MUSA VE HIZIR TEFSİRİ, MAKAMLAR SIRRI
Bir önceki sunumda, karşılıksızca, bencilce, yardım istemenin haram ve nahoş bir davranış olduğunu delilleriyle ifade etmiştik. Şimdi bu durumu Musa ve Hızır kıssası üzerinden anlayalım. Zahiren Hızır üstün gibi görünse de Musa as.’ın makam üstünlüğünün gerçek sırrını görelim ve şahsımız nasıl davranırmış bunu anlayalım.
Ayetlerde Musa’ya “ledün” yani gaybın bazı bilgilerini öğretmesi umulan öğretmenin adı geçmez. “Kullarımızdan biri” diyerek anlatılır. Halkın nazarında bu kişi Hızır’dır. Ama buna dair bir delil yoktur. Açıktır ki o kişinin kimliği bile muallaktır
Evvela Hızır kıssasıyla ilgili ayetleri bir okuyalım.
Kehf Suresi
- Bir zaman Mûsa, genç dostuna şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere kadar hiç durmadan yürüyeceğim yahut da seneler ve seneler harcayacağım.”
- Bu ikisi, iki denizin birleştiği yere vardıklarında, balıklarını unuttular. Bunun üzerine balık da denizde bir deliğe doğru yola koyuldu.
- Orayı geçtiklerinde Mûsa, genç arkadaşına dedi ki: “Hadi, getir şu sabah yemeğimizi. Vallahi bu yolculuğumuz yüzünden epey çektik.”
- Genç adam dedi: “Bak sen şu işe, hani kayaya sığınmıştık ya, işte o sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan, şeytandan başkası değildi. Balık, denizin içinde acayip bir biçimde yolunu tuttu.”
- Mûsa: “Arayıp durduğumuz işte o idi.” dedi. Bunun üzerine kendi izlerini sürerek gerisingeri döndüler.
- Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.
- Mûsa ona dedi ki: “Sana öğretilenden bana da bir olgunluk/bir bilgi öğretmen şartıyla sana tâbi olayım mı?”
- Dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe dayanamazsın.”
- “Havsalanın almadığı bir şeye nasıl dayanacaksın?”
- Mûsa dedi ki: “Allah dilerse beni sabırlı bulacaksın; hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim.”
- Dedi: “Bak, eğer bana uyarsan, ben sana kendisinden bahis açıncaya değin hiçbir şey hakkında bana soru sorma!”
- İkisi birlikte yola koyuldular. Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi deliverdi. Mûsa dedi: “İçindekileri boğmak için mi deldin onu? Vallahi korkunç bir iş yaptın!”
- Dedi: “Ben söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın!”
- Mûsa dedi: “Unuttuğum için beni azarlama; bu yaptığımdan dolayı da bana zorluk çıkarma.”
- Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir oğlana rast geldiler; tuttu onu öldürdü. Mûsa dedi: “Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!? Vallahi çok kötü bir iş yaptın!”
- Dedi: “Ben sana söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın.”
- Mûsa dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Vallahi, öyle bir durumda benden ayrılmakta mazur sayılacaksın.”
- Yine yola koyuldular. Biraz sonra bir kente geldiler. Kent halkından yemek istediler, ama onlar bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmayı bekleyen bir duvara rastladılar; genç adam tuttu onu onardı. Mûsa “İsteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın.” dedi.
- Dedi ki: “İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır. Şimdi sana, tahammül edemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.”
- “Gemiden başlayayım: O gemi, denizde işçilik yapan bir grup yoksulundu. Ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Çünkü biraz ötelerinde bir kral vardı; tüm gemilere zorla el koyuyordu.”
- “Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”
- “Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin.”
- “Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar ergenliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin iç yüzü budur.”
Özetle:
Musa ilim öğrenmek için, Allah’ın yönlendirdiği gizli bir kula ulaşmak için çok uzun bir yol gider ve sonunda onu bulur. Hocası ile emirlerine itaat ve sorgusuz sabır karşılığında ilim almak üzere anlaşma yaparlar.
Lakin hocası yolculukta bir gemiyi deler insanları zarara uğratır. Sonra bir çocuğu öldürür. Sonra da aç olmalarına rağmen bedava zor bir işi yapar. Musa as. da her seferinde söz vermiş olmasına rağmen durumu sorgular, karşı çıkar ve ilmi öğrenemeden yolculuğu biter.
Bu ayetlerin zaman yolcuğundan, kaderin bilinmesine ve değiştirilmesine kadar çok değişik yönleri olsa da biz şimdilik bunu öğretmen öğrenci ilişkisi açısından değerlendireceğiz.
Hızır, geleceği gördüğünden, daha en baştan, Musa’ya “sen dayanamazsın” diyor. Yani sözleşmeyi de söylüyor, sonunu da söylüyor. Musa as. gayb ilmini öğrenmeye gittiği kişinin bu sözündeki inceliği anlamak istememiş olacak ki, ilim aşkıyla “her şeye varım yine de deneyeceğim” dercesine kabul ediyor.
Ama Allah bir insana referans olmuşsa, ledün ilmi öğrenmek için bir kaç garip şeye sabrederdi çoğu insan. Musa’nın nasıl sabredemediğine herkes şaşırıyor.
Hz Musa, ilmi öğrenemedi Hızır’a karşı geldi diye Allah tarafından kınanmış mıdır? Hatta maalesef okuyanların çoğuna göre sabırsız bir öğrenci olup okuyanlar tarafından hep ayıplanır. Zahiren bakınca Hızır, Musa’dan çok üstün ilimlere sahip ve Musa onun emrine giriyor. Lakin kutsal kitaplarda Hızır’ın adı çok geçmezken ve bir iki kelimelik makul bir övgü ile söz edilirken, Musa defalarca peygamberlerin en üstünlerinden, Allah’ın doğrudan konuşarak şeref ve üstünlük verdiğinden bahsedilerek çok övülür. Bunun sırrı nedir?
MUSA PEYGAMBER, HIZIR’DAN NEDEN DAHA ÜSTÜNDÜR?
“Musa’nın Hızır’a itaat etmemesi ve ilim de öğrenememesi vesilesiyle peygamberlikten bile atılması lazım gelir” diye düşünülebilir. Çünkü ilim yolunda çok sabırsız görünüyordu. Hakikatte Musa Hızır’dan neden çok daha üstün? Neden peygamber ve en övülmüş yüce insanlardan biri olarak Hızır yerine Musa anlatılır?
Peygamberimiz as. bile “keşke sabretseydi de daha çok şey öğrenseydik” buyurmuş.
Buhârî’de bu kıssa ile alâkalı olarak şu meâlde bir hadîs-i şerîf bulunmaktadır:
“Allâh, İmrân oğlu Mûsâ’ya rahmet etsin! Eğer sabredebilseydi, daha nice acâib ve garâib hâdiseleri Hızır, O’na öğretecekti.” (Buhârî, Enbiyâ, 27; Ahmed bin Hanbel, V, 118)
Hz Musa geleceği görmek ve kadere bir ölçüde hükmetmek gibi büyük bir ilimden ne hatırına vazgeçti 3 kez?
Gemicilerin delinen gemisi için üzüldü. Öldürülen küçük çocuğu savunmak için ve el emeğinin karşılığı için.
Yani Musa’nın öyle bir kalbi vardı ki, dünyayı versen oraya küçücük bir adaletsizliği sığdıramıyordu. Oraya haksızlık giremiyordu. Görünürde hemen herkesin geçebileceği, ama hiç kimsenin geçemediği bir tek Musa’nın geçtiği sınav buydu. Çok da gerekli olmayan bir ilmin rüşvetiyle, haksızlıklara göz yumması istendi.
Bazıları diyecek ki “Ben olsam ben de sabredemezdim. Hızır’a Musa gibi baş kaldırırdım. Özellikle ölen çocuğu görünce.”
Hayır siz de sabrederdiniz. “Delilin nedir?” diye sorarsanız eğer…
Çok daha büyüklerini görüp sabretmeye devam etmektedir inananların çoğu. Çünkü onlar yeryüzünde zahiren bir çok çocuğun günahsız ve suçsuz görünürken Allah tarafından sakat bırakılıp öldürülmesini gördü ve hepsine “bir hikmeti vardır” diyerek sabrettiler. Cevap veya çözüm için secdelerde sabahlara dek ağlamadılar ve benim gibi çatlayıncaya dek hikmet dilemediler… Allah’ı neredeyse naza çekip ayaklarına kapanıp zorlamadılar cevaplar için…
İşte ben Musa’nın Hızır’a yaptığının bir benzerini, ama daha da büyüğünü, cehennem pahasına ve saygı ile Allah’a yaptım. Bir dine mensup her insan cevabı bilmese de sabırla susar.
Musa gibi kalp gerek. Neredeyse dinden olacak; cehennem çizgisine ayağını dayayıp, secdeye kapanacak bir kalbe gelir cevaplar. İnsanlar bu sınavı, benden evvel, her gün kaybediyorlardı.
Her gün bir çok insanın çocuk yada bebek, ölüşünü yada acılarını tv de görürler. Savaşlardaki göz ve vicdanın tahammül edemediği, uykusuz bırakan en kötü sahnelere tv den tanık olurlar..
Bu acı çeken insanların çoğu fakir ve toplumun çoğuna göre iyi kalpli sıradan insanlardır. Kuran’da ve diğer kutsal kitaplarda tam cevap bulamadığı, çok da aramadığı halde, sineye çekip, cenneti kaybetmemek için rüşvet karşılığı susuyor insanlık.
Duyarsız kalmaları yada yardım göndermeleri yada çaresiz olmaları apayrı durumlar. Onlara yardım etseler de, onlar adına savaşsalar da durum değişmez.
İNSANLARIN HEMEN HEPSİ; RÜŞVETLE ZULME KÖR KALIRLAR
Çünkü zahiren haşa adaletsiz ve acımasız gibi görünen bir Tanrı’ya cevap bulamadığı ve tüm ön göstergeler onun adaletsizliğini gösterdiği halde, sınandığını bile anlamayan çocuklar bebekler işkence ile öldürülüp, nice insanlar sakat doğar ve iyiler tecavüze uğrarken, hayvanlar ağır bir işkence altında iken… cevap bulmadan o Tanrı’ya tapmak, güce tapıcılıktan, rüşvetle zalimliğin alkışçısı olmaktan başka bir şey değildir.
Allah’ı tenzih ederek söylüyorum. İnsanların Allah’ı yanlış tanımalarına ve anlamıyor olmalarına rağmen tapıyor olmaları, onların haksız da olsa güce tapıcı, bencil ve zalim oluşlarından ileri geliyor. İnsanların sınanmak için ağır şekilde işkence edildiğini yada çocukların babalarını sınamak için mahvedildiği gibi saçma sapan cevaplar veriyor din adamları. Oysa Allah anneden merhametli, “asla zulmetmem” diyor. Sınamak için bile olsa. Kim çocuğunu sınayıp ona şeker vermek için onu sakat bırakır. Çocuk sınandığını bile anlamaz sadece ağlar. İnsanlığın acısı ile acı çekmeyen, acılara ilaç aramayan, her türlü acıya layıktır.
Peki sen ne yaptın? Diyenlere;
Allah’a saygı sevgi ve inancımın büyüklüğünden ötürü 35 yıl usanmadan cevap aradım. Kesin olarak inanıyordum ki; yıldızları, çiçekleri ve kalpleri yaratanda kusur olamazdı. O bizim düşüneceklerimizi öngörürdü ve sonunda bilirdi. Muhakkak bir cevabı vardı. Ama bu cevabı, kalpleri Allah’a dargın insanlara anlatmak ve hepimizin daha az acı çekmesini sağlamak için öğrenmeli ve öğretmeliydim.
Biliyorum sınırları zorladım. Lakin o saygı ve edeple sorulan sorulara kızmaz. Çünkü ben hep hikmetini sual ettim ve övgümü yanında sundum. Benim yaklaşımım Musa’nınkinden farklıydı. O, sorarken “nasıl yaparsın” diye öfkeyle soruyordu. Lakin ben “eminim var hikmeti lakin bana anlat ki, yüreğim yatışsın ve insanları da uyarayım ki gazabına müstahak olmasınlar” diye soruyordum.
Musa, her şeyin bir perde olduğunu kendi kendine yada hasta olup ölen çocuklar için nasıl bir sistem olduğunu uzun süre öğrenemedi. O bir çocuk için ilimden vazgeçti. Ben insanlığın kurtuluşu için ilimlerden ve cennetlerden. Bulduğum cevabı “Kaderler ve Hayatlar” kitabında yazdım ve kutsal kitaplarda Rabbin bıraktığı işaretleri gördüm.
Adalet sistemini anlamaya uğraşıp, çözemeyip ateist olanlar, kalplerinde sözde Müslümanlardan daha fazla dürüstlük ve merhamet taşıyorlar. Ama cahil cesaretleri, kibir ve sabırsızlıkları nedeniyle kafir oluyorlar. Ama ilim, hizmet ve sadakat insanı Allah’ın izniyle huzurda sabit tutar, dağları aşırır.
Çocuklar ve dünyadaki derin acılar konusu, ilim ötesinde bir şey. Allah’a yakışmayan bir iftira var ortada. Ve bunu dile getirenler neredeyse tüm din adamları ve inananlar. Bunu nasıl söylersiniz, nasıl cevap bu diye ben asıl onlara isyan ettim. Cevap bu olamaz. Benim savaşım aslında onlarlaydı. Allah’ın adını yeryüzünde temize çıkarmak istiyor insan. Bir yanlış anlama vardır diyorsun. Cevap bulma konusunda bir çok peygamber bile bu konuda çaresiz kalmış.
Cevabı merak edenler için “Daha önce Kalu Bela adında bir hayat yaşadık ve daha sonra dünyaya günahkar olanlar gönderildi. Tekamül edemeyen ruhlar kıyamet gününe dek yeniden doğup acı çekmeye ve işledikleri suçların cezasını çekmeye devam edecekler. Yada tekamüllerine engel olan ve suç işlemelerine neden olan hangi özellikleri varsa onlara uygun ilaçlar verilecektir.”
Hülasa, Allah kimseye zulmetmez ve günahlarımızın çoğunu da affeder. “Kaderler” kitabını mutlaka okuyun (Ücretsiz olarak makale halinde web sitemde ayrıca sunmaktayım)
Bir yanıt yazın