KURAN’DA MEHDİ’NİN RESUL (ELÇİ) OLARAK GELECEĞİNİN KURAN’DAN DELİLLERİ

Ben Erdem Çetinkaya Meta. Sizlere “Kur’an’da yok” denilen “Mehdi” ve “Kaiym” hakkındaki en belirgin olarak gördüğüm işaretlerin bazılarını göstereceğim. Göreceksiniz ki; Kur’an’da pek çok farklı şekilde Mehdi ve Kaiym’den bahsetmektedir. Ancak siyasi mülahazalarla idareciler açısından Mehdiyyet kavramı siyasal bir risk olarak görülmüş ve tefsir ve meallere müdahale edilerek gizlenmiş; dolaylı olarak Kur’an’a ihanet edilmiştir.

Mehdiyet, yani dünyanın sonunda gelip dünyada Allah adıyla adaleti sağlayacak ve zalimleri yok edecek bir görevlinin varlığı tüm dinlerde vardır. Tevrat’ta bazı bölümler sadece Kaiym Mehdi’ye ayrılmıştır. İncil’de de müjdeler vardır.

Kur’an, Tevrat ve İncil’i doğrulamak için geldiğini söylüyor. Araştırmalar, günümüzdeki Tevrat ve İncil’lerin peygamber zamanındaki ile aynı olduğunu ve çok daha eskilere dayandığını söylüyor. Kur’an’ın, bazı incil ve Tevrat ayetlerine atıflar yapması ve bu ayetlerin de o kitaplarda bulunması da, Kur’an’ın onları tasdik ettiğini göstermektedir. Eski kitapların tahrif edildiği iddiası Kur’an’da bulunmaz. Sadece diğer din adamlarının onun anlamını ve bazı kelimelerini çarpıttığını söyler. Bunlar dışında Tevrat ve İncili tasdik edip hariç tutarak; bunlar dışında kendisi kitap yazıp da “Allah yazdırdı” diyen sahte peygamberleri kınar. Bu durum aşağıdaki ayetlerde daha belirgindir.

DUYURU: MEHDİ’NİN HADİSLERDEN DELİLLERİ İÇİN YENİ MAKALEMİZİ TIKLAYINIZ; DEVAMI…

KANIT OLARAK KUTSAL KİTAPLARIN TÜMÜNDEKİ İŞARETLER YETERLİ OLMALIDIR!

Ta-ha Suresi 133. Ayet:

Dediler ki: “Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?” Onlara önceki suhuflardaki (sayfalardaki) (daha önce indirilen tüm kutsal metinlerdeki) açık belgeler yetmez mi?

Allah, Yahudileri Tevrat varken Hz Muhammed’i hakem seçmelerini bile eleştirmiştir. Tarihsel kanıtlarla bilmekteyiz ki; elimizde bulunan Tevrat ve İncillerin tamamı Hz Muhammed’den yüzlerce yıl öncesine dayanır. Ölü Deniz Yazmaları hakkında araştırma yapabilirsiniz.

“Seni nasıl hakem seçerler. Halbuki Tevrat yanlarındadır. İçinde Allah’ın hükmü yazılıdır. Yine bundan sonra da yüz çeviriyorlar. İşte bunlar asla inanmış değildir.” (Kur’an Maide (5) Suresi 43.ayet) ( Tevrat varken peygambere bile fikir sorulmasını Allah kınamıştır. Yanlarında olan kitap tasdik edilmiştir ve Tevrat’ın ve Kur’an’ın hükmü peygamberin hükmünden üstündür.)

“Ey müminler, Yahudi ve Hristiyanlara deyin ki: ‘Biz Allah’a ve Kuran’a, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya ve bütün Peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara inandık. Onların arasında fark gütmeyin.” (Kur’an Bakara (2) Suresi, 136. ayet) (Tüm kitapları fark gözetmeden okumalı ve iman etmeliyiz; ama diğer kitaplarda tüm dünya krallarına diz çöktürecek bir Kurtarıcı geleceği yazdığı için onların okunmasını kötülerler)

“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine ve ona indirdiği kitaba ve ondan önceki indirdiği kitaplara gereği gibi inanın.” (Kuran Nisa (4) Suresi, 136 ayet)

ÖNCEKİ KUTSAL KİTAPLARDAN BEKLENEN KURTARICIYA İLİŞKİN BAZI İFADELER

Tevrat/Tanakh/Yeşaya 9

Çünkü bize bir çocuk doğacak,
Bize bir oğul verilecek.
Yönetim onun omuzlarında olacak.
Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı (Tevrat’ta elçilere ve lider meleklere “Tanrı” denirdi, tanrı kelimesi zamanla “İlah” manasında kullanılınca Kur’an bu kelimeyi kullanmadı)
Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.

7Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek.
Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak.
Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak
Ve sonsuza dek sürdürecek.
Her Şeye Egemen RAB’bin gayreti bunu sağlayacak.

 İşay’ın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak,
Kökünden bir fidan meyve verecek.
2RAB’bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu,
Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu
Onun üzerinde olacak.
3RAB korkusu hoşuna gidecek.
Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak,
Kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.
4Yoksulları adaletle yargılayacak,
Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.
Dünyayı ağzının değneğiyle cezalandıracak,
Kötüleri soluğuyla öldürecek.
5Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak.
6Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,
Parsla oğlak birlikte yatacak,
Buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana duracak,
Onları küçük bir çocuk güdecek.

Yeşaya 11

9Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,
Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak.

10O gün İşay’ın kökü ortaya çıkacak,
Halklara sancak olacak,
Uluslar ona yönelecek.
Kaldığı yer görkemli olacak.
11O gün Rab, Asur’dan,
Mısır, Patros, Kûş, Elam,
Şinar, Hama ve deniz kıyılarından
Halkının sağ kalanlarını kurtarmak için
İkinci kez elini uzatacak.
12Uluslar için sancak kaldıracak,
Sürgün İsrailliler’i toplayacak, (2000 yıl sonra Gerçek oldu)
Dağılmış Yahudalılar’ı
Dünyanın dört bucağından bir araya getirecek.

Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,
Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak.

14Batıdaki Filistliler’e saldırıp (Gerçek oldu)
Hep birlikte doğudakilerin her şeyini yağmalayacaklar. (Gerçek oldu)
Edom ve Moav halklarının topraklarına el koyacak,
Ammonlular’a boyun eğdirecekler.

15RAB Mısır’ın Süveyş Körfezi’ni tümüyle kurutacak. (Kanal yapımı sırasında ve sonradan tuzlu göller oluştu)
Elinin bir sallayışıyla estireceği kavurucu rüzgarla
Fırat’ı süpürüp yedi dereye bölecek. (Fırat Barajı ile suyu kesildi ve gerçek oldu)
Öyle ki, insanlar ırmak yatağından çarıkla geçebilsin.

16Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, “İşte Siyon’a sağlam temel olarak bir taş/kaya, denenmiş bir taş/kaya, değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek. 17Adaleti ölçü ipi, doğruluğu çekül yapacağım. 

27Bakın, RAB’bin kendisi uzaktan geliyor,
Kızgın öfkeyle kara bulutiçinde.
Dudakları gazap dolu,
Dili her şeyi yiyip bitiren ateş sanki.
28Soluğu adam boynuna dek yükselmiş taşkın ırmak gibi.
Ulusları elekten geçirecek, değersizleri ayıracak,
Halkların ağzına yoldan saptıran bir gem takacak.
29Ama sizler bayram gecesini kutlar gibi
Ezgiler söyleyeceksiniz.
RAB’bin dağına, İsrail’in Kayası’na

16Yükseklerde oturacak;
Uçurumun başındaki kaleler onun korunağı olacak,
Ekmeği sağlanacak, hiç susuz kalmayacak.

17Kralı bütün güzelliğiyle görecek,
Uçsuz bucaksız ülkeyi seyredeceksin.

3Şöyle haykırıyor bir ses:
“Çölde RAB’bin yolunu hazırlayın,
Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın.
4Her vadi yükseltilecek,
Her dağ, her tepe alçaltılacak.
Böylelikle engebeler düzleştirilecek,
Sarp yerler ovaya dönüştürülecek.
5O zaman RAB’bin yüceliği görünecek,
Bütün insanlar hep birlikte onu görecek.
Bunu söyleyen RAB’dir.”


11Sürüsünü çoban gibi güdecek,
Kollarına alacak kuzuları,
Bağrında taşıyacak;
Usul usul yol gösterecek emziklilere.
12Kim denizleri avucuyla,
Gökleri karışıyla ölçebildi?
Yerin toprağını ölçeğe sığdıran,
Dağları kantarla,
Tepeleri teraziyle tartabilen var mı?
13RAB’bin düşüncesine kim akıl erdirebildi?
O’na öğüt verip öğretebilen var mı?
14Akıl almak, adalet yolunu öğrenmek için
RAB kime danıştı ki?
O’na bilgi veren, anlayış yolunu bildiren var mı?

 “İşte kendisine destek olduğum,
Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!
Ruhum’u onun üzerine koydum.
Adaleti uluslara ulaştıracak.
2Bağırıp çağırmayacak,
Sokakta sesini yükseltmeyecek.
3Ezilmiş kamışı kırmayacak,
Tüten fitili söndürmeyecek.
Adaleti sadakatle ulaştıracak.
4Yeryüzünde adaleti sağlayana dek
Umudunu, cesaretini yitirmeyecek.
Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”

Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki,
6“Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem) çağırdım,
Elinden tutacak,
Seni koruyacağım.
Seni halka antlaşma,
Uluslara ışık yapacağım.
7Öyle ki, kör gözleri açasın,
Zindandaki tutsakları,
Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.

Süleyman As. Kitabı 4. bölüm
4. Bölüm
1:Çocuksuz olup erdemli olmak daha iyidir, çünkü ölümsüzlük erdemin anısını devam ettirir ve ister Tanrı ister insanlar erdeme değer verirler. (Gerçekten de Erdem Çetin Kaya Meta ne evlidir ne de çocukludur, oysa 40’ına gelmiştir.)
2:Erdemi görünce, ona benzemek için çaba gösteririz, Onu bulamayınca da onu özleriz. Erdeme taç giydirilir, sonsuza dek yengi onundur, çünkü erdem, noksanı olmayan ödüller için güçlü ve sürekli çaba gösterip yengiye erişmiştir.

Tevrat’ta onun beklenen kişinin adının “doğruluk/erdem” ve “kaya” kelimeleri ile ilişkili olduğunu kanıtlarla gördünüz. Aynı isim Avesta Zerdüşt peygamberin kutsal kitabında “Erata” ve “doğruluk” isimleriyle geçmektedir. Eski peygamberlerin kitabında bu kadar önemli olan ve dinin ayrılmaz parçası kabul edilen bir konunun Kur’an’da atlanması düşünülebilir mi? Eğer bu inanç bir uydurma olsaydı, Allah elbette onu Kur’an ile düzeltir ve dünyaya hakim olacak Kurtarıcı beklentisinin boş olduğunu söylerdi. Tam tersine elçisi aracılığı ile gelecek şahsın özelliklerini yüzlerce farklı kaynaktan gelen hadisle anlatmıştır. Peki Kur’an’da “doğruluk” ismi geçer mi? Çünkü tüm kutsal kitaplarda “doğruluk-erdem” anılmıştır. Arapça’da “doğruluk” kelimesinin kökü “Kaiym” kelimesidir. “Dosdoğru yol” manasına gelen “müsta-kaiym” ifadesi de “Kurtarıcının yolu” ile ilgilidir. Aynı şekilde “Kıyamet günü” de “Kıyam, doğrulmak, dosdoğru hale gelmek” kelimesiyle ilgilidir. Örnek olarak “Hüküm-Hakim” kelimelerini ele alalım, “TE” harfi ile “hükümet” kelimesini türettiğimizde, “Kaiym” ile “Kıyamet” kelimesi arasındaki ilişki daha iyi anlaşılabilir. Yani Rab, evvelki kutsal kitaplarda bahsettiği gibi zalimlerden intikam alıp yeryüzüne adaleti getirecek, Rabbin ruhuyla hareket edecek olan kişinin ismini o güne vermiştir. Ona ulaştıran ve somut olarak mucize olan Altın Yolu “Doğruluk/Erdem yolu” olarak tanımlamıştır. Bu yol gerçekten de “Kaya” isimli şahsa uzanmaktadır. Bu mucize ile ilgili mucizeler kitabını okuyunuz.

KURAN’DA ELÇİLER VE NEBİLER

Bu konuya girmeden önce “Elçi nedir?”, “Nebi nedir?” Sorularına cevap vermeliyiz. Çünkü ilahiyatçılar arasında bu konuda bir kafa karışıklığı vardır. “Peygamber” kelimesi Kur’an’da geçmez. Farsça bir kelimedir. Bunun yerine “resul (elçi)” ve “nebi (haber veren)”, “nezir (uyarıcı)” ve “beşir (müjdeleyici)” gibi kelimeler kullanılır. Bazı ilahiyatçılar kitap verilen kimselerin “resul (elçi)” olarak tanımlandığını, nebilerin (haber veren) “kitap sahibi olmayan ama önceki kitapları tebliğ eden kimseler” olduğunu iddia ederler. Bu asılsız iddianın temelinde yeni bir elçi iddiası ile kimse ortaya çıkmasın niyeti yatar. Çünkü Kur’an şöyle demiştir;

(Muhammed, Allah’ın resulü ve nebilerin hatemidir) [Ahzab 40]  Bu ayete bakarak “Hz. Muhammed’den sonra nebi ve resul gelmeyecek” derler. Ayeti detaylıca inceleyelim. Önce “hatem” kelimesinin manasına sözlüklerden detaylıca bakalım.

HÂTEM

(ﺧﺎﺗﻢi. (Ar. ḫātem)
1. Mühür: “Hâtem-i sadâret.” Süleyman Nebî’ye verildi hâtem (Pir Sultan Abdal). Eli altında olma kimsenin hâtem gibi zinhâr / Kimesne demeye tâ kim gözün üstünde kaşın var (Ahmed Süheylî).
2. Yüzük, üzerinde mühür bulunan yüzük: Mest olup uyurken öpmüş la’l-i cânânı rakîb / Ehremenler hâtemi almış Süleyman bî-haber (Bâkî’den).
3. Teşmil. (Ayetten sonra getirilen yeni zorlama yorum) Son, en son, sonuncu: O, Ebû Hüreyre’den rivâyet edilen bir hadiste işâret olunduğu gibi gönderilmede sonuncu, yâni hâtem-i enbiyâ, fakat yaratılışta peygamberlerin ilki, yâni peygamberlik yolunu aydınlatan ilk meş’aledir (Mertol Tulum).

HÂTEM

(ﺣﺎﺗﻢi. (Ḥātem) [Eski bir Arap kabîlesinin reisi olan Hâtem-i Tâî’nin dillere destan cömertliğinden teşmil yoluyle] Çok cömert kimse: Ol âfitâb-ı saltanat ol şehsüvâr-ı memleket / Cem-bezm ü Hâtem-mekrümet memdûh-i esnâf-ı ümem (Nef’î). Cânan yoluna tayyederiz nakd-i sirişki / Sarf eylemede mâmelekin Hâtem-i aşkız (Tarzî’den).
● Hâtemâne (ﺣﺎﺗﻤﺎﻧﻪzf. (Fars. -āne ekiyle) Hâtem’e yakışacak şekilde, büyük bir cömertlikle.

HATEMAT

(ﺧﺘﻤﺎﺕi. (Ar. ḫatme’nin çoğul eki -āt almış şekli ḫatemātKur’ân-ı Kerim’i hatmetmeler, hatimler.

(Muhammed, Allah’ın resulü ve nebilerin hatemidir (mührüdür)) [Ahzab 40]  Ayetten çıkarılabilecek sonuçlar ve yorumlar şunlar olabilir.

  1. Yukarıdaki tanımlardan anlaşıldığı üzere “Hatem” kelimesinin en baskın anlamı “MÜHÜR”dür. Dolaylı olarak “tasdik edici sembol” manasına gelir. Bu durumda “son nebi Hz. Muhammed’dir” ifadesi bile Kuran’dan çıkarılamaz.
  2. (Arapça’da hemen hiç bir yerde “mühür” kelimesi “en son ve sonuncu” manasında kullanılmaz, bildiğimiz mühürdür.)    Diyelim ki; “Hatem” kelimesi  ile “mühür ve tasdik edici” manası değil de “Son” manası verilmiş olsun. Bu durumda yine “kendisinden sonra nebi gelmeyecek kişi” manası çıkmaz. Çünkü her nebi, kendi zamanında yaşayan son nebidir. Örneğin birine sorsanız; “Son cumhurbaşkanı kimdir?” Derler ki; “RTE”. Kendisi de dese ki “ben bu ülkenin son başkanıyım.”  Kendisinden sonra bir daha kimse gelmeyecek mi? Açık bir ifade yoktur.Kanıt olarak gösterilmesi yersizdir.
  3. Yeni nebi ve resullerin gelişi dinler açısından son derece ciddi bir durumdur. Hayati önem arz eder. Eğer Hz. Muhammed’den sonra yeni görevliler gelmeyecek olsa açıkça Kuran’da şöyle yazardı; “Muhammed’den sonra her kim ‘elçiyim’ yada ‘nebiyim’ derse onu öldürün, yalancıdır” yada “Asla yeni elçi gelmeyecek, gelenler yalancıdır, dikkatli olun”. Ama Kur’an’da asla böyle ifadeler yer almaz. Tam tersine Allah’ın azaba uğrattığı her kavme önce elçi gönderdiği söylenir. Bakıyoruz ki tarihte Hz Muhammed’den sonra dahi nice azaplara uğrayan kavimler vardır. Onlara mutlaka uyarıcılar – elçiler gelmiştir. Yoksa Allah o ayetlere göre haşa vaadini yerine getirmemiş olur.
  4. Eğer “nebi” ve “elçi” kelimeleri arasında bir anlam farkı varsa, Hz. Muhammed, bu ayete göre belki en son nebi olabilir ama yine son elçi olmayacaktır. Eğer iki kelime arasında anlam farkı olmasaydı Allah yan yana kullanmazdı. Çünkü aynı manaya gelen iki kelimenin yan yana kullanılması yersizdir. Allah yersiz iş yapmaz. Bu durumda araştırmamız bizi resul ve nebi kelimelerini incelemeye götürür. Bakalım ilahiyatçıların bazılarının iddia ettiği gibi Resul; kitap alan peygamber, Nebi; kitapsız peygamber miymiş görelim. Bakalım kimmiş yanlış yolda olan.

“ELÇİ (RESUL)” KELİMESİ TÜM PEYGAMBERLERİ, MELEKLERİ KAPSAYAN ÇOK GENİŞ ANLAMLI BİR KELİMEDİR

İlahiyatçılara göre nebiler, kitap almamış görevlilerdir. Doğrusu böyle değildir. Bu iddiamızın kanıtları aşağıdadır.

(Resûlüm!) Kitap’ta İsmail’i de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, resûl ve nebi idi. (Meryem / 54)

“O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.” (Yasin, 36/5-6)

İsmail As.’a herhangi bir kitap şeriat verilmemiştir. Hiç bir kutsal kitapta ve din kitabında buna dair en ufak bir işaret yoktur. Hatta Kur’an bizzat kendi ifadesi ile Arapların daha önceden uyarılmamış bir kavim olduğunu söyler. Arapların ekseriyetinin atası İsmail As. idi. Peygamberimiz de Mekke’ye yerleşmiş olan İsmail’in soyundandı. İsmail babası İbrahim’e yardım etmiş ve onun dinini anlatmıştı.
Demek ki, tek bir ayet bile ilahiyatçıların iddiasını yıkmaya yetiyor. Daha pek çok ayetle delillerimizi güçlendirelim. Sonunda size “resul” ve “nebi”nin gerçek manasını açıklayacağım.
Allah, nebilere (şöyle dedi): “Ben size Kitap ve hikmet verdim… Yanınızda olanı tasdik edici bir elçi gelecek… (3:81) Bu ayet açıkça “nebi” kelimesinin “kitap almış peygamber” tanımına daha çok uyduğunu gösterir. Açık bir şekilde Allah kitap verdiklerine nebi demiştir. Ancak ayetinde devamında kitapları tasdik eden kişiyi ise nebi değil resul/elçi olarak tanımlamıştır.
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş resullerden /(elçi)lerdendi. Sâffât Suresi 139. Ayet. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi kendisine kitap verilmemiş olan Yunus As.’da bir “resul” olarak tanımlanmıştır.
Artık toplumların nasıl manipüle edildiğini, Kur’an üzerinde, harekeleri üzerinde, mealleri üzerinde mana yönüyle nasıl oynandığına şahit oldunuz mu?
Kuran’da “elçi, resul” kelimesi melekler ve kralların görevlileri, Allah’ın kalbine dini tebliğ arzusu verdiği kişiler için de kullanılır.  Ama “nebi” kelimesi ancak Allah’tan vahiy alıp insanlara tebliğ eden kişiler için kullanılır. Sırayla delillerini gösterelim.
“Allah meleklerden ve insanlardan elçiler/resuller seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.”(Hac 22/75)
“Resul” kelimesinin tek manası “kitap verilmiş peygamber” olsaydı, meleklerden de peygamber /resul seçer denir miydi? Kitabını bilmeyen ilahiyatçılara yazıklar olsun. Bir de maaşla bu işi; tek iş olarak yapıyorlar.
“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler/resuller kılan Allah’a mahsustur.” (Fatır, 35/1)
Elçi, her türlü iş için görevlendirilen insan yada meleklerdir. Bunların illa yeni bir din ile gelmesi gerekmez. Allah’ın su damlasına yere düşmesini emreden meleği de, su damlası için bir elçidir. Ölüm melekleri de bir elçidir; öldürmek üzere gönderilmişlerdir. Bu açıdan bakınca tüm dinlerin müjdelediği, hadislerde mütevatir derecesinde anlatılan Mehdi Kaiym’in elçi olmadığını söylemek abesle iştigal olur. Her elçi bir sonraki elçiyi müjdelemiştir. Kaiym’in gelişini ise tüm elçiler ve tüm dinler müjdelemiştir.
Kuran’da Mehdi Kaiym’in delilleri.

1.DELİL

TEK DÜNYA DEVLETİ VE BAŞKANI MÜJDESİ

Mehdi gelecek mi? Kur’an’da ve diğer kutsal kitaplarda haber verilmiş mi? Bunları cevaplamadan önce “Mehdi” lakaplı, “Hüccet Kaiym” isimli bu kişinin kim olduğunu tanımlamak gerekir. Onun tüm dinlerde ortak tanımlanan özellikleri şöyledir.

  1. Kıyamete çok yakın gelecektir
  2. Beklenen son kurtarıcı olarak dünyaya adalet getirecektir.
  3. Hak ve gerçek din onunla ortaya çıkacak, dünya dine yönelecektir.
  4. Rabbe düşman olan, mucizelerini reddeden insanlar yeryüzünden silinecektir.
  5. Önceki kitapları doğrulayacak hüccet beyyine (delil) odur.
  6. Kurtarıcı dünyaya hakimiyet kuracaktır.

Son derece zor görünen ve dünya tarihinde daha önce tam olarak gerçekleşmemiş bu olağanüstü haller Kaiym ile birlikte gerçek olacaktır. Allah için zor yoktur. Eğer Kur’an’da böyle beklenmedik ve olağanüstü bir dönemin yaşanacağı açıkça yazıyorsa, o zaman seçilmiş bir kişinin de geleceği kesindir. Çünkü dünyadaki hiç bir anlamlı hareket bir öndersiz gerçekleşmez. Kaldı ki, dünya devleti kurulacaksa bunun bir başkanı olması da kesindir. Öyleyse Kur’an’da ilk bakmamız gereken şey; dünyaya dindar insanların hakim olacağı ve küffarın öleceği bir gün gelip gelmeyeceğidir. Kur’an’a baktığımızda bunların hepsinin açıkça ifade edildiğini ve bu yönüyle kendisinden önce gelen kutsal kitapları tasdik ettiğini görürüz.

Kur’an Enbiya Suresi 105

Tevrat’dan sonra Zebur’da da yazmıştık: “Yeryüzüne dürüst ve erdemli (salih) kullarım vâris olacak” diye (Abdullah Parlıyan Meali)

Ayetteki “vâris” kelimesi de dikkat çekicidir. Veraset sadece ölümle gerçekleşir. Anlaşılan o ki; salih olmayan kullar öldüğünde dünyayı Rab salihlere verecektir. Peki İslam, dünyaya hakim olabilecek midir? Günümüzde hem nüfus, hem ekonomik ve askeri güç açısından İslam dünyaya hakim din olmaktan çok uzaktır. İslam ülkelerinin iç çatışmaları, mezhepler ve farklı görüşler İslam’ın kendi içinde dahi tam bir hakimiyet tesis edemediğini göstermektedir. Ancak ayet müjdeyi verir.

Kur’an, Fetih Suresi 28. Ayet

Öyle bir mabuttur o ki elçilerini, doğru yolu göstermek üzere gerçek dinle, bütün dinlere üstün olmak için göndermiştir ve Allah’ın tanıklığı yeter.

Saff Suresi 9. Ayet

Allah’a ortak koşanlar istemese de, hak dini bütün dinlerden üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.

Tüm elçilerin geliş amacı, yeryüzüne Rabbin dinini ve hakimiyetini getirmektir. En sonda en büyük adım Kaiym Mehdi ile atılacağı için aslında tüm elçiler Kaiym’in yardımcısıdır. Hz Muhammed; “Kaiym Mehdi’nin başarısı bütün peygamberlerin ortak başarısıdır” buyurmuştur. Yeryüzündeki tüm inananlar, Mehdi Kaiym’e bu görevinde yardımcı olmakla mükelleftir. Onu kutsal kitaplardaki ve peygamber sözleri içindeki tanımlarından tanımalı ve gösterdiği mucizelerin hakikatini anlamaya çalışmalıdır. Bunu yapmaktan her kim kaçarsa; Rabbin askeri olarak kabul edilmez. Tüm insanların anladığımız yada anlamadığımız bir şekilde dirildiği gün; Kaiym’in safında olandan başka cennete girebilecek kimse yoktur ve elçiler de, onun yanında Allah’a verdikleri ağır söz gereği toplanırlar.

Yukarıdaki ayetlerden anlıyoruz ki, Allah hem siyasi, hem de dini anlamda dünyaya Hak dinde birleştirecek ve seçtiği bir kişiyi önder kılacaktır. Bu kişi son derece alim, adil ve Allah’a bağlı olacaktır. Kutsal kitaplarda kendisini anlatan alametlerin hepsine bir mucize olarak sahip olacaktır. Çünkü Allah yalan söylemez.

Birileri derse ki; “tüm bunlar öndersiz bir şekilde kendi kendine gerçekleşecek” yada “o gün gelecek ama başımızda bir önder ve dindar bir idareci bulunmayacak”, elbette kibri nedeniyle böyle sözler söyleyen o kişiye itibar edilmez. Çünkü her iş ve oluş muhakkak bir öndere muhtaçtır. Bu Allah’ın değişmez kanunudur. İnsanların çoğu, tüm dinlerin müjdelediği Kaiym’e kibri ve kıskançlığı nedeniyle daha gelmeden önce düşman olmuş ve onu yok saymıştır.

 

2. DELİL

Tüm NEBİLERİN KİTAPLARINI beyyine ile (kanıtla) tasdik edecek; doğru çıkaracak bir elçiye yardım sözü vermeleri

وَاِذْاَخَذَاللّٰهُم۪يثَاقَالنَّبِيّ۪نَلَمَٓااٰتَيْتُكُمْمِنْكِتَابٍ

وَحِكْمَةٍثُمَّجَٓاءَكُمْرَسُولٌمُصَدِّقٌلِمَامَعَكُمْ

Allah, nebilerden: “Ben size Kitap ve hikmet verdim. (Muhammed, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa kitap verilen nebilerdir)  Daha sonra sizin yanınızda olanı doğrulayıcı bir elçi geldiğinde ona kesin olarak inanacak ve kendisine yardımda bulunacaksınız” diye söz almıştı. “Bunu kabul edip bu husustaki ağır yükümü üzerinize aldınız mı?” dedi. Onlar da: “Kabul ettik” dediler. (Allah da): “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahitlerdenim” dedi. 3:81

Burada ismi gizli elçinin Hz Muhammed (as) olmadığı aşağıdaki ayetle sabittir. 

Hani biz nebilerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık. 33:7

ÖNCEKİ NEBİLER HZ. MUHAMMED’E AĞIR BİR GÖREV GİBİ YARDIMDA BULUNMADILAR

3:81 ayetinde bahsedilen ve adı gizli elçinin Hz Muhammed olmadığını yukarıdaki ayet dışında başkaca çok sağlam delilleri de vardır. Nebilerden alınan söze göre; o elçiye destek vermeleri gerekmektedir ve bu onlar için çok ağır bir görevdir. Oysa adı anılan peygamberlerin Hz Muhammed’e kendilerini çok zorlayacak bir şekilde yardım etmeleri söz konusu bile olmamıştır. Çünkü aynı zamanda yaşamadılar. Evvelden müjdelemek, ileride bir elçi gelecek deyip, özelliklerini saymaksa “ağır bir görev, zor bir iş” değildir. Eğer o gizli elçi Mehdi (Gerçek adı Kaiym) ise evvelki kutsal kitaplarda haber verildiği gibi tüm peygamberler dirilecek ve İsa gökten inecek, hatta melekler dahi gökten inerek Kaiym Mehdi’ye yardım edecektir. Kaiym onları delillerle doğrulayacaktır. İdris peygamberin kitabında Kaiym’in nebileri nasıl doğrulayacağı detaylı şekilde yazar. Bunu aşağıda ilerleyen delillerde izah edeceğim.

Doğru dinlerinde bu kurtarıcının soy adının “Metta” olacağı söyleniyordu ve Mekke’deki din adamları bunu İslam öncesinden biliyordu. “Metta” dinleri araştıran Arap halkına yabancı bir isim değildi. Ayette Kaiym’in ismi de gizlidir.

Aşağıdaki kelime grubunda “ve Hak Meta Sümme caeküm rasulun…”  ifadesi geçer. Gizli ve işari manada şöyle yazılıdır;

Ben size kitaptan verdim ve Hak (Gerçek) Metta – Mettaya (Kurtarıcının doğu dinlerindeki adı) sonra geldiğinde doğrulayıcı elçi… Ona tüm gücünüzle yardım edin.

وَحِكْمَةٍ ثُمَّثُمَّجَٓاءَكُمْرَسُولٌمُصَدِّقٌ

“Metta- Meta, Matta” gibi bazı harfler lehçelere göre değişir.

Wikipedia Mette-ya Makalesinden Alıntıdır;

“”Metteyya Budizm‘de dünyanın sonu ve öbür dünya hakkındaki görüşlere (ya da Budist eskatologyasına) göre bu dünyanın gelecek Buddhasıdır. Kimi zaman Geleceğin Budası olarak da adlandırılır.

Maitreya ya da Metteyya Sanskritçe maitri (Pali: mettā) kelimesinden türetilmiştir. Maitri, arkadaşlık anlamına gelen mitra (Pāli: mitta) kelimesiyle aynı köktendir, ve evrensel sevgi, şefkat şeklinde çevrilebilmektedir.

Son Buda

Budistlerin yaygın inancına göre gelecekte dünyaya gelecek olan Maitreya, tam aydınlanmaya erişecek ve saf Dharma‘yı öğretecek olan bir Bodisatvadır. Çağımızın Budası Gautama Buddha‘nın ardılı olacaktır.

Maitreya beş dünyevi Buda’nın sonuncusudur. Bu olgular dünyasına geleceği güne kadar, Tusita adı verilen kendisine ait göksel alemde yaşar; ve orada başka göksel varlıklara öğretiyi anlatır. Dünyaya geri döndüğünde, kendisiyle kişisel olarak bağlı olanlara üç vaaz verecektir. Bu inancın takipçileri, üç vaazda bulunabilmek amacıyla, Maitreya ile bir bağ kurmaya çalışırlar. Bunun bir yolu da, yaşam boyunca çalışıp öldükten sonra Tusita’da yeniden doğmak ve böylelikle Maitreya dünyaya inerken yanında olmaktır.[1]””

 

KAİYM, NEBİLERİN KİTAPLARINI VE ONLARIN PEYGAMBERLİĞİNİ NASIL DOĞRULAYACAK

Kaiym kendisine ilham edilen sayısız mucize ile kitapları tasdik edecektir. Kendisi de bir mucize olacaktır. Elbette inanan insanlar için Kuran’ın tasdiki de yeterlidir. Lakin burada bahsedilen doğrulama tüm dinleri, tüm insanlığı kapsayan bir delil olmalıdır. Böylece temiz aklı olan her insan düşünüp idrak ettiğinde bunun bir tesadüf olamayacağını kabul etsin. Bu İdris peygamberin kitabında şöyle anlatılır.

61.8’e kadar (Altın Oran sayıları (0,618 ile mühürlü ayetler)

1.O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru gittiler.

2.Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki: “Ölçmeye gittiler.”

3.Ve benimle gelen melek dedi ki: “Doğruların  (peygamberlerin) ve onların bir birleriyle olan bağlarını ölçeceklerki sonsuza kadar Ruhların Tanrısı’nın adıyla huzur içinde kalabilsinler.

4.Ve seçilmişler seçilmişlerle birlikte kalmaya başlayacak.

5.İnanca o ölçüler verilecek ve doğruluğu, inancı güçlendirecektir. O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır. (Bilgi Hazinelerini)

6.Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye. Çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

7.Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

8.Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8)

9.Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu.

İşte ölçümü yapılacak noktalar aşağıdadır. Rabbim bana kutsalların (elçilerinin) aralarındaki mesafeyi ölçmemi ilham ettiğinde onların her biri arasında altın oran ölçüsünü ve sayısını gördüm. Daha sonra Enok-İdris peygamberin kitabında bu ayetleri görünce çok şaşırdım. Bu ölçümlere ilişkin mucizeleri detaylıca okumak için MUCİZELER KİTABI’na bakınız. Ücretsiz okuyunuz. Allah her şeyi en iyi bilendir.

Diğer bölümlerde Seçilmiş Olanın durumu anlatılır.

62. 13. O zaman göklerin topluluğu ve yukarıdaki tüm ulular, hatta Tanrı’nın topluluğu, Kerubim, Serafim ve Ofanim, tüm güç melekleri, tüm üstünlük melekleri, Seçilmiş Olan, ve dünyanın üzerindeki, suyun üzerindeki diğer güçler çağrılacak. 14. O gün hepsi tek ses olup iman ruhuyla, bilgelik ve sabır ruhuyla, merhamet ruhuyla, yargılama ve huzur ruhuyla, iyilik ruhuyla Tanrı’yı kutsayacak, övecek ve onurlandıracak…

69. 3. O günden sonra artık onlar arasında sayılmadım. O beni Kuzey ile Batı rüzgârları arasına yerleştirdi. Orada melekler ölçüm şeritlerini alıp seçilmişlerin ve adillerin yerini ölçtüler benim için. 4. Başlangıçtan beri orada yaşayan ilk insanların babalarını ve uluları gördüm orada.

39. Bölüm 1. O günlerde seçilmişler ve kutsal ırk inecek gökten ve onların tohumu insan oğullarınınkiyle bir olacak. [43] O günlerde Enok öfke, gazap, kargaşa ve kovulma kitaplarını aldı.

Kaiym’in dünyaya Allah adına hakim olması, tüm dünyanın salihlere verilmesi Rahman’ın yeryüzüne meleklerle teşrif etmesi akabinde olacaktır.

1.2. Her şeyi onlardan duydum, gördüğümü anladım. Bu nesil için değildi bu gösterilenler; henüz gelmemiş, “Seçilmiş Olan”a ait olacak uzak bir nesil için. 3. Onlar adına mekânından çıkıp gelecek olan Yüce ve Kudretli Olan’la, Dünya Tanrısı’yla konuştum. 4. Tanrı, Sina Dağı’na adım atacak, topluluğuyla birlikte görünecek, göklerin kudretiyle ortaya çıkacak. 5. Herkes korkuyla sarsılacak. Gözcüler [14] bile titreyecek

 

GÖKTEN ADINI MELEKLERİN SÖYLEMESİ

48. Bölüm 1. Ve o yerde adaletin ebedi çeşmesini gördüm. Etrafında çok sayıda bilgelik çeşmesi de vardı. Tüm susayanlar onlardan içiyor, bilgelikle doluyordu. Adillerle, ulularla ve seçilmişlerle kalıyorlardı. 2. O saatte İnsan Oğlu Ruhların Tanrısı’nın önüne çağrıldı, Kadim Olan’ın önünde adı söylendi 3. Evet, Güneş ve burçlar yaratılmadan önce, göğün yıldızları yaratılmadan önce, adı Ruhların Tanrısı’nın önünde söylendi. O, adillerin düşmemek için yaslanacakları bir asa olacak. milletlerin ışığı, kalpleri hasta olanların umudu olacak. 4. Dünyada yaşayan herkes onun önünde diz çökecek, onu kutsayacak, övecek ve Ruhların Tanrısı’nın adına ona şarkılar söyleyecek.

Ehl-i Sünnet Kitaplarından “Yenabi’ul Mevedde” s. 448: Hasan b. Halid’den:

İmam Ali b. Musa er-Rıza aleyhi’s-selâm şöyle buyurdu: “…Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zülüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi odur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak. Halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak. Böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek. Yeryüzü ona itaat edecek ve onun gölgesi olmayacak.”

Ona şöyle soruldu: “Ey Allah Resulünün oğlu! Siz Ehl-i Beyt’ten olan Kaim kimdir?” -O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanacak ve halkın içinde adalet ölçüsünü kuracak. …Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk ona doğru yapılan şu çağrıyı işitecek: “Bilin ki, Allah’ın hücceti Beytullah’ın yanında zuhur etti, ona tabi olun. Şüphesiz hak onunladır ve ondadır.” Ve bu konuda Allah’ın ayeti şöyle geçer: “Eğer istersek onlara gökten bir delil indiririz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.”

“Yakın bir mekandan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o zuhur günüdür.” Yani oğlum Kaim Mehdi’nin zuhuru.”

Kaf 50 : 41-42 Ve dinle o seslenen (yemaani’yi), yakın bir mekanda (Ankara’dan) sesleneceği gün. O gün o sesi gerçek olarak duyarlar. İşte bu çıkış (huruç) günüdür.
واستمع يوم يناد المناد من مكان قريب (Söz konusu ayet içinde Ankara kelimesinin harfleri yan yana geçer.)

 

KENDİ İRADESİ İLE SEÇİLMİŞ OLMAYI İSTER VE BUNA ÇALIŞIR; ÇALIŞTIĞINDA GÖRÜR Kİ KADERİNDE ZATEN YAZILIDIR

3.kitap 48:3. Onda bilgeliğin ruhu, kavrayış ve güç yayan ruh, adalete uyanların ruhu vardır. 4. O gizli şeyleri yargılayacak ve kimse onun önünde tek kelime yalan söyleyemeyecek. Çünkü o kendi iradesiyle Ruhların Tanrısı’nın önünde Seçilmiş Olan’dır.

 

O NEDEN TÜM DÜNYA DİNLERDE MÜJDELENDİ VE BU KADAR YÜCELTİLMEKTEDİR?

O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. (Kuran 67:2)

Anlaşılıyor ki tüm bu ölüm ve yaşam döngüsü Allah’ın işlerini en çok sevdiği kişiyi keşif için bir sınavdır. Ayette kimlerin en güzel işleri yapacağı yazmaz. Çoğul değil tekil ifade vardır. Herkes bir sınavdan geçse de; tüm hayat ve ölüm döngüsünün anlamı Allah’ın kendisi için seçtiği kişiyi bulmasıdır. Bu o kadar büyük bir şeydir ki; Rahman yeryüzünde bir halife kılacağını açıklayınca melekler isyan noktasına geldiler. Onu değil, bizi seç mealinde konuştular. O seçilmişin ortaya çıkacak ruhu Adem’in içine üflenince tüm melekler secdeye kapandı. O tekamül edip insandan insana aktı. Elçiler ve kutsal kişilerin silsilesi boyunca akıp geldi. İlerledikçe ilimle ve hikmetle donatıldı. Yanında iyi ve kötü şeyleri biriktirerek geldi. İyi ve hoşa giden ameli hatırına Allah günahlarını affetti.

 

3. Delil

BEYYİNE SURESİNDE BİR ÇOK KİTAPLARI OKUYAN FARLI BİR ELÇİDEN BAHSEDİLİR

Beyyine, “deliller” demektir. Bir iddiayı doğrulayan, tasdik eden her türlü kanıta “beyyine” denir. 3:86. ayette bahsi geçen nebileri ve kitaplarını doğrulayıcı elçinin, doğrulamak için kullanacağı beyyineler olmalıdır. Hatta kendisi dahi varlığı ve adıyla bir beyyine olmalıdır ve olmuştur da.

Beyyine suresinde tam olarak şunlar yazar. Ve bir önceki ayette olduğu gibi yine elçinin adını işari olarak harflerin içine gizler. (Kayameta)

Kur’an Beyyine Suresi (1-7) (Klasik mealinde dahi kitaplar okuyan bir elçiden bahsedilir. Bazı kelimelerin sessel açıdan işari manalarını göreceksiniz)

Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine el-beyyine gelinceye kadar ayrılacak değillerdir. (Diyanet Meali)

Nallahan’dan bir elçi tertemiz sayfalar okur. (Rasûlun (elçi) minallâhi(n) (Nallahan’dan yada Allah’tan) yetlû (okur) suhufen (suhuflar) mutahhera(tahir-temiz))

O kitapların içinde kaya meta var. (Fîhâ (içinde) kutubun (o kitapların) kayameta (ErdemÇetin Kayameta’ya atuf yada kayyumeh – yerine atanmış manası / doğruluk, Erdem, Kayimmeta)

Tefrikaya düşmedi kitap ehli, (Nallahan’ın) Bağde(r)’den el-beyyine gelmesi hariç. (Vemâ teferraka-lleżîne (ayrılığa düşmediler) ûtû-lkitâbe (kitap okuyanlar) illâ min bağde (sadece bağde(r)’den) mâ câet-humu-lbeyyine(tu (onlara beyyine deliller gelmesi hariç))

Onlar hanifler olarak, ihlas, namaz ve zekâtla emrolundular… Ve İşte bu KayaMeta dinidir. (O) (ve yukîmû-ssalâte (ikame salatı) ve yu/tû-zzekâ(te)(c) (verin zekatı) ve żâlike dînu-lkayyimeta (İşte bu kayameta dini)…

İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa: Onlardır şüphe yok ki yaratılmışların en hayırlıları.

Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, “Biz ümmi bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız” buyurmaktadır. (Buhari, Savm, 13; Müsned, II,43,56,122) İslam Ansiklopedisi, 42/309.  Ümme (Anne, anneden çıktığı gibi) nispeti halinde “anasından doğduğu gibi kalan, tabiatı bozulmayan, bu hususta eğitim öğretim görmeyen, okuma yazma bilmeyen kimse” demektir.  İslam Ansk. 42/309.

Hz. Peygamber (sav) Efendimizin ümmiliğinin kelimenin “okuma yazma bilmeme, eğitim almamış olma” biçimindeki anlamına uygunluğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı yoktur. Tahsil görmemiş bir ümmi iken Kur’an gibi bir kitap getirmiş olması onun bir mucizesi kabul edilir. (Fahrettin er-Razi,XV,20, Bursevi,III,25) İslam Ansiklopedisi, 42/309.

Hira mağarasında kendisine ilk vahiy getiren Melek (Cebrail) ona “oku” dediğinde, “ben okuma bilmem” dediğini hepimiz biliyoruz. 

O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi olan peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”  A’raf 158.

Hz. Muhammed’in okuma bilmem dedikten sonra okuma öğrenmek için eğitim aldığına dair hiç bir kayıt yoktur. Ayrıca vahiy katiplerini bile denetlerken “yazdıklarınızı bana okuyun” derdi. Kendisi Kuran’ı dahi sayfalardan okumaz, zihninden, ezberinden okurdu.

Allah ümmi kelimesini kitap bilmeyen, kitap okumayan kimseler olarak tanımlar ve Hz Muhammed içinde; o ümmi idi der.

İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar. Bakara 78

 

İLAHİYATÇILARIN CEVAPLAMASI GEREKEN SORULAR

  1. Hz. Muhammed, ümmi ve hiç bir kitap özellikle okumamış ve bundan kaçınmışken (diğer kitapları kopyaladı öğrendi demesinler diye)… “Kutubun” kelimesi ile ifade edilen kitapları okuyan elçi kimdir?
  2. Kitapların içinde “(fiha) doğruluk/kayametun” vardır ne anlama gelir? Eğer kitabın dosdoğru olduğu kastedilmiş olsaydı; o zaman “o kitaplar dosdoğrudur” derdi. Bunun yerine Kuran’da tek yerde geçen özel bir kelime kullanılmıştır. Bu kelime ile kastedilen şey her neyse o kitapların içindedir, kitabın kendisi değildir. Bu nüans boş yere konmuş olamaz. Öyleyse neden “kitabın kendisi doğrudur” demek yerine, “içinde doğruluk/kayametun” vardır, denmiştir?
  3. El- beyyine adı verilen geldiğinde kitap ehlini çatışmaya düşüren elçi kimdir? Hz Muhammed’den hiç bir yerde “El beyyine/Hüccet/Delil” gibi isimlerle bahsedilmez. Ancak bu Kaiym Mehdi’nin hadislerde defalarca zikredilmiş meşhur adlarından biridir.
  4. Yaratılmışların en üstünü olarak ayette övülenlerin kim olduğunu Hz Muhammed as. açıklamıştır. Onlar ne peygamber ne de sahabidir. Onlar ayette belirtildiği gibi “Din-ul Kayametun” ifadesi ile atıfta bulunulan elçinin beyyinelerini okuyan ve dünyaya yayan imanlılardır. Eğer yaratılmışların en üstünleri sahabiler olsaydı bu durumda; “benden sonra gelecek olan ve temiz beyaz sayfalardan okuyacak olanlar” diyerek Beyyine suresindeki ayetlere atıfta bulunmazdı. Sahabe-ı kiram “Ya Rasullullah hangi iman daha güzeldir?” diye sordular,  Rasullullah (s.a.v): “Benden sonra gelecek olan ve beyaz bir kağıt üzerindeki satırlara iman edecek olanların imanıdır.’ buyurdu. Unutmayınız ki ilk kağıtlar Arap yarımadasına peygamberin vefatından bir kaç yüzyıl sonra geldiler. Ve bu kağıtlar bile tam beyaz ve tertemiz değillerdi. Beyaz ve temiz kağıtlara ulaşmamız daha yüzlerce yıllık bir geliştirme süreci aldı. Peygamber zamanında sayfalar olarak hayvan derileri ve taşlar kullanılırdı. Bunlar temiz ve beyaz görünmezdi.

CENNETİN EN ÜST YERİNE (GURFELERE) KİMLER YERLEŞTİRİLİR?

Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Cennet ehli, gurfelerde kalanları seyrederler, tıpkı gökteki yıldızları seyretmeniz gibi.”

Ebu Said (radıyallahu anh.) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ”Cennet ehli gurfelerde kalanları (ehl-i guraf) görürler. Tıpkı, ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı, (gurfe ehlini) böyle yukarıda gösterir.” Bunun üzerine Ashab: “Ey Allah’ın Resulü! Bu söylediğiniz, peygamberlerin makamı olmalı, başkaları oraya ulaşamamalı!” dedi. Ancak peygamberimiz (A.S.) : “Hayır! Ruhumu kudret elinde tutan Zat’a yemin olsun ki ! “Gurfelerde kalanlar (peygamberler değiller), Allah’a inanıp peygamberleri tasdik eden kimselerdir” buyurdular.”

6 Buhari, Bed’ül-Halk, 8, (IV, 889)

Belki de şaşırdınız, peygamberlerin bile gıpta ettiği insanlar var. Onlar bile tüm cennet ehli ile birlikte gökteki yıldızlara bakar gibi gurfelerde bulunanlara bakıyorlar. Maalesef sözde dindar görünen cahiller, sizlerin Allah’a ulaşma ve dinde yükselme arzunuzu kırmak için; bir hiç ve değersiz olduğunuz algısı yaratırlar. Sahabeleri görenlerin derecesine bile asla ulaşamayacağınızı söylerler. Onlar için müslümanın en üstünü ölü olanlardır. Ölmeden kimseyi yüceltmezler. Allah onları küçültsün. Allah şöyle der; “Allah katında üstünlük ancak takva (korku-saygıdan doğan çaba) iledir.” (Kur’an)

 

4.DELİL

KURAN’DA GEÇEN “MEHDİ” VE “KAİYM” KELİMELERİ

Sünni dünyası Mehdi konusunda tartışma içindedir. Şii dünyası ise kesin ve tartışmasız şekilde Hüccet Kaiym Mehdi’yi bekler. Sünniler onu “Mehdi” diye çağırırlar. Şiiler Mehdi’yi nerdeyse hiç kullanmaz onun yerine “Hüccet kaiym Muntazar” derler. Çünkü Hz Ali ve torunları hep böyle söylemiş ve hadislere göre Allah Hz Muhammed as. a Mehdi’nin adını miraçta açıklamış ve tanıştırmıştı. Peki neden Sunniler Mehdi’ye uzaktır? Neden ona farklı ve hadislerde az geçen bir lakap verip gizlemişlerdir.
Bunun temeli Peygamberimizin torunları ve ehli ve taraftarları ile (Şiiler), karşıtları olan Muaviye’nin çatışmasına dayanır. Peygamber torunları ve Hz Ali, kendi soylarından Kaiym Mehdi’nin çıkacağını ve dünyaya hakim olacağını söylüyorlardı. Elbette kendilerine zulmedenlerden peygamber torunlarını öldürenlerden de intikam alacaktı. Şiilere karşı üstünlük sağlayarak tüm islam coğrafyasına hükmeden sunniler bu inancı yok etmeye çalıştı ve Hüccet Kaiym’e; Mehdi adını vererek ve o şekilde meşhur ederek “Kuran’a bakın, yok” demeye başladılar.
Günümüzde dahi sunni ülkelerin liderleri kendi içlerinden çıkmayacak  yada kendilerine boyun eğmeyecek bir Mehdi’yi tehdit olarak görürler. Şimdi sırayla Mehdi’nin hadislerde geçen tüm isimlerini Kuran’da arayalım. Bakalım Kuran’da “Mehdi”, yada “kaiym”, yada “Hüccet” var mı?
Bu araştırmayı yapmadan ve sizlere sunmadan önce önemli bir bilgi vermem gerekir. Arapça’da sesli harfler yani harekeler yoktur. Araplar hala günümüzde bile hareke kullanmazlar. Peki sesli harfleri nasıl anlarlar? Cümlenin genel anlamına bakarak tahmin etmeye çalışırlar. Arapça’da “Malik, Melik, Mülk, Melek” gibi kelimelerin hepsi aynı harflerle yazılır. Peki Kuran’da mevcut sesli harf işaretlerini kim yerleştirmiştir? Tarihsel kayıtlarda bu işaretlerin hz. Muhammed’ten bir kaç yüz yıl sonra binlerce Müslümanı öldüren Haccac-ı Zalim lakaplı komutan tarafından kondurulduğunu görüyoruz. Bu konuda alimler arasında bir ihtilaf mevcut değil. Günümüzde İslam alimleri hala Kuran’daki bazı kelimelerin hangi sesli harflerle okunacağı konusunda tartışma içindedir.
Hatta bundan çok daha ötesi sessiz harfleri tanımlayan bazı noktalar peygamber zamanında kullanılmazdı. Aşağıda peygamber as.’ın krallara gönderdiği mektuplardan en meşhur örneğini görüyorsunuz. Hiç bir nokta yada hareke gözükmemektedir.
Peki bu durum ne sağlıyor? Anlaşılması zor bir metin mi? Yoksa derin düşünenler için uçsuz bucaksız bir bilgi denizi mi? Her cümlenin yüzden fazla varyasyonu oluşabilir. İçinde ruha ters anlamlar da, derin ve muhteşem anlamlar da bulabileceğiniz, sizin kim olduğunuzu ve eğilimlerinizi ortaya çıkaran, kabından çok daha büyük bir kitaba ulaşırsınız. Zaten Kur’an da kendini böyle tanımlamıyor mu? Allah kitabında, kalbi hasta olanları Kur’an ile saptırdığını, iyileri ise Kur’an ile kendine yaklaştırdığını söylüyor.
Allah, Kuran’ın koruyucusu olduğunu söylemiştir ve korumalıdır da. Peki korunan onun sadece yazıları mıdır? Yoksa peygamber zamanındaki eşsiz ve tek olduğu düşünülen okuyuş biçimi midir?

İlk nüshalardan birkaç örnek. Bazı eski nüshalarda bazı harflerin noktaları daha sonradan kırmızı ile yerleştirilmiş. ama hiç birinde hareke yok.

Hz. Peygamber sağlığında Kur’an’ın harekelerinin farklı okunuşlarına izin vermişti.

Hz. Ömer (ra) şöyle der: 

“Hişam b. Hakim’in Furkan suresini, okuduğumuz şekilden başka türlü okuduğunu işittim. Çünkü Hz. Peygamber (asm), bu sureyi bana okumuştu. Ona okumasını bitirinceye kadar mühlet verdim, sonra onu elbisesinden yakalayıp, Peygamber’e (asm) getirdim: 

“Ya Resulallah! Bundan, Furkan suresini bize öğrettiğinden başka şekilde okuduğunu işittim.” dedi. 

Peygamberimiz (asm) ona “oku “dedi, o da evvelce benim işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Peygamberimiz (asm): 

“Böyle nazil oldu.” dedi. Bana “oku” dedi, ben de okudum. 

“Bu böyle nazil oldu. Kur’ân yedi harf üzerine nazil olmuştur. Hangisi kolayınıza gelirse onu okuyun.” dedi. (Buhari) 

Görülüyor ki; Peygamber as. Kur’an’ın farklı okunuşlarına izin verse de sahabeler bunu dejenerasyon olarak görüp şiddetle karşı çıkıyordu. Halbuki Allah resulü bu farklılığa uygun şekilde farklı türevleri ile bazı ayetlerin manasını zenginleştirerek okumaktaydı.

İşte saydığım tüm bu nedenlerden ötürü özellikle Kuran’da “Mehdi” veya “Kaiym” sesini veren tüm kelimelerin dikkatli incelenmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

KURAN’DA “MEHDİ” KELİMESİ

1) (‘Cesur Mehdi’ Hesap Soracaktır) 

Bakara/206
Ve-iżâ kîle lehu-tteki(A)llâhe eḣażet-hu-l’izzetu bil-iśm(i)(c) fehasbuhu cehennem(u)(c) ve lebise-l mihâd(u)
# Kelime Anlam Kök
1 ve iza: ve zaman
2 kile: dendiği قول
3 lehu: ona
4 tteki: kork وقي
5 llahe: Allah’tan
6 ehazethu: kendisini sürükler اخذ
7 l-izzetu: gururu عزز
8 bil-ismi: günaha اثم
9 fehasbuhu: hesap sorucu حسب
10 cehennemu: cehennem
11 ve lebi’sel: cesur/hışımlı باس
12 -mihadu: bir beşiktir o /Mehdi’dir مهد

Özellikle yanlış çevrilen son iki kelimedir. “Lebi’se” kelimesinin kökü tüm Kur’an analiz sitelerinden görüleceği üzere “Bi’se” kelimesidir. “Cesur” manasına gelir. “Libese” ise “libas” manasına gelir ve “elbise, saran örten” demektir. Bir sonraki ayette detaylı görebilirsiniz.

Daha Makul Olan  Meal:
205 (öncesi) O/münafık, bir iş başına geçtiğinde, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, kültürü ve nesli helâk etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. 206 Dendiği zaman; Allah’tan kork!  Gururu onu günaha sürükler. Hesap sorucu cehennem ve cesur El-Mehdi’dir. 
Tüm hadislerde ve tüm dinlerde dünyanın sonunda Allah taraftarları ve düşmanları birbirinden ayrılınca büyük bir savaş olacağı ve Allah’ın Mehdi’nin eli ile kafirlerden intikam alacağı yazılıdır.
2) ‘Cesur Mehdi’ ile Toplanacaksınız

Âl-i İmrân Suresi 12. Ayet

İnkar edenlere de ki: “Siz yenileceksiniz ve topluca cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir beşiktir.”* (Klasik yanlış meal)
Kul lilleżîne keferû setuġlebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(e)(c) ve bise-lmihâd(u)
De ki; o kafirelere, mağlup edileceksiniz ve haşrolunacak/toplanacaksınız, cehennemle ve Bisel (cesur) Mehdi ile. 
(De ki kafirlere; cehennemle ve Cesur Mehdi ile mağlup edilecek ve bir araya toplanacaklar.)

Velekad ci/nâhum bikitâbin fassalnâhu ‘alâ ‘ilmin huden verahmeten likavmin yu/minûn(e)

(Klasik Meal Okuma) Biz açıklayıcı bir kitap gönderdik yol gösterici ve rahmet iman eden kavme.

‘alâ ‘ilmin huden ibaresi; ala (onlara) Alle (umulan) Mehdi olarak da okunabilir.  (Orijinal Kur’an harf yapısıyla) Bu durumda aşağıdaki manayı verebiliriz.

Biz açıklayıcı bir kitap gönderdik onlara umulan Mehdi’yi ve rahmeti inanmış bir kavme. (Açıklayıcı kitap Kur’an önce ve tüm kitapları açıklayan Mehdi’nin kitapları)

 

4) ERDEM’İ MEHDİ KILDIK

Tâ-Hâ Suresi 53. Ayet
الذي جعل لكم الارضمهدا وسلك لكم فيها سبلا وانزل من السماء ماء فاخرجنا به ازواجا من نبات شتى
Elleżî ce’ale lekumu-l-erdamehden veseleke lekum fîhâ subulen veenzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi ezvâcen min nebâtin şettâ
Klasik : O Rab ki, yeryüzünü size bir beşik yapmış, onda yollar kılmış, üzerinize gökten su indirip, o su ile çiftler halinde çeşitli bitkiler çıkardık.
O Rab ki; Erdam’i Mehdi kıldı. Orada size yollar açtı…. (mim’de şedde okunursa; Kur’an orjinalinde şeddeli de şeddesiz de anlaşılabilir. Allah gelecekle ilgili bir mevzuyu işari olarak harflerini yan yana kullanmış olabilir.) 
Zuhruf/10
Elleżî ce’ale lekumu-l-erdamehden ve ce’ale lekum fîhâ subulen le’allekum tehtedûn(e)

O, size yeri beşik kılmış ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmıştır.

O, Erdem’i mehdi kılmış, onda size yollar kılmıştır, Umulur ki hidayete(hadi’ye) erersiniz (Mim şeddeli ise) 

Yeryüzünde açılan yolların insanların hidayete erdirmediği herkesin malumudur. Yollar insanları ticarete, seyahate ve savaşlara götürmüştür. Hidayete götürme açısından en anlamlı yol Mehdi ile gösterilen yoldur.

5) ERDEM’İ CESUR BAŞKAN VE MEHDİ KILDIK

Nebe Suresi

1. Birbirlerine neyi soruyorlar?

2, 3. İhtilafa düştükleri o büyük haberi mi?

4.Hayır! Anlayacaklar!

5.Yine hayır! Onlar anlayacaklar!

6, 7. Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? / “erdemi mehdi, cesur karani başkan kılmadık mı?”

 

  1. ayette الْاَرْضَمِهَادًاۙ ibaresinde mim şeddeli okunursa (El Erdam mehdi olarak okunur) ayetin gizli manası “o büyük haberi mi tartışıyorlar, biz erdemi mehdi” kılmadık mı? Olacaktır.

 

Ayette “dağları kazık yapmadık mı” kısmının Arapçası olan “velcibali evteda” kelimesi ise “cibal; karan; cesur” manasına da gelir.

وَالْجِبَالَاَوْتَادًاۖ

وَالْجِبَالَاَوْتَادًاۖ

  1. “evteda” ise eş anlam olarak “başkan” manasına gelir. Yani biz “erdemi mehdi, cesur karani başkan kılmadık mı?” Ayetin gizli 2. Manası olacaktır.

 

Ayetler bir bütün olarak düşünüldüğünde tartışılan büyük haber, kıyamet, azabın gelmesi, beklenen son elçinin gelerek intikam alması ve cehenneme zalimleri sürmesi gibi kavramlarla ikinci yorum daha çok örtüşmektedir.

 

6) MEHDİ GÜNÜ; İNSANLAR ARAÇLARLA TOPLANIR

Kâf Suresi 22. Ayet

Her can beraberinde bir sürücü ve bir şahitle gelir. Sen bunu anlamazdın, aldık örtünü önünden, bugün gözün keskinleşti / bugün Mehdi’yi görüş günüdür.

لقد كنت في غفلة من هذا فكشفنا عنك غطاءك فبصرك اليوم حديد

Lekad kunte fî ġafletin min hâżâ fekeşefnâ ‘anke ġitâeke febesaruke-lyevmehadîd (mim şeddeli okunursa – Kuran da hareke yoktur)

# Kelime Anlam Kök
1 lekad: andolsun
2 kunte: sen idin كون
3 fi: içinde
4 gafletin: gaflet غفل
5 min: -ndan
6 haza: bu-
7 fekeşefna: biz açtık كشف
8 anke: senden
9 gita’eke: perdeni غطو
10 febesaruke: artık görüş بصر
11 l-yevme: günü يوم
12 mehadidun: (mim şeddeli) demir/mehdi حدد

Biz senin perdeni açtık; görüş günüdür mehdinin/hadidin.

 

7) MEHDİ’NİN 3 İSMİNDEN İLKİ “HÜCCET”

PEYGAMBER MİRAÇTA HÜCCET KAYİM’İ CENNETTE GÖRDÜ

Allah dedi ki; “Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?” İsterim ya Rabbim! Dedim.

Şöyle buyurdu: Öyleyse biraz ilerle. Biraz ilerleyince Ali bin Ebi Talib’i gördüm. Sonra Hasan, Hüseyn, Ali bin Hüseyn, Muhammed bin Ali, Cafer bin Muhammed, Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muhammed, Hasan bin Ali ve Hücceti(n) Kâyim’i gördüm. KAYİM Mehdi onların içinde parlayan yıldız gibiydi.

Dedim ki: Ey Rabbim! Kimdir bunlar?

Şöyle buyurdu: Onlar imamlardır. Bu da Kâyim (kıyam edici) dir. Helâlimi helâl edecek, haramımı ise haram edecektir. Düşmanlarımdan da intikâm alacaktır. Ey Muhammed, onu sev, çünkü ben onu seviyorum, onu seveni de seviyorum.”

 

Şeyh Saduk r.a’ın “Uyunu Ahbar er-Rıza a.s” kitabından alıntı;

فقال: يا دعبل الإمام بعدي محمد ابني وبعد محمد ابنه علي وبعد علي ابنه الحسن وبعد الحسن ابنه الحجة القائم المنتظر

(PEYGAMBERİN MÜBAREK TORUNU Büyük imam Ali er-Rıza a.s)‘  dedi ki: «ey Dibil! Benden sonra imam oğlum Muhammed (Hz. Muhammed el-Taki a.s)‘dır, Muhammed’den sonra onun oğlu Ali (Hz. Ali en-Naki a.s), Ali’den sonra onun oğlu Hasan (Hz. Hasan el-Askeri a.s), Hasan’dan sonra ise oğlu Hüccet, Kaim ve Muntazar’dır.Eğer dünyanın bir günü dahi kalsa, Allah O zuhur edip adaletsizlikle dolmuş olan dünyayı adaletle doldurana kadar o günü uzatır.

 

Kaiym’in isminin açıkça söylenmesi Rasullullah ve torunları tarafından yasaklanmıştır. Çünkü herkes çocuğuna bu ismi koyar veya o isimde çıkan kişiler öldürülür ve evvelden verdikleri haberi zarara uğrardı. Onlar kerametlerini ve mucizelerini göstermek için sahibinin bileceği şekilde bunu gizlice yaptılar. Allah’ın rahmeti ve sevgisi onlarla olsun.

Ebu Hamza-i Somali der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki Allah, Adem aleyhisselam’ın vefatından bu yana yeryüzünü Allah’a hidayet eden bir imamsız bırakmamıştır. Ve yeryüzü Allah’ın hücceti olan imamsız kalmayacaktır.”

 

KURAN’DA ALLAH’IN HÜCCETİ NALLAHAN BAĞDER RESULÜ

Sırayla kelimeleri altına yazalım.

Nisa 4:165

رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا 

Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun bağderi rusul. Ve kânallâhu(n) azîzen hakîymâ.

Resuller müjdeleyici ve uyarıcı olmasın diye insanların Allah üzerine delilleri/iddiaları sonra elçiler. Ve Allah olandır aziz hakiym.

Farklı bir kıraat ile;

Resuller müjdeleyici ve uyarıcı olmasın diye insanların Allah’ın hücceti üzerine bağderli resul ve Nallahani aziz hak kayam.

1. rusulen : resûller, elçiler
2. mubeşşirîne : müjdeleyiciler
3. ve munzirîne : ve uyarıcılar
4. li : için
5. ellâ yekûne : olmaması
6. li en nâsi : insanlar için, insanların
7. alâ allâhi : Allah üzerine
8. huccetun : hüccet, delil, savunma bahanesi
9. bağde : sonra
10. er rusuli : resûller
11. ve kâne : ve oldu, …dır
12. allâhu : Allah
13. azîzen : aziz, yüce
14. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

 

“Müjdeleyici peygamberler ve (nezirler-munzirine) uyarıcılar, Allah’ın üzerine insanların resullerden sonra delilleri olmaması içindir.”

Tüm bu mucizelerin ilham edildiği ve sizlere ulaştıran ve sonra dünya çapında bunu 18 dilde onlarca milyona ulaştırılması görevini üstlenmiş olan uyarıcı (anne tarafından) Nallahan, Bağder Köyünden çıkmıştır. Allah’ın hüccetlerini anlatmayı hayat gayesine getiren bu uyarıcıyı Allah’u Teala kendisini de hüccetlerin delillerin bir parçası yaparak lütuflandırmıştır. Bizim ümidimiz budur. Allah en doğrusunu bilir ve her kararı mükemmeldir.

AHKAF SURESİNDE VAADEDİLEN AZAP Erdem Meta VE KIYAMETA GÜNÜ

Ahzap Suresi Ad’ın kardeşini an. Ondan önce de, sonra da uyarıcılar gelip geçmişti. O Ahkaf’taki kavmini uyarmıştı (ve demişti ki): “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”Onlar da: “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoyup döndürmek için mi geldin? Eğer doğru sözlü biri isen, tehdit ettiğin azabı getir de görelim” dediler. Dedi ki: “İlim ancak Allah katındadır. [2] Ben ne ile gönderildiysem onu size tebliğ ediyorum. Ama sizin cahillik eden bir kavim olduğunuzu görüyorum.* Derken onu vadilerine yönelerek gelen geniş bir bulut olarak gördüklerinde: “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. “Hayır o çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acıklı azap bulunan bir rüzgar.

“Çöldeki kum tepeleri” manasına gelen; “Ahkaf” isimli surede Hud peygamberin hikayesi anlatılır. Hud peygamber kavmini uyarınca, kavmi alay ederek, “vaadedilen azap, kıyamet ve yargı günü ne zaman gelecek?” diye sordu. Onlara verilen cevap içine Allah, hem onların akibetini hem de insanlığın akibetini, vaat edilen büyük azap hakkındaki bilgiyi ekledi. Allah zalimlerden intikamını Erdem Meta ile alacaktır. Şahsım bunu rüyasında gördü. Aşağıdaki incelemenin akabinde paylaşacağım.

فلما راوه عارضا مستقبل اوديتهم قالوا هذا عارض ممطرنا بل هو ما استعجلتم به ريح فيها عذاب اليم
Felemma raevhu aeridamustekbile evdiyetihim kalu haza Eeridam meta rana bel huve maste aceltum bihi rihun fiha azabun elimun
Ne zaman onu görünce E.Erdemmüstakbel onları öldüren/vaad edilen, dediler; bu Erdem Meta rana/ne güzel/hoştur. Bilakis O acele gelmesini istediğiniz, onun ruhu içindeki elim azaptır.
Bu ayetin ilk iki kelimesi olan “fe-le-me” sözlükte “FİLM” olarak çevrildi. “Ravi” ise “Anlatıcı” olarak çevriliyor. Geleceğe dönük bir yorumla bu iki kelimenin “Film ravisi, Yani film yönetmeni Erdem” manasına geldiğini söylemek mümkündür. Bu açıdan son derece şaşırtıcıdır. Çünkü şahsım (belgesel ve tanıtım) film yönetmenidir.
Klasik çevirilerde bir vadiden bahsedilir. اوديتهم kelimesi içinde elif yoktur. Oysa “vadi” kelimesi içinde mutlaka elif olmalıdır. Bu yanlış çeviridir. Elifsiz olarak aradığımızda hastalık/ölüm gibi anlamlarla karşılaşırız. Ayrıca “ravi” kelimesinin de ilk anlamı aktarmaktır. Delilleri aşağıdadır.
HASTALIKLA GELEN YOK OLUŞ VE ARDINDAN DEĞİŞEN DÜNYA
İlk rüyamda bir AVM-çarşının yanındaydım. Solumda duruyordu ve önünde bir miktar insan vardı. Karşısındaki kaldırımdan çok uzun boylu siyah kirli giysili bir adam yürüyerek ve bağırarak geliyordu. Sarhoş olduğu belliydi ve küfürler ediyordu. Bir kaç adım attıktan sonra tüm vücudundan pislikler ve cerahat boşalıverdi ve yere yığılıp öldü. Düz yolun ortasından yürüyorken gökyüzünde yaklaşan bir bulut dikkatimi çekti. Gökyüzü mavi ve açıktı. Buna rağmen o bulut birden suya dönüşüverdi ve gördüğüm her şeyi yutacak büyüklükte bir dalgaya dönüştü. “Beni de yutacak ve öleceğim” diye düşündüm. Çevreme baktığımda her yer çöl kumuydu. Su geldi ve beni de kapladı. Suyun içinde kaldım. Ama boğulmuyordum. Tertemiz çöl kumlarını görüyordum ve su son derece berrak ve güzeldi. Suyun içinde canlıydım. Sonra yükseldim ve su ayaklarımın altında kaldı. Çevreme baktığımda her yerin tropik bir cennete dönüştüğünü gördüm. Sonra genç delikanlıların gülüş ve eğlenme seslerini duydum, bir şeylerin üzerinden kayarak suyun içine atlıyorlardı. Çok mutluydular.
Bu rüyamı 2019 başlarında gördüm ve o günlerde yayınladım, dostlarıma anlattım. Yorumunu ise şimdi anladım; insanların bir kısmı vücudu saran hastalık ve mikropla aniden ölecekler. Kalan kısmı da su ile gelen bir felaket yoluyla. Sonra dünya salihlere kalacak ve cennete dönüşecek.
CEHENNEM’DE RÜZGAR OLMAK
Diğer bir rüyada ise sadece gören bir gözdüm, kalbim Allah’ın ruhuyla dolmuştu ve cehennemde süzülüyorduk. Her yer karanlıktı ve hiç ateş yoktu. Bomboştu. Ben yönetme gücüm olmaksızın Allah’ın iradesini gözlemliyordum. Sonra bilincim ve iradem bana iade edildi ve kendime geldim. Bir evdeydim, Havva annemizi gördüm, Adem as.’ın gelip bende tecelliyat gerçekleşmişken bir şey istediğini ve almayı başardığını söyledi. Sonra da Allah’ı en iyi tanıyan kişi olmakla övündüğünü söyledi. Bu rüyayı da bir ruh ve rüzgar olarak cehennemin ortaya çıkması için şahsımda tecelliyatın gerçekleşeceğine yordum. Allah en iyi bilendir.

KURAN’DA ALLAH’IN NURU

META’DAN SONRASI CEHENNEMDİR

Âl-i İmrân Suresi 197. Ayet
مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Metâ’unkalîlun śümme mevâhum cehennemu vebi/se-lmihâd(u)
Meta.E’den azıcık sonra; varacaklar cehenneme ve o felaket El-Mehdidir.
Bakara Suresi 36. Ayet
ba’dukum liba’din ‘aduvv(un)(s)velekum fi-l-erdimustekarrun vemetâ’un ilâhîn(in)
Çıkın bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak ve onlara içinde Erdem mustafar (Mustafanın oğlu erdem; eski Kuran’larda fe ve kaf aynı yazılırdı) ve Meta’ya kadar zaman.

7:24 AYETİNDE BEKLENEN KİŞİ

DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.(Ahir Zaman mehdisinin alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden Hadisler, Ali bin Hüsameddin El-Muttaki, sf. 88,89)

7000-5600=1400 Hicri Yılı ( 1980 Miladi Yılı) İnsanlığın ömrünün dolduğu yıldır. Lakin Allah resulünün hadisinde ifade edildiği gibi kıyamet Mehdi ile ertelenecektir.

“Eğer dünyanın yıkılmasına bir gün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî’yi gönderecektir.” (Ebû Davud, Mehdî 4; Tirmizî, Fiten 43)

7:24 Buyurdu (Rab); İnin bir kısmınız diğer kısmınıza düşman olarak. Sizin için bir zamana dek geçim ve yerleşim var.

قال اهبطوا بعضكم لبعض عدو  ولكم في الأرض مستقر ومتاع إلى حين

Yukardaki ayette “Bağdi, Erdam, mustafa, E.meta” kelimeleri bir araya gelmiştir. 7.24 yani dünyanın 7 günlük ömrünün ve o saatin dolmasının alameti bu kişinin gelişidir. Bu bilgi Kur’an içine kodlanmıştır. Allah-ul Alim.

Benzer Yazılar

3 Yorum

  1. mehdi , deccal Kuranda yoktur. Kıyamete kadar ve herkese elçiler gelecektir. Son nebi Muhammed elçidir ondan sonra birdaha nebi gelmedi ve gelmeyecektir. Kendini mehdi İsa ilan ettiğini gördüm şunu untuma her dinde mehdi geçmiyor Kuranda da yok . Kurtarıcı sadece Allah tır. Kuran da elçiler sadece mesaj iletir gerisine karışamaz men edilmişlerdir. Allah ile kul arasına elçi giremez. Elçi tebliğ eder mesajı iletir. Kurtarıcı tek Allah tır. Başka kurtarıcılar aramak Allah’a şirk koşmaktır. Kimse kimseye hidayet veremez Allah dilediğini hidayete ulaştırır.

    • Kurtarıcı Allah’tır. Ama toplumları elçilerinin eliyle kurtarır. Sizler yazdığım hiç bir şeyi okumadan ve delillerimi tek tek çürütmeden; sadece “Sen o değilsin” diyerek karşı çıkıyorsunuz. Oysa ben delillerle ve mucizelerle iddiamı savunuyorum. Anlamadan ve dinlemeden suçlayan bir toplumdan Allah’a sığınırım.

  2. Bazı insanlar islamın masal tadında yaşanmasına şiddetle karşı çıkar.Neden sebep ilişkisine bakar.Araştırır sorgular ve hepsinden önemlisi samimi bir müslüman Allahı aramaktan ve anlamaktan asla vazgeçmez.Mehdiyet kavramına şiddedle karşı çıkanların ortak özelliği ; Bilinçaltında oluşturduklari din kavramının masal tadında olmasıdır.Halbuki Dünya kan gölünde boğuluyor ve allah insan eliyle yeryüzünü dizayn etmek düzeltmek istiyor.O çok bağışlayıcı ve rahmeti bol olandır.Mehdi lütuftur,düşman değil.

Yorum Bırak