhu dökülecek; hatta kurulacak dünya cennetinin Allah adına yönetecek olan seçilmişi – lideri ilan edilecektir.

    Yine Tevrat’ta Kuran’ın bu anlatımını destekleyen ayetler vardır. Bunu ilerleyen kitaplarda ayrıca ve geniş kapsamlı izah edeceğim.

    KARAHİSAR KÖYÜ KODLU (40;07) AYETTEKİ ANAHTAR KELİMELER

    Dedem Ahmet Çetinkaya(Karahisar Köyündeki Babamın Babası) (Rahmete kelimesinde gizli)

    Annem Emine Meta ( Amenü ve Yu’minune kelimelerinde gizli – orijinal Kuran’da harekeler yani sesli harfler yoktur )

    Sebil (Yol demektir. Anlattığımız tüm mucizeler Sırat ve doğru düz yol üzerine inşa edilmiştir)

    40 ve 7 ( Mucizelerin keşfedileceği ve dünyaya duyurulacağı yaş ile 7 mim kodu)

     

    40:31 AYETİ; 40:31 KOORDİNATLARINDAKİ VEKİL HAKKINDA BİLGİ VERİR

    Bağder-i Bala

    40 enlem-31 boylamında

    40° 7′ –  31° 6.18

    40:31

     Misle de’bi kavmi nûhın ve âdiv ve semûde vellezîne min bağdihim, ve mâllâhu yurîdu zulmen lil ibâd(ibâdi).

    Nuh, Adin ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonraki kavimlerin durumu gibi. Ve Allah, kulları için zulüm dilemez.

    Yıllardır üzerinde çalıştığım dünyaya barış getireceğine inandığım projemin adı olan Diwos’u bu ayette görmek, emine, eridu, bağdihim ve mi-nallahu (tenvinli mim) gibi kelimeleri de görmek beni mutlu etti. Burası Altın Yol’un iki ucundan bir diğeri idi. Altın yol üzerinde kavimlerin bazıları olduğundan onların da isimlerinin ardışık olarak sayılması da ibret vericidir.

    40:7

    Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.

    الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ 

    Ahmet, emine ve sebil (yol) kelimesi geçmektedir. Yani babamın köy koordinatında; babamın babası ve zevcesinin adı yer alır. Bunu yeniden hatırlattım çünkü bir sonraki ayet yani 40:08 de açıklaması yapılmaktadır.

    Arşı taşıyanlarla onun çevresindeki (havle-hum), Rablerine hamd ederek onu tenzih ederler ve inanırlar ona ve inananlara bağışlanma dilerler, Rabbimiz derler, rahmetin ve bilgin, her şeyi kavramış, kaplamıştır, artık tövbe edenleri ve senin yoluna uyanları bağışla ve koru onları, yakıp kavuran cehennem azabından.

    Daha sonra ayet sanki bunların baba ve zevceleri ve onun zürriyeti ile ilgili olduğunu ifade edercesine bu durumu dile getirmiştir.

    40:8

    Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim (babaları) ve ezvâcihim (karıları) ve zurriyyâtihim (çocukları) inneke entel azîzul hakîm.

    Rabbimiz, onlara vaadettiğin adn cennetlerine, onları ve onların babalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden salâha ulaşanları dahil et. Muhakkak ki Sen, Sen Azîz’sin, Hakîm’sin.

     

    4/NİSÂ-8

    Ve izâ hadaral kısmete ulûl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzukûhum minhu ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ.

    Ve miras taksiminde, akrabalar, yetimler ve yoksullar orada hazır bulunursa, o taktirde onları, ondan rızıklandırınız ve onlara güzel söz söyleyiniz.

    Bazı ayetlerde olduğu gibi “Sıfır” atlanarak incelenirse Anne soy adı olan “meta – kara (köy) – kuraba” yani “meta, kara köyü, akraba” kelimeleri oluşur.

     

    31/LOKMÂN-6

    Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi (31.6.18 sebilin başlangıç noktası ve altın oran sayısıdır) bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).

    Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.

     

    31/LOKMÂN-7

    Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiran ke en lem yesma’hâ keenne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).

    Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar).

    “Yol” yani “sebil” kelimesi ile “Musta(fa)” kelimesi hatta köy adı olan “(kara)” kelimesi koordinatla ilgili ayette yer alır.

     

    7.DURAK; 31.06.18’NİN DİĞER DURAKLARA OLAN MUCİZEVİ ÖLÇÜMLERİ

    Bağder-Karahisar Merkezleri Açısı

    161,80 derece

     

    Bağder Anne Ev – KaraHisar Baba Ev (Kapıdan Kapıya)

    Uzaklık 3236 metre (2 AO)

    Açı 160,8 derece

     

    Bağder-Al-UlA (Salih Peygamber)

    1618 km

     

    Bağder Ev – Salamis (Barnabas) – Gazimagosa

    Gazimagosa yerleşim yeri 606 Kuzey – 618 km güney resmi sınırına olan uzaklığıdır.

    (Salamis Gazimagosa’da yer alır ancak Barnabas’ın doğduğu evin kasabadaki tam yeri bilinmiyor)

     

    Bağder Anne Evi – Kabe Kapısı

    2234,5 km (1 büyük 1618+ 1 küçük 618 Altın Oran Mesafesi (1,5 km farkla))

     

    Bağder Anne Evi – (Arafat Mina – Cemre İbrahim As. Köprü Başı)

    2236 km (1 büyük 1618+ 1 küçük 618 Altın Oran) Mesafesi 1618+618=2236 km (Tam))

     

    Bağder Ev – Kudüs Mescid-i Aksa

    1000km 360m (Tam 1000 km olursa Tapınak Alanı – 360 metre Ağlama Duvarına Mesafe))

     

    Bağder- Kutup Noktası

    Köyün Sınırlarını belirlemek için kabaca kuzeyden 1 km ve Güneyden 1 km, anne evinden daire çevirerek yapılan ölçümde

    • Bağder Köyün Kuzey  Sınırından Kuzey Kutup Noktasına
    • 5555 km.
    • Bağder Köyün Güney Sınırından Ekvatora
    • 4444 km
    • Kara Hisar Baba Evinden Güney Kutup Noktası
    • 14444 km

    Karahisar Boylam: 31:07

    Giza Piramitleri Boylam: 31:07

     

    Bağder Ev- Buddha Ev (Lumbini Temple)

    90 (89,9) derece (Binde 1 farkla dik açı)

     

    Kabe – Nasıriye arası (İbrahim As.’a yakın Ur’da bir tapınak)

    1244,946 km (2 küçük Altın Oran 1236 ile 8 km fark)

    60,54 derece (61,8 Altın oran açısı ile sadece 1 derece fark) (Hz İbrahim’in ev yeri tam bilinmediğinden fark oluşmuş olabilir.)

    20.135

    De ki; “herkes beklemekte, bekleyin bakalım, yakında bileceksiniz: düz yolun (sırati) sahibleri kimler? Ve hadi edilmiş (muhte’da)?”

     

    Ankara ve Çevresi Dünyanın Coğrafi Merkezi Oluşu

    (Wikipedia)

    Türkçesi

    1973’te San Diego’daki Körfez Enerji ve Çevre Sistemleri ile fizikçi olan Andrew J. Woods, dijital bir global harita kullandı ve Türkiye’de 39 ° 00′N 34 ° 00 koordinatlarını dünyanın merkezi olarak hesapladı. Bu nokta Giza’nın tam 1000 km kuzeyinde idi.

    Benzer bir sonucu Holger Isenberg elde edilmiştir:

    40 ° 52’0 “N, 34 ° 34’0” E. 2016’da Google Haritalar , dünyanın coğrafi merkezi olarak 40 ° 52′N 34 ° 34′E olarak işaretlendi. (Ankara’nın bölünmeden önceki, tarihi en geniş sınırlarını kapsıyor.) [1]

    İngilizce Orjinali

    History of geo-centroid calculation

    In 1973, Andrew J. Woods, a physicist with Gulf Energy & Environmental Systems in San Diego, used a digital global map and calculated the coordinates on a mainframe system as 39°00′N 34°00′E, in modern Turkey, 1,000 km north of Giza.[6][unreliable source?] In 2003, a similar result was yielded by Holger Isenberg: 40°52’0″N, 34°34’0″E.[7] In 2016, Google Maps marked 40°52′N 34°34′E as the geographic centre of the world. [8]

     

    7. DURAK Nallahan-Bağder: Erdem Çetinkayameta Memleketi

    Kendisi bir peygamber olmadığı halde, Allah’ın mucizelerini keşfetmek, onları dünyaya yaymak konusundaki çabaları ve dualarının kabulü nedeniyle bu kulun da unutulmadığını görüyoruz. Altın oranla inşa edilen bu 7 duraklı yolun sonuncu durağı 31.06.18 ile mühürlenmiş boylamı ve nice özellikleri ile mucizevi bir noktadır. Öyle anlaşılıyor ki; hem altın oran ve kutsal kitaplar arasındaki ilişki ilahi ve Allah’tandır. Hem de Allah bu mucizelerin dünyaya yayılması için güç verecek ve peygamberlerine hizmet eden bu kuluna ilgisini esirgemeyecektir.

    Bağder’in Koordinatları

    Enlem 40
    Boylam 31
     

    40/MU’MİN-31 Misle de’bi kavmi nûhın ve âdiv ve semûde vellezîne min bağdihim, ve mâllâhu yurîdu zulmen lil ibâd(ibâdi).

    Nuh, Adin ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonraki kavimlerin durumu gibi. Ve Allah, kulları için zulüm dilemez.

    Bir önceki ayette iman eden bir kul insanlara şöyle sesleniyor; “O inanan, ey kavmim dedi, ben bir bölük ümmetin uğradıkları azâba uğrayacaksınız diye korkuyorum. ”

    Yerini tarif edercesine, Altın çizgi üzerinde Ad ve Semud’un ardından, bağder civarının (Başkent Ankara’nın yöneticileri)…

    Bu ayette inanan ve dünyaya barış getirmek isteyen tüm insanları evvelden toplanmaya çağırdığımız, merkez noktamız ve projemiz; dijital bir alem olan Diwos’un ismini gördük.

    Dal vav vav ve sin ile yazılan Diwos, bu ayette kendini gösterdi.

    Yine bağder’i kelimesi, Bağdi-him olarak göründü ,

    Nallahan’ı ise mim-(minallahi; nun sesi okutan üst işaretli olarak “min” diye okunabilir)

    Yuridu (Eridu – Erde-mim)’e işaret olarak göründü.

    Annemin ve Babamın Evlerinin Koordinat Değerleri40° 7′(Baba)

    40° 8′ (Anne)

    31° 6’18 (Boylam değerinde Altın Oran Gizlidir)

    40.07 ayeti; Sırat-ı Müstakim (dümdüz yol) diğer adıyla “Sebil” olan yolun geçtiği ayettir. 40.07 sebil olan sırat’ın başı olduğundan; bu yolun başında duran melekler ve Allah Han’ın (n-Allahhan) yanında duran kişi müminler için Sırat-ı geçsinler diye dua eder. Meleklerde sıra baba evinin ayetine gelince; “babalarının, eşlerinin ve çocuklarını mağfiret et” diye dua ederler.

     

    40/MU’MİN-7 (Meâlleri Kıyasla): Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.

    الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ 

    DOĞRU ÇEVİRİSİ AŞAĞIDA Kİ GİBİDİR

    Tahtı taşıyanlar ve onun etrafındaki o kişi, Rablerini hamd ile överler ve O’na îmân ederler. Ve inanmış olanlar için mağfiret dilerler: “Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle  ve ilimle kuşattın. Böylece  tövbe edenleri ve Senin yoluna (Sıratı Mustakîm’e) tâbî olanları mağfiret et . Onları cehennem azabından koru!”

    1. ellezîne : onlar
    2. yahmilûne el arşa : tahtı taşıyorlar, tutuyorlar
    3. ve men havle-hu : ve onun etrafındaki kişi
    4. yusebbihûne : tesbih ederler
    5. bi hamdi : hamd ile
    6. rabbi-him : onların Rabbi, Efendileri
    7. ve yû‘minûne : ve îmân ederler
    8. bi-hi : ona
    9. ve yestagfirûne : ve mağfiret dilerler,

     

    AYETTEKİ (40;07) ANAHTAR KELİMELER

     

    Dedem Ahmet Çetinkaya(Karahisar Köyündeki Babamın Babası) (Rahmete kelimesinde gizli)


    Annem Emine
    Mete ( Amenü ve Yu’minune kelimelerinde gizli – orjinal Kuran’da harekeler yani sesli harfler yoktur )

    Sebil (Yol demektir. Anlattığımız tüm mucizeler Sırat ve doğru düz yol üzerine inşa edilmiştir)

    40 ve 7 ( Mucizelerin keşfedileceği ve dünyaya duyurulacağı yaş ile 7 mim kodu)

     

    ANNEMİN EVİNİN ENLEMİ OLAN 8. AYET İLE DEVAM ETTİĞİMİZDE İSE

     

    Babam ile zevcesi olan annem ve onların zürriyetinden olan şahsım köyünün koordinatında şunlar yazılıdır… Bir önceki ayet (40:07 ayeti) ile bağlantısını göreceksiniz.

    40:8
    Rabbimiz, onlara vaadettiğin adn cennetlerine, onları ve onların babalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden salâha ulaşanları dahil et. Muhakkak ki Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin

     

    DOĞUM YERİM: TB

    Ve ERDEM kulu Tahir Burak Doğum Evinde İnzal Oldu

     

    Enlem 39*55

    Boylam 32

    Ailemi evlerinden alıp bu Tahir Burak hastanesine götürmüşler ve bu tıp merkezinde 23. Ramazan gecesi sabaha karşı 1400 hicri yılında doğumum gerçekleşmiş.

    Doğumum esnasında annem ile birlikte bir başkasının doğum odasına alınması yasakmış. Ama anneme başka bir ilden misafirliğe gelen dayım ve eşi Halime yengem, kuzenime hamile olduğundan, doğum yapacak zannedilerek içeri alınmış. Yengem böylece annemin yanında kalmış ve beni ilk eline alıp seven konuşan da kendisi olmuş. Bu isimleri zikredişin hikmeti ilerde ortaya çıkar inşallah.

    Annem bana hamileliğinin ilk dönemlerinde Bağder’de bulunduğunu dile getirse de, beni doğumevine götürmelerine Bağder’de doğamadım diye üzülmüştüm. Mucize soyları gösteriyor olsa da bunun hikmetini sual ettim. Kalbime şu ilham olundu ki;

    “Görüldüğü gibi Bağder ve Karahisar koordinatlarındaki ayetlerin manası ana baba ile ilgilidir. Ama; doğumevinin koordinatından Kur’an’da farklı bir mesaj hasıl olacaktı. İkinci nedeni ise; “koordinatların herkesçe ölçüldüğü bir yılda doğduğumdan ailesi belirlemiş de Bağder’de dünyaya getirmiş doğum evi varken, kasıtlı bir plan bu” diyemesinler. Ailenin geldiği yer olsun ki, onlar zamanında gps nedir bilinmezdi ve ölçülmezdi. Böylece her yönden mucize olduğu kesinleşsin diye ilham olundu. En doğrusunu Allah bilir.

     

    Tahir Burak Doğum Evi Enlem Değeri

    39:55 Ayeti (enlem değeri)

    Vettebiû ahsene mâ unzile ileykum min rabbikum min kabli en ye’tiyekumul azâbu bagteten ve entum lâ teş’urûn (teş’urûne).

    Tabi olun, en güzele (ahsene) Rabbinizden inzal olan. Size, farkında olmadan ve ansızın azap (çetin kıyamet) gelmesinden önce!

    1. ve ttebiû (ve ittebiû) : ve tâbî olun
    2. ahsene : ahsen, en güzel
    3. mâ : şey
    4. unzile : indirildi
    5. ileykum : size
    6. min : den
    7. rabbi-kum : (sizin) Rabbiniz

     

    Devamında ki Ayetlerde;

    39/ZUMER-57 (Meâlleri Kıyasla): Ev tekûle lev ennallâhe hedânî le kuntu minel muttakîn.

    Veya: “Muhakkak ki eğer Allah beni hüdaya erdirseydi, ben mutlaka takva sahiplerinden olurdum.” diyenlerden.

    Ayetin devamında ise “nallaha’n” kelimesi ile “hadi” kelimesi geçer.

    Bu ayetin ilk ve açık manası inzal olanı, yani indirilen Kur’an-ı Kerim’i ifade etmektedir. Ancak tabi olma kelimesinin geçmesi ve ilk kelime olan Tıbbi yani Tıpla ilgili bir yerde (bir hastanede) doğuma işaret edilmesi hikmetlidir.

    Tahir Burak Hastanesi; TE ve BE  harfleri ile başlar. Kısaca T.B diye yazılır. Yani ayet;

    “ve TB’de en güzel şey inzal olan; Rabbinizden size.” “Kıyametten-Azaptan az önce.”

    Manası verilebilir. En güzel şey muhakkak Kur’an’dır. Kur’an da secde ettiren Allah’ın geleceği ve insanların ölçülerini uydularını ve haritalarını dahi evvelden gören Allah’ın sonsuz mucizeleridir. Kıyametten hemen önce tabi olunması ise çetinkıyamete az kalmasına soy isim yoluyla da dikkat çekilmesi için olabilir.

    Bizce hikmetli görülen bu durumun en doğrusunu Allah bilir.

    Tahir Burak Koordinatları 39:32 (39 enlem – 32 boylam)

    39/ZUMER-31-32-33 Summe innekum yevmel kıyâmeti inde rabbikum tahtasımûn. Fe men azlemu mimmen kezzebe alâllâhi ve kezzebe bis sıdkı iz câehu, e leyse fî cehenneme mesven lil kâfirîn.

    (Erdem Çetin) Kayameta günü / Kıyamet günü Rabbinizin katında birbirinize hasım olacaksınız. Allah üzerine yalan söyleyenden, Sadık (doğru) olan size geldiğinde onu yalanlayandan zalimi var mıdır? Kafirlerin yeri cehennem değil mi? (Allah en iyi bilendir) Doğruyu getiren ve onu doğrulayanlara gelince; müttakilerdir.

    “Allah üzerine yalan söyleyen” denmesi ardından, “sadık kendisine gelince onu yalanlayandan” denerek; Allah üzerine yalan söylen kişilerin, “SADIK olanı yalanlayan” olduğu görülüyor.

    Enlem değerlerine ilişkin ayetler; Ahsen- en güzel olanın inzal olacağını ve tabi olunması gerektiğini söylerken, boylam değeri ile birleşen ayetler “Sadık olan geldiğinde onu yalanlamayın” diyor. Ve Allah en iyi bilendir; benim kalbime doğana göre Kıyamet gününün KAYAMETA kelimesi ile aynı şekilde yazılması ve bunun Rabbim tarafından bana verilen bir isim olmasından ötürü (anne ve babamın soy isimleri olması vesilesiyle) şahsımın kıyamet günü ile bir ilgisi olabileceğini düşünüyorum. Allah her şeyi en iyi bilendir.

    Size anlattıklarımda bir hata varsa benimdir. Doğru, güzel ve mucize olan her şeyse Yüce Allah’ındır. Size demiyorum ki ben meleklerle yada Allah ile sürekli konuşuyorum ve “bana anlattığın her şey doğrudur” diyen gizli bir habercim de yok. Umut ve öngörülerimde doğru muyum? Değil miyim? Bunu zaman gösterecektir. Kesin ve dosdoğru bilgi ancak Allah’ındır. Anlattıklarımın doğru olduğuna ayan beyan, açık ve net olduklarına inansam da, vahye dayalı bir bilgi değildir. En azından bugüne dek böyledir. Ama hiçbir mucizenin Allah’tan izin olmaksızın indirilemeyeceğini söyleyen ayet vardır. Bana ve anlattığım birçok aklı başında insana anlattıklarım mucize olarak geldiğinden ve beni doğruladıklarından ötürü bunlar bendendir ve insani düşüncelerdir de diyemiyorum. Rabbim inşallah zamanı geldiğinde gösterecektir.

    Şimdi bize düşen gördüklerimizden mizacımız ve bilgi düzeyimiz ölçüsünde bizlere en büyük mucize olarak gelenleri doğru ve anlayacak kimselere aktarmak ve yeni çağa hazırlanmaktır.

  • SIRAT KOORDİNATLARI VE HAREKESİZ KURAN (7. Bölüm)

    Bir önceki bölümde dünyanın altın oran noktasından 19 derece açıyla, üzerinde 19 enlem uzanan “Sırat” isimli yolun mucizelerinden bahsetmiştik. Bu yolun üzerindeki tüm noktalar arasında altın oran bağıntısı vardı. Hem oranları arasında hem de km değerlerinin altın oran rakamlarıyla belirlenmiş olması nedeniyle tesadüfle açıklanamayacak olağanüstü bir mucizeyi sergiliyorlardı.

    Bu bölümde bahsi geçen tüm noktaların Kur’an’da koordinatları verilerek ayetlerde nasıl anlatıldığına şahit olacağız.

    Koordinat sistemi, 1884 yılında İngiltere’nin önderliğinde, batılı devletlerin “0” boylamını İngiltere Kraliyet Gözlem Evi olarak belirledikleri sayısal yer belirleme sistemidir. Kısa sürede tüm dünyanın ortak yer belirleme dili olarak kabul edilmiştir ve hala geçerliliğini korumaktadır.

    Karaları adeta ikiye ayıran büyük okyanusu haritanın kenarlarına iterek, kıtaları bir arada göstermesi nedeniyle de 0 çizgisini (İngiltere’yi) ortaya alan haritalar kolayca benimsenmiştir. Dünyadaki her noktanın bu ortak sayısal dile göre rakamsal bir karşılığı vardır. Birazdan göreceğiniz belgelerle Rabbimizin geleceği ön gördüğünü ve kaderi yazdığını ispatlayabiliriz. Çünkü bu nokta üzerinde yer alan neredeyse tüm merkezlerin günümüzdeki sayısal değerleri 1400 yıl önce yazılan bir kitapta, bir çoğunu çok açık bir şekilde, bazılarını ise belirgin bir şekilde işaret ederek gelecek hakkındaki bilgisini ortaya koymuştur.

    Ama bu bilgileri anlatmaya başlamadan önce, Kuran’ın orjinalinde ne tür harflere ve yazım kurallarına sahip olduğuna son derece basit bir şekilde bakmakta fayda vardır.

    KURAN’IN ORJİNALİNDE SESLİ HARFLER (HAREKELER) VE BOŞLUK YOKTUR!

    Kuran’ın orijinalinde hareke ve boşluk yoktur. Aşağıda dünyadaki ilk Kur’an yazma örneklerini görmektesiniz. Büyük ölçüde Kur’an kelimelerinde sesli harflerin çoğu yer almaz. (Elif hariç) Peki sesli harfler yani harekeler Kur’an’a ne zaman ve kim tarafından yerleştirildi? Bizzat Haccac-ı Zalim ve görevlendirdiği birkaç kişi tarafından 700’lü yıllarda yani Peygamber As.’ın vefatından 80 yıl kadar sonra.

    Haccac-ı Zalim lakaplı vali; basılan paraların üzerine “bismillâh el-Haccâc” ibaresini yazdırdı. Bu hareketi alimler arasında nefretle karşılandı. Daha sonra diğer Müslüman gruplarla olan savaşı sırasında Kâbe’nin içine saklandıkları gerekçesi ile Kabe’yi mancınıklardan atılan dev kayalarla dövdürüp yıktırdı. Yaşadığı dönemde Peygamber torunlarını şehit eden Emevi krallığının sadık bir valisi oldu ve binlerce sahabeyi daha şehit ettirdi. Kütüb-i Sitte’nin en büyük muhaddisi sayılan İmam Buhari, Haccac-ı Zalim’i güvenilmez bularak hiçbir hadis rivayetini kabul etmedi. Emeviler Haccac’a büyüyen nefret yüzünden mezarının tahrip edilmesi ihtimaline karşı sapa bir yere gömülerek üzerinden akarsu geçirdi. Yine de onun gerçek durumunu Allah bilir. Ancak bu şekilde tanınan bir kimsenin organize ettiği Kur’an noktaları ve harekelerine tam olarak güvenilemez.

    Peki Kuran’da harekeler ve boşluklar olmadığı halde Araplar onu nasıl okuyorlar? Buna verdikleri iki cevap var;

    1. Sözlü gelenek nedeniyle ezberlenen Kur’an yıllar içinde ilk başta nasıl okunduysa o şekilde bugüne taşınmıştır.
    2. Cümlenin gelişinden ve konuya bakarak kelimelerin çoğunu doğru tahmin etmek mümkündür.

    Fakat durumun böyle olmadığını peygamber zamanında bile Kuran’ı farklı anlayıp farklı okuyan insanlar olduğunu görüyoruz ve peygamber onlara izin vermiştir.

    PEYGAMBER A.S. FARKLI OKUMALAR İÇİN NE DEDİ?

    Hareke ve noktalama çalışmalarının aynı dönemde başkaları tarafından da denendiği söylense de, günümüzde bir çok kelimenin harekelendirmesi ile ilgili farklı görüşler ve varyasyonlar vardır. Kur’an orijinal hali ile korunmuş olsa da, orijinalinde yer almayan sesli harflerin ne olduğu konusunda adları pek çok ihtilafa karışmış kişilere güvenmek durumunda kalınmıştır. Onlar çok iyi insanlar olsaydı bile bilinmektedir ki; Hz Peygamber sağlığında Kur’an’ın harekelerinin farklı okunuşlarına izin vermişti.

    Hz. Ömer (ra) şöyle der: 

    “Hişam b. Hakim’in Furkan suresini, okuduğumuz şekilden başka türlü okuduğunu işittim. Çünkü Hz. Peygamber (asm), bu sureyi bana okumuştu. Ona, okumasını bitirinceye kadar mühlet verdim, sonra onu elbisesinden yakalayıp, Peygamber’e (asm) getirdim: 

    “Ya Resulallah! Bundan, Furkan suresini bize öğrettiğinden başka şekilde okuduğunu işittim.” dedi. 

    Peygamberimiz (asm) ona “oku” dedi, o da evvelce benim işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Peygamberimiz (asm): 

    “Böyle nazil oldu.” dedi. Bana “oku”dedi, ben de okudum. 

    “Bu böyle nazil oldu. Kur’ân yedi harf üzerine nazil olmuştur. Hangisi kolayınıza gelirse onu okuyun.” dedi. (Buhari) 

    Harf, Kur’an’da yön ve çeşit manasında da kullanılmaktadır.

    22:11 Vemine-nnâsi men ya’budu(A)llâhe ‘alâ harf(in)(s)

    Meali: İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan (harfle) kulluk eder..

    Bilindiği üzere Hişâm, Kureyşî ve Ebedî’dir. Ömer ise Kureyşî ve Adevî’dir. Adevî ve Kureşî; ikisi de Kureyş’tendir.Kureyş’in, bir tek lüğattan başka dilleri yoktur. Anlaşılıyor ki buradaki fark lehçe yada dilin dönmemesinden kaynaklı değil harflerin farklı seslendirilmesinden kaynaklı bir farktı.

    “Allah (cc) ümmetine Kurân’ı yedi harf üzerine okumanı emrediyor. Hangi harfi okurlarsa onda isabet ederler.” (Buhari) 

    7 Harfin ne olduğu konusunda alimler çatışsa da, benim görüşüm her harfin 7 farklı türde okunabilmesidir. Bu okunuşlar aşağıdaki gibidir;

    Bazıları, Kur’an’ın farklı okunuşları yoluyla dejenerasyona uğrayacağını düşünerek kendilerince iyi bir niyetle şunları söyler; “O yüzlerce yıllık sözlü gelenekle aktarılarak harekelendirme aşamasına geldi, bu nedenle onda asla bir farklılık çeşitlenme söz konusu olamaz”

    Görülüyor ki; Peygamber as. Kur’an’ın farklı okunuşlarına izin verse de sahabeler bunu dejenerasyon olarak görüp şiddetle karşı çıkıyordu. Halbuki Allah resulü bu farklılığa uygun şekilde farklı türevleri ile bazı ayetlerin manasını zenginleştirerek okumaktaydı. Örneğin; Harut ile Marut; iki Melek miydi yoksa İki Melik, yani kral mıydı? Bazıları melik diye okur bazıları melek diye. İkisi de farklı olsa da derinleştirici ve mantıklı bir anlam vardır. Bana göre her ikisi aynı anda doğrudur. Bu Kuran’ın mucizevi yönüdür. Hatta ne melik ne melek, sadece bilgiye MALİK de olabilirler. Hepsi de güzeldir.

    Başka bir ayette “Rabbi İbrahim’i sınadı” yazılıdır. Ama Arapça‘da bir hareke değişimi ile “Rabbi İbrahim sınadı” olarak yazılabilir. Kim bilir ayetin bir diğer anlamı da budur ve içten içe İbrahim’de Rabbinin emri yerine getirdiğinde neler olacağını görmek suretiyle Rabbini gözlemlemiştir ve bu da bir sınamadır. Rabbini haşa zulmeder görse idi ona belki de hikmetini soracaktı ve oğlunu kesse idi bıçak içinden sorgulayacaktı hikmetini. Ama Haşa onda zulüm olmadığını ve her işini muhteşem yaptığını gördü. İsmail’i kesemedi; Rabbinin ne yapacağını gözlemlerken, bıçak boğazı kesmedi.

    Görüldüğü gibi harekelerdeki çeşitlenmeler Kur’an’ı çok daha derin ve zengin bir hale getirmektedir.

    Günümüzdeki Kur’an okuması yanlış değildir. Ama en iyi niyetli halde bile; Haccac ve benzeri mizaçtaki insanların Kur’an’dan anlamayı tercih ettiği ve bunu gelenekleştirdiği, peygamber zamanından başlayarak, tercihen daha çok duyulmuş yada akılda kalmış, zamanla popülerlik kazanan okuma biçimlerini Haccac zamanına taşınmış ve oradan da günümüze gelmiştir. Haccac zamanında çok güçlü ve baskıcı bir rejim olduğundan eski okuma biçimlerinden hangileri tercih edildi bunları bilemiyoruz.

    Yaşanan Sünni-Şii çatışması inanılmaz boyuttaydı ve ikiye ayrılan Müslümanların her biri diğer grubu tamamen yok etmek için amansız savaşlar yapıyorlardı. Bu nedenle birbirlerinin hadislerini bile büyük ölçüde yok ettiklerini, değiştirdiklerini yada tarihten sildiklerini görüyoruz. Birbirlerinin lehine yada aleyhine olabilecek hadisler iki kaynakta farklılık göstermektedir. Peygamber sözlerini dejenere edebilenler muhakkak harekeleri de kendi anlayışlarına göre belirlemeyi tercih etmiş olabilirler.

    Kur’an’ın peygamber dönemindeki zengin okuma biçimleri bazı kelimelerin farklı harekelendirme, farklı yerlerden bölme gibi değişik biçimlerde okunması ve değişik sırlara ulaşılması gibi özellikleri “bu sadece böyle okunur” diye dayatılarak törpülenmiştir.

    Kur’an’daki asıl tehlikeli değiştirme hareketi, harekelerde değil çeviri ve yorumlamada yapılan hatalardır.

    Örneğin;

    “Kadınları dövün” olarak çevrile gelen ayetteki “darabe” kelimesi Kur’an’da 58 yerde tekrar etmektedir ve bunların çoğunda öğüt verme, bırakma, uzaklara gönderme gibi anlamlarda kullanılmışken illa vurun diye çevirmek ne kadar doğrudur? Bu hatayı Arap olanlar bile yapmaktadır.

    Peki Kur’an’ın farklı harekelerle yada kelimeleri farklı yerlerden bölerek ortaya çıkan yeni anlamlar neler gösteriyor? MUCİZELER. Bu yüzden bu tür farklı okuma biçimlerine ilgi ve hayranlıkla bakıyorum.

    Elbet birisi bir gün çıkıp Kur’an’ın ruhuyla hiç uyuşmayan Kur’an’daki yüzlerce ayetin tam zıddı şekilde bir okuma yapabilir. Bu gibi durumlarda şuna bakmalıdır; “Kur’an’ın ruhu ile uyumlu mu? Cümle bir bütün halinde güzel bir mana veriyor mu? Bir mucize de taşıyorsa bu şekilde okunmasında mahsur olmayacağına inanıyorum.”

    Özellikle Arap olmayan veya bağnaz olanlar, demotive edici şekilde “normal halini anladıkça, çözdükçe, derin manaları mı kaldı” diyebilir. Oysa Araplar ve Arap alimler bile bugün bazı kelimelerin farklı okunuşları üzerinde çalışmakta ve bu varyasyonların ve ihtiva eden anlamların üzerinde kitaplar yazmaktadırlar.

    Kitaplarımda bahsi geçen mucizelerin bir kısmında farklı harekelendirme ile ortaya çıkan mucizeler olduğu gibi, doğrudan ayetin geleneksel hali ile de ortada olan mucizeler bir arada gösterilmiştir.

    Ancak Kuran’ı sonradan eklenen harekeleriyle ve tek okunuş biçimiyle kabul etmekte ısrarcı biriyseniz bile ayetlerin içinde gördüğümüz kelimeleri, kodlanmış, gizlenmiş kelimeler olarak görebilirsiniz. Örneğin Mekke’nin koordinatlarını veren ayette “imkanlar” manasına gelen “mekkena” kelimesi geçmesi Allah’ın bir mucizesi olarak görülmelidir. En basit haliyle Mekke kelimesinin harfleri bu ayette bir araya düzenli ve sıralı olarak yan yana gelmiş diyerek hikmetin takdir edilmesi farzdır ve aksini reddetmek mucizeyi reddetmek olur.

    Kur’an’da Barnabas örneği üzerinden harekesiz okuma ile ilgili bir mucizeyi görebiliriz.

     

    BARNABAS VE SALAMİS

    35.Surenin 31 – 33. ayetleri Kur’an’ın önceki semavi kitapları doğrulayıcı olduğu anlatılır. O zamanki kutsal kitaplar Musa’nın Tevrat’ı ile başlayıp Barnabas’ın yaydığı İncil ile bitmişti.

      1. Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir.

    Velleżî evhaynâ ileyke mine-lkitâbi huve-lhakku musaddikan limâ beyne yedeyh(i)(k) inna(A)llâhe bi’ibâdihi leḣabîrun basîr(un)

    Ha-bîrun basîr. (hu barnabas-sır) (O barnabas gizemi) manasına gelecek şekilde okunabilmektedir.

    Ayetin Arapçasına baktığımızda içinde “Kitabi huvelhakku Musa” (Kitabı O gerçek Musa) ve ardından “İbadihi leha barnabas” (Allah’ın kulu Barnabas) kelimelerini görürüz.

    Daha da şaşırtıcı kısım 33. ayetin bitimine kadar Kitabı’ın taşıyıcısı olan seçilmiş insanlardan (havarilerden ve gönüllülerden) bahsetmesi ve bunlardan bazılarının iyi bazılarının kötü yolda olduğunu söylemesidir.

    1. Sonra Kitab’ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.
    2. (Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.

    35:33 ayetinde “altın” kelimesinin geçtiğini görmektesiniz. Altın yol üzerinde altın orana sahip olan şehirlerden birisidir Salamis ve 35:33 koordinatı Kıbrıs yolculuğunun sonu olan Salamis’in koordinatıdır.

    Bakıldığı zaman 35.31-33 koordinatı Kıbrıs’ın batısına havarilerin gemi ile geldiği deniz yolculuğu ve onun bitişi olan, aynı zamanda Barnabas’ın doğduğu ve öldüğü yer olan Salamis’in koordinatları olduğunu görürüz. Salamis başka havariler içinde bir üs ve merkez haline gelmişti. Orada iyi yolda olanların cennete ulaştığına dair açık bir anlatım vardır ve ayetlerin içindeki gizli kelimeler ve koordinatlar onların hikayesini en güzel şekilde anlatmaktadır.

    Bilindiği gibi havariler İsa’nın vefatından sonra birbiri ile çatışmışlar ve havarilerin başı olan Barnabas, Pavlus’u Tevrat’a uymamakla, Rabbin sözlerinin değişmez oluşunu göstererek ve İsa’nın hiç söylemediği şeyleri söylemekle Pavlus ve taraftarlarını suçlamış ve onlardan ayrılmıştı.

    Bu mucizeyi de Mekke’nin koordinatlarına sahip olan ayette “Mekkenehum (imkanlar)” kelimesi içine gizli “Mekke” kelimesi görülünce bunu büyük bir incelik ve mucize kabul eden alimlerin, tesadüfle açıklanması imkansız yeni keşifleri de Allah’ın mucizesi olarak kabullenmeleri gerekmektedir.

    Bazı insanlar dar bir düşünce ile “Kur’an neden böyle şifreler gizemler saklasın ki” diye düşünebilir. Bu bir eksiklik değil bir fazlalık, üstünlüktür. Avamın anlayacağı manaların da çok daha derininde, alimler için bambaşka manaların da olması Kur’an’ın sahibi olan Allah’ın meziyetidir.

    Usta şairler bilinmeyen bir sevgiliye yazdıkları şiirlerde sevgilisi izhar olmasın, suçlanmasın diye, sevgilinin ismini mısra başlarına yada iki kelimenin birleştiği yerlere ustaca nakşederlerdi. Ancak o sevgilinin ismini bilenler o şiirin içinde ona gizlice neler söylendiğini çözümleyebilirlerdi.

    Bu yazının derinliğidir. Bir şiirdeki mısranın sayısı ve mısradaki harflerin sayısı, sevgilinin ev adresini yada gps değerlerini veriyorsa ve buna rağmen metin muhteşem yazılmışsa, o şairin elini öpmek icap eder. Eğer 1400 yıl önce yazılmış bu edebi metin gelecekte ortaya çıkacak rakamları ve enlem boylam ölçülerini bilerek bunları mısralarına rakamlar verip kodluyorsa o zaman o edibin sadece elini değil, ayaklarını da öpmek, secde etmek gerekir. Çünkü geleceği hakkıyla bilen ancak Yüce ALLAH’tır.

  • TÜM DİNLERE GÖRE İLK CENNET ANADOLU’DADIR (9. Bölüm)

    Hem Yahudilikte, hem Hristiyanlıkta hem de İslam dininde cennet bu dünya üzerindedir.

    Ek olarak; Kuran’a göre yeryüzünde yer alan cennet, gökyüzüne uzanan bazı kuleler, uçan evler (gurfeler), gök kapıları ile ulaşılabilen başka yerlerle genişlemektedir.

    Yahudiliğin cennetinde de asla gece olmuyor, hep aydınlık. Hatta güneş 49 kere daha parlak ve bütün hastaları iyileştiriyor. Her yerde 90 bin çeşit bitki kokusu var, “olamhaba”dakileri sarhoş ediyor. 70 bin hizmetkar melek, bülbül sesleriyle devamlı şarkı söylüyor. Herkesin etrafından süt, bal ve şarap akan, altından, asmalı bir tahtı var. Görkemli şölenler de cabası… Bu baştan çıkarıcı dünyada yine de cinsellikten bahsedilmiyor. Tevrat’ın Eyüp bölümünde yer alan ifadelerden cehennemin ise derin bir çukur ve zifiri karanlık bir yer olduğu, kargaşa ve kaosun yaşandığı, cesetleri kemiren kurtların bulunduğu anlaşılıyor.

    TEVRAT’TAKİ CENNET ANADOLU’DAYDI

    8 RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu.

    9 Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacı ile iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı.

    10 Aden’den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu.

    11 İlk ırmağın adı Pişon’dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar.

    12 Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur.

    13 İkinci ırmağın adı Gihon’dur. Kûş sınırları boyunca akar.

    14 Üçüncü ırmağın adı Dicle’dir. Asur’un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat’tır.

    15 RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu.

    Tevrattaki dört nehirden Gihon ve Pison ırmaklarını Seyhan ve Ceyhan ırmakları olarak yorumlamaktadır.  Atatürk zamanında hazırlanan Güneş-Dil teorisi ders notlarına dayanarak Irk, millet ve dil konularını inceleyen bir yazıda Dicle ve Fırat’ın dışındaki Gihon ve Pişon nehirlerini Seyhan ve Ceyhan ırmakları olarak tanımlamaktadır.

    Seyh-an ceyh-an / giş on – piş-on

    5000 yıl önce Sümer ve Akad metinlerinde Dicle ve Fırat arasına “Subartu” denirdi, anlamı “iki ırmak arası” idi ve buraya yerleşmiş halka da “Subaru” denirdi. Yukarı Dicle boylarının ilk medeni halkı Subaru’lardan sayılan Hurrilerdir.

    Tevrat’ın cennetin yerini anlatan ayetlerini incelersek; Rab kendi bulunduğu konuma göre yakın ama doğuda kalan bir yere cennet isimli çok büyük bir bahçe dikmiştir. Bu bahçeden 4 ırmak doğar; Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan. Bu durumda Rabbin eski çağlarda yeryüzüne kurduğu tahtının bulunduğu cennetin yanındaki yer İç Anadolu – Ege Havzasına karşılık gelmektedir.

    YUNAN MİTOLOJİSİNDE TANRININ KRALLIĞI EGE’DEYDİ

    Mitoloji tarihinde Afrodit’in Anadolu’da bir çok tapınağı bulunmuştur. Dionysos tüm Anadoluyu dolaşmıştır. Geçmişte pek çok sözde Yunan Mitoloji tanrısı Anadolu’nun ortalarından Ege Denizine, oradan da yine 40. enlemde yer alan Olimpos Dağına kadar uzanan bir hatta doğmuş, yaşamış ve ölmüştür.

    Mitoloji tarihine göre her bir tanrı aslında mutlak Tanrı’nın yeryüzünün idaresini bıraktığı meleklerdi. Kimi denizlerden, kimi üremeden, kimi rüzgarlardan sorumluydu ve yeryüzündeki dengeden sorumluydular. Rab onlara hizmetlerinin karşılığı olarak yeryüzündeki her şeyden ve her canlıdan faydalanma imkanını vermişti. Onların insanlara dini anlatmak gibi bir görevi yoktu, peygamber değildiler. Görevlerini yapıp zevk-ü sefa içinde yaşadılar. Mutlak yaratıcı Namma yani Allah; Rahman sıfatına bürünüp yeryüzüne geldiğinde onların halini beğenmemiş olacak ki; köleleştirdikleri ve oyuncak ettikleri insanoğlundan birini yeryüzünün yeni halifesi seçmeye karar verdi. Melekleri insanlara saygı göstermeye zorladı. Onların insanlara görünmesini ve onları kullanmasını yasakladı. Bir kısmı isyan etti. Hikayenin gerisini tüm incelikleri ile size farklı bir bölümde anlattım.

     

    KUR’AN, CENNETİN ANADOLU’DA OLDUĞU BİLGİSİNİ DESTEKLER

    Kur’an’da cennetin çoğunluk için yeryüzüne kurulacağı şu ayette net olarak ifade edilmiştir.

    İlginçtir ki; 39:73 yüzdelik enlem değerleri yine Ankara’dadır. Bir derece 60 dakika olduğundan bunu 40:13 olarak ele alırsanız Bağder-Nalıhan sınırlar içinde olursunuz. Bu bölgede Karadeniz ormanları başlar. Yani tüm işaretler bize İç Anadolu, Bağder’den başlayan ve Olimpos’a kadar uzanan bir Tanrı Krallığından bahsetmektedir.

    Zümer 39:73-74

    Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk olunurlar. Oraya geldikleri ve kapıları açıldığı zaman, bekçileri onlara der ki: Selam size, hoş geldiniz. Artık ebediyyen kalmak üzere cennete girin. Onlar da şöyle derler: “Verdiği sözde bize sadık olan ve cennetin dilediğimiz yerinde yerleşelim diye yeryüzünü bize miras bırakan Allah’a hamd olsun. İyi amel sahiplerinin mükâfatı ne güzeldir!”

    RAHMAN: 50

    İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.

    NİSA:57

    İman edip salih ameller işleyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. ()

    Hadisler Tevrat’ı Doğrulayıcı Nitelik Taşır

    Ahmed bin Hanbel`in Müsned`deki hadis de şöyledir:

    “Dört nehir cennetten fışkırmıştır: Fırat, Nil, Seyhan, Ceyhan.” Fahrüddin er-Raz”,

    Mü`minûn Suresi`nin 20. ayetinin açıklamasında İbn Abbas`tan (r.a.) şu bilgiyi aktarır:

    “Cenab-ı Hak cennetten beş nehir indirmiştir: Seyhan, Ceyhan, Dicle, Fırat ve Nil.”

  • 7. KAPI “NALLAHAN” ve “ANKARA” İSİMLERİ SIRLARI (5. Bölüm)

    “Kara” isminin sırrı nedir? Çocukluğumdan beri “Ankara” adı nereden gelmiş merak ederdim. Çünkü ben baba tarafından KaraHisar Köylüydüm. Ankara’da doğmuştum. “Neden ‘kara’ gibi karanlığı çağrıştıran bir kelime ile her şey isimlendirilir ki?” diye düşünürdüm. Sümerlilerde kendine “karabaş” derlermiş. Kur’an’da “Ka” ve “Ra” harflerinin birleşimi ile başlar.

    Bize, okullarda Mısırlıların Anadoluya saldırıp daha sonra yenilip kaçarken gemi çapalarını Ankara’da  bıraktıklarından ötürü “Anchor” kelimesinden türediği anlatılmıştı. Hangi ordu yüzlerce kilometre çok ağır gemi çapalarını yanında götürür ki? Ve hangi ordu tüm malzemelerini toplayıp dönmesi için en gerekli malzemelerden biri olan çapayı almaz ki? Anlaşılan bu hikaye de bir gerçeği karartmak için uydurulmuş hikayelerden biriydi.

    “Anka-Ra” kelimesi… “Ra’nın (Işığın) ruhu veya onun yansıması” demektir… Anka kuşu da “Kutsal Ruh’un kuşu” manasına gelmektedir.

    Bazı kelimeler Türkçe’de “Kara” yani “kutsal ruh” kelimesinden türemiştir.

    Karı, (yağan) Kar, (ticari) Kar, Kuran, Karen, Kur, Kerim, Kura…

    TARİHTE “KARA”

    Lâtince “carus” veya “karo”, “sevgili” veya “değerli” demektir. Faziletli, yüksek meziyetlere sahip olan… Bir zamanlar Roma Hristiyanları “Caritas” ismini çok kullanırlarmış. İspanyollar “Caridâd” ve İsveçliler “Karita” derlermiş. Bu arada Makedonya’nın kutsal şahsı Terasa Nine’nin üstlendiği misyon da Batılılar tarafından “caritas” olarak adlandırılırmış. Budist gelenek ve Pali dilinde “kara”, karakter anlamına gelirmiş. Karakterli, yani, “…gibi olan” veya “…şeklinde davranan”… “Su” ön takısıyla birlikte geldiğinde, örneğin “sukarita” kelimesinde olduğu gibi, “doğru”, “iyi davranış” manası çıkarmış ortaya. Kimi bilim adamları “caritas” kelimesini Greklerin “cha ris” terimine bağlıyorlar ve “üstün zekâlı”, “akıllı”, “Tanrının kendisine yüksek meziyetler bahşettiği kişi” olarak anlıyorlar.

    George Smith isimli bir bilim adamı Sümer çivi yazısından onun adını “Kara Kardaş” olarak okumuş ama galiba herkes aynı fikirde değil… Rev. Sayee çivi yazısını “Kara Mu radaş” biçiminde değerlendirmiş. Anlamı “tanrı Muradaş’ın” veya “Bel’in hâ dimi” demek… Bu okuma anlamlı gözükmüyor… Fakat Sayee’nin “kara” sözcüğünün “hâdim” anlamında değerlendirmesi ilginç… “Kara, hâdim” veya “hizmetçi” demek… Veya “tanrının ismini yükselten kişi…” Tanrının gâyesi uğrunda krallık yapan… Onun irâdesini ve mesajını yükselten… Kara’ya bağlıyım, amacım ve hedefim Kara’dır. “Gâyem, İlâyı Kelimetullâh (Kara) ile Nizâm-ı Âlemi kurma davasıdır.”

    Hindistan’ın kutsal kitabı Rig Veda’da “Kara” sözcüğünün Rig Vega’da yer aldığını görüyoruz. “Başarılı an” anlamına geliyor… Kara, “abhika” demek veya “an denen zaman diliminin etkin kullanılması”… Kara, Cennet ve Dünya için Güneş ve İndra’nın birbiriyle kavga etmeleri anlamında… Veya kara, “ihtiyacı olan kişilere yardım etmek” demek… Semâvî nitelikteki “Baba” ile kızı olan “Gün Batımının” anlık olarak bir araya gelmesi veya birbirine kavuşması… Yani tevhit… Kala, Kara veya Abhika aynı şey demek… Zaman’a işaret ediyor… Varlığın yaratıldığı İlk Zaman’a… Yani Heyulâ-i Evvel’e… An’ın “birden bire yaratılmış olmasına”… Tanrının evreni yarattığı o ilk zamana…

    “Om-Kara” diye bir kelime var. Hint dilinde kutsal bir sözcük… Kutsal bir ses… Veya kutsal bir simge… Atman-Osman adlı “içsel ruha” (nefse) veya “Brahman” adlı “İlâhi gerçekliğe” (tanrıya) işaret ediyor. Hintlilerin kutsal metinlerinin hemen başında veya sonunda bu sözcük yer alıyor. Veda’ları okumaya “Om Kara” diye başlıyorsunuz ve okumayı sonlandırdığınızda her zaman “Om-Kara” sözcüğüyle tasdik ediyorsunuz. Om-Kara, “Zamanı O yarattı” veya “Zamanın sahibi O” anlamında… “Om-Kara” terkibi “Aum-Kara” veya “Om-Hari-Om” şeklinde de okunuyor. Aum’un A’sı A-Kara, U’su U-Kara ve M’si Mâ-Kara demek… Anlamları; yaratılış, koruma, çözülme ve teslim olma… Bir tür zikir… Derin gerçekliğe dalma veya “Oluş”un künhüne vâkıf olma anlamında… Latincede bunlara “mantra” adı veriliyor. Acıları, üzüntüyü ve kederi giderdiği iddia edilen bu tür bir mantra örneğini Youtube’a koymuşlar üç saatten fazla sürüyor… On dakikadan sonra uykunuz gelebilir… Gerçekliği yakalamak, gerçeği anlamak veya derin bir tefekkür deryasına dalmak için belki dinlemeyi düşünebilirsiniz… Oom-Hari-Oom… Aum-Kara Oym… Aym-Kara’ yımm… Ay’em Kara’yımm… Ben Kara’nın ruhunu taşıyan…

    “Tirsan-Kara” bir diğer kavram, Tirsan-Kara (Tirthan-Kara )… Erişilmesi çok zor olan bir statü… “Tam aydınlanmış” yani “İnsan-ı Kâmil” olmuş kişilere verilen unvân. Milâttan önce 2000’li yıllara çıkıldığında dahi “Tirsan-Kara” adı verilen kişiler var. Mezopotamya’da peygamber Hz. İbrahim’in topraklarında ve Hint ülkesinde “Tirsan-Kara” adı verilen ermişler… Bunlar “ölüm ötesi” ile “hayat” arasındaki köprüyü kuran kişiler… Veya insanlara “geçit yerleri” inşa edenler… İnsanların “acı okyanusunu” geçmelerine yardım edenler… Tirsan-Kara’lar Budizm ile aynı zamanda gelişen Canizm dîninin peygamberleri, ermiş insanları… Canizm dîninin mensupları onları peygamber olarak görüyorlarmış… Fakat bizim inancımızda yerleri yok… Canizm’in kurucusu olan Mâ-Havira’nın yirmi dördüncü ve son Tirsan-Kara olduğuna inanılıyormuş. Tirsan-Karalar ve sürekli onu zikrediyorlarmış. Tirsan-Karalar tanrı değiller ama tanrıya ulaşmak için vasıta olarak görülüyorlar… Tirsan-Kara, maddî Dünya’dan kopup Nirvâna’ya ulaşan kişi…Ruhunu özgürleştirebilen… Tirsan-Kara felsefesinin Hindu geleneğinden alındığına inanılıyor ve aynı zamanda Krişna ile ilintili olduğuna… Tirsan-Kara sözcüğü Latince’de “Tirthan-Kar” veya “Tirthan-Kara” şeklinde yazılıyor. Bizdeki “Hünkâr” sözcüğüyle âlâkalı gibi… “Tanrıyla görüşen Kral” anlamında… Hünkâr, “Hânı-Kara” demek… Yani “Kara” adı verilen tanrı ile bir şekilde bağlantılı olan… Hint dünyası, Ortadoğu ve Orta Asya toplumlarından farklı olarak kendine özgü bir kara felsefesi geliştirmiş. Özü ulûhil, fakat görünümleri diğer toplumların kara’larından oldukça farklı… Hâ-Ukara, Hâ-İkara, Atha-Kara, Ha-Kara, İ-kara, U-Kara, E-kara, Ohâya-Kara, Hin-Kara…

    “Kara” Kelimesinin Anlamları: Kara, İbâdet veya sâlih amel demek… Karaka; Dini görevlerini yerine getiren kişi… Karu; Şâir. Kari; Kara demek… Veya Kala… Veya Kala’nın dişil olanı… Kala zaman’dır…

    Kara Hanlar veya Kara Krallar Hanlara, liderlere veya krallara “kara” unvânının yakıştırılması ne zaman başladı bilmiyoruz. Milâttan önce 3200’lü yıllarda “Kauravas” isimli bir liderden söz ediliyor. Ataları “Kuru” veya “Kara” lâkaplı bir soydan geliyormuş. “Kaura Vas” kelimesini “Kara-Baş” şeklinde okursak çok da yanlış olmaz. Afganistan ve Hindistan topraklarında milâttan önce 3000’li yıllarda eğer “Kara-Baş” kelimesiyle karşılaşıyorsak Etopya’yı, Somali’yi, Mısırı, Sümerleri ve İndus Vâdisi’ni tümleşik düşünmek zorundayız demektir. Hintlilerin meşhur kutsal kitabı “Muhâverât” veya “Konuşmalar” büyük ölçüde o vakitler “Kara-Baş” olarak anılan bu liderin yaptığı savaşı anlatıyormuş.

    Brahma: Evrenin veya her şeyin yaratıcısı… Kerâi için karâi okuyan tanrı… Batılılar bu şifreyi çözememişler. Ben söyleyeyim, “Kara için okumalar yapan tanrı” demek… Veya “Kara için okumalar yapan Avatar, Elçi”… Ve onun kara ile gerçek bağlantısı şuradan geliyor. Her zaman sırtına siyah antilop derisinden yapılmış bir elbise giyiyor. Belki siyah tenli değil, ama siyah giyiniyor, Kerâ’ya Kara okuyor… Tanrı veya tanrının yeryüzünde tecessüm etmiş hali…

    Karuna Dişisel tanrı… Şefkat ve merhâmet sahibi… Bizi besleyen ve büyüten kutsal ana… Her zaman rahatlatan ve seven… Affeden… Ayırım gözetmeden sevgisini veren, gerektiğinde fedakârlık yapan, koruyan… Cefâyı, ıstırabı bütün insanlardan ve yaratıklardan gidermeyi amaçlayan… Bu gâye ile yaşayan… İyileştiren, tedavi eden… Derman sahibi… Karuna, “karu ana” demek veya “kara ana”… Karûna, MÖ 500’lü yıllarda ortaya çıkan Budizm inancıyla ilgili. Budistlerin süslü resimlerle allayıp pullayarak pazarladıkları bir kavram… “Kişileştirilmiş tanrı” inancına sahip değiller ama “karuna” kelimesinin anlamını değiştirerek belli bir inanç sistemi oluşturmayı başarmışlar. Hindistan’da, MÖ 3000’li yıllarda yaşamış “Krişn”a adlı bir avatar var. Yani, “tanrı temsilcisi”… Tanrının Dünya’daki enkarnasyonu…[1]

    “NALLAHAN” İSMİNDE GİZLİ ANLAM

    Ankara’nın en batısında yer alan, Karadeniz’e ve Bolu’ya komşu güzel ilçelerinden birisidir Nallıhan. Eski adı “Karahisar” beldesidir.

    Eskiden Mısır Valisi olan daha sonra Osmanlı Veziri olacak Nasuh Paşa Osmanlı-İran Antlaşmasından İstanbul’a dönerken bugünkü Nallıhan ilçe merkezinin bulunduğu yerde, atının nalı düşmüş ve konaklamıştır. Bir vadi içindeki bağlık, bahçelik ve ormanlık bu alan çok hoşuna gitmiş ve buraya kırk odalı bir han, bir hamam ve bir cami yaptırmıştır. O günden itibaren Nallıhan ilçe merkezi burada gelişerek büyümüştür. Halk Nasuh paşaya olan sevgi ve teşekkürünü ifade etmek için uğurlu geldiği düşünülen düşen nalı hanın kapısına asarlar ve ilçenin adı o günden sonra “Nallıhan” diye anılır. Ancak yerel halkın diline bu kelimeyi söylemek zor geldiğinden tüm bölge halkı ve biz de dahil “Nallahan” olarak söylemeye devam etmekteyiz. Memleketim olan bu beldeye yaptığı hizmetten ve adını duyurmasından ötürü kendisine Selam olsun. Allah benim de doğum günüm olan 5 Ağustos’da ona Osmanlı Sadrazamı olma görevini lütfetmiştir.

    Ahmed Yesevi’nin talebesi olan Taptuk Emre; Yunus Emre ve hocası Taptuk Emre bu beldenin köyündeki dergahta ermiş ve uzun yıllarını Nallahan’da geçirmişlerdir. Yetiştirdikleri diğer alimler Nallahan’ın bir çok köyüne yayılmış ve buralarda türbeleri bulunmaktadır. Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultan türbesi de Bağder’in yakınında Tekke köyündedir.

    Nallahan ismi “N – ALLAH-HAN” olarak  düşünülürse “N (bilinmeyen-gizli)”, “ALLAH HAN” olarak okunabilir. Yada “N-ALLAH-AN”  olarak düşünülebilir. Allah Teala her şeyi en güzel şekilde isimlendirendir.

    Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli’ye:

    “Sen de Anadolu’ya (Rum diyarı: Roma ülkesi) yönelesin. Orada sermest hak dostları ve gerçekler çoktur. Doğru meşrepler ve silsileler Muhammed Ali’ye çıkar. Amma yol bilmezler. Seni rum erenlerine baş kıldık.” diyerek onu Anadolu’ya gönderir.

    Anadolu’da elbette Hacı Bektaş’tan önce de dervişler vardı. Onların üzerine başkan olarak gönderildi, Hacı Bektaş. Derledi, düzenledi ve yaygınlaştırdı.

    Hacı Bektaş-ı Veli, Taptuk Emre’yi yetiştirip Nallahan’a tayin etti.  Sonra kendisine gelen Yunus Emre’deki istidadı görüp onu Nallahan’a Taptuk Emre’ye gönderdi. Yunus Emre’nin tam 40 yıl dergaha odun taşıdığı söylenir.

    Hacı Bayram-ı Veli de, padişahın Edirne’de sarayın ve Edirne halkının mürşidi olarak kalma davetini reddedip, Ankara’da kalmak istediğini söyler ve Ankara’ya yerleşir.

    KARAHİSAR KÖYÜ SIRLARI

    Köyüm Hakkında Genel Bilgiler

    Eskişehir-Nallıhan yoluna 8 km. mesafede, ilçeye uzaklığı 29 km. olup, 46 nüfusludur. Köy adını “Karahisar Kayası” denilen ve üzerinde sur kalıntıları bulunan, oldukça dik ve sarp kayadan almıştır. Geleneksel mimarinin korunduğu köyde bulunan eski ahşap cami ve minaresi yıkılmak üzeredir. Yeni cami yapılmıştır. Orman köyüdür.[2]

    Ankara iline 181 km, Nallıhan ilçesine 19 km uzaklıktadır. Karahisargölcük köyü Ankara Nallıhan ilçesine bağlı bir köydür. Köyün ilk yerleşimi MÖ.4. ve 3.yüzyıllarda Frigyalılara aittir.

    Köyün toprakları Bizanslılardan sonra sırası ile Selçuklular, Danişmentliler, Candaroğulları ve (Osman Beyin kısmen) Orhan Gazinin bölgeyi (Nallıhan’ın tamamını) fethi ile birlikte resmen Osmanlılar yönetimine geçmiştir ve Nallıhan’a bağlı bir köy olarak Nallıhan ile birlikte zaman içerisinde önce Bursa sancağına ( Bursa Osmanlı başkentidir) daha sonra Ankara’nın fethi ile birlikte Ankara sancağına bağlanmıştır.

    Geride verimli bahçeler olan Yanışlar ve Bağman bahçelerini bırakmışlardır (Bölgenin bağ ve bahçelik olması ve orada o dönemde zengin bir beyin de bağ beyi bulunması nedeniyle “Bağman” denilmiştir.) O tarihlerde “Yanışlar” mevkinde birkaç Ermeni ailelerin bulunduğu hatta orada bir de toprak çömlek fırını bulunduğu bilinmektedir. Günümüzde sadece kalıntıları görülebilmektedir.

    Köyün bugünkü yerinde, orta mahallesinde bir kayada (bu kaya evimize bitişik duruyor ve iki bahçesinin arasında kalıyor) Bizans ve Roma dönemine ait kaya içine oyulmuş oda ve kapısında kabartma izi vardır ve bugün bile rahatlıkla görünmektedir. (Bu kayanın resimlerini aşağıda görebilirsiniz. Hilal ve yıldız şekilli bir kabartmadır) Buradan da anlaşıldığı üzere köyün şu an bulunduğu yerin tarihi MÖ. öncesine dayanıyor. Köyün altında büyük bir şehir bulunduğu söylentiler arasındadır.

    Köy halkının önemli bir kısmı Osman Gazinin emriyle köyü kuran ve yerleşen Oğuzların Kayı boyu Karakeçili aşiretinden Türkmen-Yörük taifesindedir. Köye daha sonraları birkaç aile ve yine 1850’li yıllarda dönemin padişahının emri ile konar göçer göçebeler yerleşik düzene geçmiş ve köye de birkaç göçebe aile katılmıştır.

    Daha öncelerinde ise ipek yolu ticareti yapan kervanlar ve krallar Bolu-Göynük yolunu kullanmadı ise büyük İskender ve tarihçi Marco Polo bu güzergahı ( Nallıhan-Karahisargölcük köyü Gölpınarı mevki – Demirköy yolunu ) kullanmıştır. Köy içindeki kayaya oyulmuş mağara ve kapısındaki tarihi kabartma yazı köy mezarlığının yanındaki kayalık tepenin üstündeki eski kral mezarı buna delil sayılabilir. (MÖ. köylerdeki en yetkili kişilere kral denirdi). Bugün bildiğimiz gibi sadece bir ülkenin değil birkaç yüz kişiyi de yöneten kişi aynı zamanda o bölgenin de kralıdır. (Kent devletleri gibi)

    Köyün tarihi yerleri Yanışlar mevkiindeki sivri kaya, bir şehir efsanesi olan gelin kayaları (gelin alma alayına benzediği için), Gökçekaya barajında balık avı, sular çekildiği zaman kalenin burçları, köy içinde ne zaman yapıldığı bilinmeyen kaya içine oyulmuş mağara ve kapısındaki kabartma yazı (köyümüz içinde bulunan kaya mezarının üçgen alınlıklı kabartması) vardır. Kaya anıtın hemen altında dikdörtgen kapı ile girilen 2×2.5 m ölçülerinde Frigya dönemine ait ait mezar odası mevcuttur. Kayaya oyularak yapılan mezar odası, dikdörtgen planlı basık beşik kemer çatılıdır -kaynak 2006 A.E.- hangi zamana ve kime ait olduğu bilinmeyen mezarlık yakınındaki kayalık tepenin üstündeki kral mezarı, mezarlık içinde tarihi Osmanlı mezar taşları vardır.[3]

    [1] Hümer Şencan; KARA

    [2] http://www.ankararehberi.com/nallihan-koyler.html

    [3] http://archive.is/TXsJf#selection-567.0-567.1050

  • KURAN’DA ALTIN YOL MUCİZESİNE İŞARETLER (6. Bölüm)

    40: 36 Firavun dedi ki: «Ey Hâmân! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim.»… Göksel (İlahi) yollara… Böylece Musa’nın rabbini bulurum… İman eden o adam şöyle dedi; “Bana tabi olun ki ben sizi İrşad Yolu’na ileteyim.”

    40X36=1.440 (İman eden adama lütfedilen İlahi Yollar ve kule mucizeleri keşfinin gerçekleştiği yıl)

    Kule 40. Enlemden başlamaktadır. Bu ayetler arasında Mümin bir kişi ile Firavun arasındaki konuşma; uyarılar ve kule yapımı, kulenin Allah ile ilgili bazı gizemli ilahi yollara ulaştıracağı gibi konulara değinilir.

    Ayrıca bu 40 ile mühürlenmiş 4’gen piramit kulenin ortaya çıktığı tarih surenin ayet sayısı ile de belirlenmiştir. 40X36=1.440  Hicri yılı olduğunda Allah bu mucizenin keşfini nasip etmiş ve dünyaya açıklamam için bir imkan vermiştir.

    Sırat 31. boylamdan başlar 40. boylama dek devam eder.

    Sırat-ı Müstakim Kelimesi Kuran’da 31 kez geçer. [1]

    Başlangıç noktası olan Bağder’in koordinatları 40:31‘dir.

    (Sırat’ın bitiş enlem değeri ile bitiş boylam değeri aynıdır  40)

    Bu mucize 1440 yılında 40 yaşındaki Bağderli tarafından;

    Tam 40.00 enlemde keşif ve ilan edilmiştir.

    Sırat güneyden 21. Enlemden başlar 40. Enleme kadar çıkar. Bu hatta özellikle İbrahim soyundan gelen tüm peygamberler yaşamıştır. İşte bu rakamlarla ifade edilen 2.140 ayeti bize İbrahim ve soyunu tek tek saymıştır. Bu ayette aynı zamandan dinlerin tekliğine atıf yapması şaşırtıcıdır.

    2:140

    Yoksa siz: “Muhakkak ki İbrâhîm (a.s), İsmail (a.s), İshak (a.s), Yakup (a.s) ve torunları yahudi veya hristiyan’dılar” mı diyorsunuz…

    Başlama noktası olan Bağder ayetinde ise bu sefer peygamberler değil de gönderildiği kavimler Nuh’tan itibaren tek tek sıralanmıştır. Ve sonrakiler diyerek de tümü ifade edilmiştir.

    40:31

    Nuh, Adin ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonraki kavimlerin durumu gibi. Ve Allah, kulları için zulüm dilemez.

    Misle de’bi kavmi nûhın ve âdiv ve semûde vellezîne min bağdihim, ve mâllâhu yurîdu zulmen lil ibâd(ibâdi).

    Ayetin Arapçasında 40.31 koordinatında kurulumu gerçekleşmiş olan Diwos isimli okulun ve Bağder kelimesine yapılan atıfı da görmekteyiz.

    11.56

    «Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır (Dümdüz bir Sırat’ta (Yoldadır).»

    16.121

    Allah’ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola (Sırat’a) iletmişti İbrahimi

    6.82

    Atalarından, soylarından, kardeşlerinden bir kısmını da… Onları seçtik ve onları dosdoğru bir yola (Dümdüz bir Sırat’a) kılavuzladık. 

    6:153

    Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin! Yoksa bu hal sizi O´nun yolundan uzaklaştırıp parçalara böler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size. 

    7:16

    Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun (Sırat’ının) üzerine kurulacağım.” 

    7:86

    “Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O´na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoğalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!

    Arada yine 70 ayet var.(7:86-16)

     

    7 durağın köşeleri oluşturduğu yol.

    [1]http://www.kuranmeali.com/ArapcaAra.php?kelime=%D8%B5%D9%91%D9%90%D8%B1%D9%8E%D8%A7%D8%B7%D9%8E&AramaTipi=hepsi&ara=ara

    Bu sayfada “Sırat” kelimesi aranmıştır. مستقيم (müstakim) kelimesini de sayfa içinde aratınız. 33 çıkacaktır. Sadece 2 ayette “sırat” ile “müstakim” kelimesi arasına 1. de “rabbike”, 2. de “Ala” kelimesinin girmiş olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla “Sırat” ve “müstakim” kelimeleri birleşik olarak 31 kez Kuran’da geçmektedir.

    7 ve 19 SIRRI

    Daha önce dünyanın altın oran noktasının Mekke sınırları içinde tavaf eden bir nokta olduğunu anlatan bir mucizeyi sizlere ulaştırmıştım. Ve altın oranla ilgili bir çok mucizevi levhayı, ekran ve belgeyi sizlere sunmuştum.  Tüm dünyadan milyonlarca insan tarafından izlenmiş, nice bilim adamları tarafından gerçek mucizeler olarak tanımlanmıştı.

    Çizgiyi ve üzerindeki 7 önemli noktayı birlikte inceleyelim.

     23:17

    Yemin olsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık! Ve biz yaratılmışlardan gafil de değiliz.

    (Dünya haritasında mim’lerin doğduğu noktalardan oluşan PİRAMİT şeklinin üzerinde 7 yol gözükmektedir.)

     

    7 UYARICI

    15:87

    Yemin olsun ki, (Ya Muhammed) biz sana 7’yi, mesaniyi ve şu büyük Kur´an´ı verdik. 

    Aşağıdan yukarı doğru elçilerin ve uyarıcıların yaşadığı şehirler.

    Mekke (Muhammed ve Adem)

    Al-Ula (Salih)

    Medyen (Şuayb)

    Sodom (Lut)

    Kudüs (Meryem, Yahya, İbrahim ve Sayısız Peygamber)

    Salamis (Havariler Barnabas, Markos, Saul)

    Ankara – Bağder – KaraHisar Köyü (Erdem Cetinkaya Meta – Uyarıcı Mü’min)

    Uyarıcı ve peygamberlerin ve havarilerin yaşadığı dinler tarihindeki bu önemli 7 şehrin aynı çizgi üzerinde olması sizce bir tesadüf müdür?

    21. enlemden 40. enlemin 7. dakikasına kadar uzanan bu çizgi tüm ibrani/göksel dinler tarihinin hikayesi gibidir.

    Bu çizginin nasıl Altın Oranla mühürlü olduğunu iç içe geçmiş ölçülerle pek çok  mucize taşıdığını da göreceksiniz. Daha sonra da bu çizginin 7 Mim’lerin doğum yerleri ile yine altın oran ölçüleri taşıyan muazzam bir kuleye dönüştüğünü, bunun da kutsal kitaplarda daha önce haber verildiğini göreceksiniz inşallah. Sabırla sonuna kadar okuyun.

     

    FATİHA HER ŞEYİN VE KURAN’IN ÖZÜDÜR

    Fatiha 19 harfli Besmele ile başlar. Ebced’i Altın orandır. Yani zahiri 19; batını gizli olanı Altın Oranı ifade eden bir mesaj verir. Tamamı ise 7 ayettir. Bir Müslüman sünnetlere riayet ederken namaz kılarsa günde 40 kez onu okur. Farzları kılan ise 17 kez onu okur.

    1, 19,  (Altın Oran), 7 ve 40 mührü vardır.

    Kuran’ın ilk ayeti olan besmele, her surenin de başındadır.

    Bismillah 1 kabul edilmelidir. Errahman, Errahim ise 618 değerini verir. Yani Altın Oranın sabit olan değerini. Böylece besmele 1,618 olarak ifade edilir. Bismillah 1 değilde parçalanmış ebced değerinde hesaplanırsa 168’dir. Bu da Altın Oran rakamlarından oluşan yine harikualde bir ifadedir.

    FATİHA SURESİ EBCED DEĞERLERİ

     بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

    (Errahmanerrahim618, BismilAllah168)

    الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ  (582)

    الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ  (618)

    مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ  (241)

    إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  (834)

    اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ  (1073)

    صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ (6010)1.7

    Ebced Değeri Toplamı 10144

    Bu mucizenin keşfedildiği tarih Hicri 1440

    14.12.2018

    7.4.1440

    Cuma

    (Sosyal medya hesaplarında paylaşılarak ispat edilmiştir)

    Fatiha’da 7 ayetten 3’ü , 19 harf sayısına sahiptir.

    19   18   12   11   19   19   44

    Ayetlerin harf Sayıları

    1,61803 olan altın oran rakamlarının ilk 6’sının (yaratılışın her bir günü) toplamı da 19’dur.

  • ARAFAT’TAN SIRAT’A SIRLAR YOLCULUĞU (2. Bölüm)

    Kur’an-ı Kerim’deki “sırat”, “tarik” ve “sebil” sözcüklerinin birbirlerine çok yakın anlamları vardır. Genellikle her üçü de “yol” olarak tercüme edilmektedir. Rağıb İsfahani, bu üç sözcüğün temel farkını şu şekilde açıklamaktadır: “Sırat”, ana yol, otoyol ve açık yol[1]; “sebil” kolay yol, rahat ve düz yol; “tarik” ise yalnızca yayaların hareket edebileceği yol demektir.[2]

    إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّهِ رَبِّي وَرَبِّكُم مَّا مِن دَآبَّةٍ إِلاَّ هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ ﴿٥٦﴾

    11:56 İnnî tevekkeltu alâllâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âhızun bi nâsıyetihâ, inne rabbî alâ sırâtın mustekîm.

    Muhakkak ki ben, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. Yürüyen hiçbir canlı mahlûk (dabbe) yoktur ki; O (Allahû Tealâ), onun perçeminden tutmuş (O’nun kontrolü altında) olmasın. Muhakkak ki benim Rabbim, Sıratı Mustakîm (düz ana-temel yol) üzerindedir.

    “Sırat-ı müstakim” tabirinin tam olarak neyi ifade ettiğini en iyi şekilde Allah Resulü’nün (s.a.s.) anlatımından öğrenmekteyiz. Nitekim ilk iman edenlerden ve Kûfe Tefsir Ekolü’nün de kurucusu olan sahabe Abdullah b. Mes’ud’un (r.a.) anlattığına göre;

    Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün yere düz bir çizgi çizdi ve etrafında toplanan sahabeye şöyle dedi:

    “İşte bu Allah’ın (c.c.) dosdoğru yoludur.” Sonra da bu düz çizginin sağ ve sol taraflarına başka çizgiler çizerek, “Bunlar da diğer yollardır ki her birinin başında bir şeytan bulunmakta ve kendi yollarına çağırmaktadır.” dedi ve “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır.” (En’am, 6/153.), ayetini okudu. (Darimi, Mukaddime, 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/435.)

    Allah’ın izniyle peygamber as.’ın yeryüzü toprağına çizdiği bu çizgiyi ve onu kesen tüm çizgileri mucizevi şekilde sizlere göstereceğim.

    Sırat-ı müstakim ile ilgili hem Fatiha suresindeki bu ayetleri, hem de diğer ayetleri bir bütün olarak ele alıp değerlendirdiğimizde insanları doğru yola ileten ve hak yol üzere sebat etmelerini sağlayanın yalnızca Rabbimiz olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü O (c.c.), bizzat kendisinin dilediği/layık gördüğü kimseleri dosdoğru yola ileteceğini ve sırat-ı müstakim üzere sabit kılacağını bildirmektedir. (Bakara, 2/142 ve 213; En’am, 6/39; Yunus, 10/25.)

    Fatiha Suresi:

    1. İhdinâs sırâtel mustakîm
    2. Sırâtallezîne en’amte aleyhim…

    6) Huda et o dümdüz yola,

    7) O yol ki üzerinde nimet verdiklerin. (1)

    7) O yol ki, şüphesiz (inne) e.meta üzerinde (2)

    أَن عَمتَ

    Nimetlendirilenler, hem kötüler hem de iyiler hatta tüm mahlukat olduğundan, “bizi nimetlendirilenlerin yoluna ilet” içinde gizli “e.meta” kelimesi sırrı ifşa etmektedir. E.meta bu yolun Allah’ın izni ve lütfuyla kaşifi, hem de bu yolun en üst 7. durağında bulunan kimsedir.

    Yine O (c.c.), peygamberleri ve kendisine hakkıyla iman edenleri dosdoğru yola kesinlikle ulaştıracağını haber vermektedir. (Nisa, 4/68 ve 175; En’am, 6/87 ve 161; Nahl, 16/121; Hac, 22/54; Saffat, 37/118.)

    Dünya üzerine gerçekten de çizilmiş; Altın yol mucizesinde göreceğiniz gibi; gerçekten de Allah’ın muhteşem ve altın oranla inşa edilmiş dosdoğru yolunun çevresinde şeytanın da çizdiği yollar vardır. Peygamber, görmüşcesine bu mucizeyi önceden haber vermiştir ve mucizenin asıl kaşifi şahsım değil Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (as.) olsa yeridir.

    Sathapata Brahmana’ya göre ölen her kimse, günahkarları yakan, fakat iyilerin geçmesine izin veren iki ateş arasından geçmek durumunda kalır.[2] Alparslan Salt, “Ansiklopedi Semboller”, RM yay.

    Ayriyeten şamanlarda da, devlet liderleri veya yüksek mertebedeki kahinlerle görüşmeye gelen kişi, iki ateş sütununun arasından geçmelidir. Eğer herhangi bir yeri yanmadan bu yoldan geçmeyi başarabilirse, bu, ruhunun temiz olduğu anlamına gelirdi. Moğol istilası döneminde Roma’nın, Han ile görüşmesi için gönderdiği Piano d. Carpini de aynı testten geçmek zorunda kalmıştır. Tarihte bunun örneklerine sıkça rastlamaktayız. (Örn: Osiris Tapınağı Girişi veya Kral Süleyman Tapınağı Girişi, bu tapınakların girişine 2 büyük sütun dikilirdi ve yalnızca hak edenler arasından geçebilirdi)

    Budistlere göre Buda’nın kendisi, yeryüzüne inerek bir gökkuşağı – ışıktan yol üzerinde yürür. Çoğu masalda gökkuşağının iki ucunda ellerinde altınlarla cinlerin beklediğine inanılır. Eğer henüz ölmemişken bir gökkuşağının başından sonuna kadar gidebilecek birisi çıkarsa, ona bu “dünyevî” ödüller sunulacak, küplerce altın bulmuş olacak, aynı şekilde eğer öldükten sonra birisi bu köprü/ler’den geçmeyi başarabilirse, cennet (veyahut sonsuz yaşam) ödülünü kazanacaktı.

    Ruhsal Köprü kavramı, Müslümanlık’ta olduğu gibi Hıristiyanlık tradisyonunda da bulunur. Pavlus’un vizyonunda bu köprü “saç teli kadar incedir”. Aynı şekilde Ortaçağ’ın Breton destanlarında tırpandan daha keskin bir “kılıç köprü”den söz edilir ki bundan geçiş ancak büyük acılar çekilerek mümkün olur.

    İnce köprü sembolü Gürcü ve Kafkas Tradisyonlarında da aynı şekilde, “kıldan ince, kılıçtan keskin” deyimiyle dile getirilir. İskitler’inkine çok benzeyen Oset tradisyonunda da ölen kişi bir ırmağa gelir ki, ırmağın üzerinde köprü olarak çok ince bir kalas vardır. Kişi doğru yaşamış bir insansa ayakları altında bu ince kalas genişler, sağlamlaşır, görkemli bir köprü olur.

    İranlı Zerdüştlerin ölüm sonrası inançlarına bu köprü “Chinvat Köprüsü” olarak yerleşmiştir. Chinvat Köprüsü, mitolojik Tanrı Mitra tarafından korunan bir köprüdür ve ölmüşler bu kılıç benzeri köprüden öteki âleme varmak için geçmek zorundadır. Şayet ruh erdemli ve dürüst ise, köprü kılıç kenarı gibi olup geçişi kolaylaştıracak; ancak ruh günahkâr ise köprü kılıcın keskin ucu gibi sizi kesecek, ve ruhun kayarak cehennemin ağzına düşmesine sebep olacaktır.[1]

    SIRAT SIRRI – ARAFAT

    Zerdüşt peygamber ve İslam’da Muhammed peygamber Sırat’ı tarif etmişti. İnsanlar hayatları boyunca zaten Sırat üzerinde idi ve kıyametten sonra hayatları ve amelleri surete bürünecekti. Gerçek hayatta yardım ettiği bir insan, kurbanı yada namazı ona güzel bir varlık suretinde görünecek ve çok uzun bir köprüden geçirip onu cennete götürecekti.

    Yani ahirette ne varsa bu dünyada bir karşılığı vardır. Hatta bu dünyada gerçeğini gördüğümüz şeyler yani sınavımız, ahirette sembollere bürünerek karşımıza çıkar. Asıl ve gerçek olan sınav ve köprü bu dünyadadır.

    Adem ve Havva ile başlayan Ademoğulları tarihi Mekke’de “şehirlerin anası” denen yerden başlayarak çıkmadı mı Sırat köprüsüne ve cehennem sınavına burada başlamadı mı?

    Ayet “insanoğlunu en yukardan en aşağı indirdik demiyor mu?” En yukarısı yani cennet neredeydi? Fırat ve Dicle kutsal metinlerde ve hadislerde nereden doğuyordu? Anadolu’dan değil mi? Yani en yukarı olan Sırat’ın tepesi sayılan Anadolu’dan, Mekke’ye en aşağıya indirilmedi mi insanlık? Orada buluşan Adem ve Havva yeryüzünün ilk mabedini ve şehrini kurmuşlardı. Daha sonra Adem soyu çoğalarak kuzeye göç etti.

    Peki bizim “ALTIN YOL”, yada “SIRAT” adını verdiğimiz bu yol nereden başlayıp nerede bitmektedir? Mekke’den başlar ve Anadolu’da biter değil mi?

    Peki insanoğlu Sırat’a çıkmadı mı? Mekke’den başlayan şehir hayatı ile çoğalan insanlar yavaş yavaş kuzeye yayılmadı mı? İlk medeniyetler hemen Mekke’nin kuzeyinde yer alan bölgelerde kuruldu.

    Sırat’tan cehenneme düşen herkese sorulmayacak mı Kur’an a göre; size bir elçi gelmedi mi? Onlarda evet diyecekler. Peki bakın Sırat üzerindeki 7 durağa. Tüm peygamberlerin birleşme yeri değil mi? O sırat üzerindeki duraklarda gelmemiş mi tüm peygamberler. Hatta oranın dışında doğan elçileri bile çizgiye sevk etmemiş mi? ( Göreceksiniz ki tüm elçiler düz bir çizgi üzerinde doğmuş yada Allah’ın emriyle göç edip orada-köprüde ölmüşlerdir)

    Diğer yerlerde doğan insanlar ne olacak? Onlar Sırat’a çıkmadı dediğinizi duyar gibiyim. Hayır; “Önceki Hayatlar” kitabında anlattığım gibi her insan “Kalu Bela” ile başlayan bir hayatlar zinciri yaşamıştır ve en az yaşayan insan 2 hayat yaşar. Bunu Kur’an ve tüm kutsal kitaplar ve dinlerden örneklerle hatta bilimsel bazı işaretlerle sizlere göstermeye çalıştım. Ve muhakkak Adem ve soyu Sırat üzerinde yürüdü. Daha sonra oradan dağıldılar ve bir kısmı hala Sırat üzerine dönüp durmaktalar. Nefisler toplanıp birleştirildiği zaman, insan gerçeğini yürüdüğü Sırat’ın sembolik ve cisimleşmiş hali üzerinde yürüyebilir ve yaşadığının resmi  vaat edilen gün karşısına çıkabilir. Aslında insan ölmeden önce sıratta çoktan yürümüştür.

    95:5

    Biz elbette insanı en güzel ölçüde (altın oranda) yarattık. Sonra da onu (cennetten) döndürdük, aşağıların en aşağısına attık.

    İnsanlar gidip hacda Arafat tepesinde duruyorlar ve tefekkür etmeleri emrediliyor. Ama yeterince düşünmüyorlar. Neden orası? Neden bu yolculuk?

     

    ARAFATTAN SIRAT’A YOLCULUK

    Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v) “Hac Arafat’tır” sözü, İslam’ın beş şartından bir tanesi olan hac ibadetinin yerine getirilmesinde Arafat’ın ne kadar önemli bir yer tuttuğunu göstermek açısından çok önemlidir.

    Hz. Peygamber’in, “Arafat’ın tamamı vakfe yeridir” (Müslim, “Hac”, 149)

    “Arafat’tan ayrılıp akın edince Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın.” (Bakara, 2/198)

    Arafatta toplanıyoruz Hac’da, Haccın tavaftan bile daha büyük bir emri olarak. Cennetten kovulan Adem ve Havva da Arafat’a gidiyor. Oradan cennete geri gitmeye çalışıyorlar. Ve o geri dönüş yolunda insanlığa gönderilmiş tüm peygamberler var.

    Adem ve Havva Sırat’ın en üst noktası olan Anadolu cennetinden uzaklaştırılarak çöllerin ve zor geçimin olduğu bir bölgeye indirilmişti. Onlar

    2:38

    Biz dedik ki: “(Adem ve yanındakiler) Hepiniz oradan inin. Benden size mutlaka huda (yol gösteren) gelecektir. O zaman kim hudama tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

    2:38 Diyanet İşleri Meali (Yeni)

    “İnin oradan hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.için kullanılan ifade;

    Sırat’ın bitip cennete girdikleri yerden; en dibe insanların toplanıp Sırat üzerine çıktıkları noktaya gönderilmişlerdir. Arafat meydanına. Arafat’daki kule dikili olan tepe Adem ve Havva’nın yeryüzünde buluştuğu ve Sırat’ın dibindeki ilk şehri kurdukları yerdir.

    Ademoğulları burada yaşarken, diğer insanoğulları değişik yerlerden onlara katılıp onlara tabi oldular ve medeniyetin temellerini attılar.

    Kur’an, yeryüzünün ilk şehrini, şehirlerin anası ismiyle Mekke’ye verir.

    6:92

    Bu (Kur’ân-ı Kerim), elleri arasındakini tasdik eden ve ahirete ve ona inanan, şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun etrafında olan kimseleri uyarman için indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. Onlar, namazlarını muhafaza ederler

    Yani tüm insanlık Sırat’ın üzerine çıkıp yürümeye başlayacaksa; evet bu çoktan başlamıştır.

    “Arafat ’tan ayrılıp (Müzdelife ’ye) akın edînce Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın.”(Bakara, 2/198.) “Sonra insanların akın ettiği yerden (Arafat ’tan) siz de akın edin.”(Bakara, 2/199.)

    Kureyşliler daha önceleri Müzdelife’de vakfe yaparlar, Harem ehli oldukları gerekçesiyle Arafat vakfesi yapmazlardı.(Müslim, Hac, 151-152. I, 893-894. Kâsânî, II, 125.) Yüce Allah bu ayet ile Arafat’ta vakfe yapılmasını kesin olarak emretmiştir. Peygamberimiz de “Hac, Arafat’tır” buyurmuştur. Vakfe’nin haccın rüknü olduğu konusunda ümmetin icmaı hasıl olmuştur.(Kâsânî, II, 125. İbn Rüşd, I, 424.)

    • Arafatta durmak, tefekkür etmek milyonlarca insanla birlikte… “Biz aşağıların en aşağısındayız”; diyebilmektir. Sırata çıkarken, yani Arafat yakınındaki Kabe yolunda insanlar piramiti yani şeytanı taşlarlar.

    ESKİ ŞEYTAN TAŞLAMA DİKİLİ TAŞI

    ELİF ŞEKLİNDE Kİ YENİ TAŞLAMA DUVARI

    Çünkü düz yolda; sıratta yürüyebilmenin ilk şartı tüm şeytani, piramitsel, şirk koşucu ögelerden arınmak ve onlara karşı durabilmektir. Çünkü o yol üzerinde şeytanın çapraz çizdiği saptırıcı yolları görecekler. İşaretleri görülsün ki onu görünce ondan uzak dursunlar. Piramit sembolü; bugün dikili taşlarla dünyanın hemen yerinde şeytanın elde ettiği siyasi gücün sembolü olmuş, tüm medya ögelerinin içine piramit yerleştirilerek medya aracılığı ile zihinlere girmeye çalıştıklarını göstermektedirler.

    • Sonra bir yoldan geçip Allah’ın huzuruna ulaşır insan. Uzunluğu 19 km olan bir yoldur bu. Kuş uçuşu tam 18 km olan yol tavafla 19’laşır.
    • Kabe’nin etrafında dönüp say yapınca Allah sembolünün izi üstünde yürümüş olursunuz. Bu manen Allah’ın huzurunda toplanmak, mizanın sahibi ile karşılaşmaktır.

    Neden dünyanın altın oran noktasında toplanıp 19 dereceli 19 enlem yüksekliğinde peygamberler yolunun başında diziliriz? İnsanlar daha düne kadar tavaf ederken neden tavaf ettiğini bilmez, say yaparken ise sadece su arayan Hz. Hacer’i taklit ettiğimizi düşünürdü. Rabbim sizin için hikmetli bir takım bilgiler ihsan ediyor. Kıymetini takdir edecek ve derin düşünenler için.

    İnanarak Hac yapıp Sırat’ın başında toplananların günahı affolunmuştur. Onlar orada ölseler geleceğin cennetinde Sırat’ın sonunda yada makamlarına uygun bir yerde dirileceklerdir.

     

    [1]https://medium.com/@diamondtema/

     

  • ALTIN ORAN LEVHALARI SUNAN UYARICI KİMDİR? (3. Bölüm)

    Besmele 19 harflidir ve ebcedi Altın Oran’ı verir. Peki ebced nedir? Kuran’ın indiği dönemlerde ve öncesinde Araplar ve kitap ehli olan Hristiyan ve Yahudiler rakam yerine genellikle harfleri kullanıyorlar ve buna “ebced” diyorlardı. Hatta Yahudiler ile Hz Muhammed a.s. arasında ebced üzerine bir konuşma olmuş peygamber onların hesaplamaları için ayetler söylemiştir. Yani ebced ile ilgili araştırmaları peygamber dahi bir nevi desteklemiştir. Çünkü ebced zaten Arap hayatının içinde matematiksel yada ticari hesaplarda kullanılan, harfler yoluyla sayı üreten bir teknikti. Bildiğimiz Arap harfleri sayı yerine kullanılırdı. Yahudilikteki ebcedin karşılığı da “Gemetria”dır ve onlar için de son derece önemli bir araştırma, tefsir konusudur. Bazıları kabalizm ve efsunculukla bağdaştırsa da Arapların ve yahudilerin günlük hayatta kullandıkları sayısal ifadeydi.

    Temel ebced değeri ile beslemeyi inceleyelim.

    BESMELEDE GİZLİ ALTIN ORAN

    İsmi Allah; “Rahman, Rahim” manasına gelen “b-ismi allahi rrahmani rrahim” kelimesi Kuran’da her surenin başındadır ve mutlaka her işe başlamadan önce bu cümlenin söylenmesi Allah tarafından emredilmiştir. Bu isimler Allah’ın en büyük isimleri olarak öne çıkar. Nedir bu kelimelerin sırrı?

    bİsmi Allah (1) (Allah’ın adı – Allah; Birdir)

    Errahman (329)  + Errahim (289) = 618

    Allah’ın ismini “tek, bir” olarak alırsak ve virgül koyarsak, besmele 1,618 sayısını vermektedir. Buradan anlaşılıyor ki; Allah Teala İsminin çoğaltılmasını istemiyor ama sıfatları ile çokluğu kainatta altın oran ile yaymıştır. Allah birdir; bir defa daha şahit olduk, ve altın oran onun sıfatlarının en güzel isimlerinin yansımasıdır. Buna da şahit olduk.

    Altın Oran sayılarını harfe çevirirken kullandığımız tabloyu, ebced değerlerini hesaplarken de kullandık. 19 harfli ve altın orana göre tasarlanmış bu muhteşem isim her şeyi açan bir anahtar ve Kuran’ın ilk ayetidir

    Altın oran ve 19 arasındaki ilişkiyi ilerleyen bölümlerde daha derin bir şekilde göreceksiniz.

    “EHAD EL KUBER” VE 109

    74:35 ayetinde uyarıcı için “o en büyüklerden biridir” ibaresi yer alır. Bu ayetin 109 ile kodlandığını görüyoruz (74+35 = 109)

    109 ile 911 kavramı birbirinin zıttı kavramlardır. 19 un nasıl 109 olarak kullanıldığını Güneş sisteminde 109 mucizesini anlattığım kitapta açıkladım. Ama kısaca değineceğim şimdi.

    Güneşin içine yan yana en çok 109 dünya sığar.

    Güneş ve Dünya arasına yan yana en çok 109 güneş sığar.

    Ay gittikçe büyüyen bir yörünge elipsine sahip olsa bile günümüzde yörüngesinin orta noktasındayken Ay ile Dünya arasına da en çok 109 Ay sığar.

    Ay’ın çevresi 109 bin km’dir.

    Dünya’nın çevresi 109’un 365 katı, Güneş’in çevresi 109 tane 109’un 365 katıdır.

    Dünya’nın yaşanabilir hacmi 109 X 10¹⁰ km3′ tür.

    Dünya’nın max. hızı ise saatte 109 bin km.

    Ay’ın hacmi ise 2 adet 109 X 10⁸ km küptür.

    (Ay, Kuran ve hadislere göre ortadan bölünmüş iki parça halindedir)

    Güneş’in Çevresi= Ay’ın çevresi x Dünya’nın çevresi / 100

    …örnekler uzayıp gitmektedir.

    Anlıyoruz ki Rab; kendi yüceliğini gösteren bir şiar olarak 19’u 109’a genişleterek; 10 ve 9’dan oluşan iki parçayı yan yana koyarak, güneş sistemine bir mühür gibi vurmuştur. Peki neden 109? Bunun fiziksel ve astronomik bazı ilkelerle ilgisi olsa da işin farklı bir sırrı şöyledir;

    Şeytan paganizmde 9’lar olarak kendini ifade eder ve yaratıcıdan sonra geldiğini iddia eder. Ancak Allah’a düşman olup da taraftarlarına onu yeneceğine dair yalan vaatler vermeye başlayınca Allah’a öykünmeye başladı. 9’u aşıp 11 olacağım dedi ve bunu sayısal sembolü haline getirdi. Rab gibi sayıların dili ile konuşmaya onları kullanmaya başladı.

    Kontrol altına aldığı tüm ülkelerde 911 acil servisin numarası oldu, 11 tüm kimlik ve telefon numaralarının rakam sayısına dönüştürüldü. Futbol’da ve daha pek çok yerde sanki 11 kutsal bir sayı imişçesine yüceltildi. 9.11.2001 de ikiz kuleler yıkıldı. 9.11.1991’de Amerikan meclisinde yeni dünya düzeni ilan edildi. 9.11.2015’de Kabe bir vinçle yıkılmaya çalışıldı ve yüzlerce kişi Kabe’de öldürüldü. İnternetin temeli olan telgrafın kullanımı 9.11.1853’e ayarlandı. Ve web’e giren herkese www (666) yazma zorunluluğu getirildi. Bu şeytanın işidir. Metrenin inch’e dönüşümü gibi evrensel ilkelere bağlı geliştirilen ölçülerin manipülasyonu da aynı nedenle, Rabbin ilahi alfabesi ve ölçü sistemlerinden uzaklaşmak içindir.

    Rab bunu önceden biliyordu kendisi 10’du (eldeki eksiksiz 10 parmak, sayısal sistemdeki tüm rakamlar) ve 11 yoktu. 11 şeytani sembolizmde sonradan şeytanın hayalini kurduğu yer için uydurulmuş bir semdoldü. “9’lar” yada “9 ileri gelenler” meclisini simgeliyordu. Rab isminin harfleri sayısı, altın oranın ilk 6 sayısının toplamı olan 19 sayısını ve emrindeki ileri gelenler meclisini onurlandırmak ve güneş sistemine mührünü kazımak için 10 ve 9’u birleştirip güneş sistemine mühür olarak vurdu. 9 ve 11’in birleştirilip 911 yapılması gibi; 10 ve 9 birleştirilip daha büyük ölçekli sistemlerin kutsal sembolü oldu. 19 sayısını kutsal metnine işledi ve yaratılışın kutsal sayısına, altın orana onu gizledi.

    Şeytan her zamanki gibi ona öykünerek, Rabbi taklid ederek, kendisinden bile önce yaratılan güneş sisteminin sembolizmini çalmaya kalktı. 9 ile 11’i yan yana topladı ve 911 yaptı. Şeytanın kitabı çağımızda filmler ve şarkılardır. O da filmlerinde 9.11 i kullandı ve maşa haline getirdiği güçlere bu günlerde çirkin işler yapmalarını emretti. Daha geniş bilgi için “109 MUCİZESİ” kitabına bakınız.

     

    “EHADUL KUBER” KİMDİR?

    Ehad, “bir” manasına gelmektedir. Arapça’da “insanlardan biri geliyor” derken de “ehad” kelimesi kullanılır. “Allah birdir” derken de aynı kelime kullanılır.

    “El Kuber”deki “kuber”; “çok büyük” manasına gelen “kübra” kelimesinin çoğuludur. Başındaki “el” takısı İngilizce’deki “the” gibi bir anlam verir. Bu, büyüklerin belirsiz değil, tam tersine “bilinen büyükler” olduğu manasına gelir. Bir örnekle bu durumu açıklayalım.

    Bu durumda “kuber”in başında “el” olması da; onun “büyükler” olarak bilinen uyarıcılardan oluşan bir topluluğun üyesi olduğunu, bunun da daha önce Kuran’da tanıtılan yada toplumun bildiği bir kavram olduğunu bize anlatır.

    Böylece; en büyüklerden olan uyarıcının vasfı; 19 ve levhalar ayetinin ebcedi olan altın oranla ilişkili olması, Güneş, Ay ve Dünya’ya yemin edilerek ondan ve sayılardan bahsedildiği için, 109 ile de bağının bulunması umulur. Allah en iyi bilendir.

  • ÜZERİNDE 19 VE ALTIN ORAN OLAN LEVHALAR VE O UYARICI (4. Bölüm)

    Müddessir suresi Peygamber A.s.’ın dönemine ilişkin olaylara ışık tuttuğu ve onlara bir cevap olduğu gibi, Kur’an’ın zamanları aşan ve kapsayıcı özelliği sayesinde günümüze ilişkin muazzam bir takım bilgiler de vermektedir.

    Sizlere yaşadığınız dünya üzerinde açıkça göstereceğim mucizevi ALTIN YOL, “Sırat” veya “Sırat-ı Müstakim” olarak adlandırılan köprünün en büyük iki mührü 19 ve altın orandır. O, 19 derece açıyla, 19 enlem uzunluğunda oluşturulmuştur. Başı, Dünya’nın altın oran noktası, sonu yine Altın Oran ve nice hikmetli işaretlerle birleştirilmiştir. Her durağının arasında altın oran vardır ve uzunluğu yine bir büyük bir küçük altın oran ölçüsü kadardır. (1618 +618 km)

    Cennet de, cehennem de manen yanımızdadır. Yanı başımızda duran, günaha gidersek yada günah merkezlerini benimsersek bu durumda dünyada iken de, ahirette iken de cehenneme düşeriz. Bu hayatta peygamberlerin yoluna tabi olursak, o zaman da cennete girmiş oluruz. Bu açıdan bakıldığında cennet ve cehennemin içinde yaşamakta ve onlardan dilediğimizi seçmekteyiz. Seçtiğimiz ve yöneldiğimiz cennet yada cehennem, kendisini vaat edilen o gün geldiğinde ortaya çıkaracaktı. Bu durum aşikar olsun diye size peygamberler yolunun yani Sırat-ı Müstakim’in yani cennet ve cehennemin yeryüzündeki sembollerini göstermek isterim. Bugün yeryüzünün dile gelerek haberlerini size anlatacağı gündür. O içindeki hazineleri döküyor. Toplayan toplasın.

    Sırat ve üzerine kurulduğu Sekar üzerindeki her topluluğun öncülerine 19 ve altın oran mucizeleri bir levha halinde gösterilecektir. Müddessir Suresini okumak, altın yol mucizesini anlamak için iyi bir giriş olacaktır.

    Bu surede Sekar adı verilen bir şeyden bahseder. Burası “cehennemin ve azabın bölümlerinden biri” olarak tanıtılır. Ancak buranın son derece ilginç bir özelliği vardır ki; buraya giren insanlara levhalar gösterilecektir. “Levvehatu lil beşer” ayeti “beşere levhalardır” anlamına gelir. Bu ayeti görür görmez ahir zamana baktığını ve altın oran levhaları ile ilgili olduğunu hissettim ve ebcedine baktım altın oran yani 618 olduğunu gördüm.

    Çünkü devamında sadece Müslümanlara değil, diğer dinden insanlara da iman vereceğinden bahsediyordu. Gerçekten de Kur’an’dan doğup tüm dinleri ilgilendiren ve özünde bir olan diğer dinlerin peygamberlerini de doğrulayan tek mucize Altın Oran ve ondan doğmuş “altın yollar” mucizeleri idi.

    Müddessir suresi çok derin ve gizemlerle dolu olmasından ötürü çevirmenler tarafından çevrilmekte zorlanmış ve birbirinden çok farklı çevirilere sahip bir suredir. Birlikte kelimeleri bilimsel olarak analiz ederek ve Kur’an’da geçtiği diğer yerlerde nasıl kullanılmış, inceleyerek doğru çeviri yapıp, olağanüstü bilgilere ulaşacağız.

    Baştan Müddessir suresini doğru çeviri ile okuyarak sureye aşina olalım.

    74 Müddessir Suresi

    Ey gizlenmiş olan

    Kalk artık uyar.

    Sadece Rabbini yücelt.

    Elbiseni temizle.

    Pislikten sakın.

    Daha fazlasını umarak iyilik yapma

    Rabbin için sabret.

    O sûra üflendiği zaman,

    İşte o gün pek zorlu bir gündür.

    Kâfirler için hiç kolay değildir.

    Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.

    Hem ona bol servet verdim.

    Hem göz önünde oğullar verdim.

    Hem ona büyük imkânlar sağladım.

    Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.

    Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

    Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.

    Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.

    19-Katledilesi, nasıl da ölçtü, biçti.

    (74:19)(74X19=1406 Geçmiş yıllarda bir şahıs, bazı ayetleri hesaplayıp, “uydurulmuş, insan sözüymüş” dediği ve sözde peygamberliğini ilan ettiği yıllar hicri 1406’dır. Allah bu tarihte katledilmesini takdir etmiştir. Ve bir kaç yıl içinde katledilmiştir.)

    Yeniden katledilesi,

    Nasıl ölçtü biçti.

    Sonra baktı.

    Sonra kaşını çattı, surat astı.

    Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.

    25-“Bu, dedi, başka değil öğretile gelen bir sihirdir.”

    (74:25)( Ayetin Ebcedi  1986 = Yine Hicri 1406 Geçmişteki yalanlamaya ve yalancıya atıf)

    “Bu, sadece bir insan sözüdür.”

    Onu Sekara sokacağım

    Ne İdrak ettirir sana, Sekar nedir?

    Ne bakiye bırakır, ne de ayırır. (matematiksel ifadeler)

    (Bu kısmın cehennem meleklerinin sayısı ile ilgili bir tartışma üzerine indiğine dair bir rivayet vardır.)

    Levhalar beşere

    (Ayet Ebced’i Altın Oran 618 sayısı)(74:29) 

    Üstünde 19

    Ateş ehli meleklerdir.

    Kafirler için sayıları karmaşadır

    Kitap ehli yakınlaşsın;

    İman edenin imanı artsın.

    Kalbi hasta olan desin ki

    Allah ne demek istiyor?

    Allah dilediğini şüpheye sokar

    Dilediğini hadiye erdirir.

    Ordularını kendisi bilir.

    Bu sadece bir hatırlatmadır.

    Asla! Ay’a yemin olsun

    ve döndüğünde geceye yemin olsun

    Ve Ağaran sabaha yemin olsun

    74:35 Mutlaka o en büyüklerden biri (İnnehâ le-ihdâ-lkuber(i)) (109 kodlu)

    İnsanlığa uyarıcı ((nezira) – beşir müjdeleyici, nezir uyarıcı demektir).

    Sizden öne geçmek yada

    Arkada kalmak isteyenlere.

    Tüm nefsler kazandıklarına rehine.

    Görüyoruz ki ayetlerin analizi ve ebcedleri bu olayın gerçekleştiği tarihe denk düşmektedir. Ancak onlardan bahsedilmesinin ardından farklı bir alana yönelerek gerçekten de üzerinde 19 ve 109 olan başka bir mucizeye atıfla şunları söylüyor Kur’an-ı Kerim;

    O, 19 sayısı ve ilişkili mucize kitap ehline, Müslüman, Yahudi ve Hristiyanlara hepsine birden inanç verecektir.

    O, sayı ile ilgili iman verici husus ve hesaplar, Kuran’da “bakiye” yani “kalan” vermeden, hatasız ve ayrımsız yapılacaktır.

    Bu uyarıcı en büyük uyarıcılardan biridir. (Cehennem yada Sekar uyarıcı değil, uyarıcının kendisi hakkında uyardığı şeydir, bir nesnedir)

    Kitap ehline (kitap okuyan herkese) ve Müslümanlara sunulan ve hepsini birden yakınlaştıracak olan mucizelerde mutlaka Güneş, Ay ve Dünya’nın dönüşü, altın oran ve 19 ile ilgisi olmalıdır.

    İnsanlardan bir kısmı (namazı terk edip, büyük ceza-cehennem yok diyen, şehvete uymuş olanlar) bu öğütten kaçacaktır.

     

    LEVHALAR VE ALTIN ORAN

    Meallere baktığınızda Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Meali dışında bu kelimeye levha (yazılı tablo, belge) anlamı veren olmamıştır. Oysa “Lam-vav-ha” harflerinden oluşan bir kelimedir ve Kuran’da geçtiği toplam 6 yerin hepsinde levha anlamında kullanılmıştır.

    A’râf/145

    وَكَتَبْنَا لَهُ فِي الْاَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْص۪يلًا لِكُلِّ شَيْءٍۚ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَأْمُرْ قَوْمَكَيَأْخُذُوا بِاَحْسَنِهَاۜ سَاُر۪يكُمْ دَارَ الْفَاسِق۪ينَ

    Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.  

    A’râf/150

    وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۙ قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُون۪ي مِنْ بَعْد۪يۚ اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْۚوَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَأْسِ اَخ۪يهِ يَجُرُّهُٓ

    …Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: «Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?» dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun’un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. …

    A’râf/154

    وَلَمَّا سَكَتَ عَنْ مُوسَى الْغَضَبُ اَخَذَ الْاَلْوَاحَۚ وَف۪ي نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِلَّذ۪ينَ هُمْ لِرَبِّهِمْيَرْهَبُونَ

    Musa’nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet (haberi) vardı.  

    Kamer/13

    وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ

    Nuh’u da levhalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.

    Müddessir/29

    لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ

    İnsanın derisini (doğrusu insanlığa levha) kavurur. (levvahatu lil beşer)

    Bürûc/22

    ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ

    21, 22. O (Kur’an) saklı levhadadır.

     

    LEVHALARDAN BAHSEDEN AYETİN EBCEDİ

    لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ

    74:29 İnsanlığa levhalardır.

    ل = 30

    و = 6

    و = 6

    ا = 1

    ح = 8

    ة = 5

    ل = 30

    ل = 30

    ب = 2

    ش = 300

    ر = 200

    Ebced Değeri Toplamı: 618. (Şeddeli)

     

    LEVH-i MAHFUZ’UN EBCEDİ
    في لَوْحٍ مَحْفُوظٍ = 1168

    Ayet altın oranın rakamları olan 1,618’in rakamlarından oluşarak yine altın orana işaret etmeye ayarlanmıştır.

    Peki nedir Altın Oran’la mühürlenmiş ve Yahudi ve Hristiyanların bile Allah’a, kitaplarına ve peygamberlerine inancını arttıracak mucize levhalar ve 19’la ilişkisi? Adım adım yaklaşıyoruz.

    Altın Oranın ilk 6 sayısı 19 sayısını verir :
    1, 6-18-0-3

    1 Olan Rab; 6 günde ve 18 bin (0) alemi 3 aşamada yarattı.  Ve son aşama Dünyaydı.  Tüm bu yaratılışta bu kutsal rakamı kullandı. Rab 6 günü yaratılışın süre sayısı olarak belirledi ve altın oran rakamlarının her şeyi anlatan bu ilk 6 sının toplamını 19 yaparak altın oranın üzerine 19 mührünü vurdu.

    1,61803 sayısında ilk 6 rakamın toplamı 19 dur. İlk 6 sayı yaratılışın tüm gizemini içerir.