ZULKARNEYN MUCİZESİ, YECÜC VE MECÜC, İNSANLIĞIN KURTULUŞU

Kur’an, bize gelecekte insanlığı kurtaracak bir cihazı Zülkarneyn kıssası aracılığı ile öğretiyor. ZULKARNEYN MAKİNESİ hakkında ne eski kitaplarda ne de Sümer tabletlerinde en ufak bilgi mevcut değil. Kur’an ise benzersiz ve farklı yanlarıyla mucizelerinden birini daha lütfetti.

Zülkarneyn Makinesi yeryüzünü hangi felaketten kurtaracak? Dünya ortalama 300 bin yılda bir kutuplarını tersine çeviriyor. Ancak 720 bin yıldır kutup devinimi gerçekleşmedi. Kutup devinimi gerçekleşirken kutuplar parçalanıyor ve alan şiddeti hızla azalıyor. Şu anda Dünya’da olanlar da tam olarak böyle. Bu nedenle pek çok bilim adamı bir manyetik kutup değişimi içinde olduğumuzu  ifade ediyor.

Korkulan felaket manyetik kutupların yer değişimi sırasında manyetosferin ve van allan kuşakların ortadan kalkması tehlikesidir. Eğer bu sistem zayıflar ve işlevini yitirirse güneşten gelen plazmalar isabet ettiği şehirlerde yaşamı yok edebilir.

Bilim adamları Mars’taki atmosferin ve yaşam olanaklarının yok oluşunun ardındaki en büyük nedeni Mars manyetosferinin kaybolması ile açıklıyorlar. Manyetosfer, Dünya için hayati öneme sahip. 720 bin yıl önce geçici süre ile ortadan kalktığında Güneş plazmasının isabet ettiği alanlarda canlılar üzerinde kitlesel ölümlere; büyük yangınlara yol açmış olabilir. Ama bu yerel etkileri günümüzdeki tekniklerle analiz etmek çok zor. Hz. Muhammed As. 1400 yıl önce Koruyucu Seddin parçalanarak “Güneş’in batıdan doğuşu” olarak adlandırdığı bu olayda gökten ateş yağacağını ve insan ırkının bir kısmının yaşamaya devam etmeyi başarsa bile büyük acılar çekeceklerini söylüyor.

Peki Manyetosfer nedir?

Pusulanın mıknatıslı ucunun kuzeyi gösterdiğini bilirsiniz. Bunun nedeni Dünya’nın dev bir mıknatıs özelliği göstermesidir. Peki bu manyetik alanın tek görevi yön bulmaya yardımcı olmak mı? Hayır. En hayati öneme sahip özelliği bizi Güneş’ten gelen elektrik yüklü olağanüstü güce sahip plazma patlamalarından korumasıdır. Plazmalar van allan manyetik kuşakları arasına sıkışırlar ve oluşan seddi aşamazlar.

 Bu patlamalar öyle güçlü ki; geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima’ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2.500 °C’ye yükselmiştir. Yani Güneş’teki en küçük patlama bile Dünya’ya isabet etmesi halinde, Dünya’yı 1 sn içinde ateş topuna çevirebilir. Tabi ki atmosfer ve manyetosfer seddi olmasaydı.

 1989’da gerçekleşen bir Güneş fırtınası, Kanada’nın neredeyse tamamında 9 saatlik bir elektrik kesintisine sebep olur; dağıtım sistemi çöker ve 6 milyon insanı etkiler. O olay esnasında ABD‘nin bazı bölgelerinde güç transformatörleri erir.

 2005’in Aralık ayındaki başka bir Güneş fırtınası olayında ise, tüm Dünya’da GPS sistemleri 10 dakikalığına devre dışı kalır. Uçaklar ve füzeler gps kullandığı için küresel bir felaketin eşiğinden dönülmüştür. Gökte onca korumaya rağmen hayatımızı derinden etkileyen fırtınalar; çok yakında yüzleşeceğimiz kutup değişiminde bizi koruyucu manyetosfer tabakamız olmaksızın yakalayacaklardır. Fırtınaların etkilerini yüzlerce kat daha güçlü hissedeceğiz.

 Colorado Üniversitesi’nden Daniel Baker, kutupların yer değişimi sırasında bulgular doğruysa gezegenin bazı yerlerinin yaşanamaz hale gelebileceğini açıkladı. Çünkü 80 yıl içinde beklenen kutup değişimi sırasında yeryüzünün manyetik alanı yok olurcasına zayıflıyor ve karmaşık hale geçiyor.

 Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) ‘den de dahil olmak üzere, uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekibe göre, gelecekte böyle bir olay, gezegenimizin Güneş’in radyasyonuna maruz kalmasını artırabilir ve tüm güç ve iletişim sistemlerini yok ederek trilyonlarca dolar zarar verebilir.

 Ayrıca kuşlar ve balıklar gibi manyetik alan yardımı ile ılıman bölgelere göç eden tüm hayvan topluluklarının yanlış bölgelere giderek kitlesel ölümlerinin gerçekleşebileceği de korkulan durumlar arasında.

Prof. Roberts, henüz paniğe gerek olmadığını ve gelecekteki bir kutup geri dönüşünün etkilerini hafifletmek için zamanla yollar geliştirileceğini umduğunu söyledi.

Güneş’ten gelen plazma yağmurunun büyük bir kısmı van allan kuşaklarında yani Dünya’nın manyetik alan kuşaklarına yakalanıp depolansa bile az bir kısmı kutuplardan girer. Atmosferde gazlarla etkileşime giren plazmalar kimyasal bir tepkime ile ışımaya neden olurlar. Buna “kutup ışıması” denir. Kutsal metinlerde yeşil zümrütten ve ışıktan yaratılmış kaf dağının Dünyayla birleştiği damarları temsil ederler.

Güneş patlamaları olduğu sıralarda kutup ışımaları artar ve kimi durumlarda Avrupa’nın iç kısımlarından bile görünebilir hale gelir. Tehlikeli van allan radyasyon kuşağı Dünya’ya 200 km kalana dek yaklaşır. Elektrik sistemleri, cihazlar, hatlar ve uydular Güneş patlaması sonrası aşırı yüklenmeden ötürü bozulabilirler. Oysa ki 3 katlı bir manyetosfer tabakamız var olmasına rağmen. Van allan kuşakları o kadar tehlikeli ki bir insan oraya özel bir uçakla gidebilse bile içinde kısa sürede ölür. Van Allan kuşağının içine giren bir uydu özel zırhlara sahip değilse devreleri yanar.  Ay görevleri, astronotların bu kuşaktan kalın zırha sahip araçlarla kuşakların en ince kısmından yüksek hızla geçmesi yoluyla tehlikesiz hale gelebilmiştir. Tabi bu ek maliyet getirmektedir. Kimi teorisyenlere göre bu kuşaktan geçmek hala çok zordur ve bu tehlikeli kuşaklar aya gitmeyi engellemektedir.

 “Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar…..” (21/Enbiya/32)

 Peki kutup devinimi neden bu kadar tehlikeli? Çünkü kutuplar takla atarken, Dünya’nın manyetik alanı yani koruyucu alan gittikçe zayıflıyor ve birbirinin içine girip karmaşık bir hal alıyor. Böyle bir durum en son 700 bin yıl önce yaşandı. Ancak geçiş süresi her seferinde değişiklik gösterebiliyor. Birkaç yılla birkaç bin yıl arasında değişebilen bir düzelme süresi öngörülüyor. Eğer fazla uzun sürerse dünyanın kaderi mars gibi olacak. Eğer Zulkarneyn makinesini kullanmazsak.  Son yapılan araştırmaya göre , bilim insanları manyetik alanın ilk tahmin edildiğinden 10 kat daha fazla zayıfladığını ve gücünü her on yılda bir, yüzde 5 kaybettiğini düşünüyor. Fakat , tam olarak buna neyin sebep olduğunu ve bizim için ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

Bazı bilim adamlarının iddia ettiği gibi kutuplar yer değiştirmese bile bu zayıflama bu şekilde devam ettiğinde Dünya’yı Mars’a çevirecektir.

 

 (2015 Dünya manyetizma haritası)

(Güney Atlantik Anomalisi denen olayda; pusula kuzey yerine güneyi gösteriyor ve manyetik alan Dünya ortalamasının 3 te biri kadar zayıfladı. Bölgede uydular ve haberleşme sistemleri zarar görmeye başladı.)

Hz. İsa döneminde 120 nanotesla şiddetinde olan manyetik alan ortalaması 35 yıl önce 80 nanotesla şiddetine;  bugün ise ortalama 40 nanotesla şiddetine indi. Katlanarak artan hızda bir azalma gözleniyor. 40 yıl içinde pek çok sıra dışı durumla karşılaşabiliriz. Cep telefonunuzla ücretsiz programlar yardımıyla bölgenizdeki manyetizma şiddetini ölçebilirsiniz. Dört yana çevirerek ortalamasını alın. Benim bölgemde yani Ankara’da ortalama 30’lu nanotesla değerlerini gösterdi. Kutuplara yaklaştıkça bu değer artar.

Manyetik alanın ortadan kalktığı yada zayıfladığı dönemlerde Güneş’ten gelen elektrik yüklü plazma Dünya’nın bölünmüş kutuplarına doğru akacak. Ve bir sürprizimiz var. Dünya son yıllarda 2 değil tam 4 manyetik kutba bölündü ve zayıflayıp bölünmeye devam ediyor. Pek çok bilim adamı önümüzdeki 80 yılda kutup deviniminin tamamlanacağını söylüyor. Evet tamamlanacağını çünkü kayma ve zayıflama 1980 yıllarında netleşti. Manyetik kutup sayısı zamanla 10’larca farklı zayıf alana çıkacak ve pusulalar çalışmaz hale gelecek. Bu olduğunda Güneş’ten her gün gelen plazma atmosferi hızla eritip aşındırmaya, ısıtmaya başlayacak. Dünya’nın her yerinde kutup ışıması dediğimiz ışıklardan görünecek. Her hafta olan büyük bir patlama Dünya’ya ulaştığında ise bazı şehirler yağ gibi kızaracak. Gök kırmızı bir renge bürünecek. Bazı ülkelerde ise sadece iklimin ısınması olarak kendini gösterecek. Eğer her yüzyılda bir olan mega patlamalardan birine manyetosfer olmadan yakalanırsak Dünya’da hayat son bulabilir. Kutsal kitaplar bu konuyu son derece detaylıca anlatıyorlar. Evleriniz korunaklı mı? Hayır, çünkü radyasyon taşıyan bu plazmalar 90 metre kalınlığındaki betonu geçebiliyorlar.

KUR’AN’DA ZULKARNEYN MIKNATISI – MANYETİK SET MAKİNESİ (6. Kitap 2. Bölüm)

Güneş’ten gelecek olan bu felaketten nasıl kurtulabiliriz ona bakalım. Kuran’da anlatılan Zülkarneyn makinesine bakalım. Zulkarneyn 3 milyon yıllık insanlık tarihinde ne zaman yaşadığı belli olmayan bir kral. Ama o günün şartlarında bile yapılabilir bir cihazdan bahsediyor. Onu anlatan ayetler şöyle başlıyor

83. (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”
84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her şey için bir amaç-sebep verdik.
85. O da amaçlarına tabi oldu
86. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.

Yani; Zülkarneyn güçlü bir kral olduğu için muhtemelen ordusu ile sefere çıkıyor ve önce batıya doğru gidiyor yani güneşin battığı yere doğru. Ordular bir sefere çıktığında kolay su ve yiyecek  temini için su kaynaklarına ve nehirlere yakın bir güzergahta ilerler. Batıya götüren nehir okyanus sınırına ulaştığında yavaşlayarak deltaya dönüşür ve bataklıklarla karşılaşırlar.  Okyanusu geçecek gemileri yoktur ve güneşin battığı yönün en sonuna gelirler. Kral güneşi bataklıkta  batarken görür. Ayette güneşin bataklığa girdiği değil; güneşin bataklıkta batarken göründüğü yazılıdır. Aynen güneş denizde batıyor, çölde batıyor gördü gibi; bataklıkta gördü denmiştir.

87. Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
88. “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”
89. Sonra yine bir yol tuttu.
90. Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

Muhtemelen avrasyanın en doğu kıyılarına ulaştı; oranın son sınırında güneşi bir halkın üzerine doğar halde gördü. O yerli halk kendilerini güneşten koruyan bir elbise bile nedir bilmiyorlardı. Kendilerini güneşten koruyan çadır veya taş evleri bile yoktu. Vahşi doğada ilkel halde avcılıkla yaşayan ve yağmurda oyuklara sığınan yarı göçebe bir halktı. Yaşadıkları kurak topraklarda gölge veren büyük bir ağaç bile yoktu. Onlarla iletişime girmeden geri dönüş yoluna başladı.

91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
92. Sonra yine bir yol tuttu.
93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

Doğu ile Batı arasında ki Avrasya dönüş yolunda dünyanın en yüksek dağları yer alır. Everest’te buradadır. Orada dış dünya ile kopuk ve sadece kendi dilini bilen bir halkla anlaşmaya çalışırlar.

94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc yeryüzünü bozmaktadır. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”
95. Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

Onlara göre yeryüzünü aslında kendi coğrafyalarını bozan yecüc ve mecüc adını verdikleri ateşten ışınlar için bir set isterler. Neden bu ifadeyi böyle yorumladığımı yecüc ve mecüc ün insan olmadığını bilinçsiz cinni yani ateşten varlıklar olduğunu ilerledikçe açıklayacağım.

96. “Bana demir madeni getirin” dedi. İki (dağ) arası eşit olana dek “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor yapınca da, “Bana erimiş bakır/katran getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.
97. Artık onu (seddi) ne aşabildiler, ne de delebildiler.
98. Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi  (kıyametten hemen önce) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.
99. Terkettik onların bir kısmını İzin günü iç içe karışmış dalgalanır halde;  Sur’a üfürüldü; onları topladık.
100, 101. O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına dikeriz!

Bu son 5 ayette; Kıyametten önce seddin Yaratıcı tarafından parçalanacağını; Yecüc ve Mecüc’ün bırakılacağını; onların  dalga dalga karışmış bir yapıya geçerek terk edildiğini ifade ediyor.  Bazıları Zulkarneyn’in aslında Güneş’in yok olduğu ve yaratıldığı yerlere seyahat ettiğini düşünse de  bu durum Zulkarneyn Makinesinin çalışma prensibini etkilememektedir.

Önce Yecüc ve Mecüc’ün ne olduğunu anlayalım.  Ünlü İslam Alimi Şeyh İmran Nazar “Yecüc” ve “Mecüc” kelimelerinin anlamını şu şekilde açıklamaktadır.

Arapça’da “yecüc” ve “mecüc” kelimeleri “ac” ve “acic” kökeninden gelir.

Acic ; ateş alevi

Acca: hızlı giden anlamına gelir

Macuc “maca” ve “yamuuc” kelimeleriylede ilişkilendirilir. Anlamı “dalga” ve “yayılmak” demektir.

Hindistan’da bulunan Ahmediye mezhebine göre “Yecüc” kelimesinin kökeni “hızlı ateşlenen” anlamına da gelmektedir

 Ye’cüc ve Me’cüc kelimeleri Arapça’ya başka bir dilden girmiştir. Frenkler buna “Yağuğ ve Mağuğ” demişler, Şeytanın zürriyeti olduğuna inanmışlardır.

    1. Kısâî, “Ye’cûc”un ateşin tutuşması ve cayır cayır yanması mânâsında olan “ تَاَجَّجَ انَّارُ

” deyiminden alındığını, çok hızlı hareket ettikleri için “Ye’cûc” adını aldıklarını; “Me’cûc”ün de, denizin dalgası mânâsında olan

 “موج البحر ”

 tabirinden geldiğini söylemiştir.

  Arapça’da “

ماجوج

“sıvı şeyleri, ağızdan dışarı püskürtme”  anlamına gelir.  Tüm bu etimolojik açıklamalar bizlere Güneş’te sıvı halde olan ateş kütlelerinin Güneş’teki leke denilen ağızlardan püskürtülerek Dünya’ya ulaşması anlamını getirmektedir. Kuran gerçekten de mükemmel kelimelerle Dünya’ya Güneş’ten gelen plazmaları tarif etmiştir.

  Tevratta geçen “gog ve magog” ise Kuran’daki “Yecüc” ve “Mecüc”den farklıdır. Çünkü Arapça’da “cüc” kelimesine iki farklı ek eklenmiş ama Tevratta biri yalın biri ekli olarak kullanılmıştır. Peki Yecüc ve Mecüc, Güneş’ten gelen ve hadislerde tarif edildiği gibi suları kurutacak, ateşten, şeytani yapılı, yarı bilinçsiz varlıklarsa? Maddeye önemli bir zarar vermeyip, canlıları bozup, cihazlarını alt üst etmekse derdi; gerçekten de ayette ifade edilen, “yeryüzünü bozuyorlar” şikayetine tam uymaktadır.

Ayette ve yecüc mecüc’ün etimolojik kökenlerinde dalgalanan, iç içe karışık halde duran şeklinde yapılan tarifler van allan kuşakları içine sıkışmış dalgalanmakta olan alfa ve beta gibi radyasyon dalgalarını çok güzel tarif etmektedir.

Yecüc ve Mecüc hadislere göre kaf dağının ardındadır. Kaf Dağı ile ilgili tariflerin bir ucu kutuplara inen zümrüt rengindeki ışıktan dağlara ne kadar benzediğini; o ışıktan şeffaf dağların Dünya’nın tüm dağlarından daha büyük ve görkemli göründüğünü anlayacağız.

Kuran’da cinler göklerin durumunu şöyle anlatmaktadır;

    1. “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”
    2. “Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
    3. “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”

Cinler de çok güçlü ve cilde yerleşebilen radyokatif özelliği bulunan bir ateşten yaratılmıştı;

 (HİCR SURESİ / 119)

 Ve Cann’ı (cinlerin ilk atası) daha önce ‘nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.

  Gerçekten de gökte van allen kuşakları gibi alanlarda yakıcı dalgalar ve ışınlar vardır. Cinler göğe çıktıklarını ve bunların kendilerine azap ettiğini söylemekteler. Bu bir mucizedir. Tarihte Van allen kuşakları yada yerin manyetik alanlarında sık sık değişimler olmuştur ve hala da olmaktadır. Bu değişimlerin bazı ışınsal kapıların açılıp kapanmasına neden olduğu anlaşılmaktadır. Zülkarneyn Seddi ile daha sonra da Yaratıcının Hz. Muhammed’in gelişi ile yerin manyetik alanlarında yaptığı değişimler göksel cinlerin dünya tarihindeki gücünü azaltmıştır.

1970 yılında dünya manyetik kutupları çok sabit ve güçlü görünüyor.

2008 yılında dünya manyetik kutupları eskisi kadar sabit ve güçlü değil

Kutuplar yer değiştirirken manyetik alanımız çok karmaşık ve çok zayıf bir hal alacak.

 

KUTSAL METİNLERDE KAF DAĞI VE VAN ALLEN SETLERİ (6. Kitap 3. Bölüm)

Kutsal Metinlerde “Kaf dağı” adı verilen ancak bilimin Van Allen kuşakları olarak ifade ettiği ışınsal set, Dünya’yı saran enerji dağıdır. Onun özelliklerine ilişkin İslami kaynaklarda çok derinlemesine bilgiler vardır. Hatta kuşakların sayısına kadar bulmak mümkündür. Enerji yüklü elektron ve protonlar kuşaklar içine sıkışıp dönerek ilerlerler ve bu git gel çok uzun yıllar devam eder.

 Katâde ve Abdullah’tan yapılan bir rivayette Allah Resülü:  “Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş (sıkıştırılıp toplanmış) bir dalga, korunmuş bir tavandır……” buyurmuştur (11) İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ye’cuc ve Me’cuc hergün seddi (kuşakları) kazarlar. Güneş ışınlarını gördüklerinde amirleri, “Hadi dönün artık yarın kazarsınız”der. Ertesi gün oraya geldiklerinde seddin eskisinden daha sağlam olduğunu görürler.

Manyetik alanımızın şiddeti, Güneş’in Dünya’ya tam dönük olduğu saatlerde o bölgede artmaktadır. Şimdi videolarda Güneş’ten yani ateşten yaratılan Yecüc ve Mecüc dalgalarının sedde nasıl vurduğunu; onu kimi zaman içine göçecek kadar esnettiğini görüyorsunuz. Eğer daha da güçlü vursalar set bozulacak ve dünyaya kadar inebileceklerdi. Genelde vuruşlar bir günün yarısından uzun sürmez; Ertesi gün yeni bir patlama olursa set yeniden sıkışmaya başlar.

Bilim adamları Van Allen kuşaklarının 2 çift yani 4 tane olduğunu düşünüyorlardı. Ancak zaman zaman patlamalarda ortaya çıkan 3. bir çift buldular. Yani toplam 6 adet doğal Kaf dağı; manyetik set buldular. Zulkarneyn’in yaptığı ve Dünya içinde kalan da eklendiğinde set sayısı 8’e çıkacaktır.

Mevlana’nın Hocası Beyazid-i Bistami’ye: “Sen Kaf dağına ulaştın mı?” diye soruldu O da: Kaf dağı ne ki, o, Kef, ayn ve sâd dağlarına göre daha yakındır.” dedi. Bunu işiten zat: “Onlar nedir?” diye sordu; Şöyle cevap verdi: “Bu dağlar alt tabakadaki yerleri kuşatan dağlardır. Her tabakanın etrafında bu Dünya’yı kuşatan kaf dağı mesabesinde bir dağ vardır. Kaf dağı bu dağların en küçüğüdür. İçinde bulunduğumuz bu Dünya da tabakaların en küçüğüdür.” diyerek Kaf dağlarının en küçüğünün Dünya’nın hemen üstünde yer alan olduğunu; Dünya’nın da kaf dağından küçük olduğunu söylemiş; diğerlerinin de isimlerini açıklamıştır. Sayıları yine 4 çiftten 8 olmuştur.

   Yecüc ve Mecüc’ün geliş zamanının, Güneş’in batıdan doğması yani kutupların yer değiştirmesi ile ilişkili olduğunu yine hadis çok muhteşem açıklamaktadır.

 “Ye’cüc ve Me’cüc’den sonra çok geçmeden Güneş battığı yerden doğar. İnsanlara bir münadi şöyle seslenir: “Ey iman edenler! Sizlerin yaptığı (hayır ve tövbe) kabul edildi. Ey kâfirler sizlere de tövbe kapısı kapandı, kalemler kurudu, defterler kaldırıldı.”  Yecüc ve Mecüc ortadan kalkınca kutuplar yer değiştirmiş olacak ve Güneş artık pusulaya göre batıdan doğacak. Çünkü Yecüc ve Mecüc’ün geçiş seddini açan şey doğuların batı olmasını sağlayan geçiş ve parçalanma sürecidir.

  Mevlana ise Kaf dağı ile konuşmuş yani Van Allan kuşakları ile. Garipsemeyin kutsal kitaplara göre her şey canlıdır. Sadece insanın algı kapasitesi ve cehaleti bunu görmesine izin vermez. Bu canlılığın nasıl oluştuğunu farklı bir sunumda size anlatacağım. Mevlana önemli bilgiler ediniyor. Kuşakların kutuplardaki buzula inişini, manyetik kuşaklarla deprem arasındaki ilişki hakkında bilgiler ediniyor ki; bu bilgileri aslında ilk aldığımız yer Hz. Muhammed’in hadisleri idi. Şimdi bu hadislerin daha da detaylandırılmış hali olan konuşmayı dinleyelim;

Mesnevi;

  Zülkarneyn, Kafdağı’na gitti… o dağın saf zümrütten olduğunu gördü. Bütün âlemi ( Kuran’da alemler, toplumlar anlamında ifade edilmiştir) halka gibi çepeçevre çevirmişti… Zülkarneyn, o dağı görüp şaşırdı. Dedi ki: Sen dağsan öbür dağlar ne? Onlar senin yanında bir oyuncak adeta!

 Kafdağı dedi ki: O dağlar, benim damarlarımdır… onlar, güzellikte, alımda bana eş olmazlar. Benim her şehirde gizli bir damarım vardır… âlemin çevresi damarlarıma bağlıdır. Allah, bir şehirde yer deprentisi yapmak isterse bana söyler, ben oraya varan damarı oynatırım. O şehre ulaşan damarı kahırla oynattım mı orada yer deprenir. Allah yeter deyince damarım yatışır… durur görünürüm ama daima işteyim ben! Merhem gibi dururum ama hayli iş görürüm… akıl gibi hani; o da durur ama söz, ondan doğar, harekete gelir. Fakat bunu aklı kavramaya göre yer deprentisi yerdeki buharlardan olur.

 Kafdağı dedi ki: “İşte sana üç yüz yıllık yol olan şu ova. Padişah, onu kar dağlarıyla doldurmuştur. Dağ, dağın üstüne sayısız olarak yığılmıştır… daha da her zaman oraya kar yağıp durmada! Bir kar dağının üstüne başka bir kar dağı yığılıp durmada… karın soğukluğu, ta yerin dibine kadar işlemede! An be an, o uçsuz bucaksız, o büyük ambardan kardan meydana gelen bir dağ üstüne kardan bir dağ daha yığılmada! Padişahım böyle bir ova olmasaydı cehennemin harareti beni mahvederdi!”

 Gerçekten de 1980 yılından beri Dünya’daki depremlerde olağanüstü bir artış gözlemlenmeye başladı. Kutupsal kayma ise yine aynı yılda hareket kazandı ve kutupsal zayıflama hızı büyümeye başladı. Bu nedenle bilim adamları manyetik kuşaklarla depremler arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünüyor.

Mevlana’nın anlatımlarından Zulkarneyn’in oluşturduğu manyetik set üreticisi makineyi Kaf dağı ile konuşarak yaptığını öğreniyoruz.

 İbn Abbas (ra), bu dağı şu şekilde tanımlamıştır; “Allah Teâlâ arzın peşinden onu kuşatan bir deniz, onun arkasından da bir dağ yaratmıştır ki ona “Kaf “denir. Gökyüzü onun üzerine sarkmaktadır….” (210) Bu göklerin Kafdağı üzerinde direkleri vardır.(3)

 Taberi’ye göre Kafdağı parmağı saran yüzük gibi arzı çevrelemekte ve onu sabit tutmaktadır. Bütün dağlar ona bağlı olduğundan yeryüzünün sürekli sallanmasını engellemektedir.(210)

  Hz. Muhammed dünyanın ve canlılığın düşmanı olan ışınsal varlıkları şeytana benzetmiş ve içi askerle dolu bu kuşakların şeytanın boynuzları ve başı gibi göründüğünü söylemiştir.

 “Güneş doğarken de batarken de namaz kılmayın. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar, iki boynuzu arasında batar.”  Gerçekten de öküz başını ve boynuzlarını andıran; boynuzları kutuplara saplanan bu varlık tarife tam uymaktadır. İnsan nasıl %97’si bakteri yığını ise; şeytan olarak adlandırılan bu mega şeytani varlık, içinde insanlığı yıkacak dönerek hareket eden yılanımsı milyarlarca varlığı barındırmaktadır. Her biri her gün çıkmak ve dünyayı sarmak için seddin zayıf yerini ararlar.

   Ebû Hüreyre (ra)’den rivayete göre;“Rasûlullah (sav), ashabıyla birlikte oturmakta iken üzerlerine bir bulut geldi. Peygamber (sav), bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Diye sordu. .. Sonra;  Bu buluttur! … dedi ve Sonrasında üzerinizde ne var biliyor musunuz? diye sordu. O dünyamızın semasıdır, korunmuş bir tavan ve önüne geçilmiş bir dalgadır…” (11,53)

 Peygamber muhteşem bir öngörü ile semanın ardının önüne set çekilmiş bir dalga yığını olduğunu görmüştür. Hem de güncel bilim anlayışında olduğu gibi bu dalgalar atmosfer dışında değil atmosferin bir parçası olarak kabul edilmiş “manyetosfer tabakası” olarak adlandırılmıştır. İslam peygamberi dünyanın yapısını muhteşem şekilde biliyordu;

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Hacc veya umre veya Allah yolunda cihad maksadları dışında gemiye binme. Zira denizin altında ateş, ateşin altında da deniz vardır.” Ravi: Abdullah İbnu Amr İbni’l-As Kaynak: Ebu Davud, Cihad 9, (2489)

 Denizlerin altındaki ateşe dönüşmüş sert mağma tabakasını, onun altında da tamamen sıvı haldeki lav tabakasını ateşle birleşen deniz tarifi ile muhteşem doğrulukla görmüştür.

Yecüc ve Mecüc’ün kutup deviniminin ortasında ineceğini ve devinim tamamlanırken yok olacaklarını söylemiştik. Peki kutup deviniminin başlamasının kutsal alametleri var mı?

 Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)

 Bu Nida tüm dünya dinlerinde beklenen ve adı müjdelenen kimsenin çıkışına ilişkin duyuru olacaktır. O duyuruya tabi olan kurtulacak; onu görmezlikten gelen bitmek bilmeyen bir azapla yüzleşecektir.

Gökte ateşi andıran 3 gün büyük bir kızıllık göründüğünde; insanların felaketten korunmasına ve organize edilmesini sağlayacak bir yapıya ihtiyacımız var. DWS yani sivil bir oluşum olan; elitlerin, yöneticilerin ve zenginlerin değil, iyilerin korunmasına odaklanan tek hareket olan DWS tüm vatandaşlarının korunması için gerekli organizasyonu imkanları ölçüsünde sağlayacaktır.

Peki Yecüc ve Mecüc, Dünya’ya nasıl bir zarar verecektir. Hadislerde ifade ediliyor;

Müdebber b. Ubade’nin, İbn Mes’ud’dan rivayet ettiği hadiste …

Ye’cuc ve Me’cuc her tepeden boşanırcasına gelecek, insanların vatanlarına ayak basacak, yanına vardıkları her şeyi tüketecek, uğradıkları her suyu içeceklerdir. Sonra insanlar dönüp onlardan şikâyetçi olarak, onlara beddua edecek, Allah da Ye’cuc ve Me’cuc’un tümünü helak edip öldürecek, yeryüzünün her tarafı onların pis kokusuyla dolacak, Allah bir yağmur yağdıracak, cesedlerini sürükleyip denize atacaktır.

Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gök gürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 461) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 289)

Yine muhteşem ifadeler. Bu dalgalar elektrik yüklü olduğundan manyetik akıyı takip etmektedirler ve bu akımlar tepe noktalarda maximum değerlerine ulaşırlar. Kutup parçalandığında kutuplardaki güçlerini yitirecekler ve ülkelerin tepe noktalarından dünyaya yağmurdan boşanırcasına akacaklar. Bu nedenle Kuran’da şöyle ifade etmiştir;

 Enbiya Suresi

96- Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başlarlar.

97- Ve doğru vaad vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır, “Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!” diyecekler.

 Suları kurutacak olan ve canlıların derisine nüfuz ederek öldürecek olan bu ateş, dünyanın pek çok şehrinde etkili olacaktır. Manyetik alan hareketlerine bakılırsa en gözde Yecüc Mecüc ülkeleri Brezilya, Kanada, Amerika, Orta Asya, Çin ve Rusya olacaktır.  Hadis; “……..Onlar giderken rastladıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyecek. ……..” (11)

Yeryüzünün manyetik akımları bir mıknatısın kurtçuklara benzeyen manyetik iplikleri gibi yeniden oluşmaya başladığında o yılanımsıların başı kökünden kesilecektir. Yeryüzüne dolan hayvan ve insan ölüleri toprağa gübre olacak, radyasyonun sebep olduğu bazı olumlu mutasyonlarla da büyük bir canlanma yeryüzünü güzelleştirip bereket verecektir.

 Sahihi Müslim;
Nebiyullah İsa ve beraberindekiler Tur dağında mahsur kalacaklar. Öyle ki kuşatmanın şiddetinden bir öküz başı, bugünkü paranızla yüz dinardan daha fazla edecek. Bunun üzerine  İsa ve arkadaşları, onların belasından kurtulmak için Yüce Allah’a yalvaracaklar. Yüce Allah, onların duasını kabul edip Yecüc ve Mecüc kabilesinin enselerine ismi “Nugaf” olan küçük kurtçuklar musallat edecek.

Bir sabah, Yüce Allah’ın kudretiyle hepsi birden, tek bir nefes gibi bir anda helak olacaklar. Daha sonra İsa ve arkadaşları Tur dağından inecekler.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak