İLAH OLMAK İSTEYEN NEFSİN HİKAYESİ (1. Kitap 15. Bölüm)

İlham olunan bir hikayeyi dinleyin. Allah’ın iyi bir kulu varmış. Allah ona bir ömür vermiş ve o güzel bir şekilde yaşamış, kusurları da affedilerek sonunda cennete alınmış. Dilediği her şey gerçek oluyormuş. Kendisine dünyadan çok daha güzel bir gezegen verilmiş ve o adama verilen güç, bilgi ve güzellik nedeniyle o gezegenin kralı imiş. O gezegendeki muhteşem güzelliğe sahip tüm kadınlar ona ölesiye aşık, tüm erkekler ise ondan aldıkları hediyeler ve üstünlüğü nedeniyle ona hayran ve saygı içindelermiş. Sayısız bir güzellik ve bolluk içinde, ölümsüz ve eşsiz bir hayat içinde yaşamaktaymış.

Bir gün şeytan gelmiş ve ona şöyle demiş; “Her şey oldun ama Allah olamadın”. Daha çoğunu istemez misin? Allah’ı yok etmenin bir yolunu bulalım da onu devirelim yerinden ve sen Allah ol.

Adam düşman bildiği şeytanı kovsa da düşünmeye başlamış. “Allah olmak nasıl güzeldir kim bilir? Onun yerinde olmak isterdim” diye düşünmüş ama bir yandan da kendini suçluyormuş, içine doğan kirli hislerden ötürü. Sürekli eline aldığı bir bıçakla Allah’a gizlice yaklaşıp (haşa) onu öldürdüğünü düşünüyormuş. Bu düşünceler altında ezilip; bir bıçak alıp eline Allah’ın göklerinde üzerinde olan sarayına gitmiş. Allah onu güzel sözler ve güler yüzle karşılamış.

“Ey gözümün ışığı, seçkin kulum hoşgeldin” demiş. “Dile benden ne dilersen”.

O adam, Allah’ın böyle dediğini görünce secdeye kapanmış ve elindeki bıçağı onun ayakları önüne doğru sürmüş. Secdede ağlayarak şöyle demiş.

“Nefsim sürekli bana senin tahtına oturmayı fısıldıyor. Kalbimden bu düşünceyi hırsı çıkaramadım. Bana verdiğin onca şeyden sonra bana lütfettiklerine layık olmadığımı gördüm. Lütfen bu bıçakla boynumu vur. Bu bıçak sonsuzluğu bile yok eder; o zaman yok olurum ve utancımdan kurtulurum”.

Allah onu gülümseyerek ayağa kaldırmış ve ona sıcak bir dost gibi sarılmış.

“Ben içindekileri ve içindekilere verdiğin cevabı duyanım. Seni ben yarattım” demiş. Sonra gülümseyip şu soruyu sormuş;

-Eğer Tanrı olsaydın ne yapardın?

-Ölümsüz olurdum.

-Seni zaten ölümsüz yapmıştım, fakat sen ölümle hiç yüzleşmediğin için farkına varamadın. Peki başka ne yapardın?

-Dilediğim her şey gerçek olurdu. Bir çok güzel şey yaratırdım.

-Dünyada bir çok şey yaratmanı sağladım, Cennette ise istediğin her şeyi yaratmanı sağladım. Bunları yaratmak için güç, ilim ve sabır gereklidir. Tüm bunları oluşturma zahmetinden seni kurtardım. Dilediğin her şeyi ben senin hizmetkarınmışcasına senin için var ettim. Senin ellerin oldum. Sen yeterince istemediğin için yapamadığını, olmadığını düşünüyorsun. Peki başka ne isterdin?

-Tahtında oturmak isterdim.

-Gel otur ve ben başka bir tahta oturacağım, bu tahtı sen istediğin için. Ama o zaman da o tahtı isteyeceksin. Sana doğrusunu söyleyim. Sen benim gibi olmadıkça; yani sevmeyi ve vermeyi öğrenmedikçe asla mutlu olamazsın. Zaten istediğim de budur. Mutlu olmayı, ahlak ve ruhta benim gibi olmayı öğrenmen. Üstünlüğün bu olduğunu kavraman. Sonsuz huzur ve zevke ulaşman. Peki başka ne istersin?

-Ben zaten her şeye sahipmişim. İsteyecek bir şey bulamıyorum Ey en üstün ve ahlaklı olan RAB. İstediğim almak değil vermek olmalı. Asıl ilahlık  bunda saklı ve senin gibi olmak vermeyi bilmektir. Olunacak senden daha güzel bir şey yoktur.

  • Zamanla olgunlaşacak ve sana verdiğim dünyadaki insanlarla hakimiyetini paylaşacaksın. Onların hoşuna giden şeyleri onlara verdikçe, onlar için yaratıp onlara armağan ettikçe, onları hizmetkar olmaktan kurtarıp efendiler yaptıkça, daha mutlu olacaksın. Paylaşmanın en büyük zevk olduğunu, teşekkür etmenin ve affetmenin ilahi olduğunu fark edeceksin.

Her şeyi kendine istemek açlık ve acizliktir. Her şeyi paylaşmak ve sonsuz armağanlar vermek işte bu ilahlıktır. Ruhumu armağan ettiğim her nefis olgunlaşıp mutlaka içindekini çıkaracak  ve bana dönecek. Ruhumdan yarattığım yaratılmış, ruhumu kavrayacak ve ölümsüz ruhtaki olağanüstü lezzeti keşfedecektir.

O kişi ağlayarak sarılır Rabbine ve şöyle der yüksek bir sesle; “Sonsuza dek senin kulun ve sadık hizmetkarın olmak ne kadar güzel. Kulundan hiç bir şey esirgemeyen ve bana dostça sarılan, dilediğim her şeyi benim için, ben yorulmadan yapan Allah ne büyüksün”

Rab da ona sımsıkı sarılır. Onu affeder içtenlikle ve sevgisi büyür. Sonra ona şöyle der;

-Dilediğinden ve dileyebileceğinden bile fazlasını sana armağan edilecek, hazır mısın? Onları baktığında yüzündeki büyük sevinci  görmeyi çok isterim. Haydi gidelim.

Ey kul; başına gelecek olan işte budur. O bıçağı dünyada iken hep daha fazlasını isteyen nefsine sapla. Onu Allah’ın huzurunda kurban et. Çünkü nefis daima en kötü şeyleri emreder. O çok nankör ve bencil. Aceleci ve huysuzdur. Düşünmekten nefret eder, hızlı kararlar verir.

İhtiyaç duyduğundan fazla kısmı Allah’a vermedikçe onun bu ikramına layık olamazsın. Bu sadece para değil, zamanından, sevginden, ilginden her şeyin en değerlisini onunla paylaşmalısın.

 

HAYALLER GERÇEKLERİN TOMURCUĞUDUR

Her gerçek önce bir hayaldi. Her şey bir rüya bir plan ile başladı evet ama size bundan daha fazlasını söyleyeceğim.

Eğer nerede olduğunuzu unutacak düzeyde bir hayali yaşarsanız, onu en az bir kaç dakika olsun kesintisiz canlı ve diri tutacak kadar duygularla dolu deneyimlerseniz o bir enerji olarak kendini var etmek için çırpınıp duran bir güce dönüşür.

Kişi hayalinde Allah’ın huzuruna çıkıp ağladığını dertleştiğini düşünse, bu aslında belli bir düzeyde gerçektir; hayal değildir. Özellikle bir kişi ruhen belli bir makama ulaştığında düşüncelerinden de sorumlu olur. Ruhu, düşündüğünü gerçekleştirme konusunda enerji aleminde Rabbinden bir güç sahibi olur. Daha sonra gerçekleşeceğine dair büyük bir inançla ve cesaretle yılmaksızın ve ekip halinde çalışmak asla vazgeçmemek hemen her şeyi oldurabilir.

Manaların şekil bulduğu ruh ve enerji alemi bu dünyanın mimarı ve temelidir. Her şey buradan önce orada şekillenir. Lakin insanın da orayı şekillendirebilme gücü vardır. Yani kapı tek yönlü değil çift yönlü açıktır.

Kişi zikir ve Allah’a teslimiyet, iman yoluyla Rabbinden hediye olarak bir takım ikramlarla düşüncelerinin çoğunun gerçek olduğunu görür. Kalp gözü açılıp düşüncelerin bir kısmını duyabilir yada sırlar diline dökülüverir.

 

ŞEYTANIN ÖYKÜNMESİ

Şeytan, Allah’ın dostlarına ikram ettiği şeylerin büyüklüğünü gördüğünde o da kendisine iddiasını sınamada yardımcı olacağını umduğu şeylerden istedi. Şeytan bunlarla insanları sadece Allah’ın sınamasına vesiledir. Allah dostları üzerinde şeytanın hiç bir gücü ve yetkisi yoktur. Şeytan her daim Allah’ın yoluna benzer bir yola öykünür. O Rabbinden gördüğünü taklid eder. Rabbiyle mukayeseye imkan veren bir gücü yada aklı yoktur.

Allah insanları uyarmak için peygamberler gönderdi. Şeytan da peygamberini istedi; ona medyumlar, kahinler ve falcılar verildi.

Allah kutsal kitaplar indirdi. Şeytan da okunması için bir günah kitabı istedi. Ona içi şehvet veya isyan dolu şarkılar verildi.

Allah kendi ilahi kanunlarını ve onlarla amel edecek salihleri yarattı. Şeytan da kanun ve onunla amel edecekleri istedi. Ona kanun olarak zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmak verildi, uygulayıcı olarak da siyasetçiler ve krallar verildi.

Allah ibadethaneler yarattı. Şeytan “mekansız kaldım” dedi. Ona da meyhaneler, barlar ve kıraathaneler verildi.

Allah doğru yolunu göstermek için apaçık dinini yarattı. Şeytan kimse kabul etmez diye gizli bir din istedi. Ona felsefe, putlar ve dünyaya tapınma verildi.

Allah peygamber ve dostlarına mucizeler ve kerametler verdi. Şeytana büyü ve göz boyama kaldı.

Allah namazı kullarına hediye etti. Şeytana şehvani ve anlamsız danslar kaldı.

Allah abdesti hediye etti. Şeytan ve havarilerine, sarhoşluk veren içkiler ve kusmuk abdest suyu olarak verildi.

Allah cennet vaat etti ve verdi. Şeytan dünyayı vaat etti ve ancak Allah’ın dilediğine verebildi.

Allah dosdoğru bir yol inşa edip peygamberlerini ve havarileri o yol üzerinden gönderdi. Şeytan da yollar istedi ve doğru yolun üzerinden geçen eğri ve anlamsız yollar inşa etti.

Şeytan istediklerini almakla sevindi ve amacına ulaşacağını düşündü. Oysa Allah’ın kullarını denemesini ve en iyi olanların iyiliğini ve güzelliğini arttırmada bir araç olacağını fark edemedi. Yine de o dahi salih kulları görünce saygı ile yaklaşır.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak