HER DUAYI GERÇEKLEŞTİREN; ALLAH’IN GİZLİ İSMİ NEDİR? (1. Kitap 14. Bölüm)

Her yer dua paylaşımları ile dolu. “Şunu 40 kere oku zengin olursun, bunu okursan dertten kurtulursun.” Bunların kutsal kitaplarda yeri yok. Bunlar eskiden kitap satışı için para tuzağıydı, şimdi ise takipçi için tık tuzağı…

Bu meseleye gösterilen ilgi insanların içindeki çirkinliği de gösteren bir ayna gibi. Zannediyoruz ki; bir ismi yada bir duayı 1000 kez tekrar edince Allah -haşa- bizim lamba cinimiz gibi dilediğimizi yapmaya başlayacak.

Bu durumun misali şuna benziyor. Çok güzel ve iyi kalpli bir prenses varmış. Bir genç sarayın önüne yaklaşıp prensesin ismini bağırarak tekrar edip ona övgüler yağdırmaya başlamış. Prenses gülümseyerek  perdenin arkasından seslenmiş.

“Neden ismimi haykırıp duruyorsun. Beni çok mu seviyorsun, aşık mı oldun yoksa” demiş?

Adam ise şöyle cevap vermiş.

“Benim bunu yapış nedenim, bahçende duran bir el arabasıdır. Bu arabayı bana vermen için ismini tekrar ederim.”

 Prenses düşünür. Ve gözleri dolarak şöyle der; haklısın, bir şey istemezden önce yada bir derdin olmazdan önce bana gelip böyle iltifat etmemiştin. Senin derdin el arabasıdır. Sonunda şöyle der;

Al ve git… seni sarayıma düşünmüştüm ama sen hayvan barınağına araba istedin.

Adam alınca sevinir iyi bir şey başardım zanneder. Yada alamayınca hayırlısı değilmiş, nasip değilmiş der. Buna sabretmekle de çok güzel bir hal içinde olduğunu zanneder. Hakikatte Allah’tan zatından sevgisinden başka bir şey istemenin haram olduğunu kavrayamaz. Sadece ayakta kalacak kadar istemeli, gerisini infak etmelidir. Bunu bilemez.

Bir adam daha vardır. Sadece onun aşkıyla ismini anıp durmakta herkese prensesin ne kadar iyi ve muhteşem olduğunu anlatmaktadır. Ona seslenir kabul günü;

Ey adam, sen neden ismimi tekrar edip durursun? Sen ne istiyorsun? Alıp git!

O der ki; ben sadece sevginize talibim sultanım. Karnımın doyması ve üstümdeki çatı bana yetmekte, böylece size hizmet edebilirim. İşte benim mutluluğum budur. Yakınlığınızdan başka bir şey dilemem.

Prenses şaşırır. Onu denemek ister. Elindekileri de alır ve vermez, bakar devam ediyor mu zikre, ibadete, yüceltmeye… Birde yağmur yağdırır bakalım üşüyüp gidecek mi diye? Sonunda adam gülümseyerek bakarken ilahi perdeye ve yağmur yıkıyor yüzünü… Prenses çıkıp koşarak gelir gizlendiği sarayın kapısından. “Sana dünyayı verdim” der.

Adam mutlulukla şöyle der; senin yolunda feda edilecekse ne mutlu dünyaya!  Prenses; “sana bin tane cariye verdim”. Adam; “senin yüzün için vazgeçilecekse ne mutlu onları terk eden bana”… Prenses; “sana ruhumu verdim. İşte bu en büyük emanettir. Onu sakın incitme, çamura sokma, kirli düşüncelerle doldurma. O zaman hep beni görecek hep benimle olacaksın. Bu en büyük yakınlık olacak. Çiftler bile böyle yakın değildir. Yer ve gök bile.. Et ve tırnak bile kalp ve ruh kadar yakın değildir. İşte senin kalbindeki ruh oldum” der.

Geriye bir prenses kalır, bir de prensesin adamdaki ruhu.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak