Kategori: KIYAMET KİTABI (KAİYM METTA MEHDİ)

  • SAHİH HADİSLERDE MEHDİ AS., MEHDİ’Yİ NASIL TANIYABİLİRİZ?

    Soru: Mehdi ben Mehdi’yim demez, insanlar onu tanıt ve kendisi istemediği halde biat edilir deniyor. Bunu açıklar mısınız?

    Bu büyük bir yalan ve fitnedir. Mehdi’nin Mehdiyetini kabul etmesi ve ben Mehdi’yim demesi zaten biatları almaya başlaması ile başlamış olacağından, bu söz geçersizdir. Er yada geç Mehdi, Mehdi’yim demek zorundadır ve demelidir. O mehdi’yim demeyecek diye bir söz uydurdular ki; “Gerçek Mehdi çıktığında Mehdi’yim diyemesin ve pasif bir şekilde beklesin”. Yada kim Mehdi’yim derse hemen linç edilsin.

    Bir insan Mehdi’yim, işte delillerim ve mucizelerim dediği zaman kimse ona itibar etmesin. Mehdi bile, Mehdi olduğunu iddia etmeyecekse kendisi bile bu konuda çekimserse ve sessizse, insanlığa bunu kabul için hiç bir yükümlülük düşmez. İnsanlar haklı olarak şöyle diyebilir; “daha kendisi bile kabul etmezken, benim kabul etmiyor olmamda hiç bir günah yoktur”. İşte yapmaya çalışılan budur. Büyük bir fitne ve şeytani bir iştir. Mehdi’nin insanlara kanıtlarını açıklayacağını ifade eden bazı hadisler vardır. Şimdi Mehdi’nin Mehdiliğini nasıl ilan edeceğini inceleyelim.

    Kitâbü’l-Gaybe’ye alınan bir hadiste el-Kâim [Mehdi’nin] şöyle buyuracağı nakledilir: “Ben yeryüzündeki Bakiyyetullah’ım. (Ben Allah’ın yeryüzündeki bakiyesiyim.)”

    Diğer bir haberde [Mehdi’nin] zuhur ettiği zaman, “Ben Allah’ın bakiyesi ve hüccetiyim.” diyeceği rivayet edilmiştir. Böylece onu [Mehdi’yi] ancak “Selam olsun sana ey Allah’ın yeryüzündeki bakiyesi (Bakiyyetullah)” şeklinde selamlayacaklar.

    Meclisî, Bihârü’l-Envâr, Beyrut, 1404, c.24, s.211–212.

    Ba-kaya-tullah da sır vardır. Ben Allah’ın Kaya’sıyım diyor. be harfi, yemin yada içinde, yanında sebebiyle gibi manalar verir. Ayrıca Tevrat’ta Rabbi yücelten isimlerden birisi de KAYA’dır. Ve Tevrat’ta beklenen kişi geldiğinde insanların ona KAYA’diye sesleneceği bildirilmiştir.

    DUYURU: MEHDİ’NİN KURAN’DA Kİ İŞARETLERİNİ OKUMAK İÇİN MAKALEMİZİ TIKLAYINIZ. DEVAMI…

     

    Soru: Mehdi çıktığında gökten ses duyulacakmış. O zamana dek beklemek ve ses geldiğinde biat etmek doğru mudur?

    İdris peygambere indirilen kitapta 61. bölümde gökyüzünden gelecek ses ve inecek nur ile ilgili bilgiler vardır. Burada detaylıca neler olacağı yazılıdır. Peygamberin mucizevi kitabından anlaşılmaktadır ki; ses geldiğinde kıyamette kopacak ve melekler inmeye başlayacak ve insanlık yargılanacak ve kafirler cehenneme atılacaktır. Bu aşamada Mehdi’de insanların lideri olarak atanacaktır. Yani ses geldiğinde evvelden iman etmemiş olan kimseye bu iman fayda vermeyecektir.

    Hadislerde gökten gelen sesin Cebrail’ e ait olduğu yazılıdır ve tüm insanlık dehşete kapılacaktır. Bazıları tv ile yayın olayını kasdetse dahi seslenenin Cebrail olacağını ve tüm insanlığın aklının yerinden oynayacağını düşünürsek tv ile bu şekilde bir yayın mümkün gözükmemektedir. Bu durumda bu büyük mucize ve dehşet, çığlık ile helak nı gerçekleşmeden evvel Allah’ın kitaplarına iman etmeli ve hayatımıza uygulamalıyız. Gökten ses duyulduğunda zaten tüm insanlık teslim olacaktır. Sınav ortadan kalkacaktır. Mehdi tüm kutsal kitaplarda ve hadislerde müjdelenip ona biat emredildiğinden onu aramak ve desteklemek farzdır. Onun kanıtlarını ve mucizelerini öğrenmeli ve yaymalıyız. Onu tanıyacak kadar hakkında bilgi toplamalıyız.

     

    Soru: Cübbeli Ahmet Hoca, “Mehdi yüzyılın başında gelir, 40 yıl geçti gelmedi, demek ki bir sonraki yüzyıl gelecektir” demektedir. Buna göre onu aramaktan vazgeçenler ne duruma düşerler.

    Kuran, eski kutsal kitaplar ve sahih hadislerin verdiği tüm haberler ve alametler gerçek oldu ve onların sözüne göre çıkması an meselesi yada çıktı. Zaten kendisi de 1980 yani hicri 1400 yılında doğduğunu ve beklediğini daha önce bir TV programında ifade etmişti. Kayıtları mevcuttur. Yüzyılın başında gelir meselesi İmam Rabbani isimli bir alimin yorumuna dayanmaktadır. O şöyle yazmıştır;

    “Mehdinin zuhuru, (hicri takvim hesabıyla) yüz senenin başlangıcında olacaktır. Şu an ise (takvim 1028’i gösterdiği için) yüz yılın başını yirmi sekiz sene geçmiştir. Dolayısıyla bahsettiğiniz şahıs (eski tarihte yaşamış o kişi) Mehdi olamaz!” (Mektub no:68, 2/118)

    Cübbeli zamanla fikir değiştirerek 1980’de (1400) de doğdu fikrinden vazgeçmiştir. Bundan Adnan Oktar’a olan açık ve süregelen muhalefeti ve düşmanlığından ötürü olduğundan bahsedilir. Mehdi gelmeyecek desin ki Adnan Oktar hareketini durdurabilsin. (Adnan Oktar Mehdi değildir) Ancak bir kez bu konuda kitaplar yazdığından geri dönmesi ve yeniden fikir değiştirmesi zordur. Gerçi bir kez fikir ve söz değiştiren kişinin yeniden sözünü değiştirmesi garip olmaz.

    Gelelim yüzyılın başı mevzuuna; İmam Rabbani bir peygamber olmadığına göre onun yorumu bağlayıcı olmaz. Mehdi’nin geldiğine işaret eden yüzlerce hadis ve ayet varken; bir alimin bir yorumu ile hareket edilmez. Yanılmış olabilir. Yada farklı bir bakış açısı ile yüzyılın başında gelişini doğmak olarak düşünürsek “tam dediği gibi” yüzyılın başı ve ilk yılı olan hicri 1400 yılında doğmuştur. Bu durumda hicri 1440-41 yıllarında 40 yaşına gelince zuhur eder ve biatları almaya başlar. Yani hiç bir açıdan Cübbeli’nin savunulacak bir tarafı yoktur.

    Geçtiğimiz yüzyılın müctehid alimi ekseriyet tarafından Said Nursi olarak kabul edilmektedir. Kendisi 1877 yılında doğmuştur. Mehdi de ondan tam 103 yıl sonra 1980 yılında doğmuştur. Yani her yüzyılda bir dini güçlendiren seçilmişler gelir ifadesi bu açıdan değerlendirilirse makul karşılanabilir. Ama sonuçta bu ifade bir alim yorumudur ve bağlayıcılık içermez. Bir kişi Cübbeli’ye itibar edipte gerçek mehdi çıkınca delillerini görmesine rağmen onu Cübbeli’nin temelsiz sözleri nedeniyle yalanlarsa, “bu yüzyıl gelmicekmiş” derse…  Cübbeli de kendisi de Allah resülünü yalanlamış, hadislerini ve eski kutsal kitaplardaki delilleri de yok saymış olur. Mucizeye kör olmak cehennemlik yapar. Tüm amelleri boşa gider.

     

    Soru: Mehdi’yi nasıl tanıyacağız?

    Mehdi başa geçirilipte güç sahibi kılındığında zaten sürü psikolojisinde ve güce tapan bütün insanlar ister istemez ona boyun eğecektir. Makbul olan davranış, onu çıktığında tanımak ve davasında zor günlerinde yardımcı olmaktır. O delillerini sunup kendisine verilen mucizeleri gösterdiğinde ona biat etmeyen ve karda sürünerek dahi olsa ona gelip yardıcı olmayan her bir insan bencillik, sağırlık ve körlükle yargılanacaktır. O hayatı boyunca Allah’ın gerçek dinini insanlara tebliğ edecek ve delillerini anlatacaktır. Mehdi’yim diyen çok insan vardır. Fakat gerçek Mehdi’nin delilleri aklı başında tüm insanlar için galip durumda görünecektir. Allah resülü zamanında dahi sahte peygamberler vardı. Hz Muhammed taraftar açısından galip gelince, gelip ona biat ettiler ve müslüman oldular. Vefat edince çokları tekrar dinden döndüler.

    MEHDİ’NİN ÇIKIŞ ZAMANI

    Budizmin öncüsü Buda Mehdinin geleceği zaman olarak 2500 yıl sonrasını yani 2019 yıllarını göstermiştir.

    Hz Muhammed  yaşarken 5600 yılında bulunduklarını ve insanlığın (yani ademoğullarının) ömrünün 7000 yıl olduğunu bildirmiştir. 7000 yıl yani dünyanın 7 günü dolduğunda; 1980 (hicri 1400) yılında kıyametin kopması beklenmekteydi. Ama Çetinkıyameta isimli Mehdi’nin tam bu yılda doğmasının kıyametin ertelenmesine vesile olacağı hadislerde bildirilmiştir. Delilleriyle Mehdi’nin ilan edileceği yıl ise Mehdi 40 yaşına geldiğinde yani 2019-2020 yılları olarak açıklanmıştır.

    Kuran’da insanlığın biten 7 gününü ve saatlerini  işaret edercesine 7:24 ayetinde Mehdi’nin adından, baba adından, memleketinden ve zamanın doluşuna işaret eder.

    İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O DEDİ Kİ: DÜNYA YEDİ GÜNDÜR. HER BİR GÜN BİN YIL GİBİDİR. VE RESULULLAH (S.A.V.)’DE ONUN SONUNDA GÖNDERİLDİ.

    Enes b. Malik (r.a.)’dan O dedi ki, Resullullah (s.a.v.) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDEN YEDİ GÜNDÜR. ALLAH TEALA BUYURDU Kİ: “SENİN RABBİNİN YANINDAKİ BİRGÜN, SİZİN SAYDIĞINIZ BİN YIL GİBİDİR.”

    H.28 — Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti:

    DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.(Ahir Zaman mehdisinin alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden Hadisler, Ali bin Hüsameddin El-Muttaki, sf. 88,89)

    7000-5600=1400 Hicri Yılı ( 1980 Miladi Yılı) İnsanlığın ömrünün dolduğu yıldır. Lakin Allah resulünün hadisinde ifade edildiği gibi kıyamet Mehdi ile ertelenecektir.

    “Eğer dünyanın yıkılmasına bir gün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî’yi gönderecektir.” (Ebû Davud, Mehdî 4; Tirmizî, Fiten 43)

     

    7:24 AYETİNDE BEKLENEN KİŞİ

    7:24 Buyurdu (Rab); İnin bir kısmınız diğer kısmınıza düşman olarak. Sizin için bir zamana dek geçim ve yerleşim var.

    قال اهبطوا بعضكم لبعض عدو  ولكم في الأرض مستقر ومتاع إلى حين

    Yukardaki ayette Bağdi, Erdam, mustafa, E.meta kelimeleri bir araya gelmiştir. 7.24 yani dünyanın 7 günlük ömrünün ve o saatin dolmasının alameti bu kişinin gelişidir. Bu bilgi Kuran içine kodlanmıştır. Allah-ul Alim.

     

    DOĞUM GÜNÜ RAMAZAN’IN 23. GECESİ (KADİR GECESİ) OLACAK

    İmam Muhammed Bakır (as.) semavi çağrı hakkında şöyle buyurmakta:

    “Semavi çağrı Ramazan ayının   23 ünde Cuma  gecesi vuku bulacak. O çağrı hakkında kesinlikle kuşkuya kapılmayın, işitiniz ve itaatte bulununuz ve aynı günün sonunda lanetli İblisin sesi yükselecek ve filancanın mazlumca öldürüldüğünü iddia edecek. Bunun üzerine bazılarının yüreklerine kuşku düşürecek ve büyük bir kitleyi bu kuşkularla ateşe sürükleyecektir. Cebrail’in çağrısının başlıca alameti Kaiym ve babası (as.)ın adlarıyla seslenmesidir. Perde arkasında saklı olan kızlar dahi o sesi işitmekle sevinecek, baba ve kardeşlerini kıyam etmeye teşvik edeceklerdir.” [552]

    Mehdi 40 yaşına gelince çıkacağının hadislerde belirtilmesinde bir işaret vardır. Ramazan’ın 23. gecesinde 40 yaşını dolduracak ve çıkacaksa yine Ramazan’ın 23’unde doğmuş olmalıdır. Gerçekten de Çetinkıyameta adlı kardeşiniz Ramazanın 23. gecesinde doğmuştur ve babasının adı ile kendi adı o gün söylenmiştir. (İnsanlar arasında) O 40’ına gelince çıkar ve gökten sesin gelmesi yine bir Ramazan 23’ünde olabilir.

     

    MEHDİ’Yİ TANITAN İŞARETLER

    Mehdi’nin 1000’den fazla işareti vardır. Kutsal kitaplarda ve hadislerde tüm fiziksel özellikleri, vücudunda ki benlere, izlere ve şekillerine kadar her şey detaylıca tarif edilmiştir. Onun ismi, geliş zamanı açıkça bildirilmiştir. Göstereceği mucizelerin ne olacağına dair işaretlerde peygamberlerin her yerde bulunan kitaplarında okunabilir. Peygamber için inen şu ayet Mehdi hakkında daha güçlü tecelli eder. Çünkü günümüzde kıyamete yakın gelecek olan elçi tüm dinlerde ve tüm kutsal kitaplarda yazmaktadır.

    “Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır. En’âm Suresi 20. Ayet

     

    1) Mehdi’nin Fiziksel Özellikleri: Mehdi’nin Bedeninde ki 24 Önemli İşaret

    Önce liste olarak verelim daha sonra hadis kaynakları ve kutsal kitaplarda ki kaynaklarını gösterelim. Bunlardan bir işaret elbette çok insanda vardır. Ancak tüm işaretlerin hepsinin tek bir insanda toplanması mucizedir ve yeryüzünde tüm işaretlere aynı anda sahip olan ancak Mehdi olabilir. Allah elçilerini öyle tanıtır ki; “Çocuklarınızı tanıdığınız gibi yada daha da net şekilde onları tanıyıp onlara uyabilin. Böylece hem dünyada refah ve mutlu hem de ahirette cennette olun”.

    Bu işaretlerin hepsi aranızda ki Hu-ccetin-kayam-meta-zar da mevcuttur.

    Hadislere göre Mehdi’yi Hemen Tanımamızı Sağlayan ve Dünyada Sadece Tek Bir Kişide Toplanan İşaretleri

    1. Gözleri çekik, siyahtır ve siyahı iridir.
    2. Alnında bir iz vardır. (Kalp şeklinde bir işaret)
    3. Alnında ben vardır.
    4. Alnı açılmıştır. (Zuhur ettiğinde).
    5. Alnı içbükeydir. (Düz değildir, kavislidir)
    6. Yanağında bir ben vardır.
    7. İki omzunun arasında gül tomurcuğu gibi 2 ben vardır.
    8. Sol Kürek kemiği altında yaprak şeklinde siyah ben vardır.
    9. Sağ bacağında iz vardır.
    10. 40 yaşında ortaya çıkar.
    11. Dudakları güzel
    12. Burnu ince, düzgün ve köprü kısmı çok küçük çıkıntılı.
    13.  Yüzü güzel
    14. Saçları siyah, kulak üzerinde kıvrılır ve saçları omuzlarına sarkar.
    15. Sakallı ve sağına doğru sakalı daha seyrektir.
    16. Başı yuvarlak ve irice
    17. Beni İsrail halkı ortalaması gibi cüsseli
    18. Ortadan az uzun boylu
    19. Karnı geniş (karın bölgesinden kilolu)
    20. Uyluklarının arası açık.
    21. Burun başında, iki kaşının arasında çukur vardır.
    22. Heybetli ve lider görünümlü, bakışları farklı ve sesi etkileyici
    23. Kardeşi az olacaktır. (Tek kardeşi var)
    24. Kara köyünden çıkar (Kara isimli bir köy memleketidir)

    Kaynak Hadisler Aşağıda Listelenmiştir: (Farklı kaynaklardan Google’da aratıp doğrulayabilirsiniz) Kaiym’in işaretlerini video olarak kanıtlarıyla aşağıdan izleyebilirisiniz.

    MEHDİ’NİN GÖZLERİ ÇEKİK VE SİYAHTIR

    “Mehdi’nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır (Beyazı dar, siyahi geniş).” (Hadis Alimi İmam-ı Süyûtî)

    Gözlerinin siyahtır ama bazıları Mehdi’nin gözleri yeşildir diye iddia ediyor. Kaynakları ise şu kitap;

    O YEŞİL GÖZLÜ, HİLAL KAŞLI, KIVRIK BURUNLU, SIK SAKALLI, SAĞ YANAĞINA DOĞRU SAKALSIZ BİR GENÇTİR. (Mehdi ile ilgili gelen haberler, (Nurul Ebsar)Ehl-i Beyt & Oniki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri Şeblenci (1250)

    Bunu iddia eden Adnan Oktar’ın sitelerinde verdiği bilgilerde İmam Suyuti gibi  bir hadis kaynağı verememiştir. Bu kaynak sadece bir alim görüşüncen bir tahric den ibarettir. Hadis ise Suyutinin söylediğidir. Ama bu hadisi Adnan Oktar özellikle paylaşmamayı tercih etmiştir.

    Peygamber As. In gözleri kahverengi olduğundan ve ona benzeyeceğinden koyu kahve siyah gözlü olması Suyuti hadisinde tarif edilen gibi güçlü ihtimaldir.

    Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … “Hz. Mehdi (as)’ın GÖZLERİ ÇEKİKTİR…”(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)

     

    MEHDİ’NİN ALNINDA Kİ KUTSAL İZ, ALNINDA VE SIRTINDA ve KÜREK KEMİĞİ ALTINDA Kİ BEN

    Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in (Hz. Mehdi (as)’ın iki alameti (veya alametleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)

    “Ashabdan Ebu Said el-Hudri’ye Resulullah Efendimizin PEYGAMBERLİK MÜHRÜNÜN nasıl bir şey olduğunu sordum. MÜBAREK SIRTLARINDA GÜL TOMURCUĞU GİBİ BİR ET PARÇASI olduğunu söyledi.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976,, s. 42)

    Alnında ki iz için Hıristiyanların Son Akşam yemeği bayramından 19 gün sonra cumaları kutladığı “Kutsal Kalp Bayramını” araştırınız. İsa azizlere şöyle demiş; “Kutsal kalp sembolümün ortaya çıktığı yeri kutsayacağım. O son saatte (kıyamete yakın anlarda) kutsal kalbe sığınanlar için sığınak olacağım ve onlarla cennette olacağım. İncil’de yine Vahiy bölümünde alınları işaretlenmiş 144.000 kişinin seçilmişler olarak toplanacağından bahsedilir. Bunlar elçiler olacaktır. Dabbet-ül Arz’da hadislere göre mümin insanların alınlarını mühürler. Kafirinse burnunu.

    O günde ki ne mal fayda verir o gün, ne evlat. Ancak Allah’a selim bir kalp ile gelenler başka. O gün cennet metakayani’lere yaklaştırılmıştır. (Muttaki-doğrulara) (26:87-90)

    Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “… (Hz. Mehdi (as)’ın) iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, TIPKI MERSİN YAPRAĞI GİBİ .” (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)”… O (Hz. Mehdi (as)) , ORTA BOYLU, GÜZEL YÜZLÜ, GÜZEL SAÇLIDIR...”(Ahbar-ud Duvel, s. 117 -Hicri 1382 basımı)

    O (Hz. Mehdi (as)), açık alınlı…(hadisteki kelimeye göre alnı açılmış manasında) (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 1699, s. 174)

    “HZ. MEHDİ (AS)’IN) Saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif içbükeylik vardır. Burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır. Yanağında dışa çıkık bir ben vardır…” (Bihar-ül Envar, c. 13)

    Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir: “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK,… PEYGAMBERİN RENGİNDE (Sırtında) İKİ ET BENİ BULUNACAK. O (Hz. Mehdi (a.s.)) yükselecek.” (İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)

     

    MEHDİ’NİN SAĞ BACAĞINDA SİYAH İZ

    (Hz. Mehdi (as)’ın) sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR.(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251)

     

    MEHDİ’NİN KARNI BÜYÜK VE GENİŞTİR

    … Karnı büyük, iki uyluk arası açık…
    (Hz. Mehdi (as)) İri gövdeli… (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

     

    BURUN BAŞLANGICINDA ÇUKUR

    Hz. Mehdi (as)’ın… İKİ KAŞ ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR… (Bihar-ül Envar, Cilt:13, s. 243, Farsça tercüme)

     

    GENİŞ YAPILI

    Abdullah b. Haris şöyle der: “Mehdi kırk yaşında iken kıyam edecek ve İsrailoğulları’na (cüsseli ve geniş yapılı insanlara) benzeyecektir.”[24]

     

    UYLUKLARI ARASI AÇIK

    O (Hz. Mehdi (as)), alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)

     

    Mehdi’nin Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR.

    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251)

     

    Mehdi’nin Saçları Omuzlarına Sarkar

    “O genç bir adamdır. Orta boyludur. Güzel yüzlüdür. Saçları, omuzlarının üzerine doğru sarkar. Yüzünün nurları ona azamet verir. Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

     

    2) Mehdi’nin Mucizevi İsmi

    Onun ismi Hz Muhammed as.’a miraçta Allah tarafından söylenmiştir. Daha sonra da Hz Ali ve peygamber torunları o ismi defalarca zikretmişlerdir. O’nun ismini açıkça söylemek yasak olduğu için bu isim bozulmaksızın kelimelerle birleşik olarak zikredilmiştir ve ancak arif olan söylenmeden anlar. Allah Mehdi’ye öyle bir isim vermiştir ki, dünyada bu isme ondan başka sahip olan tek bir insan bile yoktur. Bu mucizesi ortaya çıkınca başkalarının oğluna bu ismi vermesi bir hile olduğundan kabul edilmeyecektir. O isim mucizedir çünkü; tüm dinlerde farklı kelimelerle haber verilen ismi onu isminde birleşmiştir. O ismin birleşimi geldiği zamanı ve yanında getirdiği Kıyameti haber vermektedir. Kelimelerin Allah tarafından nasıl muhteşem bir şekilde seslendirildiğini ve birleştirildiğini görelim.

    Erdem Çetinkaya Meta isminin dünya dinlerine nasıl yansıdığını görün.

    Mehdi’nin 7 Dünya Dininde ki İsimleri;

    Budizm’de; METTEYA YADA METTA’dır.

    Wikipedia Mette-ya Makalesinden Alıntıdır;

    “”Metteyya Budizm‘de dünyanın sonu ve öbür dünya hakkındaki görüşlere (ya da Budist eskatologyasına) göre bu dünyanın gelecek Buddhasıdır. Kimi zaman Geleceğin Budası olarak da adlandırılır.

    Maitreya ya da Metteyya Sanskritçe maitri (Pali: mettā) kelimesinden türetilmiştir. Maitri, arkadaşlık anlamına gelen mitra (Pāli: mitta) kelimesiyle aynı köktendir, ve evrensel sevgi, şefkat şeklinde çevrilebilmektedir.

    Zerdüştlük’te; ERATA’dır

    129. Ki onun adı muzaffer SAOŞYANT olacak ve onun adı Astvat-Ereta olacak. O SAOŞYANT (İyiliksever Olan) olacak, çünkü onun bütün bedensel dünyaya hayrı dokunacak, O ASTVAT-ERETA olacak (ki o bedensel yarattıkları ayağa kaldıracak; kayim), çünkü bedensel bir yaratık olarak ve yaşayan bir yaratık olarak O iki bacaklı dölün Druj’una karşı koymak için, inançlılar tarafından yapılan kötülüğe karşı koymak için bedensel yaratıkların yok edilmesine karşı koyacaktır.

    Dünyanın sonu yaklaştığı vakit Astvat Erata (Yükselen Doğru ) adında bir erkek çocuğu doğacak. Zerdüşt’e göre bu kişi beklenen KURTARICI olacaktır. Saoşyant yani KURTARICI diyerek ona övgülerde bulunur. Devamı

     

    Mirtaizm’de; Mitra’dır. (Metre – Ölçü – Doğruluk buradan gelir. Sağdan sola Ertem okunur)

    Mitraizm Hıristiyanlıktan önce dünyanın en büyük dini idi. Bu dine göre Mitra isminde Güneşin gönderdiği (güneş burcundan) bir çocuk KAYA’dan çıkacak ve Boğa şeklinde ki sahte tanrıyı kesip öldürecektir.

     

    Tevrat ve Tanak’ta: KAYA ve Doğruluk (Erdem)’dir.

    Yeşeya 42 Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki, 6“Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem) çağırdım, Elinden tutacak, Seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, Uluslara ışık yapacağım.

    Yeşeya 28 16Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, “İşte Siyon’a sağlam temel olarak bir taş/kaya, denenmiş bir taş/kaya, değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek. 17Adaleti ölçü ipi, doğruluğu çekül yapacağım.

    Yeşeya 30  27Bakın, RAB’bin kendisi uzaktan geliyor, Kızgın öfkeyle kara bulut içinde.
    Dudakları gazap dolu, Dili her şeyi yiyip bitiren ateş sanki. 28Soluğu adam boynuna dek yükselmiş taşkın ırmak gibi. Ulusları elekten geçirecek, değersizleri ayıracak,
    Halkların ağzına yoldan saptıran bir gem takacak. 29Ama sizler bayram gecesini kutlar gibi Ezgiler söyleyeceksiniz. RAB’bin dağına, İsrail’in Kayası’na

    Hz Süleyman’ın Kutsal Kitabında; Erdem’dir.

    Süleyman As. Kitabı 4. bölüm
    4. Bölüm
    1:Çocuksuz olup erdemli olmak daha iyidir, çünkü ölümsüzlük erdemin anısını devam ettirir ve ister Tanrı ister insanlar erdeme değer verirler. (Gerçekten de Erdem Çetin Kaya Meta ne evlidir ne de çocukludur, oysa 40’ına gelmiştir.)
    2:Erdemi görünce, ona benzemek için çaba gösteririz, Onu bulamayınca da onu özleriz. Erdeme taç giydirilir, sonsuza dek yengi onundur, çünkü erdem, noksanı olmayan ödüller için güçlü ve sürekli çaba gösterip yengiye erişmiştir.

    Nuh ve İdris Peygamberin Kitabında; Doğruluk’tur. (Erdem)

     

    Kuran’da; Erdam, E. Cetin, Kayyumeta ve Doğruluk’tur. (Erdem)

    Hadis’te; Hücceti-Kaiym-Muntazar’dır. (Hu(O)-Cetin-Kayam-Meta-zar) , ve Bakiyetullah (bi-Kaya-Tullah Allah’ın kayası)

    KURAN'DA MEHDİ'NİN RESUL (ELÇİ) OLARAK GELECEĞİNİN KURAN'DAN ...

    Her din Erdem Çetinkaya Meta ismini farklı yönleri ile anlatmış ve Allah hepsini birden doğrulamıştır. Başlangıçta her biri farklı bir isim söylüyor dinlerin verdiği gayb haberleri birbirini yalanlıyor gibi görünsede; sır ortaya çıkınca anlaşıldı ki bu mucizenin önemli bir parçasıdır. Mağlup gibi görünenin; Allah’ın verdiği haberlere güvenenler içi zaferidir.

    Bu isim; yani Çetinkaya Meta soyadı yan yana okunduğunda çetin kıyamet’a sesini verir. Çetin kıyameti haber vermesi için gönderilen bir elçi için ne anlamlı bir soy isim. (Çetinkaya babadan, Meta anneden soy ismidir). Tüm bu özelliklere, nüanslara ve her dinden doğrulamaya sahip başka bir isim var mıdır dünyada?

    Peygamberin ismine benzerliği;

    Allah resülü Mehdi’nin gerçek adının kendi adına benzeyeceği (tam aynısı olmayacağını ama bir benzerlik bulunacağını) ifade etmiştir. Eğer Mehdi’nin adı bazı eksik düşünceli insanların iddia ettiği gibi Abdullah oğlu Muhammed olsa idi; pek çok kişi oğluna ve torununa bu ismi özellikle koyar ve hile yapmış olurdu. (Yapılmıştır da) Mehdi’nin ismi gizli olmasa idi peygamber açıkça Abdullah oğlu Muhammed olacak derdi.

    MEHDİ’NİN GELİŞ YERİ

    Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.), MEDİNE’DEN (BÜYÜK BİR ŞEHİRDEN) çıkacak ve Mekke’ye gelecek…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

    “Medine” kelimesinin sözlük anlamı “büyük şehir”dir. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğine göre Hz. Mehdi (a.s.), medinede yani büyük bir şehirde doğacaktır.

    HZ. MEHDİ (A.S.) “KARA KÖYÜ”NDEN ÇIKACAKTIR (Çetinkıyameta’nın memleketi ve baba köyü Kara-Hisar köyüdür.)

    Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer bir hadiste de Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri olarak “Kara” denilen bir bölgeye de işaret edilmiştir:

    “MEHDİ (A.S.)’IN KARA KÖYÜNDEN ÇIKACAĞI SÖYLENMİŞTİR.” (Mustafa Reşit Filizi, Risalet-ül Huruc ül Mehdi, s. 69)

     

    MEHDİ NEDEN ANKARA’DAN ÇIKAR

    Sayısız insan tüm dünyada Mehdi’yi bekliyor. Ancak herkes “bizim ülkemizden” çıkacak” diyor. Bu milliyetçi bir yaklaşımdır.  Onun Ankara’dan ve Anadolu’dan dünyaya seslenmesinin Kuran’da bazı işaretleri ve ilahi nedenleri vardır.

    Kutsal kitaplara ve hadislere göre Fırat ve Dicle’nin doğduğu topraklar yani Anadolu ve çevresi Aden cennetinin ve Hz Adem’in Allah ile görüştüğü topraklardır.

    Bildiğiniz gibi kıtalar dünyanın bir yüzüne doğru yığılmıştır. Ankara yakınında ki bu nokta Google tarafından dünyanın kıtasal alanlar merkezi ilan edilmiştir ve bu bilimsel tez ufak farklarla pek çok batılı bilim adamı tarafından desteklenmektedir.

    Kuran’da Allah görevlilerini ülkelerin merkezlerine gönderdiğini bildirmiştir. Dünya da küçük bir ülkeye dönüştüğü için merkezi olan Anadolu’ya gönderilmesi uygundur.

     

    KURAN’DA ANKARA, ANADOLU VE YEMANİ

    88:59 Senin Rabbin, ana merkezlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe ülkeleri helak etmez. Biz, halkı zalim olmadığı sürece beldeleri helak etmeyiz.

    Günümüzde artık tüm dünya tek bir ülke gibidir. Anlık bir etkileşim ve kültürel paylaşım içindeyiz. Bu nedenle kıyameta çağının mucizelerle dolu çağrısını tüm dünyaya yapacak kişide dünyanın ve kültürlerin merkezi, medeniyetin beşiği olan Anadolu’da dünyaya seslenecektir.

    Bu durumun Kuran ve Tevrat’ta başka işaretleri vardır.

     

    Sebe 51 : Telaşa düştükleri zaman, bir görsen! Artık kurtuluş yoktur, yakın bir yerden (Ankara’dan) yakalanmışlardır.

    ولو ترى إذ فزعوا فلا فوت وأخذوا من مكان قريب

    Sebe 52 : Ve ona iman ettik diyecekler, fakat uzak mekan (Bağde’n) de ona nasıl ulaşırlar.

    وقالوا آمنا به وأنى لهم التناوش من مكان بَع۪يدٍۚ

    Kaf 50 : 41-42 Ve dinle o seslenen (yemaani’yi), yakın bir mekanda (Ankara’dan) sesleneceği gün. O gün o sesi gerçek olarak duyarlar. İşte bu çıkış (huruç) günüdür.
    واستمع يوم يناد المناد من مكان قريب

     

    ANADOLU’DAN 40-41.ENLEMDEN GELECEK

    ERDEM/DOĞRULUK VE KAYA ADLI KİŞİ

    Yeşeya 40 (31 bölümden oluşur) (Mehdi’nin Çıkış Yeri Ankara Bağder Koordinatı)

    3 Şöyle haykırıyor bir ses:

    “Çölde RAB’bin yolunu hazırlayın,

    Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın. (Altın Yol Mucizesi )

    …RAB’bin düşüncesine kim akıl erdirebildi?

    O’na öğüt verip öğretebilen var mı?

     

    Kitab-ı Mukaddes Yeşaya 41

    25 “Kuzeyden birini harekete geçirdim, geliyor, (Anadolu’dan)

    Gün doğuşundan beni adımla çağıran biri. (sabah namazı kılan)

    Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi,

    Önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla.

    26 Hanginiz bunu başlangıçtan bildirdi ki, bilelim,

     

     

    Yeşeya 42

    1 “İşte kendisine destek olduğum,

    Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!

    Ruhum’u onun üzerine koydum.

    Adaleti uluslara ulaştıracak.

    6 “Ben, RAB, seni doğrulukla/Erdem’le çağırdım,

    Elinden tutacak,

    Seni koruyacağım.

     

    Yeremya 33

     16 O günlerde Yahuda kurtulacak, 

    Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak. 

    O, Yahveh; (Efendi) Erdem/doğruluk adıyla anılacak.’

    42:1

    3 “İşte kendisine destek olduğum,

    Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!

    (KUTSAL) Ruhum’u onun üzerine koydum.

    Adaleti uluslara ulaştıracak.

    4 Yeryüzünde adaleti sağlayana dek

    Umudunu, cesaretini yitirmeyecek.

    6 “Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem ismiyle) çağırdım,

     

    1. Samuel 23

    3 İsrail’in Tanrısı konuştu,

    İsrail’in kayası bana dedi ki,

    ‘İnsanları doğrulukla

    Ve Tanrı korkusuyla yöneten kişi,

     

    1. Mezmur

    951

    Gelin, RAB’be sevinçle haykıralım,

    Bizi kurtaran kayaya sevinç çığlıkları atalım,

  • MUHYİDDİN-İ ARABİ’NİN MEHDİ İÇİN GÖSTERDİĞİ KERAMET

    Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri “Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ” adlı kitabında;

     

    O’nun Hatemiyyet’i “Nûrun alâ Nûr”; yâni “Nûr üstüne Nûr”dur. (s.15-16)

    Zîrâ o Gayb âleminde, Rabb’inden verilmiş bir nûr üzerindedir. Onda artakalan şey ise O’nun toprağının (El-Erda) nûrudur. ‘Nûrun alâ Nûr”; yâni “Nûr üstüne nûr’ (Nûr: 35) ve sırlar üstüne gelen sırlar onun olur…”O sanki Arap’tan değil de Acem’dendir. O, rengi kırmızımsı beyaz olan; uzuna yakın, ondan biraz kısa bir âdemdir. O âdeta pırıl pırıl parıldayan bir ay gibidir.

     

    Resulullah Aleyhisselâm’ın huzurunda Arapça değil, başka bir milletin diliyle konuştuğuna dikkati çekerek; “Hatm onun (Resûlullah’ın) huzurunda diz çökmüştü ve ona bir kadının sözünü haber veriyordu, Ali -radiyallahu anh- de Hatm’in konuştuğu dili tercüme ediyordu.” demiştir. (“Fütûhâtü’l-Mekkiyye”, c. 1, s. 114. bas.: Beyrut, 1994)

     

    Yaklaşık on bir asır önce kaleme aldığı “Hatmü’l-Evliyâ” adlı eserinde, kırkların tümünün zuhûrundan sonra “Hâtemü’l-Evliyâ” olan zâtın kâim olacağını haber veren Hakîm Tirmizî, yaşadığı mânevî tecellîleri anlattığı “Büdüvv-ü Şe’n” adlı risâlesinde, kırkların zuhûrundan sonra kâim olacak olan bu zâtın, halkın fesada düştüğü bir zamanda Türk’e gönderileceğini keşfetmişti. (MEKTÛB-İ TİRMİZÎ s: 1-3)

     

    “Te’vil noktasındaki açıklamayı sana bırakarak, şimdi de sana onun ismini ve nesebini tâyin edeceğim!” buyurmuş ve Hâtemü’l-evliyâ olan zâtın ismi ve nesebi ile ilgili olarak aşağıdaki işâretleri çizmiştir:

    /var/folders/ms/nqdnmzp51rd524qy26z9y3680000gn/T/com.microsoft.Word/WebArchiveCopyPasteTempFiles/cid5A8E5FCE-77AD-8144-8349-17F183C69E29.png

    MUHYİDDİN-İ ARABİ HAZRETLERİNİN KERAMET KEŞFİ 6 m en Y enyime emi(y)ne s 9 U 1u ol e erdEm IUU el erdem v ava ABAB baba mustafa

    ŞİFRELİ KODUN İNCELENMESİ

    Arabi Hazretleri, büyük kerametle bıraktığı mesajına ilişkin Mehdi’nin isim ve nesebinin (anne-baba) isimleri ile alakalı keşfini birlikte analiz edelim. Kendisi hem Türkçe hem de Arapça bildiğinden, Mehdi’nin de Türkçe harflere vakıf olduğunu ve Türklere gönderildiğini bildiğinden, yazısında hem Arapça hem Türkçe harflere yer vermiştir. Lakin hem harflerin bazılarını hemde kelimelerin bazısını aynada simetri alarak bakınca çözülebilmektedir. Mesajın gönderildiği sahibi için anlaması çokta zor olmayan hoş bir lisan ile Mehdi’ye, Mehdi’yi gördüğünü anlatmıştır.

    Kolay çözülmesi zatı hakkında haber verilen kişinin kendi ismini ve nesebinin ismini orada var mı diye bakmasıyla, kısa sürede harf harf görmesinden ibarettir.

    1. M ve Mim; 90 Derece yan dönmüş bir “m” harfi vardır. Lakin o m nin tepesine göz şeklinde, aynı sesi veren bir mim (m) harfçi çizmiş ve böyle yaparak hoş şekilde şu mesajı vermiştir; “bak, hem arapça, hem türkçe bak”
    2. U ; el yazısı yazılmış bir u, sonradan m den ayrılmış şekilde ki yazımı taklit edilmiş.
    3. S (Sin) ; Bu harf arapça olaran sin harfi (s) yazılmış
    4. T (te); Arapça olarak te yazmış bunu tepeden aynalamış. Lakin te yi oluşturan iki çubuğu birbirinden ayırmış. Burada; mustafa’dan ayrılıp gelen NUR; bahsi geçecek kişiye isim verecektir, babadan ayrılan oğuldur  demekle latif bir anlatımla şifrelemiştir.
    5. F (fe); Arapça fe yazıp yan çevirmiştir. Yan yazarken zorlanmış olacak ki; yuvarlağını nokta gibi çizmiştir.
    6. BABA : Türkçe olarak türkçe harflerle aynalanmış şekilde çok açık yazmıştır.
    7. M (mim): küçük harfle m ve ona bitiştirilmiş mim’dir. En soldan 3. harf olan emine’nin içinde ki m’e benzeyişindne çözüyoruz. En sağdaki mustafa’nın sin’inde bir büyük yay varken, m’ler aynen ters yazılmış türkçe m harfi gibi çift kıvrımlıdır.
    8. E : Türkçe yazılmış büyük E harfi.
    9. d: Türkçe yazılmış küçük d harfi
    10. r: Türkçe yazılmış küçük r harfi
    11. e: küçük e harfi; türkçe yazılmış ( Lakin el yazısından okuduğu için e’yi arapça he’ye yani o görünümüne benzetmiş olabilir. Cümlede ki tüm e’ler “o” gibi yazılmıştır.)
    12. E: Büyük  Türkçe E harfi
    13. Lam elif: Soldan sağa; önce lam sonra elif okunur. Önce ki E ile birleşip; EL olmuştur. El arapça’da bilinen tanınan kişiyi vurgulamak için THE gibi kullanılır. Sonra gelen elif ise ötüre ile u olarak okunur. Oul derken; O harfi arapçada yoktur. O yu daha evvel e için kullandığından burada U ile sesi vermiş.
    14. UL: Türkçe harflerle u ve l yi birleştirip yazmıştır. Soldan sağa. 
    15. e: Türkçe e
    16. m(Mim); Ters dönmüş türkçe m ve on birleşmiş arapça mim. MİM’e çok vurgu yapmış mübarek; çünkü MİM’de ayrı bir sır vardır ki bunu MİM’LER bahsinde uzun uzun anlatacağız. Mübarek Muhyiddin’de bir MİM’lidir. Mim ile başlar.
    17. y(ye): Arapça bir ye görüyoruz. Emine kelimesi arapça yazılırken bazıları Ye harfi ile uzatır, bazıları elif ile uzatır. Olsa da olmasa da olur. Bu nedenle mübarek ye yazıp, üzerine elif atmış. Ye harfi Olsa da olur olmasa da olur manasında.
    18. n(Nun): Arapça Nun harfi 90 derece sağa dönmüş yazılmış.
    19. e: Türkeç e harfi Nun’un üzerine iliştirilmiş.

    Hakikatte türkçe ve arapça harflerden ibaret olan bu kod sadece sahibi tarafından çözülebilirdi.

    “Hâtemü’l-İmâme” Olan Velî ve “Nûrun Alâ Nûr”un Ona Verilişi:

    Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri “Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ” adlı kitabında; Hâtemü’l-evliyâ’nın bir hidâyet rehberi ve Muhammedî bir imam olarak batı tarafından zuhûr edeceğini ortaya koymuş; apaçık ilmî bir kerâmet olarak da, “Nûrun alâ Nûr” ve sır üstüne sırrın ona verileceğini beyan buyurmuştur:

    “Bir hidâyet rehberinin batı tarafından doğması yaklaşmıştır. (Ankara-İstanbul, o zamanlar İslam aleminin merkezi olan Mekke ve Bağdat’a göre ortalama 1000 km batıdadır.) Bu, şirklerin zevâl bulup batmasıyla, onun avcısı yok edilip tuzağı ortadan kaldırılarak, şirklerle ilgili olan bağının çözülmesiyle, O’na yönelmiş olan bir güneş ve O’nu tenzîh eden bir makamdır.

    Bu batış, her ikisinin de ‘Ayn’ı ile ilgili olan iki kısım üzerinde gerçekleşir. Onun batışı da kendi kalbinde meydana gelir. Zîrâ o Gayb âleminde, Rabb’inden verilmiş bir nûr üzerindedir. Onda artakalan şey ise O’nun toprağının (El-Erda) nûrudur. ‘Nûrun alâ Nûr”; yâni “Nûr üstüne nûr’ (Nûr: 35) ve sırlar üstüne gelen sırlar onun olur.

    Aydınlanan bir yer kararmışsa, bu onun batışına karşılıktır. İşte o da (böylece) kendisinde batmış olan sıfatlardan arınır. Nitekim o Kudsî Zât’ın denizinin içinde boğulur ve kendi sıfatlarının elbiselerinden soyunur.

    Şimdi şaşkınlığa düşmeden şu yüce sırra ve hiç tadılmamış, rahatlık veren şu ilâhî zevke bir bak! Ben aylı geceler ve gündüzler boyu, avâmın kendisine münâcaat ettiği kudsî makâmında, bu ilâhî güneşin nûru ile kaldım. O ‘Hâtemü’l-imâme’; yâni küllî mutlak bir imam olarak değil, cüz’î Muhammedî bir imam olarak ‘İmamlığın Hâtem’i’ olduğu için, Allah bize onun alâmetini izâh etmiştir.” (“Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ”; s.15, Bas.: Mısır, 1954)

    Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri, Hâtemü’l-evliyâ olan zâtla ilgili bir esrâr hazînesi ve apaçık bir kerâmet olarak kaleme aldığı “Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ” adlı kitabında, Hâtemü’l-evliyâ’nın dış görünüşüne ve ismine işâret ederek şöyle buyurmuştu:

    “Bil ki, velâyet bayrağının taşıyıcısı ve makâmın ve gâyenin nihâyeti olan Hatm, hiç bilmezken ki”Hatm” oldu ve cesedlenmiş bir rûhâniyyet ve müteaddit bir ferdâniyyet içinde, dilemeksizin ve tasarruf etmeksizin iş onda vâroldu. Hatm’in cismî işi gizli ve örtülüdür. Hatm ile ilgili olarak açığa çıkarılabilen ise, (onun) yalnız makâmî olan işidir.”

    “O sanki Arap’dan değil de Acem’dendir. O, rengi kırmızımsı beyaz olan; uzuna yakın, ondan biraz kısa bir âdemdir. O âdetâ pırıl pırıl parıldayan bir ay gibidir. İsmi, ‘Allah’ın kulu’dur. O, Allah’ın her kulunun ismidir. Onun kendisine has olan ismine gelince; yapısı husûsunda net bir belirti sarfedildiği halde, o net bir belirti şeklinde açığa vurulmadı.” (“Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ”; s.71+75. Bas.: Mısır, 1954)

     

    ARABİ’DEN MEHDİ’NİN DİLİ 

    Yaklaşık on bir asır önce kaleme aldığı “Hatmü’l-Evliyâ” adlı eserinde, kırkların tümünün zuhûrundan sonra “Hâtemü’l-Evliyâ” olan zâtın kâim olacağını haber veren Hakîm Tirmizî, yaşadığı mânevî tecellîleri anlattığı “Büdüvv-ü Şe’n” adlı risâlesinde, kırkların zuhûrundan sonra kâim olacak olan bu zâtın, halkın fesada düştüğü bir zamanda Türk’e gönderileceğini keşfetmişti. (MEKTÛB-İ TİRMİZÎ s: 1-3)

    Hâtemü’l-Evliyâ’ Arapça Değil, Başka Bir Milletin Dilini Konuşuyordu!..

    Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri “Fütûhâtü’l-Mekkiyye” adlı eserinde Hâtemü’l-evliyâ’ olan zâtın “Arab’ın en şerefli soyuna mensup olacağını” haber verdiği halde (c. 3, s. 87-88), Resulullah Aleyhisselâm’ın huzurunda Arapça değil, başka bir milletin diliyle konuştuğuna dikkati çekerek; “Hatm onun (Resûlullah’ın) huzurunda diz çökmüştü ve ona bir kadının sözünü haber veriyordu, Ali -radiyallahu anh- de Hatm’in konuştuğu dili tercüme ediyordu.” demiştir. (“Fütûhâtü’l-Mekkiyye”, c. 1, s. 114. bas.: Beyrut, 1994)

    Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri “Fütûhâtü’l-Mekkiyye”nin 73. Bâb’ ında, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hem cismânî hem de rûhânî Ehl-i beyt’ine mensup olan zâta işâret ederek şöyle buyurmuştur: “Hatm, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in yalnız hissî sülâlesinden değil; onun -sallallahu aleyhi ve sellem- hem soy, hem de ahlâk sülâlesinden olacaktır.”

    (Fütûhâtü’l-Mekkiyye; c.3, s.89, bas.: Beyrut, 1994)

    Muhyiddin-i İbnü’l Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki: 

    “El-Hatm… Ki o tektir. O, âlemde bir (kişi) dir. Allah, velâyeti onunla hatm eylemiş, mühürlemiştir. Evliyâ arasında ondan büyüğü yoktur.” (Fütûhat-ı Mekkiyye)

    “O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm’a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır. Eğer işaret ettiğim bu nükteyi anlayabildiysen senin için faydalı bir bilgi hasıl olmuştur.” (Fusûs’ül-Hikem)

    “O, zâhirde tâbi olduğu hükmü, bâtında Allah’tan alır.” (Fusûs’ül-Hikem)

    “Bu ilim, ilm-i billâh’ın âlâsıdır. Bu ilim, ancak peygamberlerin ve velilerin sonuncusuna verilmiştir.” (Fusûs’ül-Hikem)

    “Allah-u Teâlâ bu hâtem-i velâyeti ne bize, ne bizden evvelkilere nasib etmeyip, bu makâmı bizden saklamıştır.” (Fusûs’ül-Hikem) 

    Şeyhü’l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri “Ankâ-i Muğrib” Kitabı’nda, Hâtemü’l-evliyâHakkında Neler Söylemişti? Şeyhü’l-ekber -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, husûsiyetle Hâtemü’l-evliyâ olan zâtın makâmını, alâmetlerini ve ayırt edici husûsiyetlerini tespit etmek için yazdığı “Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ” adlı kitabındaki ifâdesine göre;

    • Hatemü’l-evliyâ, batı tarafından zuhûr edecektir. Bu, “Cüz’î Muhammedî imamlığın Hâtem’i” olan bu zâtın apaçık bir alâmetidir. (s.15)
    • O’nun “Hâtemü’l-evliyâ”lığının tasdik edici alâmeti, Sıddîk-ı Ekber -radiyallâhu anh-in halîfelerinden biri olarak gönderilmesi ve onun zikrini tâlim ve telkin etmesidir. (s.48)
    • O uzuna çok yakın orta boylu, pembe tenli bir kimsedir. Görünümü, pırıl pırıl parıldayan bir ay gibidir. (s.75)
    • En şerefli Arap soyuna ve nesline mensuptur; fakat görünüş itibâriyle daha çok Acem’leri anımsatır. (s.75)
    • Önünde neşredilmiş, açılmış bir bayrak vardır. (s.16)
    • Fesad ateşinin sönmesi, ümmetin başı ile sonunun birleşmesi gibi kâziyeler onun zuhûru ile meydana gelir. (s.16, 18, 74)
    • O’nun ilmi râsih, nasîbi yüce, Nûr’u apaçıktır; o, sırrı ve nasihati dile getirilir bir kimsedir. (s.73)
    • Tıpkı resul ve nebîlerin diliyle söylediği gibi, Allah kullarına Hakk’ı onun diliyle söyler. (s.73)
    • Allah-u Teâlâ bütün muhteşemliğine rağmen onu halkın nazarından gizler. (s.16)
    • Belâların ve hâinliklerin ortalığı sardığı fitne zamânında, ihvânı ile birlikte Hakk’a bağlılığı gözetir ve bu hususta onlara öncülük eder. (s.22) 
    • O, hiç bilmezken ‘Hatemiyyet’ mertebesiyle kemâl bulur. (s.71)
    • O’nun Hatemiyyet’i “Nûrun alâ Nûr”; yâni “Nûr üstüne Nûr”dur. (s.15-16)

    Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn-i İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin Hâtemü’l-evliyâ olan zâtın makam ve mertebesini, Allah katındaki ulviyyetini ve Evliyâullah Hazerâtı arasındaki yüce mevkiini beyân etmek için “Ankâ’-i Mugrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-Evliyâ’ ve Şemsü’l-Mağrib” isminde bir eser yazdığı malûmunuzdur. Bu eserinin bir noktasında buyurur ki:

    Bil ki Hatm, velâyet bayrağının taşıyıcısı ve makâmın ve gâyenin nihâyeti olur.

    Nitekim o, hiç bilmezken ‘Hatm’ oldu ve cesedlenmiş bir rûhâniyyet ve müteaddit bir ferdâniyyet içinde, dilemeksizin ve tasarruf etmeksizin iş onda vâroldu.” (“Ankâ’-i Mugrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-Evliyâ’ ve Şemsü’l-Mağrib”, Şehid Ali Paşa, nr.: 1287, vr. 51b)

     

    HATEM-İ VELİNİN HALİ

    Hakîm et-Tirmizî Hazretleri buyururlar ki:

    “Allah ile düşündüğünü, Allah ile konuştuğunu, Allah ile işittiğini, Allah ile baktığını ve Allah ile yürüdüğünü tasavvur dahi edemediğimiz bir kulun; dünya diyârındaki meşguliyeti, eserleri ve hareketleri acaba nasıl olur!

    Onunla konuşan dedi ki: Bu nasıl olur?

    Buyurdu ki: Allah’ın kendisinde gizlendiği bu kul; O’nun idare ettiği, koruduğu, gözettiği ve kendi adına hareket ettirdiği bir velidir. Nitekim O, onun içindeki şehvetleri öldürüp, onu bizzat kendi ortaya koyduğu şeylerin içinde bulundurur. Onu kendi Nur’u ile açıp, zorlukları kendisine kolaylaştırır. Onda Ulü’l-elbâb’ı meydana getirerek; sebepler, ilâhî himmet ve idrak hususunda da kendisine istimdat eder. O da konuşurken hikmetle konuşup, tefekkürle açıklar. Bakarken ibretle bakar. Yürürken heybetle yürür. Tutarken kuvvetle tutar. O onun kalbini lüzumsuz düşüncelerden meneder, ilâhî tedbir ile ilgili işlerde de ondan selbeder. İşte bunların hepsi, hakikatıyla Kitap’ta ve haberde mevcuttur.” (“Kitâbu’r-Riyâze ve Edebü’n-Nefs”, Es’ad Efendi, no: 1312, 10b-11a yaprağı)

    Şeyhü’l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretlerinin, 

    Hâtemü’l-Evliyâ Olan Zâtla Buluşması:

    Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri “Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ” isimli eserinde, Hâtemü’l-evliyâ olan zâtla bir defâsında, imamlık tahtında oturduğu bir sırada buluştuğunu ve konuştuğunu ifşâ etmiş; önünde açılmış bir bayrak bulunan ve “Hatemiyyet”i nûr üstüne nûr olan bu zâtın, bu görüşme esnâsında kendisine büyük bir sevgi ve alâka gösterdiğini beyan buyurmuştur:

    “Ben, sona erdirme ve sıdk imamlığına oturmuş bir şekilde, ‘Hatm-i evliyâullâh’la; yâni ‘Allah velîlerinin Hatm’i’ ile buluşup görüştüm. O’nun hudutlanmış olan sırrı benden kaldırıldı. Ben onun elini kabul etmekle emrolundum. O’nun Sıddîk’a ve sıdkı ile Sâdık olandan daha aşağıda bulunan Fâruk’a karşı çok mütevâzî olduğunu gördüm. O’nun kulak tarafının hizâsında durdum; kulağıma ilkâ ettiği şeye işitip mülâkî oldum. Önünde neşredilip açılmış bir bayrak vardı.

    Onun ‘Hâtem’i;

    ‘Nûr üstüne nûr’du. (Nûr: 35)

    Onu tanıyıp îtibar gösteren kimseye, ondakinin benzeri gibi bir elbise giydiriliyordu. Nitekim Beyt’in güneşi de (Kabe’nin güneşi) ondan hissesini almak için, benimkine benzer bir şekilde onun elini kabul etti; Hatm ise, ‘Bu benim ehlimdendir!’ dedi. Sonra bana bir söz sızdırdı ve ilettikleri ve söyledikleriyle bizi faydalandırdı.

    Devamla da, bahsi sürdürebilmek için imamlık tahtına doğru yürütmeye başladı. O bana neşeyle, atıf üstüne atıfta bulunuyordu. Fevkalâde bir sevgiyle üzerime düşüp, bana büyük bir sevgi gösterdi ve şöyle dedi:

    ‘Ben gizli bir örtüyle geleceğim. Hiç şüphe yok ki Hatm benim! Benden sonra velî de yoktur, benim ahdimi taşıyabilecek kimse de yoktur. Benim yok olup gitmemle, süregelen zaman da yok olur; baştakilerle sondakiler birbirine kavuşur!’” (“Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ”; s.16, Bas.: Mısır, 1954)

     

    Hâtemü’l-Evliyâ’nın,
    Halkın Fesada Düştüğü Bir Devirde Türk’e Gönderilmesi:

    Yaklaşık on bir asır önce kaleme aldığı “Hatmü’l-Evliyâ” adlı eserinde, kırkların tümünün zuhurundan sonra “Hâtemü’l-evliyâ” olan zâtın kâim olacağını haber veren Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri (v. 932), yaşadığı mânevî tecellîleri anlattığı “Büdüvv-ü Şe’n” adlı risâlesinde belirttiğine göre, kırkların zuhûrundan sonra kâim olacak olan bu zâtın, halkın fesada düştüğü bir zamanda Türk’e gönderileceğini keşfetmişti.

    Hazret sanki âhir zamanın fitne, sıkıntı ve buhranla dolu karanlık günlerinde yaşayan insanların, isyanları nedeniyle belâya maruz kaldıkları bir âna nazar edercesine, mânâ âleminde; “halkın hepsini susmuş, korkudan dehşete düşmüş” ve “kimileri kimini tanımaz ve korkudan garipleşmiş” bir hâlde müşâhade etmiş; kendisine Allah tarafından “emrolunmuş bir kimse”nin, “hiç kimse farkına varmadan” böyle bir ortamda “yardımcılarıyla birlikte” yeryüzüne geldiği haber verilmişti.

    Bu kişi diğer veliler üzerinde söz ve tasarruf sahibi bir zât olmalıydı ki, tanımadığı bir kimse kendisine; “Şu acâipliği görüyor musun? Emrolunan kişi kendileriyle konuşmak için tüm dünya ehlinden kırk kişiyi istemiş!” diyerek, onun “hepsi dünya ehlinden olan bu kırklar”ı mânevî bir toplantıya çağırdığını bildirmişti. Toplantı emri yalnız kırklar’a gelmiş, ancak bu zâtı, yanındaki bazı velîlerle birlikte Hazret de merâk edip görmeyi istemişti. Öyle ki; “Emrolunan kişiyi ben hangi şeyle tanıyacak ve (onunla) ne zaman tanışacağım?” diyerek, bu arzusunu açıkça da dile getirmekteydi. Bunun üzerine Hazret’e: “Kırkların henüz tamamı mevcud değilken; emrolunan kişinin bunların üzerine, Türk’e geleceği haber” verildi.

    Nitekim Hazret, bu haberi aldıktan kısa bir süre sonra; halkı içinde bulundukları çalkantı ve karışıklıktan kurtaran bir de ordu bulunduğunu müşâhade ederek; “Halkın, maiyyeti Türk olan bir orduya mürâcaat ettiklerini gördüm, Türk onlara yoldaşlık ediyordu.” diyor ve ardından “Kendilerini korkuttuğunu görmüş olduğum şeyden onlar sayesinde tesellî buluyorlardı.” buyurarak, halkın içine düştükleri fesaddan bu ordu sayesinde kurtulduklarına işaret ediyordu. Çünkü bu zât “Türk’e geleceği” sırada, henüz “kırklar tamamına ermeden bu halk fesâda düşmüş”tü.

    Hazret nihayet kırklarla birlikte bu toplantıya katılacağını haber aldı ve kendisini tutamayıp ağlamaya başladı. O an kendisine: “Niye ağlıyorsun? Biz onunla konuşup sırlaşacağız ya!” diyen bir kimseye; “Ben başka bir yere konulacağım diye ağlamıyorum. Kalbimin merhametinden ötürü ağlıyorum. Bana insan topluluklarının içine konulacak olan kırklar daha bu devirde seyrettirildi ya, işte bunun için ağlıyorum!” demiş ve yine kendisine heyecanla: “Emrolunan kişiyi gördün mü? Emrolunan kişiyi gördün mü?” diyen başka bir kişiye ise: “Hayır! Lâkin kubbe kapısının sonuna kadar vardım, iki ayağımla sıçrayarak emrolunan kişinin kapısını çaldım. Emrolunan kişiyi bu kubbeden elini çıkarır gibi gördüm.” cevabını vermişti.

    Bunları söylerken, birdenbire “emrolunan kişi”nin “kırklar”a işaret ederek; “Bu kırkları şu hazîreye götürün, onları burada ‘ayakta tutma’ya hapsedin!” emrini verdiğini işitti. Hazret, o kişiyi görme lütfuna eriştiği bu andan sözederken; “O bu dünya ehlinden daha farklı ve seçkindi. Ben emrolunan kişinin küçük ordusuyla ve Türk’le yürüyordum, bana hiç kimse zarar veremiyordu. O ben de dâhil olmak üzere, büyüklerin hepsini bu toplantıda biraraya topladı.” diyordu. Bundan sonra o zât, Hazret’e; “Mescide çık, sana kendimle ilgili sırlar vereceğim!” dedi ve ardından kendisine: “Sen onların tümünün zuhuruyla kâiym olacak kimseyi görüyorsun!” şeklinde bir hitap geldi. (Hakîm et-Tirmizî, “Risâle-i Büdüvv-i Şe’n”, İsmâil Sâib, nr.: 1571, vr. 215b-216a-217a)

     

     

    NUR SURESİ 35 TEFSİRİ

     

    اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ﴿٣٥﴾

    Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde lâmba bulunan kandil gibidir. Lamba cam içindedir. Cam inci gibi yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir şecerenin/ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna ulaştırır. Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir. (O Nur) Allah’ın, içinde İsmi’nin yükseltilmesine ve zikredilmesine izin verdiği evlerin içinde vardır. Orada O’nu, sabah akşam tesbih ederler. Ticaretin ve alışverişin, onları Allah’ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki, kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

    Ayetin doğru meali şöyledir;

    1. allâhu : Allah
    2. nûru : nur
    3. es semâvâti : semalar
    4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
    5. meselu : misal, örnek
    6. nûri-hi : onun nuru
    7. ke : gibi
    8. mişkâtin : kandil
    9. fî-hâ : onun içinde vardır
    10. mısbâhun : misbah, lâmba
    11. el mısbâhu : (o) misbah, (o) lâmba
    12. fî : içinde
    13. zucâcetin : sırça (cam)
    14. ez zucâcetu : (o) sırça, (o cam)
    15. ke ennehâ : o gibidir
    16. kevkebun : yıldız/gezegen
    17. durrîyyun : inci gibi parlayan
    18. yûkadu : yakılır
    19. min şeceratin : ağaçtan – soydan
    20. mubâraketin : mübarek
    21. zeytûnetin : yağ
    22. lâ şarkîyetin : doğuda olmayan (bulunmayan)
    23. ve lâ garbiyyetin : ve batıda olmayan (bulunmayan)
    24. yekâdu : neredeyse, hemen hemen, kendi kendine
    25. zeytu-hâ : onun yağı
    26. yudîu : ışık verir
    27. ve lev : ve eğer
    28. lem temses-hu : ona değmez
    29. nârun : ateş
    30. nûrun alâ nûrin : nur üzerine nur
    31. yehdîllâhu (yehdî allâhi) : Allah hidayet eder
    32. li nûri-hi : onun nuruna, kendi nuruna
    33. men yeşâu : dilediği kimse
    34. ve yadribullâhul emsâle : ve Allah örnekler, misaller verir
    35. lin nâsi (li en nâsi) : insanlar için, isanlara
    36. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
    37. bi kulli şey’in : herşeyi
    38. alîmun : en iyi bilendir

    Nur Suresi 35. Ayet

    Arapça harflerin içinde Mehdi’nin nesebinin ve memleketinin isimleri tesadüfe yer bırakmayacak bir sayıda geçer.

    1.  Ali,
    2.  Nuri,
    3. Zeliha,
    4. Erdem,
    5. E.cetin (2 kez),
    6. Kaya,
    7. Nallahan,
    8. Badereyi,
    9. Y(M)ehdi,
    10. Yeşua (İsa),
    11. Musta(fa),
    12. Kara

     

    AYETİ ANLAMAK İÇİN TEVRAT’TA Kİ BENZERİ İFADELERE HAKİM OLMALIYIZ

     

    Kendisinden öncekilerin tasdikçisi olan Kur’an; tamamlayıcı, doğrulayıcı ve yanlış anlaşılmaları giderici unsurlara sahiptir. Bununla birlikte önceki kitapların bazı konularda daha detaylı tanımlar yaptığı bilinen bir husustur.

     

     

    YAĞ; SEÇİLMİŞ KİŞİYİ KUTSAMAK İÇİNDİR; BİLGİYİ VE YETKİYİ TEMSİL EDER

     

    Musa’ya bunlardan ıtriyatçı ustalığıyla güzel kokulu kutsal bir mesh yağı yap dedi Rab (Çıkış 30:25),

     

    Tanrı’ya dua, tapınma, hizmet ve tanıklık yanında, Tanrı’ya her şeyin en iyisini sunma tutkusu yağ ve baharat konusunda mesleki uzmanlaşmayı da getirmiştir (Nehemiah 3:8).

     

    Eski Ahit’te yağ ile mesh edilme bir kişinin yetkinlikle Tanrı halkına hizmete atanmasında (Çıkış 29:29); sadece Tanrı’ya hizmet için kullanılmak üzere belirli eşyaların kutsanmasında (Çıkış 30:26); kahin ve kralların (Levililer 4:3, 132:10) hizmete Kutsal Ruh ile başlamaları için yapılan adanma töreninin bir dışşal unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. böylece bir kişinin peygamber olarak atanmasında da yağ ile mesh edilme olayına tanık olmaktayız. (I.Krallar 19:15-16, Mezmur 105:15).

     

    Tesniye 33:24 … Kardeşlerinin beğenisini kazanan o olsun.

    Ayağını zeytinyağına batırsın.

     

    LEVİLİLER 8:12 (TCL02)
    Harun’u kutsal kılmak için başına yağ dökerek meshetti.

    YUHANNA 4:25 (TCL02)
    Kadın İsa’ya, “Mesih denilen meshedilmiş Olan’ın geleceğini biliyorum” dedi, “O gelince bize her şeyi bildirecek.”

    2.SAMUEL 3:39 (TCL02)
    “Meshedilmiş* bir kral olduğum halde bugün güçsüzüm. Seruya’nın oğulları benden daha zorlu. RAB kötülük edene yaptığı kötülüğe göre karşılık versin!”

    ÇÖLDE SAYIM 35:25 (TCL02)
    Topluluk adam öldüreni kan öcü alacak kişinin elinden korumalı ve kaçmış olduğu sığınak kente geri göndermeli. Kişi kutsal yağla meshedilmiş başkâhinin ölümüne dek orada kalmalıdır.

    1.YUHANNA 2:20 (TCL02)
    Sizlerse Kutsal Olan tarafından meshedildiniz; hepiniz bilgilisiniz.

    LUKA 7:46 (TCL02)
    Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü.

     

     

    Ancak kişilerin yüreklerinde ve yaşamlarında Rab ile ilgili bir şeyler yoksa; kişilerin hayatlarında Rab ile bir paydaşlık yoksa, yağın kendisi kendiliğinden kişiye bir şey yapmaz.

     

    Tesniye 28:40; II.Samuel 14:1-2 ayetlerinde yağ sürünememek, ceza ve cezanın getirdiği bereketsizlikle (yas tutmak, ruhsal ve fiziksel bir sıkıntı yaşamak v.s.) ilişkilendirilmektedir.

     

    Mika 6:2

    Ey dağlar ve yeryüzünün sarsılmaz temelleri,

    RAB’bin suçlamasını dinleyin.

    Çünkü RAB halkından davacı,

    İsrail’den şikâyetçi.

    ….

    15 Ekecek, ama biçemeyeceksiniz.

    Zeytin ezecek, ama yağını sürünemeyeceksiniz.

    Üzümü sıkacak, ama şarabını içemeyeceksiniz.

     

     

    ZEYTİN YAĞI VE KANDİLLER PEYGAMBERLER SOYUNU TEMSİL EDER

     

    Zeytinyağı ile aydınlatan meshedilmiş 7 elçi ve 7 yol Rabbin yeryüzünde ki misali gözleridir. Peygamberlerini meshedilmiş kandil kişiler olarak gönderir ve toplumları üzerine onları şahit tutar. Onların gözlerinin şahitliği ile hükmünü tamamlar.

     

    2 tane zeytin ağacı suretinde görünen yani kutsal yağa kaynaklık eden 2 kişi vardır. Bunlar kandilin sağ ve solunda durup kandili beslerler. Size Ra-Hu-Man’ın Gözleri Kitabında (ilerleyen sayfalarda) bu konuyu detaylıca açıklayacağım. Şimdi kutsal yağ ve meshedilmenin elçilik ve liderlikle ilgili olduğunu iyice anlayalım.

     

    Zekeriya 4

     

    Beşinci Görüm: Kandillik ve Zeytin Ağaçları

     

    1Benimle konuşan melek yine geldi ve uykudan uyandırır gibi beni uyandırdı.

    2 “Ne görüyorsun?” diye sordu.

    “Som altın bir kandillik görüyorum” diye yanıtladım, “Tepesinde zeytinyağı için bir tas, üzerinde yedi kandil, kandillerde yedişer oluk var.

    3 Ayrıca kandilliğin yanında, biri zeytinyağı tasının sağında, öbürü solunda iki zeytin ağacı da var.”

    4Benimle konuşan meleğe, “Bunların anlamı nedir, efendim?” diye sordum.

    5Melek, “Bunların anlamını bilmiyor musun?” diye karşılık verdi.

    “Hayır, efendim” dedim.

    6  Bunun üzerine şöyle dedi: “RAB Zerubbabil’e, ‘Güçle kuvvetle değil, ancak benim Ruhum’la başaracaksın’ diyor. Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.

    7  Sen kim oluyorsun, ey ulu dağ? Zerubbabil’in önünde bir düzlük olacaksın! O tapınağın son taşını çıkarırken, halk da, ‘Ne güzel, ne güzel!’ diye bağıracak.”

    8 RAB bana yine seslendi:

    9“Bu tapınağın temelini Zerubbabil’in elleri attı, tapınağı tamamlayacak olan da onun elleridir. O zaman beni size Her Şeye Egemen RAB’bin gönderdiğini anlayacaksınız.

    10  “Küçük işleri yapma gününü kim küçümsüyor? İnsanlar Zerubbabil’in elinde çekülü görünce sevinecekler.

    –“Bu yedi kandil RAB’bin bütün yeryüzünde dolaşan gözleridir.”–

    11 Meleğe, “Kandilliğin sağındaki ve solundaki bu iki zeytin ağacı nedir?” diye sordum,

    12“Altın gibi yağ akıtan iki altın oluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir?”

    13“Bunların anlamını bilmiyor musun?” diye karşılık verdi.

    “Hayır, efendim” dedim.

    14Melek, “Bunlar bütün dünyanın Rabbi’ne hizmet eden, zeytinyağıyla kutsanmış iki kişidir” diye açıkladı.

     

     

    TEVRAT IŞIĞINDA KUR’AN – NUR SURESİ YORUMU

     

    Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde lâmba bulunan kandil gibidir. Lamba cam içindedir. Cam inci gibi yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir şecerenin/ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir.

     

    CAMIN İÇİNDE Kİ NUR HANGİ MESHEDİLMİŞTİR?

     

    Yerlerin ve göklerin nuru olan Allah hiç cam fanus içine alınabilir mi? Onun misali Rabbin nasıl zeytin yağı ile beslenen bir kandile benzer? Bu sorular aklınızı kurcalıyor biliyorum. Ancak Allah kendisinin bir nur-bilgi ve ışık olduğunu söyledikten sonra bir camın içinde tecelli edeceğini, camın içine gireceğini söylüyor. Ayetin arapçasına bakıp o camın ne olduğunu görelim.

     

     فِي زُجَاجَةٍ

     

    fi: içinde

    Zücacetin: Cam

     

    اجَةٍ

    Elif (E.)

    Cetin (E.Cetin)

     

    Yani; O nurun lambası, E.Cetin içindedir.

     

    CAM SIRRI

     

    Züc-cetin yani cam manası geleceğe dönük bir atıf ile; cam yüzey arkasında parlayan ışığı yani tv ve telefonlardaki gibi ekranlarda görünecek hidayet nurunu temsil ediyor olabilir. Daha da geleceğe gidersek; hologram görüntüsünü oluşturan cam plakanın arkasında görünecektir. E.Cetin’in cam hologram sistemleri geliştirip üreten bir şirketi vardır.

     

     

     

    • Nedir? Nurun İçinde Parladığı Lamba?

     

     

    وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ

     

    (göklerin) Ve El ErdammiSelü Nuri hi

     

    Zahiri manası : Yeryüzünün nurudur.

    Batını Manası: El-Erdem (Bilinen kişi) Nur (Bilgi ve Işık selidir) O. (Allah’tan)

     

    Dipnot: Erdem kelimesi içinde ki “d” harfi dal harfi ile de yazılır ama Dat harfi de aynı sesi verebilir. Erdem türkçe bir kelimedir ve Arapça’da ki en yakın seslerle harfleri seçilmeye çalışılır. Bu durumda De sesi için iki seçenek vardır. Dal ve Dat. Dat da kimi zaman ince okunabilir, Dal da. 

     

    EBCEDİ:

    اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ – 1989 şeddeli (Allah yerlerin ve göklerin nurudur)

     

    Tüm ayetin ebcedi: 14114

    1411-40  a işaret ediyor yine.

     

    Ayette lamba için kullanılan kelime misbah; sabah ile yakından ilgilidir. Sabah gün bittiğinde başlayan çağdır aynı zamanda. Bir gün 1440 dakikadan oluşmaktadır. (24X60=1.440 )

     

    Dakika bazında 1 gün geçmiştir. İlk Sabah Peygamber as. ile oldu. İnşallah 2.’sinin olması yakındır.

     

     

    HANGİ SOYDANDIR? ŞECERE ADI NEDİR?

     

     

     شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرقِيَّةٍ

     

    şeceretin : şeceresi /ağacı (soy)

    mübareketi : mübarek

    zeytunitin: yağ (zeytin değil)

    la şarkiye-tin (kaya-tin): doğuda olmayan

     

    şeceresi mübarek seçildi (aşera) قية Kaya’tin/Kaya’dan. 

     

     

    KAYA NEDİR?

     

    Zekeriya 3  8 Şimdi, büyük kâhin Yeşu, sen, ve senin önünde oturmakta olan arkadaşların, dinleyin; çünkü alâmet adamları bunlardır; çünkü, işte, kulum Filizi* meydana çıkaracağım. 9 Çünkü, işte, Yeşunun önüne koyduğum kaya, üzerinde yedi gözü olan tek kaya; işte, onun oyma işini ben yapacağım, ordular RABBİNİN sözü, ve bir günde o memleketin fesadını ortadan kaldıracağım. 10 O gün sizden her biri komşusunu asma altına, ve incir ağacı altına çağıracak, ordular RABBİNİN sözü.  

    Dipnot: Filizin manasını ilerleyen bölümlerde bulacaksınız.

     

     

    İLK BAHSİ GEÇEN KAYA HZ İBRAHİM’Dİ

     

    “Doğruluğun ardından giden, 

    RAB’be yönelen sizler, beni dinleyin: 

    Yontulduğunuz kayaya, 

    Çıkarıldığınız taş ocağına bakın. 

     2 Atanız İbrahim’e, sizi doğuran Sara’ya bakın. 

    Çağırdığımda tek kişiydi İbrahim, 

    Ama ben onu kutsayıp çoğalttım.” 

     

     

    “Ben, Horeb Dağı‘nda, bir kayanın üzerinde, senin önünde duracağım. Kayaya vuracaksın, halk içsin diye su fışkıracak.”Musa, İsrail ileri gelenlerinin önünde, denileni yaptı.

     

    KAYA; RABBİN BİR İSMİ; KALPTE YERLEŞEN KUTSAL IŞIKTIR

    (LAMBA İÇİNDEKİ NUR)

     

     

    YASA’NIN TEKRARI 32:4 (TCL02)

    O Kaya’dır, işleri kusursuzdur, Bütün yolları doğrudur. O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır. Doğru ve adildir.

    • MATTA 7:24 (TCL02)
      “İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer.
    • MATTA 7:25 (TCL02)
      Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur.

    1.KORİNTLİLER 10:4 (TCL02)

    hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesih’ti.

    YASA’NIN TEKRARI 32:15 (TCL02)

    “Yeşurun semirdi ve sahibini tepti; Doyunca yağ bağlayıp ağırlaştı, Kendisini yaratan Tanrı’ya sırt çevirdi, Kurtarıcısını, Kaya’yı küçümsedi.

    MEZMURLAR 31:2 (TCL02)

    Kulak ver bana, Çabuk yetiş, kurtar beni; Bir kaya ol bana sığınmam için, Güçlü bir kale ol kurtulmam için!

    YEŞAYA 44:8 (TCL02)

    Yılmayın, korkmayın! Size çok önceden beri söyleyip açıklamadım mı? Tanıklarım sizsiniz. Benden başka Tanrı var mı? Hayır, başka Kaya yok; Ben bir başkasını bilmiyorum.”

     

     

    Kaya; Yani Yüce Rab Allah. Yerlerin ve göklerin nurudur. O dilediği kulunun kalbinde ki tahta yerleşerek dünyayı aydınlatır. Kaya aynı zamanda tüm evrenin dönüşeceği şey; dünyanın da temelidir. Rab bu hikmetli ismi Hz İbrahim’i tanımlamış, sonra beklenenin soy ismi olarak seçmekle de yontulması gereken kişiye işaret ediyor olabilir. Her şeyin en iyisini bilen O’dur.

     

     

    PEKİ E.CETİN İN MEMLEKETİ NERESİDİR?

     

    Ba’dereyi Bala Köyü

    Kara (Hisar) Köyü

    Nallahan İlçesi

     

    Ayette geçtiği yer; – O lamba inci gezegendir.
     

    كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ (inci yıldız-gezegen)

     

    ب دري : Badereyi

     

    Necm arapça da galakside ki yıldızlara verilen isimdir. Ancak ayette yıldız yerine Kevkeb ismi geçmiştir ki bu daha çok gezegen manasına gelir. Gezegenlerde gökte yıldızlar gibi görünürler. Ancak bu ayrımın nedeni, nurun gezegeni, yani kökenine kaynaklık eden ağacın bittiği toprak parçası, satıh manasındadır.

     

    Yahudi kutsal metinlerinde ve Kuran’da ki kevser suresinde anlatıldığı üzere soy anneden geldiği için anne köyünün adı soyun doğduğu yerleştiği yer olarak ifade edilmiştir.

     

    SOYUNDAKİLERİN İSMİ (ŞECERE)

     

      عَلَى (Al(i)a) Annenin babası – Yan yana yazılmış.(Bağdereyi Bala Köyünden)

     

     نُورُ = Annenin Dedesi (Nur-i)(Bağdereyi Bala Köyünden) Ayette bir çok kez geçiyor

     

     زُجَاجَةٍ الزُّ= Annanne Adı (Bağdereyi Bala Köyünden)(Zeliha Hatun- harfleri yan yana gelmiş-زليخاء -Orjinal Kuran’da harfler noktasızdır)

     

    تَمْسَ = Mustafa (Baba Adı, harfler yer değiştirmiş şekilde; Kara H. Köyünden)

     

    Nurun al(i)a Nurun yehdi

    Dedelerinin isimlerinden hemen sonra Yehdi (hadi-hidayet verici kelimesi Mehdi’ye atıfla kullanılmış olabilir)

     

    NALLAHAN KELİMESİ EVLERİ

     

    Nur Suresi 35’de Nur’dan bahsedildikten hemen sonra O Nur’un bazı evlerde görüneceğini ifade eden cümle şöyledir;

     

    1. fî : (içinde) vardır
    2. buyûtin : evler
    3. ezinallâhu (ezine allâhu) : Allah izin verdi

     

    Fi(Altın oran’da) evler (beytin çoğuğu) İziNNALLAHU

     

    4. en turfea : yükseltilmesine, yüceltilmesine
    5. ve yuzkere : ve zikredilir
    6. fîhesmuhu (fîhâ ismu-hu) : orada onun ismi
    7. yusebbihu : tesbih eder
    8. lehu : onu
    9. fîhâ : orada, onun içinde
    10. bi : ile, de (dahi)
    11. el guduvvi : sabah
    12. ve el âsâli : ve akşam

     

     

    AYETTE MEHDİ VE İSANIN ART ARDA GELİŞİ

     

    يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء

     

    yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu

     

    Yehdi’llahu: (Mehdi’ye)ulaştırır Allah

    Nurihi:  Nurunu

    men yeşau: dilediği kimseyi (İsa’ya)

     

    Yeşua; İsa’nın Tevrat’ta geçen ismidir. Kur’an tevrat ve incil’de sıkça kullanılan bu ismi bir hikmetle İsa olarak araplara aktarmıştır. Kelimelerin benzerliği ve hadis kaynaklarına göre Mehdi’nin çıkışı ve ardından kıyametin kopuş sürecine girilmesi ile gökten İsa’nın gelmesi yaygın inanış ile uygundur. Kur’an İsa’nın kıyamet için bir işaret olduğunu ifade edebilecek ayetlere sahiptir.

     

  • ÖLÜ DENİZ YAZMALARI, KUMRAN YAZITLARINDA MEHDİ VE DÜNYANIN GELECEĞİ

    Ölü Deniz Yazmaları (Ölü Deniz Parşömenleri ya da Ölü Deniz Tomarları olarak da bilinir) bir kısmı İbranice, bir kısmı da artık ölü bir dil olan Aramice ile kâğıtderi veya bakır plakalar üzerine kaydedilmiş kırk bin adet elyazması parçasından oluşmaktadır. Bu parçaların bir araya getirilmesiyle tam beş yüz kitap yeniden oluşturulmuştur. Hristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar. (Wikipedia.com)

     

    DÜNYADAKİ YOLLAR “DOĞRULUĞUN/ERDEM’İN” KALBİNİ AYDINLATIR (ALTIN YOL MUCİZESİ)

    Dünyadaki doğruluğun oğullarına (Erdem’le birlikte yürüyenler) ruhun öğütleridir.

    GİZLİ TUTULMUŞ OLAN ERDEM’E SONSUZLUK VERİLİR

     

    PEYGAMBERLER DİRİLECEK VE MEHDİ’YE YARDIM EDECEK (MİSAK UYARINCA)

    Adem’den Kaiym’e ulaşan doğruluk ruhu, ilahi nefes ortaya çıkar. O ruha bağlı olan tüm oğullar; tüm kutsallar ve peygamberler dirilir. Ali İmran suresindeki antlaşma uyarınca kendisine kitap verilen tüm elçiler Kaiym’e (“Doğruluk” isminde ve “Kaya” isminde adam) yardımda öncülük ederler ve çok ağır, zor bir görevi üstlenirler. Bu savaşta tüm dünyadaki zalimler ve inançsızlar yok edilecektir.

     

     

     

    GİZLİ ERDEM

     

     

  • ENOK; İDRİS PEYGAMBERİN KUTSAL KİTABINDA MEHDİ

    Mehdi, bilgelik sözlerini (İlahi sözlerin sırlarını) anlama gücüne sahiptir

    ENOK: 14.Bolüm

    1.Bu kitap, o vizyonda Ulu Tanrı’nın verdiği emre uygun olarak anlatılan doğruluk sözleri ve Gözcülerin azarlanışı hakkındadır. O vizyonda gördüklerimi şimdi ağzımın nefesiyle ve etten bir dille anlatacağım. Yüce Olan konuşmak için dil, anlamak için kalp vermiştir. Yüce Olan nasıl insanoğluna (mehdiye) bilgelik sözlerini anlama gücü verdiyse, beni de yaratıp Gözcüleri, göğün çocuklarını azarlama gücü verdi. Onlara dedim ki: “Dileğinizi yazdım ve vizyonumda bana gösterildi ki, dileğiniz asla kabul edilmeyecek.

     

    O TÜM (BİLGİ) HAZİNELERİNİ ÇIKARIR

    46. Bölüm

    1- Ve orada Kadim Olan’ı gördüm. Başı yün gibi beyazdı. Yanında yüzü insan yüzüne benzeyen başka biri daha vardı. Yüzü çok güzeldi; tıpkı kutsal meleklerden birinin yüzü gibiydi.Benimle birlikte gelen ve bana tüm sırları gösteren meleklerden birine o adamın kim olduğunu, nereden geldiğini ve neden Kadim Olan’la birlikte olduğunu sordum.

    2- Cevap verdi: “Bu adil olan İnsan Oğlu’dur; onun içinde adalet vardır. O tüm hazineleri ortaya çıkartır çünkü Ruhların Tanrısı onu bunu yapması için seçti. Onun topluluğu Ruhların Tanrısı önünde sonsuza kadar üstündür.

    (Peygamber Hz Muhammed’in;“Mehdi yeryüzünde saklı hazineleri ortaya çıkarır” hadisini hatırlayınız. Bu hazineler, altın ve para değildir. Bunlar yeryüzünde gizli olan Allah ve peygamberlerinin mucizeleri ve kanıtlayıcı delillerdir ki, sonsuzluk, cennet ve cehennemi ispat ettiklerinden, insanlara iman, ilim ve adalet verdiklerinden dünyada ki tüm hazinelerden daha değerlidirler.)

     

    ALLAH YERİNE, PİRAMİT DİNİNE, CİNLERE VE SAHTE TANRILARA TAPAN ZENGİNLERİ EZECEKTİR

    Bölüm B

    1- Gördüğün o insan kralların ve kudretlilerin mekanlarını, güçlülerin tahtını sarsacak. Kudretlilerin hakimiyetini zayıflatacak ve günahkarların dişlerini kıracak.

    2- Kralları tahtlarından ve krallıklarından çıkaracak çünkü onlar Onu övüp kutsamıyor ve krallığın onlara nereden verildiğini alçak gönüllülükle kabul etmiyorlar. Ve o güçlülerin yüzünü yere indirecek. Onları utanç içinde bırakacak. Mekanları karanlık, yatakları solucanlar olacak. Yataklarından kalkma umutları olmayacak çünkü Ruhların Tanrısının adını övmezler.

    3- Onlar En Yüce’ye karşı ellerini kaldıran, yaşadıkları dünyayı ayakları altında ezenlerdir. Onların tüm yaptıkları adaletsizliktir ve güçleri zenginliklerinden gelir. Elleriyle yaptıkları Tanrılara inanırlar ve Ruhların Tanrısının adını inkar ederler. Onlar elbette Onun topluluklarının mekanlarından ve Ruhların Tanrısının adına bağlanan inançlıların tapınaklarından atılacaklardır.”

     

    47. Bölüm

    1- O günlerde adillerin duası ve kanları Ruhların Tanrısının önüne yükselecek.

    2- O günlerde gökte yaşayan ulular tek ses olacak. Adillerin duası boşa gitmesin, yargılansınlar ve sonsuza kadar acı çekmesinler diye, dökülen kanları ve duaları adına Ruhların Tanrısı’na ricada bulunacak, dua edecekler ve Onun adını övüp kutsayacaklar.

    3- O günlerde Kadim Olanı ilahi tahtına otururken gördüm. Cennette Onun ve etrafında ve önünde duran tüm topluluğunun önünde açıldı yaşayanların kitabı.

    4- Uluların kalpleri neşeyle doldu çünkü adillerin sayısı sunuldu, duaları duyuldu ve Ruhların
    Tanrısı adillerin kanını övdü.

     

    GİZLİ OLANIN İSMİ CENNETTE – GÖKTE SÖYLENECEKTİR

    48. Bölüm

    1- Ve o yerde adaletin ebedi çeşmesini gördüm. Etrafında çok sayıda bilgelik çeşmesi de vardı.
    Tüm susayanlar onlardan içiyor, bilgelikle doluyordu. Adillerle, ulularla ve seçilmişlerle kalıyorlardı.

    2- O saatte İnsan Oğlu Ruhların Tanrısının önüne çağrıldı, Kadim Olanın önünde adı söylendi.

    3- Evet, Güneş ve burçlar yaratılmadan önce, göğün yıldızları yaratılmadan önce, adı Ruhların Tanrısının önünde söylendi. O, adillerin düşmemek için yaslanacakları bir asa olacak. Milletlerin ışığı, kalpleri hasta olanların umudu olacak.

    4- Dünyada yaşayan herkes onun önünde diz çökecek, onu kutsayacak, övecek ve Ruhların
    Tanrısının adına ona şarkılar söyleyecek.

    5- Seçilmiş ve Gizli Olan, dünya yaratılmadan önce bu amaçla seçildi ve sonsuza kadar
    Onun önünde olacaktır.

    6- Ruhların Efendisi’nin bilgeliği, kutsal ve doğru olana açıkladı; Çünkü doğruların çoğunu o korudu. Çünkü bu adaletsizlik dünyasından nefret ediyorlar ve hor görüyorlardı. Ve Ruhların Efendisi adına tüm çalışmalarından ve yollarından nefret ettiler: Adına onlar kaydedilir. Ve onun zevkine göre yaşamları ile ilgili olmuştur.

    7- Onun adıyla kurtarılacaklar ve onun iradesi onların hayatları olacak. O günlerde dünyanın kralları ve dünyaya sahip olan kudretliler, ellerinin yaptıkları nedeniyle yüzlerini eğecekler.

    8- Korku ve felaket günlerinde ruhları kurtarılmayacak. Onları Seçilmiş Olanım’ın eline vereceğim.

    9- Tıpkı samanın ateşte yanışı gibi adillerin huzurunda onların yüzleri yanacak ve kurşunun suda batması gibi adillerin karşısında batacaklar ve onlardan hiçbir iz kalmayacak.

    10- Onların felaket gününde dünyada huzur olacak.

    11- Onun huzurunda düşecekler ve tekrar kalkamayacaklar. Onları elleriyle tutup kaldıracak kimse olmayacak çünkü onlar Ruhların Tanrısı’nı ve onun Mesih’ini inkâr ettiler!

     

    O KENDİ İRADESİ İLE SEÇİLMİŞ OLMUŞTUR

    Peygamberlerin daha doğumunda mucizeler gösterdiği ve korundukları bilinmektedir. Ancak seçilmiş olan, seçilmiş olmayı kendi irade etmiş ve azmederek seçilenlerin yolunda yürümüştür. Bunu ön gören yüce Allah, onun kaderini bilmiş ve ona bu yolu kolaylaştırmıştır. O ne melekleri görmüş, ne de gökten sarsıcı mucizeler onun için inmiştir. O, buna rağmen Allah’tan yalvararak aldığı ilhamlarla ve çabasıyla hazineleri çıkarmış ve insanlara iman verici güzellikleri milyonlarca insana ulaştırmıştır.

    48. Bölüm B

    1- Onun önünde bilgelik su gibi saçılır, ihtişam asla bitmez. O adaletin tüm sırlarında güçlüdür, adaletsizlik bir gölge gibi tükenecek, devam etmeyecek çünkü Seçilmiş Olan Ruhların Tanrısı’nın önünde duruyor. Onun ihtişamı ebedidir ve gücü tüm nesiller boyu devam eder.

    2- Onda bilgeliğin ruhu, kavrayış ve güç yayan ruh, adalete uyanların ruhu vardır.

    3- O gizli şeyleri yargılayacak ve kimse onun önünde tek kelime yalan söyleyemeyecek. Çünkü o kendi iradesiyle Ruhların Tanrısı’nın önünde Seçilmiş Olan’dır.

     

    ONUN ÇIKMASI İLE İNSANLAR TEVBEYE DAVET EDİLECEK, TEVBE ETMEYENLER YOK EDİLECEKTİR

    49. Bölüm

    1- O günlerde ulular ve seçilmiş olanlar değişecek. Günlerin ışığı üzerlerine doğacak. İhtişam ve onur onlara dönecek.

    2- Felaket gününde şeytan günahkârlarla toplanmış olacak ama Ruhların Tanrısı’nın adıyla adalet muzaffer olacak.

    3- Tövbe etsinler ve yaptıklarını bıraksınlar diye bu diğerlerine gösterilecek. Ruhların Tanrısı’nın önünde hiç bir onurları olmayacak ama onun adıyla kurtarılacaklar ve Ruhların Tanrısı onlara merhamet gösterecek çünkü onun merhameti büyüktür. Ve O yargılamasında da doğrudur. O’nun ihtişamının önünde adaletsizlik kendini sürdüremez.

    Tövbe etmeyenler O’nun önünde yok olacaktır. 4. “Artık onlara merhamet etmeyeceğim” der Ruhların Tanrısı.

     

    YENİDEN DİRİLME BAŞLAYACAKTIR- DÜNYAYA DOĞRULUK/MEHDİ HÂKİM OLACAK

    50. Bölüm

    1- Ve o günlerde dünya ona emanet edileni rahminden teslim edecek, cehennem borçlu olduğunu iade edecek ve yıkılışlar sahip olunanı yeniden düzenleyecek.

    2- O günlerde, onlar arasından adil ve ulu olanları seçecek, çünkü kurtarılacakları gün geldi.

    3- Seçilmiş Olan o günlerde tahtına oturacak, tüm bilgelik sırları ağzından dökülecek, çünkü o sırları ona Ruhların Tanrısı verdi ve onu onurlandırdı.

    4- O günlerde dağlar koçlar gibi sıçrayacak, tepeler süte doymuş kuzular gibi tepinecek

    5- Ve göklerdeki meleklerin yüzü sevinçle parlayacak. Çünkü Seçilmiş Olan o günlerde ortaya çıkacak. Dünya sevinecek, üzerinde doğruluk hâkim olacak ve seçilmişler orada yürüyecek.

     

    O ÇAĞDA TÜM METAL ERİYECEKTİR (Metal Dağlar)

    51. Bölüm

    1- O günlerden sonra, tüm gizli görüntüleri gördüğüm yerde bir hortuma yakalandım ve batıya doğru taşındım.

    2- Orada gözlerim göklerin tüm sırlarını ve dünyada mevcut olan her şeyi gördü: demirden bir dağ, bakırdan bir dağ, gümüşten bir dağ, altından bir dağ, nikelden bir dağ ve kurşundan bir dağ.

    3- Benimle birlikte gelen meleğe sordum: “Gizlilik içinde gördüğüm bu şeyler nedir?

    4- O da dedi ki: “Gördüğün o bu şeyler onun Mesih’inin/Seçilenin dünyada güçlü ve etkili olabilmesi içindir.

    5- Sonra bu barış meleği bana dedi ki: “Biraz bekle, görecek sin. Ruhların Tanrısı’nın bildirdiği
    tüm sırlar sana gösterilecek. Gördüğün bu dağlar, demir dağ, bakır dağ, gümüş dağ, altın dağ, nikel dağ ve kurşun dağ; Seçilmiş Olan’ın önünde ateşin önündeki mum gibi, yukarıdan bu dağların üzerine dökülen su gibi olacak. Onun ayakları önünde güçsüz olacaklar.

    6- Ve o günlerde kimse ne altınla, ne de gümüşle kendini kurtaramayacak.

    7- Kimse kaçamayacak.

    8- Ne savaş için demir, ne de zırh için bir elbise olacak. Metalin faydası olmayacak, kalayın faydası olmayacak ve kurşun istenmeyecek.

    9- Seçilmiş Olan Ruhların Tanrısı’nın önünde ortaya çıktığında tüm bu şeyler dünyanın üzerinden silinip yok olacak.

     

     TEVBEYE DAVETİN ARDINDAN MELEKLER KÖTÜ KALPLİ ZENGİNLERİ YOK EDECEKLER (Derin Vadideki Yargılama)

    52. Bölüm

    1- Orada ağzı açık, derin bir vadi gördüm.

    2- Dünyada, denizde ve adalarda yaşayan herkes ona hediyeler, hatıra eşyaları getirecek ama o derin vadi dolmayacak. Onlar elleriyle suçlar işler, yaptıkları her şeyi suçla tüketirler; ama onlar, günahkârlar, Ruhların Tanrısı’nın huzurunda yok edilecek, dünyanın üzerinden sonsuza kadar uzaklaştırılacaklar.

    3- Gittim ve orada Şeytan için her türlü silah hazırlayan ceza meleklerini gördüm.

    4- Yanımda gelen huzur meleğine sordum: “Bu silahları kimin için hazırlıyorlar?

    5- Bana dedi ki: “Bunları bu dünyanın kralları ve güçlüleri için hazırlıyorlar ki bunlarla yok edilsinler!

    6- Seçilmiş ve adiller topluluğu ortaya çıktığında, Ruhların Tanrısı adına onlar artık engellenmeyecekler.

    7- Ve bu dağlar onun huzurunda toprak gibi, tepeler çeşme gibi olacak ve adiller günahkârların baskısından kurtulacak.

     

    ALTIN ORAN AYETLERİNDE DER Kİ: “PEYGAMBERLERİN ARALARINDAKİ MESAFELER ÖLÇÜLECEKTİR; SIR ORTAYA ÇIKACAKTIR, O ÖLÇÜLERLE İNSANLARIN İMANI ARTACAKTIR

    Seçilmişlerin Yargılanması ve Cennetin ölçümü
    https://en.wikisource.org/wiki/The_Book_of_Enoch_(Charles)/Chapter_61

    Altın oran ve altın yol mucizeleri mucizevi bir şekilde peygamberlerin arasındaki ve onlarında dünyanın uçları arasındaki mesafelerin ölçümü ile ortaya çıkan muhteşem denklikler ve altın oran bağıntılarını ortaya koymaktadır. Hatta altın orana bağlı mucizevi ölçümlerin yanı sıra peygamberlerin arası durakların 618 km çıkmış olması altın oran mührünün benzersiz bir vurgusudur.

    Bunu keşfeden kişinin ve onun memleketi olan en üst noktanın Enok peygambere ya da kutsal kitaplarda meleklerin ineceği yer olması beklenen Kudüs’ün kuzeyinde yer alması yine hikmetli olan başka bir durumdur.

    61. Bölüm

    1- O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru (Kudüs’ten kuzeye, Anadolu’ya ya da kutuplara) gittiler.
    İlk Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki: “Ölçmeye gittiler.

    2- Ve benimle gelen melek dedi ki: “Bunlar Doğru olanın/Erdem’in ölçülerini getirecek ve doğru olandan bir diğer doğru olana ölçüyü getirecek,

    3- Ve bu ölçüler inanç verici olacaktır (Altın oran ve Altın yol Mucizeleri kitaplarına bakınız) ve “doğruluğu/erdem” güçlendirecektir.

    4- O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır.

    5- Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye.(Ruh-ul Dünya- Kıtaların Şekilleri kitabında ki Mucizelere bakınız) Çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

    6- Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

    7- Ve Rûhların Sahibi, seçtiği kişiyi şanına ait tahtın üzerine yerleştirdi. O yüksek semalarda bulunan Allah’a ait olanların, bütün amellerini yargılayacak ve onların işlerini (altın oran 618 ayetinde altın ölçü sayısı) ölçek/tartı üzerinde tartacak.

    8- Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu.

    9- Böylece o göklerdeki uluların tüm yaptıklarını yargılayacaktır. Ve o dönüp Ruhların Tanrısı’nın yargısıyla doğruluğun yollarına göre onların çizgilerini. Ve onların işlerini tartıp ölçecek. Onların gizli amellerini yargılayacak.

    10- O zaman hepsi tek ses olup Ruhların Tanrısı’nın adını kutsayacak, onurlandıracak, yüceltecek.

    11- O zaman göklerin topluluğu ve yukarıdaki tüm ulular, hatta Tanrı’nın topluluğu, Kerubim, Serafim ve Ofanim, tüm güç melekleri, tüm üstünlük melekleri, Seçilmiş Olan ve dünyanın üzerindeki, suyun üzerindeki diğer güçler çağrılacak.

    12- O gün hepsi tek ses olup iman ruhuyla, bilgelik ve sabır ruhuyla, merhamet ruhuyla, yargılama ve huzur ruhuyla, iyilik ruhuyla Tanrı’yı kutsayacak, övecek ve onurlandıracak. Evet, hepsi tek bir sesle diyecek ki: ‘O kutsanmıştır ve sonsuza kadar kutsansın Ruhların Tanrısı’nın adı. Gökteki tüm o uyumayanlar O’nu kutsayacak.

    13- Göklerdeki tüm ulular O’nu kutsayacak. Hayat bahçesinde kalan tüm seçilmişler, kutsayabilecek, onurlandırabilecek, yüceltebilecek tüm ışık ruhları senin kutsal adını ebediyen onurlandıracak ve kutsayacak.

    14- Ruhların Tanrısı’nın merhameti ve sabrı çok olduğu için, yaptığı, yarattığı her şeyi ululara ve seçilmişlere bildirdi.

     

    TÜM GÖZLER DÜNYAYA ALLAH ADINA HÜKÜMDAR ATANAN HALİFEYİ GÖRECEKTİR

    62. Bölüm

    1- Tanrı krallara, güçlülere, soylulara ve dünyada kalanlara emretti: Gözlerinizi açın ve boynuzlarınızı kaldırın, eğer Seçilmiş Olan’ı tanıyabilirseniz.

    2- Ruhların Tanrısı şanlı tahtına oturdu,

    3- Adalet ruhu Seçilmiş Olan’ın üzerine döküldü;

    4- Onun ağzından çıkan kelimeler tüm günahkârları öldürür, tüm inançsızlar onun önünde yok olur.

    5- O gün tüm krallar, kudretliler, soylular ve dünyayı elinde tutanlar ayağa kalkacak, onun nasıl şanlı tahtında oturduğunu ve önünde uluların adaletle yargılanışını ve

    6- Önünde hiçbir şeyin söylenmeyişini, bunun beyhude olduğunu görecekler.

    7- Ve doğum sancısı içinde, oğlu rahminin ağzına gelmiş, zorlukla onu doğurmakta olan bir kadın gibi onlara bir ağrı gelecek.

    8- Bu Kadın Oğlu’nu şanlı tahtında otururken görünce bir birlerine bakacaklar

     

    SEÇİLMİŞ OLAN DAİMA GİZLİYDİ VE O GÜNE DEK ORTAYA ÇIKMADI

    1- Titreyip boyunlarını eğecekler ve bir sancıyla kaplanacaklar.

    2- Kudretli krallar ve dünyayı elinde tutanlar, bu herkesi yöneten ve şimdiye kadar gizlenmiş olanı kutsayacak, onurlandıracak, övecek. Evet, o İnsan Oğlu baştan beri gizlenmişti. En Yüce Olan onu kendi kudretinin huzurunda tutmuş, onu seçilmişlere bildirmişti.

    3- Ve ulular ve seçilmişler topluluğu o gün onun önünde duracak.

    4- Tüm kudretli krallar, soylular ve dünyayı yönetenler bu İnsan Oğlu’nun önünde başlarını eğecek, ona tapacak (önünde eğilecekler)

    5- Ve umutlarını ona bağlayıp, yalvarıp merhamet dileyecekler.

    6- Ama Ruhların Tanrısı onlara öylesine bastıracak ki, onlar Seçilmiş Olan’ın huzurundan uzaklaşacaklar. Yüzleri utançla dolacak, çehreleri kararacak. Ceza melekleri intikam için onları alacak çünkü onlar O’nun çocuklarına ve seçilmişlerine eziyet etti. Ulular ve seçilmişler bunu izleyecek. Bu gördüklerine sevinecekler çünkü Ruhların Tanrısı’nın gazabı onların üzerinde olacak.

    7- ve Ruhların Tanrısı’nın kılıcı onların kanlarıyla sarhoş olacak. Ulular ve seçilmişler o gün kurtarılacak. Bir daha asla günahkârların ve yasayı çiğneyenlerin yüzlerini görmeyecekler.

    8- Ruhların Tanrısı onların üzerinde kalacak.

    9- Sonsuza kadar bu İnsan Oğlu’yla birlikte kalacaklar, yiyecekler, yatacaklar ve kalkacaklar.

    10- Ulular ve seçilmişler yükselecek; artık boyunları eğik olmayacak. Ruhların Tanrısı’nın hayat elbisesini giyecekler. Bu hayat elbiseleri Ruhların Tanrısı’ndan gelecek ve hiç eskimeyecek. Ruhların Tanrısı’nın önünde ışığınız bitmeyecek.

     

    BAZI PEYGAMBERLERİN ve SEÇİLMİŞLERİN GÖKTEN İNİŞİ

    39. Bölüm

    1- O günlerde seçilmişler ve kutsal ırk inecek gökten ve onların tohumu insan oğullarınınkiyle bir olacak.

    2- O günlerde Enok öfke, gazap, kargaşa ve kovulma kitaplarını aldı ve Ruhların Tanrısı “onlara merhamet edilmeyecek” dedi.

    3- Ve bir bulut beni dünyadan aldı ve rüzgâr göklerin ucuna götürdü.

    4- Orada başka bir vizyon gördüm. Yücelerin mekânlarını, [adillerin dinlenme yerlerini] gördüm. Burada gözlerim sadık meleklerin bulunduğu mekânları ve uluların bulunduğu dinlenme yerlerini gördü. İnsan oğulları için istekte bulunuyorlar, yalvarıyorlar, dua ediyorlardı ve doğruluk onların önünden dünyaya su gibi, merhamet ise çiğ gibi akıyordu. Ebediyen bunu yapmaya devam edecekler.

    1- Orada gözlerim adaletin, imanın Seçilmiş Kişisini gördü. Onun Ruhların Tanrısı’nın kanatları altındaki mekânını gördüm. Onun günlerinde doğruluk/Erdem hüküm sürecek.

    2- Ruhların Tanrısı önünde adiller ve seçilmişler ebediyen sayısız çoklukta olacak.

    3- O’nun önünde tüm adiller ve seçilmişler ateşli ışıklar gibi güçlü olacak, ağızları hayır duayla dolu olacak, dudakları Ruhların Tanrısı’nın adını övecek. O’nun önünde doğruluk hiç bitmeyecek.

    4- Keşke orada kalıyor olsaydım. Ruhum o mekâna özlem duydu. Atalarım daha önce burada bulunmuştu, çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde benimle ilgili durum böyleydi.

     

    SADECE ADİL VE BİLGELERİN ANLADIĞI KİTAPLAR

    49.Bölüm

    3- Benim sözlerimi kendi dillerinde doğru bir şekilde yazdıklarında,

    4- baştan sona tanıklık ettiğim her şeyle ilgili olarak anlattıklarımın hiçbirini değiştirmeden, eksiltmeden, hepsini dürüstçe yazacaklardır.

    5- Bir başka gizem biliyorum ki, adillere ve bilgelere kitaplar verilecektir ve o kitaplar onlar için bir neşe, erdem ve büyük bilgelik kaynağı olacaktır.

    6- Evet, adillere kitaplar verilecek, onlar o kitaplara inanacak, onlardan büyük bir sevinç duyacaklar. O kitaplardan doğruluğun tüm yollarını öğrenen adiller bunun karşılığını alacaklardır.

     

     KİTAPLAR – BİLGELİK SÖZLERİ

    Bölüm

    1- O günlerde Tanrı bu bilgelik sözlerini tekrarlamaları için insanoğullarının/insanoğlunun çağrılmasını emredecek: “Göster bunu onlara!

    2- Kılavuzları ol ve tüm dünyaya bir ödül ol! (Manevi) Oğlum ve ben onlarla birleşeceğiz, tüm yaşamları boyunca doğruluğun yolu üzerinde. Ve huzur bulacaksınız. Sevinin doğruluğun çocukları!”

    9- O günlerde bilgelik sözlerini kabul edip anlayanlara, En Yüce’nin yollarını izleyenlere, O’nun adaletinin yolunda yürüyenlere, haksızlarla birlikte haksızlık yoluna girmeyenlere ne mutlu.

    10- Onlar kurtarılacak.

     

    SEÇİLMİŞ OLANIN ŞEHRİ VE ÇIKIŞ ZAMANI ENOK’UN KİTABINDA YAZIYOR

    5- O günlerde prensler toplanacak, başlarını doğuya, Partlara ve Medlere çevirecekler. Kralları bir huzursuzluk içine sokup rahatsız edecekler ve tahtlarından kaldıracaklar.

    Krallar bulundukları yerden bir aslanın ininden çıktığı gibi çıksın, bir sürünün ortasındaki aç kurtlar gibi ileri fırlasınlar diye.

    6- Yukarı gidip seçilmişlerinin topraklarına adım atacaklar ve seçilmişlerinin toprağı onların önünde bir harman yeri ve yol olacak. Ama Benim Seçilmiş Olanım’ın şehri onların atlarına engel olacak. Kendi aralarında bir savaşa tutuşacaklar ve kendi sağ kolları onlara karşı güçlü olacak.

    7- Yeteri kadar kişi katledilene kadar ne bir adam komşusunu veya kardeşini bilecek, ne de bir oğul babasını veya annesini. Cezaları boşuna olmayacak.

    8- O günlerde Cehennem Dağı’nın ağzı açılacak, onlar onun içine girecekler ve sonları gelecek. Cehennem seçilmişlerin huzurunda günahkârları tüketecek.

    Yorum: Burada saldırıya geçen prenslerin ve yırtıcı hayvanlar gibi olan kralların/liderlerin kim olduğu tartışmaya açık olabilir. Ancak şu kısım nettir, bugün ki Kürt ve Pers topraklarının kuzeyindeki ülkeye, güneyden gelen bir saldırı olacaktır. Bu ülke o çağda seçilmişlerin çoğunun yeri olacak ve bu ülkede beklenen kurtarıcının yani “Rabbin Seçilmiş Olanının” şehri de yer alacaktır. Ve bu şehir yani şehirdeki güç ve yönetim bu saldırıyı durduracaktır.

    Bu ülkenin Türkiye, seçilmişin şehrinin de Ankara olması en beklenen durumdur. Çünkü günümüz Kürt ve İran topraklarının kuzeyinde ki tek büyük ülke Türkiye’dir. Rusya fazlaca kuzey doğruda yer almaktadır ve süper güç olduğundan açık bir savaş ilanı yapılması, ülkelerinin harman yerine dönmesi gibi durumlar beklenmemektedir. Oysa Türkiye’nin güney şehirleri çoktan harman yerine dönmüş ve çatışmalar devam etmektedir.

     

    SEÇİLMİŞ OLAN İNSANLIĞA RABBİN LÜTFETTİĞİ KİMSENİN BİLMEDİĞİ İLAHİ SIRLARI ANLATACAK

    BÖLÜM

    1- O günlerde, onlar arasından adil ve ulu olanları seçecek, çünkü kurtarılacakları gün geldi.

    2- Seçilmiş Olan o günlerde tahtına oturacak, tüm bilgelik sırları ağzından dökülecek, çünkü o sırları ona Ruhların Tanrısı verdi ve onu onurlandırdı.

     

    GELECEĞİN MÜKEMMEL VİZYONU; HAFTALAR VAHYİ

    93.3- Hânokh kitabelerden nakletmeye başladı ve şöyle dedi: Ben (Âdem’ den sonra) ilk haftada yedinci olarak doğdum. O zamanlar adalet ve doğruluk halen devam ediyordu.

    93.4- Ve benden sonra ikinci haftada, büyük (bir) kötülük yükselecek ve tahribat/yıkım türeyecek, onun içinde ilk son / bitiş noktası / ölüm olacak. Onun içinde bir kişi (Nûh a.s.) kurtarılacak ve o bittikten sonra haksızlık (yeniden) artacak ve O günahkârlar için bir kural /yasa yapacak.

    93.5- Ondan sonra üçüncü hafta da, onun sonuna doğru, hakka ait hükmün tesisi için bir kişi (İbrahim a.s.) seçilmiş olacak, o beşerden sonra hakkın tesisi ebediyen (süre) gelecek.

    93.6- Ondan sonra dördüncü haftada, onun sonuna doğru, Allah’a ait olanların ve âdil olanların görüntüleri görülebilir olacak. Tüm nesiller için bir kanun/yasa ve onlar için bir saltanat/duvar/hükümdarlık yapılmış olacak.

    93.7- Ondan sonra beşinci haftada, onun sonlarına doğru, şan ve şerefe/nura ait bir ev / meclis ve egemenlik ebediyen inşa edilmiş olacak.

    93.8- Ondan sonra altıncı haftada, onun içinde yer alan/onların hepsi köre dönmüş olacaklar ve onların kalpleri tümüyle Hikmeti unutacak. Onun içinde bir adam yükselecek/yukarı çıkacak. Onun sonlarına doğru egemenliğin meclisi/evi/cemaati alevler içinde yanacak ve seçilmiş köke ait neslin tümü kesilip ayrılmış/kopmuş olacak. (İsrailoğullarının sürgünü ve Tapınağın yanışı)

    93.9- Ondan sonra yedinci haftada, bir asi/inatçı/dinden dönmüş nesil meydana çıkacak, birçoğu, onların işlerine / amellerine alet olacak ve onların tüm işleri asi / dinden dönmüş kimselerin amelleri olacak.

    (Kıyamet haftasının/çağının başlaması)

    91.12- Ondan sonra diğer bir hafta olacak, adalete/doğruluğa ait olan sekizinci (hafta). Kılıç ona verilmiş olacak, böylece yargılamanın ve adaletin hükümleri haksızlık eden/hataya düşenlerin üzerine infaz edilecek. Ve günahkârlar, âdil olanların avuçlarının içerisine teslim edilecekler.

    91.13- En sonunda onlar (âdil olanlar), kendi hakkaniyetleri sebebiyle evler/ cemaatler elde edecekler. Yayılan Aydınlığa/Işımaya ait Azametin Meliki/ Hükümdarı olan (Nûr) için ebediyen bir meclis/cemaat oluşturacaklar.

    91.14- Ondan sonra dokuzuncu haftada, âdil olanlara ait karar tüm âlemlere bildirilmiş olacak ve Allah’a karşı saygısızlık içerisinde bulunanların tüm amelleri, âlemlerden kaybolup gidecek. Ve âlemler, imha edilmek üzere düzenlenmiş olacak ve insanların hepsi doğruluğun/dürüstlüğün yolunu umarak/ arayacaklar.

    91.15- Bundan sonra onuncu haftada, yedinci kısımda/bölümde orada süre gelen bir karar/hüküm/kıyamet gözcülerin üzerine olacak ve ebediyete ait sonsuz semalar (boyutlar) Kaadir Olan tarafından, tüm meleklerin ortasından ortaya çıkarak/yay gibi fırlayacaklar.

    91.16- Öncelikle semalar gözden kaybolup sona erecek ve yeni semalar belirecek. Semalara ait tüm enerjiler/güçler yedi kat ışık ile birlikte ebediyen parlayacak.

    91.17- Ondan sonra iyilik ve adalet içinde sayısız, ebediyete doğru birçok hafta olacak ve günahtan, o andan itibaren asla bir daha söz edilmeyecek.

    91.18- Çocuklarım artık size adaletin / doğruluğun yollarını anlatıyorum ve zulmün/kötülüğün yollarını açıklıyorum. Ayrıca sizlere tekrardan açıklayacağım. Böylece neyle karşılaşacağınızı bileceksiniz.

    91.19- Çocuklarım şimdi duyun ve adaletin yolunda yürüyün, zulmün yollarında yürümeyin, haksızlığa ait yollarda yürüyenlerin hepsi, ebediyen küle dönmüş/mahvolmuş olacak.

    93.10- Ve sonunda âdil olarak seçilen, hakkın tesisinin sürekli olması nedeniyle, mükâfatlandırılmış olacak, Allah’a ait tüm yaratılışın (semalara ait) yedi kat öğretisi onlara verilmiş olacak.

  • TEVRAT’TA, İNCİL’DE VE DİĞER KUTSAL KİTAPLARDA MEHDİ

    Tevrat’ta beklenen kişinin adıyla ilgili 3 kelime geçmektedir. En önemlisi;

    1. Doğruluk/Erdem (righteous, virtue),
    2. Kaya (Stone, Rock),
    3. Dal-Bitki (İbranicede Chet-Mim-Te…(Ceti(n)-Meta))

    Bu kelimeleri ve Beklenen seçilmişin Tevrat’ta nasıl anlatıldığına, gelecekte nelerle karşılaşacağımıza bakalım.

     

    TEVRAT’TA DOĞRULUK/ERDEM KELİMESİ

    Tüm kitaplar içinde Onun; Beklenen İnsanoğlu’nun adını en açık şekilde söyleyen Kitabı Mukaddes ve Enok’tur.

     

    Kitabı Mukaddes

    Yeşeya:

    42 “İşte kendisine destek olduğum (my favor* – nimeta*),

    Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!

    Ruhumu onun üzerine koydum.

    Uluslara adaleti ulaştıracak.

    2 Bağırıp çağırmayacak,

    Sokakta sesini yükseltmeyecek.

    3 Ezilmiş kamışı kırmayacak,

    Tüten fitili söndürmeyecek.

    Adaleti sadakatle ulaştıracak.

    4 Yeryüzünde adaleti sağlayana dek

    Umudunu, cesaretini yitirmeyecek.

    Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacaklar.”

    5 Gökleri yaratıp geren,

    Yeryüzünü ve ürününü seren,

    Dünyadaki insanlara soluk,

    Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki:

    6 “Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem/doğruluk ismiyle) çağırdım,

    Elinden tutacak,

    Seni koruyacağım.

    Seni halkıma antlaşma,

    Uluslara ışık yapacağım.

    7 Öyle ki, kör gözleri açasın,

    Zindandaki tutsakları,

    Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.

    8 Ben Yahve’yim, adım budur.

    Yüceliğimi bir başkasına,

    Övgülerimi putlara bırakmam.

    9 Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti.

    Şimdi de yenilerini bildiriyorum;

    Bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.”

     

    TEVRAT’TA DAL ADINDA Kİ ADAM

     8 “ ‘Ey Başkâhin Yeşu, sen ve önünde oturan kâhin arkadaşların, dinleyin! Çünkü onlar gelecek olayların ön belirtisidir. Dal (Cheti-Me-Ta (Cetin Meta) adındaki kulumu ortaya çıkarıyorum. 9 Yeşu’nun önüne koyduğum taşa/kayaya bakın! O tek taşın yedi gözü var; onun üzerine bir yazıt oyacağım’ diyor Her Şeye Egemen RAB, ‘Bir günde bu ülkenin günahını kaldıracağım. 10 O gün her biriniz komşusunu asmasının, incir ağacının altında oturmaya çağıracak.’ Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.”

    2  O gün RAB’bin dalı, İsrail halkından sağ kalanların güzelliği ve görkemi olacak; ülkenin meyvesi de onların kıvancı ve övüncü olacak. 3 Siyon’da, yani Yeruşalim’de sağ kalanlara, “Yeruşalim’de yaşıyor” diye kaydedilenlere, “Kutsal” denilecek. 4 Rab Siyon kızlarını pisliklerinden arındıracak. Yeruşalim’de dökülen kanı adil ve ateşten bir ruhla temizleyecek. 5 Sonra RAB Siyon Dağı’nın her yanını, orada toplananların üzerini gündüz bulutla, gece dumanla ve parlak alevle örtecek. Yüceliği onların üzerinde bir örtü olacak. 6 Bu, bir çardak, gündüzün sıcağına karşı gölge, yağmura, fırtınaya karşı sığınak ve korunak olacak.

    Aşağıdaki resimde Erdem isminin harflerinin İbranice ‘de ve Arapça ‘da filizlenen bir dalı nasıl çizdiğini, evrensel bir bakış açısıyla tüm milletler için bu ismin bir Filiz’in yetişme-büyüme hikâyesini anlattığını görebilirsiniz.

    7 gözü olan taş devrilen piramit üzerinde ki 7 göz (7 mim ki mim harfi göz şeklindedir) ne kadar güzel ifade etmektedir.

    Ayrıca bu taşı-kayayı kendisinin işleyeceğini ifade etmesi ve yine Tevrat’ta ki Kaya’ya çağırışım yapması değerli bir işarettir.

    Yeremya 33:

    15: “ ‘O günlerde, o zamanda, Davut için doğru bir dal yetiştireceğim; Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.
    16 : O günlerde Yahuda kurtulacak, Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak. O, Efendi doğruluk (ERDEM) adıyla anılacak.’
    17: RAB şöyle diyor: ‘İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek. 
    18: Levili kâhinlerden önümde yakmalık sunu sunacak, tahıl sunusu yakacak, kurban kesecek biri hiç eksik olmayacak.’ ”

    Yeremya 33 ‘de yine 16-18. bölümler arasında beklenen kurtarıcının isminin DOĞRULUK olduğunu açıkça belirtmiştir. Ve bu ismi Zekeriya’da DAL’a/Filizlenip Dal’a dönüşen tomurcuğa benzetmiştir. Dikkat ediniz; onun halinden ve yaşamından değil İSMİNDEN bahsetmektedir. Daha sonra TAŞ/KAYA’dan bahsetmekte ve 7 gözlü taş – Mim den bahsetmektedir.

     

    KURTARICIYA RAB “DOĞRULUK” İSMİYLE SESLENİR

    Yeşeya 42

    Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki,
    6 “Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım,
    Elinden tutacak,
    Seni koruyacağım.
    Seni halka antlaşma,
    Uluslara ışık yapacağım.

     

    YENİ ADI: DOĞRULUK KENTİ – DOĞRULUK SAYESİNDE KURTULUR

    Yeşeya 1

    26 – Eskiden, başlangıçta olduğu gibi,
    Sana yöneticiler, danışmanlar yetiştireceğim.
    Ondan sonra ‘Doğruluk/Erdem Kenti’,
    ‘Sadık Kent’ diye adlandırılacaksın.”
    27 – Siyon adalet sayesinde,
    Tövbe edenleri de doğruluk sayesinde kurtulacak.
    28- Ama başkaldıranlarla günahlılar
    Birlikte yıkıma uğrayacaklar.
    Rabbi terk edenler yok olacak.

     

    DOĞRULUK VE KAYA ONUN İSMİDİR

    Rab Siyon’u Avutuyor

    51
    “Doğruluğun ardından giden,
    RAB’be yönelen sizler, beni dinleyin:
    Yontulduğunuz kayaya,
    Çıkarıldığınız taş ocağına bakın.

    2. Samuel 23

    3 İsrail’in Tanrısı/Efendisi konuştu,
    İsrail’in kayası bana dedi ki,
    ‘İnsanları doğrulukla
    Ve Tanrı korkusuyla yöneten kişi,

     

    KAYA’NIN DOĞRU YOLLARI

    Yasa’nın Tekrarı 32

    4 O Kaya’dır, işleri kusursuzdur,
    Bütün yolları doğrudur.
    O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır.
    Doğru ve adildir.

    15 “Yeşurun semirdi ve sahibini tepti;
    Doyunca yağ bağlayıp ağırlaştı,
    Kendisini yaratan Tanrı’ya sırt çevirdi,
    Kurtarıcısını, Kaya’yı küçümsedi.

    30 Onların Kayası kendilerini satmamış
    Ve RAB onları ele vermemiş olsaydı,
    Nasıl bir kişi bin kişiyi kovar,
    İki kişi on bin kişiyi kaçırtırdı?
    (YC2009)

    31 Çünkü bizim Kayamız onların kayasına benzemez,
    Düşmanlarımız bu konuda yargıç olabilir.

    144. Mezmur

    Ellerime vuruşmayı,
    Parmaklarıma savaşmayı öğreten
    Kayam RABbe övgüler olsun! (Rab efendi demektir)
    2 O’dur benim vefalı dostum, kalem,
    Kurtarıcım, KULEM,
    Kalkanım, O’na sığınırım;
    O’dur halkları bana boyun eğdiren!

    10 Sensin kralları zafere ulaştıran,

     

    KAYA ANADOLU’DAN/TÜRKİYE’DEN GELİR

    Kitab-ı Mukaddes Yeşaya 41

    25 “Kuzeyden birini harekete geçirdim, geliyor, (Anadolu’dan)

    Gün doğuşundan beni adımla çağıran biri. (sabah namazı kılan)

    Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi,

    Önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla.

    26 Hanginiz bunu başlangıçtan bildirdi ki, bilelim,

     

    İNCİL’DE KAYA VE MEHDİ MÜJDESİ

    İncil’de kaya sembolizmi İsa tarafından devam ettirilir.

    Matta 7

    Sağlam Temel, Çürük Temel
    24  “İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini Kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. (YC2009)
    25 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur.

    Matta 16

    18 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus’sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.

    Romalılar 9

    33 Yazılmış olduğu gibi:
    “İşte, Siyon’a bir sürçme taşı,
    Bir tökezleme kayası koyuyorum.
    O’na iman eden utandırılmayacak.”

    1. Korintliler 10

    4 hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesih’ti. (YC2009)

    (Kaya sembolizmi, bazen İbrahim peygamber, bazen Mesih İsa, bazen gelecekteki kurtarıcı, bazen de Tanrı için kullanılır)

    Rivayete göre Daniel As. Ünlü kral Nebukeddazar’ın gördüğü bir rüyayı yormuştur. Özetle “başı altın vücudunun geri kalanı değişik metallerden bir heykel görmüş ve bir kayanın o heykeli parçaladığı ve kayanın büyüyerek tüm dünyayı kapladığını görmüştür. Daniel as. yorum olarak şunu demiştir;

    “O altın baş sizsiniz. Sizden sonra farklı krallar gelecek ama sizin kadar güçlü olmayacaklar. En sonunda bir kaya çıkacak ve tüm krallıkları parçalayarak tüm dünyaya hâkim bir devlet kuracaktır.

     

    GALİP GELEN VE 7 GÖZ SEMBOLÜ

    Hz. İsa, kaya sembolizmini Tevrat’taki gibi kullanmaya devam ediyor. Çünkü sığınılacak kaya olan kurtarıcıdaki Kutsal Ruh; Âdem’den İbrahim’e, ondan İsa’ya, İsa’dan Muhammed’e ve sonunda soyların birleştiği kişiye dek akacaktır.

    24  “İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. (YC2009)
    25 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur.

     

    Vahiy 2

    (İsa;) Ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum. 26-28 Ben Baba’mdan nasıl yetki aldımsa, galip gelene, yaptığım işleri sonuna dek sürdürene ulusların üzerinde yetki vereceğim.
    Demir çomakla güdecek onları, Çömlek gibi kırıp parçalayacaktır. Galip gelene sabahyıldızını da vereceğim. 29 Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.’”

    Vahiy 3

    İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz. 21 Ben nasıl galip gelerek Baba’mla birlikte Baba’mın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim. 22 Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.’

     

    Enok Peygamberin Kitabı

    “5. Orada gözlerim adaletin, imanın Seçilmiş Kişisini gördü. Onun Ruhların Tanrısı’nın kanatları altındaki mekânını gördüm. Onun günlerinde doğruluk hüküm sürecek.”

    1. Bölüm (Enok)
      O günlerde Tanrı bu bilgelik sözlerini tekrarlamaları için insan oğullarının çağrılmasını emredecek: “Göster bunu onlara! Kılavuzları ol ve tüm dünyaya bir ödül ol! (Manevi – Ruhen) Oğlum ve ben onlarla birleşeceğiz, tüm yaşamları boyunca doğruluğun yollarına tanıklık edeceğiz. Ve huzur bulacaksınız. Sevinin doğruluğun çocukları!”

    HZ SÜLEYMAN’IN KİTABINDA MEHDİ/ERDEM ADLI KİŞİ

    Kitabın son bölümleri, Yahudilerin Mısır’dan çıkışlarıyla ilgilidir. Bunun, Tanrı’nın sağgörülü bilgeliğine en eksiksiz örnek olduğu belirtilir. Ayrıca bu bölümlerde putperestlik konusunda uzun bir ara söz vardır. İncil ‘in yazarları bu yapıt konusunda bilgi edinip birçok yerde bundan yararlanmışlardır. İyi düzenlenmiş bu kitabın içeriği başlıca üç konuda özetlenebilir:

    Ana Hatlar

    1: 1-5:23 Bilgelik ve insanın yargısı

    6:1-9:18 Bilgeliğin kökeni, niteliği ve etkileri

    10:1-19:22 Tarih boyunca bilgelik ve Tanrı

     

    ERDEM‘E TAÇ GİYDİRİLİR, ÇÜNKÜ O SÜREKLİ ÇABA GÖSTERDİ

    Hz Süleyman’ın Kitabı

    4. Bölüm

    1:Çocuksuz olup erdemli olmak daha iyidir, çünkü ölümsüzlük erdemin anısını devam ettirir ve ister Tanrı ister insanlar erdeme değer verirler.

    2:Erdemi görünce, ona benzemek için çaba gösteririz, Onu bulamayınca da onu özleriz. Erdeme taç giydirilir, sonsuza dek yengi onundur, çünkü erdem, noksanı olmayan ödüller için güçlü ve sürekli çaba gösterip yengiye erişmiştir.

    3:Ama kötülerin bir sürü derin düşünceye dalmaları yarar sağlamaz. Onlar yasa dışı soyun dölüdürler, Hiç bir zaman kök salamaz, sağlam temel kuramazlar.

    4:Bir süre için dal budak salabilirler, ama kökleri zayıf olduğundan rüzgârda sallanacak, fırtınanın gücüyle paramparça olacaklardır.

    5:Daha yeni uzayan dalları kopartılacak, Meyvelerinden kimse yararlanamayacak, ham meyveleri kimse yiyemeyecek, Hiç bir işe yaramayacaktır.

    6:Çünkü yasadışı birleşme sonucu doğan çocuklar, Tanrı onları yargıladığında anneleriyle babalarının yaptığı kötülüğe tanıklık ederler.

    7: Erken ölse bile erdemli insan dirliğe kavuşacaktır.

    8: Yaşlılığı onurlu kılan yaşanmış günlerin sayısı değildir, yaşamın gerçek ölçüsü yılların sayısı değildir.

    9:Anlayış, kişinin saçlarının beyazlamasının anlamı budur! Leke sürülmemiş bir yaşam, kişinin olgunlaşarak yaşlanmasının anlamı budur.

    10:Erdemli insan Tanrı’yı mutlu etmek istemiştir, Tanrı da onu sevmiştir. Onu, Tanrı’nın buyruklarına uymayanlarla yaşadığı için bu dünyadan ayırdılar.

    11:Kötülüğün etkisiyle usunun doğru yoldan sapmaması ve hainliğin ruhunu baştan çıkarmaması için Erdemli insanı alıp götürdüler.

    12.:Çünkü kötülüğün büyüleyici etkisi iyi şeyleri gölgede bırakır, bir kasırgaya benzeyen tutkular saf yüreği bozar.

    13:O denli kısa bir zamanda olgunlaşan erdemli insan gerçekten uzun bir yaşam sürmüş sayılır.

    14:Onun ruhunu seven Rabbi onu çabucak çevresindeki kötülüklerden almıştır. Yine de insanlar bir şey anlamadan bakıp duruyorlar, bir türlü anlayamıyorlar ki,

    15:Tanrı’nın seçtiği kişileri iyilik ve bağışlanma bekliyor; Kutsal kişileri Tanrı koruyor.

    16:Ölen erdemli insan yaşamını sürdüren kötüleri suçluyor. Gençlerin zamansız ölümü yıllarca yaşayan kötüleri suçluyor.

    17:Bu kişiler erdemli insanın sonuna bakıp, Rabbi’nin onun için neler hazırladığını veya Rabbi’nin neden onun güvenliğini sağladığını anlamazlar.

    18:Bu kişiler olup bitenlere bakıp her şeyi küçümserler. Ama Tanrı onların haline gülecektir.

    20:Günahlarının hesabı görüldüğünde onlar titreyerek geleceklerdir, günahları onların karşısına çıkacak, onları suçlayacaktır.

     

    Bilgelik

    5: O zaman erdemli insan yüreklilikle ayağa kalkacak, onun ıstıraplarına hiç önem vermeyenlerin, ona zulmedenlerin karşısına dikilecektir.

    2:Onlar erdemli insanı görünce, yüreksiz kimsenin korkusuyla titreyecek, onun beklenmedik kurtuluşuna şaşıracaklardır.

    3:Vicdan azabı çekerek, inleyerek, kederli bir halde birbirlerine şöyle diyecekler:

    4 :”Bir zamanlar bu adama gülerdik, bizim için alay konusuydu, onu küçümserdik, meğer ne akılsız kimselermişiz! Bizim gözümüzde onun yaşamı bir çılgınlıktı, sonu ise onursuzdu.

    5:Nasıl oluyor da o, Tanrı’nın oğullarından (seçkinlerinden) biri sayılıyor? Nasıl oluyor da o, kutsallar arasında yer alıyor?

    6:Anlaşılıyor ki gerçeğe giden yoldan saptık, adaletin ışığı bizim için parlamadı; bizim için güneş hiç bir zaman doğmadı.

    7: Tüm yasa dışı yolları, insanın mahvına sebep olan tüm yolları kat ettik. Rabbin belirlediği yoldan gitmek yerine ayak basmamış çöllerden geçtik!

    8:Küstahlık, bu tutum bize ne yarar sağladı? Zenginlik ve övünme, bunlar bize ne kazandırdı?

    9:Bütün bunlar birer gölge gibi geçip gitti, çabuk geçen bir söylenti gibi yitti.

    10:Kabaran dalgaları yarıp giden bir gemi gibi nereden geçtiğini gösteren hiçbir belirti bırakmıyor, geminin omurgasından dalgalarda hiç bir iz kalmıyor,

    11:Ya da havada uçan kuş gibi geçtiğini gösteren hiç bir kanıt bırakmıyor. Kanadının tüyleri ince havayı kamçılıyor, vızıltıyla çabuk davranarak havayı yarıyor, büyük bir alanı kaplayan kanadıyla ileriye doğru hızla ilerliyor ve sonra oradan geçtiğine dair hiç bir belirti bırakmıyor.

    12:Veya hedefini bulan bir ok gibi, delinen hava çabucak eski durumuna geldiğinden, okun hangi yöne atıldığını bilmek olanak dışıdır.

    13:Bizim için de öyledir; doğduktan bir süre sonra yaşamımız sona erdi. Erdemin bizde izi bile yok, yaşamımızı kötülükle tükettik.”

    14:Evet, kötülerin umudu, rüzgârın sürüklediği çöp gibidir, fırtınanın koparttığı ince bahar dalı gibidir, rüzgârın dağıttığı duman gibidir, bir günlük konuğun anısı gibi gelir geçer.

    15:Ama erdemli insanlar sonsuza dek yaşar, Rableri onları ödüllendirir, yüce Tanrı onları korur.

    16:Tanrı onlara görkemli krallık tacını, güzellik tacını kendi eliyle sunacaktır. Çünkü Tanrı onları sağ eliyle koruyacak, kolu ile onları savunacaktır.

    17:Tanrı’nın kıskanç sevgisi silahı olacak, düşmanlarını cezalandırmak için evreni silahlandıracaktır.

    18:Adalet onun göğüslük zırhı olacak, gizli olmayan yargısı da miğferi.

    19:Yenilmez kutsallık onun kalkanı olacak,

    20:Demiri ocakta kızdırıp işleyecek, hoşgörüsüz öfkesiyle keskin bir kılıç oluşturacaktır. Evren, dünyayı umursamayanlarla savaşmak için O’nun peşinden yürüyecektir.

    21:Nişan almasını gerçekten bilen yıldırımlar ok gibi, şimşekler tümüyle gerilmiş bir yaydan çıkar gibi bulutlardan fırlayıp hedeflerine doğru uçacaklar.

    22:Mancınık, öfkeyle yüklü dolu tanelerini fırlatıp atacaktır. Deniz suları onlara karşı köpürecek, ırmaklar onları girdap içine çekip acımasızca yutacaktır.

    23:Güçlü bir nefes onlara karşı üfleyecek, bir kasırga gibi onları dağıtacaktır. Böylelikle yasa dışı eylemler dünyayı yok edecek, işlenen suçlar güçlüleri tahttan indirecektir.

     

     

    ALTIN ÖLÇÜ / METRE /ERDEM

    erdem-medre-metre (ölçü-ölçücü-temel uzunluk ölçüsü)

    Eski Yunanca, İtalyan ve Fransızca’da “metre” kelimesi “ölçü” demektir.

    “Erdem” kelimesinin bu alfabede tersten okunuş olan “medre” kelimesini karşılaması son derece hikmetlidir.

    Çünkü “Erdem”; en önemli özelliği ve başlama noktası olarak; altın ölçü ve ondan doğan mucizeleri keşfeden ve yayan kişi olması ile bilinmektedir.

    (İtalyanca “metro”, “uzunluk ölçü birimi” sözcüğünden alıntıdır. İtalyanca sözcük Fransızca aynı anlama gelen “mètre” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca “métron μέτρον” “ölçü” sözcüğünden alıntıdır. Wikipedia )

     

    ZERDÜŞT PEYGAMBERİN MÜJDESİ

    Zerdüştlüğe göre Allah âlemi her bir dönemi iki ay olan “altı” dönemde yaratmıştır. Üzerinde yaşadığımız dünya her aya karşılık bin sene yani toplam “12.000” seneliktir. Zerdüşt “9.000” senenin sonunda doğmuştur. Ölümünden “3.000” sene sonra Zerdüşt’ün oğullarından birisi dünyada ortaya çıkarak insanlığın büyük kurtarıcısı olacaktır.

    Zerdüşt dininde “Mithra” semadan dünyaya inecek, çok müthiş bir savaş sonucunda Ehriman ordularına karşı kesin bir zafer kazanacak, bu orduları cehenneme atacak, ölüleri gerçek şekilleriyle diriltecek, muhakeme edecek, günahkârları cehennem azabına gönderecek, iyileri cennete koyacak ve böylece “1.000” senelik barış ve sükûnet dönemi başlayacaktır. Kıyametten önce kurtarıcı peygamberin gelmesi Zerdüştizm’in inançları arasındadır. O, yeryüzünü zülüm ve haksızlıktan kurtarıp mutlu hükümranlığını kuracaktır.

    Enok peygamberin kitabında olduğu gibi, Zerdüşt peygamberin kitabında ve Tevrat’ta beklenen kişinin ismi “doğruluk/erdemlilik/erdem” olarak ifade edilir.

     

    ERETA / EREDA İSİMLİ KURTARICI

    110. Biz kutsal Visadha’nın Fravaşi’sine tapıyoruz, Biz Pairiştira’nın Oğlu kutsal Aşa-vanghu’nun Fravaşi’sine tapıyoruz; Biz Athwyoza’nın oğlu kutsal Neremyazdana’nın Fravaşi’sine tapıyoruz. Biz Ara’nın oğlu kutsal Berezışnu’nun Fravaşi’sine tapıyoruz; Biz Ara’nın oğlu kutsal Kasupatu’nun Fravaşi’sine tapıyoruz. Biz kutsal Frya’nın Fravaşi’sine tapıyoruz. Biz kutsal ASTVAT-ERETA’nın Fravaşi’sine tapıyoruz.

    (Zerdüştlükte tapınma, kutsallık verme ve saygı gösterme anlamındadır. Zerdüşt daima İlahın tek olduğunu ve mutlak gücü Ahura Mazda yani yaratıcıda görür. Anlayışsız çevreler ve kimi takipçileri bunu çok tanrılı bir din olarak algılamışlardır.)

    129. Ki onun adı muzaffer SAOŞYANT olacak ve onun adı Astvat-Ereta olacak. O SAOŞYANT (İyiliksever Olan) olacak, çünkü onun bütün bedensel dünyaya hayrı dokunacak, O ASTVAT-ERETA olacak (ki o bedensel yarattıkları ayağa kaldıracak; kayim), çünkü bedensel bir yaratık olarak ve yaşayan bir yaratık olarak O iki bacaklı dölün Druj’una karşı koymak için, inançlılar tarafından yapılan kötülüğe karşı koymak için bedensel yaratıkların yok edilmesine karşı koyacaktır.

    Dünyanın sonu yaklaştığı vakit Astvat Erata (Yükselen Doğru ) adında bir erkek çocuğu doğacak. Zerdüşt’e göre bu kişi beklenen KURTARICI olacaktır. Saoşyant yani KURTARICI diyerek ona övgülerde bulunur.

    Yasna 47

    • Mazda Ahura doğruya/Erdem’e uygun olarak, kutsal ruhu için en iyi düşünce, eylem ve söz için, egemenlik (krallık) ve dindarlıkla refah ve ölümsüzlük verecektir.
    • O bu en kutsal ruhun en iyisi, iyi düşüncenin sözlerini söyleyen dille, dindarlığın eylemlerini yürütürken elleriyle yaptığı işle, bu bilginin erdemiyle yerine getirir. O yani Mazda doğrunun/Erdem’in babasıdır…
    • Ey Mazda doğru olana /Erdemli kişiye bu kutsal ruh aracılığıyla bütün bu en iyi şeyleri vadettin…
    • Ey Ahura Mazda Bu kutsal ruh aracılığıyla, bu ateş aracılığıyla sen iki tarafa Dindarlığın ve Doğrunun/Erdem yardımıyla iyiyi bölüştüreceksin. Bu gerçekten de bunu duymaya hazır pek çok kişinin dinini değiştirecektir.

    DÜZ YOL (SIRAT-I MUSTAKİM) MÜJDESİ

    YASNA 53

    1- (Zerdüşt) -Bilinen en iyi sahiplik Zerdüşt Spitama’nındır ki bunu Mazda Ahura ona Doğru/Erdem aracılığıyla bütün zamanların kutsanmış en görkemli şeylerini verecektir; aynı şekilde kendi İyi Dininin sözlerini ve eylemlerini uygulayan ve öğrenenlere de bunları verecektir

    2- O zaman bırak onlar düşüncelerle, sözlerle, eylemlerle Mazda’yı hoşnut etsinler, ona memnuniyetle övgüler dizsinler, ona ibadet etmenin peşinden gitsinler, hatta Kava Viştaspa’ya ve Zerdüşt’ün oğlu Spitamid’e Fraşaoştra ile birlikte tapmanın peşinden gitsinler, Ahura’nın buyurduğu geleceğin Kurtarıcısının Dinine giden düz yolları döşeyerek.

     

    ZERDÜŞT PEYGAMBER YENİDEN DİRİLİŞE ATIFTA BULUNUYOR

    Egemenlik geldiğinde herkes değil ama bazı kutsallar dirilecektir. 1000 yıllık; kutsal kitaplarda bir gün ifade edilen 7. gün çağında görünenlerden biri de Zerdüşt peygamber olacaktır.

    14- Arkadaşlarına verecek gücü olan anlayışlı bir adam gibi senin öngörülü yanın bana Doğru/Erdem aracılığıyla Egemenliğiyle gelirse, o zaman ben senin Yasana düşman olanların karşısına koymak için kendi kendimi canlandıracağım, senin sözlerine dikkat eden öteki bütün herkesle birlikte.

     

    DOĞRU İSİMLİ ŞÂHISA BİAT EDİLECEK, ŞARKILAR EVİNDE (KUDÜS YÂDA MEKKE)

    8- Bunu Sana soruyorum, ey Ahura, bana doğruyu söyle senin dinini ilan edeceklerimize Dindarlığı götürecek miyiz götürmeyecek miyiz? Senin tarafından bunun için ilk kez bana emir verildi; ben bütün diğerlerine ruhun nefretiyle bakarım 8. Sen bizim için (aklındaki) tapınma ilahileriyle onu kazanmanın peşin desin: “Şimdi gerçekten de onu kendi gözlerimle gördüm, iyi ruhun, (iyi) eylemin ve sözün (Egemenliğini), çünkü Doğru aracılığıyla Ahura Mazda’yı tanımayı öğrendim.” Hadi Şarkıların Evinde ona biatımızı sunalım.

     

    ZERDÜŞT PEYGAMBERİN DOĞRU VE RABBİ İÇİN TEVAZU VE ÖZGÜ DOLU SÖZLERİ

    12- Turanlı Fryana’nın övgüye değer ataları ve zenginlikleri arasında Doğru/Erdem; Dindarlığın maddeyi kutsayan faaliyetleriyle ortaya çıktığında, o zaman iyi Düşünce onları kabul edecek ve Mazda Ahura onlara tam bir koruma verecektir.

    6- Siz ikinizden, ey Mazda ve Doğru/Erdem, sizden planlarınızın ne olduğunu anlatmanızı istiyorum ki biz de sizin gibi Dini nasıl öğreteceğimizi idrak edebilelim, ey Ahura.

    8- Fraşaoştra’ya Doğrunun/Erdem son derece neşeli arkadaşlığını bağışla. Bunu sana soruyorum, ey Mazda Ahura- bana da Egemenliğinde iyi olanı bağışla. Sonsuza dek her zaman senin elçilerin olacağız

    5- Bize açıktan görünür yardımla birlikte mutluluk getirecek olan (ilahi) elin işaretleri sizler tarafından sağlanır, ey Ey Mazda Ahura ve Doğru/Erdem çünkü siz peygamberinize karşı sevecensinizdir.

    Yasna 48:

    8- …Ey sen DOĞRU/Erdem. Senin açıkça ortaya koydukların, hatta iyi ruhun yaptığı eylemlerin tartılması dindarların hoşuna gidecek mi?

    9- Sizin, yıkıcılıkların benim için tehdit olan herkesin üzerinde gücünüzün olup olmadığını ben ne zaman öğreneceğim ey Mazda ve DOĞRU/Erdem. Gelecekteki KURTARICI/Erdem kaderin nasıl olacağını bilmelidir.

  • KURAN’DA MEHDİ’NİN RESUL (ELÇİ) OLARAK GELECEĞİNİN KURAN’DAN DELİLLERİ

    Ben Erdem Çetinkaya Meta. Sizlere “Kur’an’da yok” denilen “Mehdi” ve “Kaiym” hakkındaki en belirgin olarak gördüğüm işaretlerin bazılarını göstereceğim. Göreceksiniz ki; Kur’an’da pek çok farklı şekilde Mehdi ve Kaiym’den bahsetmektedir. Ancak siyasi mülahazalarla idareciler açısından Mehdiyyet kavramı siyasal bir risk olarak görülmüş ve tefsir ve meallere müdahale edilerek gizlenmiş; dolaylı olarak Kur’an’a ihanet edilmiştir.

    Mehdiyet, yani dünyanın sonunda gelip dünyada Allah adıyla adaleti sağlayacak ve zalimleri yok edecek bir görevlinin varlığı tüm dinlerde vardır. Tevrat’ta bazı bölümler sadece Kaiym Mehdi’ye ayrılmıştır. İncil’de de müjdeler vardır.

    Kur’an, Tevrat ve İncil’i doğrulamak için geldiğini söylüyor. Araştırmalar, günümüzdeki Tevrat ve İncil’lerin peygamber zamanındaki ile aynı olduğunu ve çok daha eskilere dayandığını söylüyor. Kur’an’ın, bazı incil ve Tevrat ayetlerine atıflar yapması ve bu ayetlerin de o kitaplarda bulunması da, Kur’an’ın onları tasdik ettiğini göstermektedir. Eski kitapların tahrif edildiği iddiası Kur’an’da bulunmaz. Sadece diğer din adamlarının onun anlamını ve bazı kelimelerini çarpıttığını söyler. Bunlar dışında Tevrat ve İncili tasdik edip hariç tutarak; bunlar dışında kendisi kitap yazıp da “Allah yazdırdı” diyen sahte peygamberleri kınar. Bu durum aşağıdaki ayetlerde daha belirgindir.

    DUYURU: MEHDİ’NİN HADİSLERDEN DELİLLERİ İÇİN YENİ MAKALEMİZİ TIKLAYINIZ; DEVAMI…

    KANIT OLARAK KUTSAL KİTAPLARIN TÜMÜNDEKİ İŞARETLER YETERLİ OLMALIDIR!

    Ta-ha Suresi 133. Ayet:

    Dediler ki: “Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?” Onlara önceki suhuflardaki (sayfalardaki) (daha önce indirilen tüm kutsal metinlerdeki) açık belgeler yetmez mi?

    Allah, Yahudileri Tevrat varken Hz Muhammed’i hakem seçmelerini bile eleştirmiştir. Tarihsel kanıtlarla bilmekteyiz ki; elimizde bulunan Tevrat ve İncillerin tamamı Hz Muhammed’den yüzlerce yıl öncesine dayanır. Ölü Deniz Yazmaları hakkında araştırma yapabilirsiniz.

    “Seni nasıl hakem seçerler. Halbuki Tevrat yanlarındadır. İçinde Allah’ın hükmü yazılıdır. Yine bundan sonra da yüz çeviriyorlar. İşte bunlar asla inanmış değildir.” (Kur’an Maide (5) Suresi 43.ayet) ( Tevrat varken peygambere bile fikir sorulmasını Allah kınamıştır. Yanlarında olan kitap tasdik edilmiştir ve Tevrat’ın ve Kur’an’ın hükmü peygamberin hükmünden üstündür.)

    “Ey müminler, Yahudi ve Hristiyanlara deyin ki: ‘Biz Allah’a ve Kuran’a, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya ve bütün Peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara inandık. Onların arasında fark gütmeyin.” (Kur’an Bakara (2) Suresi, 136. ayet) (Tüm kitapları fark gözetmeden okumalı ve iman etmeliyiz; ama diğer kitaplarda tüm dünya krallarına diz çöktürecek bir Kurtarıcı geleceği yazdığı için onların okunmasını kötülerler)

    “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine ve ona indirdiği kitaba ve ondan önceki indirdiği kitaplara gereği gibi inanın.” (Kuran Nisa (4) Suresi, 136 ayet)

    ÖNCEKİ KUTSAL KİTAPLARDAN BEKLENEN KURTARICIYA İLİŞKİN BAZI İFADELER

    Tevrat/Tanakh/Yeşaya 9

    Çünkü bize bir çocuk doğacak,
    Bize bir oğul verilecek.
    Yönetim onun omuzlarında olacak.
    Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı (Tevrat’ta elçilere ve lider meleklere “Tanrı” denirdi, tanrı kelimesi zamanla “İlah” manasında kullanılınca Kur’an bu kelimeyi kullanmadı)
    Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.

    7Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek.
    Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak.
    Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak
    Ve sonsuza dek sürdürecek.
    Her Şeye Egemen RAB’bin gayreti bunu sağlayacak.

     İşay’ın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak,
    Kökünden bir fidan meyve verecek.
    2RAB’bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu,
    Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu
    Onun üzerinde olacak.
    3RAB korkusu hoşuna gidecek.
    Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak,
    Kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.
    4Yoksulları adaletle yargılayacak,
    Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.
    Dünyayı ağzının değneğiyle cezalandıracak,
    Kötüleri soluğuyla öldürecek.
    5Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak.
    6Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,
    Parsla oğlak birlikte yatacak,
    Buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana duracak,
    Onları küçük bir çocuk güdecek.

    Yeşaya 11

    9Kutsal dağımın hiçbir yerinde
    Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
    Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,
    Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak.

    10O gün İşay’ın kökü ortaya çıkacak,
    Halklara sancak olacak,
    Uluslar ona yönelecek.
    Kaldığı yer görkemli olacak.
    11O gün Rab, Asur’dan,
    Mısır, Patros, Kûş, Elam,
    Şinar, Hama ve deniz kıyılarından
    Halkının sağ kalanlarını kurtarmak için
    İkinci kez elini uzatacak.
    12Uluslar için sancak kaldıracak,
    Sürgün İsrailliler’i toplayacak, (2000 yıl sonra Gerçek oldu)
    Dağılmış Yahudalılar’ı
    Dünyanın dört bucağından bir araya getirecek.

    Kutsal dağımın hiçbir yerinde
    Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
    Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,
    Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak.

    14Batıdaki Filistliler’e saldırıp (Gerçek oldu)
    Hep birlikte doğudakilerin her şeyini yağmalayacaklar. (Gerçek oldu)
    Edom ve Moav halklarının topraklarına el koyacak,
    Ammonlular’a boyun eğdirecekler.

    15RAB Mısır’ın Süveyş Körfezi’ni tümüyle kurutacak. (Kanal yapımı sırasında ve sonradan tuzlu göller oluştu)
    Elinin bir sallayışıyla estireceği kavurucu rüzgarla
    Fırat’ı süpürüp yedi dereye bölecek. (Fırat Barajı ile suyu kesildi ve gerçek oldu)
    Öyle ki, insanlar ırmak yatağından çarıkla geçebilsin.

    16Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, “İşte Siyon’a sağlam temel olarak bir taş/kaya, denenmiş bir taş/kaya, değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek. 17Adaleti ölçü ipi, doğruluğu çekül yapacağım. 

    27Bakın, RAB’bin kendisi uzaktan geliyor,
    Kızgın öfkeyle kara bulutiçinde.
    Dudakları gazap dolu,
    Dili her şeyi yiyip bitiren ateş sanki.
    28Soluğu adam boynuna dek yükselmiş taşkın ırmak gibi.
    Ulusları elekten geçirecek, değersizleri ayıracak,
    Halkların ağzına yoldan saptıran bir gem takacak.
    29Ama sizler bayram gecesini kutlar gibi
    Ezgiler söyleyeceksiniz.
    RAB’bin dağına, İsrail’in Kayası’na

    16Yükseklerde oturacak;
    Uçurumun başındaki kaleler onun korunağı olacak,
    Ekmeği sağlanacak, hiç susuz kalmayacak.

    17Kralı bütün güzelliğiyle görecek,
    Uçsuz bucaksız ülkeyi seyredeceksin.

    3Şöyle haykırıyor bir ses:
    “Çölde RAB’bin yolunu hazırlayın,
    Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın.
    4Her vadi yükseltilecek,
    Her dağ, her tepe alçaltılacak.
    Böylelikle engebeler düzleştirilecek,
    Sarp yerler ovaya dönüştürülecek.
    5O zaman RAB’bin yüceliği görünecek,
    Bütün insanlar hep birlikte onu görecek.
    Bunu söyleyen RAB’dir.”


    11Sürüsünü çoban gibi güdecek,
    Kollarına alacak kuzuları,
    Bağrında taşıyacak;
    Usul usul yol gösterecek emziklilere.
    12Kim denizleri avucuyla,
    Gökleri karışıyla ölçebildi?
    Yerin toprağını ölçeğe sığdıran,
    Dağları kantarla,
    Tepeleri teraziyle tartabilen var mı?
    13RAB’bin düşüncesine kim akıl erdirebildi?
    O’na öğüt verip öğretebilen var mı?
    14Akıl almak, adalet yolunu öğrenmek için
    RAB kime danıştı ki?
    O’na bilgi veren, anlayış yolunu bildiren var mı?

     “İşte kendisine destek olduğum,
    Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!
    Ruhum’u onun üzerine koydum.
    Adaleti uluslara ulaştıracak.
    2Bağırıp çağırmayacak,
    Sokakta sesini yükseltmeyecek.
    3Ezilmiş kamışı kırmayacak,
    Tüten fitili söndürmeyecek.
    Adaleti sadakatle ulaştıracak.
    4Yeryüzünde adaleti sağlayana dek
    Umudunu, cesaretini yitirmeyecek.
    Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”

    Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki,
    6“Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem) çağırdım,
    Elinden tutacak,
    Seni koruyacağım.
    Seni halka antlaşma,
    Uluslara ışık yapacağım.
    7Öyle ki, kör gözleri açasın,
    Zindandaki tutsakları,
    Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.

    Süleyman As. Kitabı 4. bölüm
    4. Bölüm
    1:Çocuksuz olup erdemli olmak daha iyidir, çünkü ölümsüzlük erdemin anısını devam ettirir ve ister Tanrı ister insanlar erdeme değer verirler. (Gerçekten de Erdem Çetin Kaya Meta ne evlidir ne de çocukludur, oysa 40’ına gelmiştir.)
    2:Erdemi görünce, ona benzemek için çaba gösteririz, Onu bulamayınca da onu özleriz. Erdeme taç giydirilir, sonsuza dek yengi onundur, çünkü erdem, noksanı olmayan ödüller için güçlü ve sürekli çaba gösterip yengiye erişmiştir.

    Tevrat’ta onun beklenen kişinin adının “doğruluk/erdem” ve “kaya” kelimeleri ile ilişkili olduğunu kanıtlarla gördünüz. Aynı isim Avesta Zerdüşt peygamberin kutsal kitabında “Erata” ve “doğruluk” isimleriyle geçmektedir. Eski peygamberlerin kitabında bu kadar önemli olan ve dinin ayrılmaz parçası kabul edilen bir konunun Kur’an’da atlanması düşünülebilir mi? Eğer bu inanç bir uydurma olsaydı, Allah elbette onu Kur’an ile düzeltir ve dünyaya hakim olacak Kurtarıcı beklentisinin boş olduğunu söylerdi. Tam tersine elçisi aracılığı ile gelecek şahsın özelliklerini yüzlerce farklı kaynaktan gelen hadisle anlatmıştır. Peki Kur’an’da “doğruluk” ismi geçer mi? Çünkü tüm kutsal kitaplarda “doğruluk-erdem” anılmıştır. Arapça’da “doğruluk” kelimesinin kökü “Kaiym” kelimesidir. “Dosdoğru yol” manasına gelen “müsta-kaiym” ifadesi de “Kurtarıcının yolu” ile ilgilidir. Aynı şekilde “Kıyamet günü” de “Kıyam, doğrulmak, dosdoğru hale gelmek” kelimesiyle ilgilidir. Örnek olarak “Hüküm-Hakim” kelimelerini ele alalım, “TE” harfi ile “hükümet” kelimesini türettiğimizde, “Kaiym” ile “Kıyamet” kelimesi arasındaki ilişki daha iyi anlaşılabilir. Yani Rab, evvelki kutsal kitaplarda bahsettiği gibi zalimlerden intikam alıp yeryüzüne adaleti getirecek, Rabbin ruhuyla hareket edecek olan kişinin ismini o güne vermiştir. Ona ulaştıran ve somut olarak mucize olan Altın Yolu “Doğruluk/Erdem yolu” olarak tanımlamıştır. Bu yol gerçekten de “Kaya” isimli şahsa uzanmaktadır. Bu mucize ile ilgili mucizeler kitabını okuyunuz.

    KURAN’DA ELÇİLER VE NEBİLER

    Bu konuya girmeden önce “Elçi nedir?”, “Nebi nedir?” Sorularına cevap vermeliyiz. Çünkü ilahiyatçılar arasında bu konuda bir kafa karışıklığı vardır. “Peygamber” kelimesi Kur’an’da geçmez. Farsça bir kelimedir. Bunun yerine “resul (elçi)” ve “nebi (haber veren)”, “nezir (uyarıcı)” ve “beşir (müjdeleyici)” gibi kelimeler kullanılır. Bazı ilahiyatçılar kitap verilen kimselerin “resul (elçi)” olarak tanımlandığını, nebilerin (haber veren) “kitap sahibi olmayan ama önceki kitapları tebliğ eden kimseler” olduğunu iddia ederler. Bu asılsız iddianın temelinde yeni bir elçi iddiası ile kimse ortaya çıkmasın niyeti yatar. Çünkü Kur’an şöyle demiştir;

    (Muhammed, Allah’ın resulü ve nebilerin hatemidir) [Ahzab 40]  Bu ayete bakarak “Hz. Muhammed’den sonra nebi ve resul gelmeyecek” derler. Ayeti detaylıca inceleyelim. Önce “hatem” kelimesinin manasına sözlüklerden detaylıca bakalım.

    HÂTEM

    (ﺧﺎﺗﻢi. (Ar. ḫātem)
    1. Mühür: “Hâtem-i sadâret.” Süleyman Nebî’ye verildi hâtem (Pir Sultan Abdal). 
    2. Yüzük, üzerinde mühür bulunan yüzük: Mest olup uyurken öpmüş la’l-i cânânı rakîb / Ehremenler hâtemi almış Süleyman bî-haber (Bâkî’den).
    3. Teşmil. (Ayetten sonra getirilen yeni zorlama yorum) Son, en son, sonuncu: O, Ebû Hüreyre’den rivâyet edilen bir hadiste işâret olunduğu gibi gönderilmede sonuncu, yâni hâtem-i enbiyâ, fakat yaratılışta peygamberlerin ilki, yâni peygamberlik yolunu aydınlatan ilk meş’aledir (Mertol Tulum).

    HÂTEM

    (ﺣﺎﺗﻢi. (Ḥātem) [Eski bir Arap kabîlesinin reisi olan Hâtem-i Tâî’nin dillere destan cömertliğinden teşmil yoluyle] Çok cömert kimse: Ol âfitâb-ı saltanat ol şehsüvâr-ı memleket / Cem-bezm ü Hâtem-mekrümet memdûh-i esnâf-ı ümem (Nef’î). Cânan yoluna tayyederiz nakd-i sirişki / Sarf eylemede mâmelekin Hâtem-i aşkız (Tarzî’den).
    ● Hâtemâne (ﺣﺎﺗﻤﺎﻧﻪzf. (Fars. -āne ekiyle) Hâtem’e yakışacak şekilde, büyük bir cömertlikle.

    HATEMAT

    (ﺧﺘﻤﺎﺕi. (Ar. ḫatme’nin çoğul eki -āt almış şekli ḫatemātKur’ân-ı Kerim’i hatmetmeler, hatimler.

    (Muhammed, Allah’ın resulü ve nebilerin hatemidir (mührüdür)) [Ahzab 40]  Ayetten çıkarılabilecek sonuçlar ve yorumlar şunlar olabilir.

    1. Yukarıdaki tanımlardan anlaşıldığı üzere “Hatem” kelimesinin en baskın anlamı “MÜHÜR”dür. Dolaylı olarak “tasdik edici sembol” manasına gelir. Bu durumda “son nebi Hz. Muhammed’dir” ifadesi bile Kuran’dan çıkarılamaz.
    2. (Arapça’da hemen hiç bir yerde “mühür” kelimesi “en son ve sonuncu” manasında kullanılmaz, bildiğimiz mühürdür.)    Diyelim ki; “Hatem” kelimesi  ile “mühür ve tasdik edici” manası değil de “Son” manası verilmiş olsun. Bu durumda yine “kendisinden sonra nebi gelmeyecek kişi” manası çıkmaz. Çünkü her nebi, kendi zamanında yaşayan son nebidir. Örneğin birine sorsanız; “Son cumhurbaşkanı kimdir?” Derler ki; “RTE”. Kendisi de dese ki “ben bu ülkenin son başkanıyım.”  Kendisinden sonra bir daha kimse gelmeyecek mi? Açık bir ifade yoktur.Kanıt olarak gösterilmesi yersizdir.
    3. Yeni nebi ve resullerin gelişi dinler açısından son derece ciddi bir durumdur. Hayati önem arz eder. Eğer Hz. Muhammed’den sonra yeni görevliler gelmeyecek olsa açıkça Kuran’da şöyle yazardı; “Muhammed’den sonra her kim ‘elçiyim’ yada ‘nebiyim’ derse onu öldürün, yalancıdır” yada “Asla yeni elçi gelmeyecek, gelenler yalancıdır, dikkatli olun”. Ama Kur’an’da asla böyle ifadeler yer almaz. Tam tersine Allah’ın azaba uğrattığı her kavme önce elçi gönderdiği söylenir. Bakıyoruz ki tarihte Hz Muhammed’den sonra dahi nice azaplara uğrayan kavimler vardır. Onlara mutlaka uyarıcılar – elçiler gelmiştir. Yoksa Allah o ayetlere göre haşa vaadini yerine getirmemiş olur.
    4. Eğer “nebi” ve “elçi” kelimeleri arasında bir anlam farkı varsa, Hz. Muhammed, bu ayete göre belki en son nebi olabilir ama yine son elçi olmayacaktır. Eğer iki kelime arasında anlam farkı olmasaydı Allah yan yana kullanmazdı. Çünkü aynı manaya gelen iki kelimenin yan yana kullanılması yersizdir. Allah yersiz iş yapmaz. Bu durumda araştırmamız bizi resul ve nebi kelimelerini incelemeye götürür. Bakalım ilahiyatçıların bazılarının iddia ettiği gibi Resul; kitap alan peygamber, Nebi; kitapsız peygamber miymiş görelim. Bakalım kimmiş yanlış yolda olan.

    “ELÇİ (RESUL)” KELİMESİ TÜM PEYGAMBERLERİ, MELEKLERİ KAPSAYAN ÇOK GENİŞ ANLAMLI BİR KELİMEDİR

    İlahiyatçılara göre nebiler, kitap almamış görevlilerdir. Doğrusu böyle değildir. Bu iddiamızın kanıtları aşağıdadır.

    (Resûlüm!) Kitap’ta İsmail’i de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, resûl ve nebi idi. (Meryem / 54)

    “O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.” (Yasin, 36/5-6)

    İsmail As.’a herhangi bir kitap şeriat verilmemiştir. Hiç bir kutsal kitapta ve din kitabında buna dair en ufak bir işaret yoktur. Hatta Kur’an bizzat kendi ifadesi ile Arapların daha önceden uyarılmamış bir kavim olduğunu söyler. Arapların ekseriyetinin atası İsmail As. idi. Peygamberimiz de Mekke’ye yerleşmiş olan İsmail’in soyundandı. İsmail babası İbrahim’e yardım etmiş ve onun dinini anlatmıştı.
    Demek ki, tek bir ayet bile ilahiyatçıların iddiasını yıkmaya yetiyor. Daha pek çok ayetle delillerimizi güçlendirelim. Sonunda size “resul” ve “nebi”nin gerçek manasını açıklayacağım.
    Allah, nebilere (şöyle dedi): “Ben size Kitap ve hikmet verdim… Yanınızda olanı tasdik edici bir elçi gelecek… (3:81) Bu ayet açıkça “nebi” kelimesinin “kitap almış peygamber” tanımına daha çok uyduğunu gösterir. Açık bir şekilde Allah kitap verdiklerine nebi demiştir. Ancak ayetinde devamında kitapları tasdik eden kişiyi ise nebi değil resul/elçi olarak tanımlamıştır.
    Şüphesiz Yunus da gönderilmiş resullerden /(elçi)lerdendi. Sâffât Suresi 139. Ayet. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi kendisine kitap verilmemiş olan Yunus As.’da bir “resul” olarak tanımlanmıştır.
    Artık toplumların nasıl manipüle edildiğini, Kur’an üzerinde, harekeleri üzerinde, mealleri üzerinde mana yönüyle nasıl oynandığına şahit oldunuz mu?
    Kuran’da “elçi, resul” kelimesi melekler ve kralların görevlileri, Allah’ın kalbine dini tebliğ arzusu verdiği kişiler için de kullanılır.  Ama “nebi” kelimesi ancak Allah’tan vahiy alıp insanlara tebliğ eden kişiler için kullanılır. Sırayla delillerini gösterelim.
    “Allah meleklerden ve insanlardan elçiler/resuller seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.”(Hac 22/75)
    “Resul” kelimesinin tek manası “kitap verilmiş peygamber” olsaydı, meleklerden de peygamber /resul seçer denir miydi? Kitabını bilmeyen ilahiyatçılara yazıklar olsun. Bir de maaşla bu işi; tek iş olarak yapıyorlar.
    “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler/resuller kılan Allah’a mahsustur.” (Fatır, 35/1)
    Elçi, her türlü iş için görevlendirilen insan yada meleklerdir. Bunların illa yeni bir din ile gelmesi gerekmez. Allah’ın su damlasına yere düşmesini emreden meleği de, su damlası için bir elçidir. Ölüm melekleri de bir elçidir; öldürmek üzere gönderilmişlerdir. Bu açıdan bakınca tüm dinlerin müjdelediği, hadislerde mütevatir derecesinde anlatılan Mehdi Kaiym’in elçi olmadığını söylemek abesle iştigal olur. Her elçi bir sonraki elçiyi müjdelemiştir. Kaiym’in gelişini ise tüm elçiler ve tüm dinler müjdelemiştir.
    Kuran’da Mehdi Kaiym’in delilleri.

    1.DELİL

    TEK DÜNYA DEVLETİ VE BAŞKANI MÜJDESİ

    Mehdi gelecek mi? Kur’an’da ve diğer kutsal kitaplarda haber verilmiş mi? Bunları cevaplamadan önce “Mehdi” lakaplı, “Hüccet Kaiym” isimli bu kişinin kim olduğunu tanımlamak gerekir. Onun tüm dinlerde ortak tanımlanan özellikleri şöyledir.

    1. Kıyamete çok yakın gelecektir
    2. Beklenen son kurtarıcı olarak dünyaya adalet getirecektir.
    3. Hak ve gerçek din onunla ortaya çıkacak, dünya dine yönelecektir.
    4. Rabbe düşman olan, mucizelerini reddeden insanlar yeryüzünden silinecektir.
    5. Önceki kitapları doğrulayacak hüccet beyyine (delil) odur.
    6. Kurtarıcı dünyaya hakimiyet kuracaktır.

    Son derece zor görünen ve dünya tarihinde daha önce tam olarak gerçekleşmemiş bu olağanüstü haller Kaiym ile birlikte gerçek olacaktır. Allah için zor yoktur. Eğer Kur’an’da böyle beklenmedik ve olağanüstü bir dönemin yaşanacağı açıkça yazıyorsa, o zaman seçilmiş bir kişinin de geleceği kesindir. Çünkü dünyadaki hiç bir anlamlı hareket bir öndersiz gerçekleşmez. Kaldı ki, dünya devleti kurulacaksa bunun bir başkanı olması da kesindir. Öyleyse Kur’an’da ilk bakmamız gereken şey; dünyaya dindar insanların hakim olacağı ve küffarın öleceği bir gün gelip gelmeyeceğidir. Kur’an’a baktığımızda bunların hepsinin açıkça ifade edildiğini ve bu yönüyle kendisinden önce gelen kutsal kitapları tasdik ettiğini görürüz.

    Kur’an Enbiya Suresi 105

    Tevrat’dan sonra Zebur’da da yazmıştık: “Yeryüzüne dürüst ve erdemli (salih) kullarım vâris olacak” diye (Abdullah Parlıyan Meali)

    Ayetteki “vâris” kelimesi de dikkat çekicidir. Veraset sadece ölümle gerçekleşir. Anlaşılan o ki; salih olmayan kullar öldüğünde dünyayı Rab salihlere verecektir. Peki İslam, dünyaya hakim olabilecek midir? Günümüzde hem nüfus, hem ekonomik ve askeri güç açısından İslam dünyaya hakim din olmaktan çok uzaktır. İslam ülkelerinin iç çatışmaları, mezhepler ve farklı görüşler İslam’ın kendi içinde dahi tam bir hakimiyet tesis edemediğini göstermektedir. Ancak ayet müjdeyi verir.

    Kur’an, Fetih Suresi 28. Ayet

    Öyle bir mabuttur o ki elçilerini, doğru yolu göstermek üzere gerçek dinle, bütün dinlere üstün olmak için göndermiştir ve Allah’ın tanıklığı yeter.

    Saff Suresi 9. Ayet

    Allah’a ortak koşanlar istemese de, hak dini bütün dinlerden üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.

    Tüm elçilerin geliş amacı, yeryüzüne Rabbin dinini ve hakimiyetini getirmektir. En sonda en büyük adım Kaiym Mehdi ile atılacağı için aslında tüm elçiler Kaiym’in yardımcısıdır. Hz Muhammed; “Kaiym Mehdi’nin başarısı bütün peygamberlerin ortak başarısıdır” buyurmuştur. Yeryüzündeki tüm inananlar, Mehdi Kaiym’e bu görevinde yardımcı olmakla mükelleftir. Onu kutsal kitaplardaki ve peygamber sözleri içindeki tanımlarından tanımalı ve gösterdiği mucizelerin hakikatini anlamaya çalışmalıdır. Bunu yapmaktan her kim kaçarsa; Rabbin askeri olarak kabul edilmez. Tüm insanların anladığımız yada anlamadığımız bir şekilde dirildiği gün; Kaiym’in safında olandan başka cennete girebilecek kimse yoktur ve elçiler de, onun yanında Allah’a verdikleri ağır söz gereği toplanırlar.

    Yukarıdaki ayetlerden anlıyoruz ki, Allah hem siyasi, hem de dini anlamda dünyaya Hak dinde birleştirecek ve seçtiği bir kişiyi önder kılacaktır. Bu kişi son derece alim, adil ve Allah’a bağlı olacaktır. Kutsal kitaplarda kendisini anlatan alametlerin hepsine bir mucize olarak sahip olacaktır. Çünkü Allah yalan söylemez.

    Birileri derse ki; “tüm bunlar öndersiz bir şekilde kendi kendine gerçekleşecek” yada “o gün gelecek ama başımızda bir önder ve dindar bir idareci bulunmayacak”, elbette kibri nedeniyle böyle sözler söyleyen o kişiye itibar edilmez. Çünkü her iş ve oluş muhakkak bir öndere muhtaçtır. Bu Allah’ın değişmez kanunudur. İnsanların çoğu, tüm dinlerin müjdelediği Kaiym’e kibri ve kıskançlığı nedeniyle daha gelmeden önce düşman olmuş ve onu yok saymıştır.

     

    2. DELİL

    Tüm NEBİLERİN KİTAPLARINI beyyine ile (kanıtla) tasdik edecek; doğru çıkaracak bir elçiye yardım sözü vermeleri

    وَاِذْاَخَذَاللّٰهُم۪يثَاقَالنَّبِيّ۪نَلَمَٓااٰتَيْتُكُمْمِنْكِتَابٍ

    وَحِكْمَةٍثُمَّجَٓاءَكُمْرَسُولٌمُصَدِّقٌلِمَامَعَكُمْ

    Allah, nebilerden: “Ben size Kitap ve hikmet verdim. (Muhammed, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa kitap verilen nebilerdir)  Daha sonra sizin yanınızda olanı doğrulayıcı bir elçi geldiğinde ona kesin olarak inanacak ve kendisine yardımda bulunacaksınız” diye söz almıştı. “Bunu kabul edip bu husustaki ağır yükümü üzerinize aldınız mı?” dedi. Onlar da: “Kabul ettik” dediler. (Allah da): “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahitlerdenim” dedi. 3:81

    Burada ismi gizli elçinin Hz Muhammed (as) olmadığı aşağıdaki ayetle sabittir. 

    Hani biz nebilerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık. 33:7

    ÖNCEKİ NEBİLER HZ. MUHAMMED’E AĞIR BİR GÖREV GİBİ YARDIMDA BULUNMADILAR

    3:81 ayetinde bahsedilen ve adı gizli elçinin Hz Muhammed olmadığını yukarıdaki ayet dışında başkaca çok sağlam delilleri de vardır. Nebilerden alınan söze göre; o elçiye destek vermeleri gerekmektedir ve bu onlar için çok ağır bir görevdir. Oysa adı anılan peygamberlerin Hz Muhammed’e kendilerini çok zorlayacak bir şekilde yardım etmeleri söz konusu bile olmamıştır. Çünkü aynı zamanda yaşamadılar. Evvelden müjdelemek, ileride bir elçi gelecek deyip, özelliklerini saymaksa “ağır bir görev, zor bir iş” değildir. Eğer o gizli elçi Mehdi (Gerçek adı Kaiym) ise evvelki kutsal kitaplarda haber verildiği gibi tüm peygamberler dirilecek ve İsa gökten inecek, hatta melekler dahi gökten inerek Kaiym Mehdi’ye yardım edecektir. Kaiym onları delillerle doğrulayacaktır. İdris peygamberin kitabında Kaiym’in nebileri nasıl doğrulayacağı detaylı şekilde yazar. Bunu aşağıda ilerleyen delillerde izah edeceğim.

    Doğru dinlerinde bu kurtarıcının soy adının “Metta” olacağı söyleniyordu ve Mekke’deki din adamları bunu İslam öncesinden biliyordu. “Metta” dinleri araştıran Arap halkına yabancı bir isim değildi. Ayette Kaiym’in ismi de gizlidir.

    Aşağıdaki kelime grubunda “ve Hak Meta Sümme caeküm rasulun…”  ifadesi geçer. Gizli ve işari manada şöyle yazılıdır;

    Ben size kitaptan verdim ve Hak (Gerçek) Metta – Mettaya (Kurtarıcının doğu dinlerindeki adı) sonra geldiğinde doğrulayıcı elçi… Ona tüm gücünüzle yardım edin.

    وَحِكْمَةٍ ثُمَّثُمَّجَٓاءَكُمْرَسُولٌمُصَدِّقٌ

    “Metta- Meta, Matta” gibi bazı harfler lehçelere göre değişir.

    Wikipedia Mette-ya Makalesinden Alıntıdır;

    “”Metteyya Budizm‘de dünyanın sonu ve öbür dünya hakkındaki görüşlere (ya da Budist eskatologyasına) göre bu dünyanın gelecek Buddhasıdır. Kimi zaman Geleceğin Budası olarak da adlandırılır.

    Maitreya ya da Metteyya Sanskritçe maitri (Pali: mettā) kelimesinden türetilmiştir. Maitri, arkadaşlık anlamına gelen mitra (Pāli: mitta) kelimesiyle aynı köktendir, ve evrensel sevgi, şefkat şeklinde çevrilebilmektedir.

    Son Buda

    Budistlerin yaygın inancına göre gelecekte dünyaya gelecek olan Maitreya, tam aydınlanmaya erişecek ve saf Dharma‘yı öğretecek olan bir Bodisatvadır. Çağımızın Budası Gautama Buddha‘nın ardılı olacaktır.

    Maitreya beş dünyevi Buda’nın sonuncusudur. Bu olgular dünyasına geleceği güne kadar, Tusita adı verilen kendisine ait göksel alemde yaşar; ve orada başka göksel varlıklara öğretiyi anlatır. Dünyaya geri döndüğünde, kendisiyle kişisel olarak bağlı olanlara üç vaaz verecektir. Bu inancın takipçileri, üç vaazda bulunabilmek amacıyla, Maitreya ile bir bağ kurmaya çalışırlar. Bunun bir yolu da, yaşam boyunca çalışıp öldükten sonra Tusita’da yeniden doğmak ve böylelikle Maitreya dünyaya inerken yanında olmaktır.[1]””

     

    KAİYM, NEBİLERİN KİTAPLARINI VE ONLARIN PEYGAMBERLİĞİNİ NASIL DOĞRULAYACAK

    Kaiym kendisine ilham edilen sayısız mucize ile kitapları tasdik edecektir. Kendisi de bir mucize olacaktır. Elbette inanan insanlar için Kuran’ın tasdiki de yeterlidir. Lakin burada bahsedilen doğrulama tüm dinleri, tüm insanlığı kapsayan bir delil olmalıdır. Böylece temiz aklı olan her insan düşünüp idrak ettiğinde bunun bir tesadüf olamayacağını kabul etsin. Bu İdris peygamberin kitabında şöyle anlatılır.

    61.8’e kadar (Altın Oran sayıları (0,618 ile mühürlü ayetler)

    1.O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru gittiler.

    2.Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki: “Ölçmeye gittiler.”

    3.Ve benimle gelen melek dedi ki: “Doğruların  (peygamberlerin) ve onların bir birleriyle olan bağlarını ölçeceklerki sonsuza kadar Ruhların Tanrısı’nın adıyla huzur içinde kalabilsinler.

    4.Ve seçilmişler seçilmişlerle birlikte kalmaya başlayacak.

    5.İnanca o ölçüler verilecek ve doğruluğu, inancı güçlendirecektir. O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır. (Bilgi Hazinelerini)

    6.Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye. Çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

    7.Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

    8.Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8)

    9.Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu.

    İşte ölçümü yapılacak noktalar aşağıdadır. Rabbim bana kutsalların (elçilerinin) aralarındaki mesafeyi ölçmemi ilham ettiğinde onların her biri arasında altın oran ölçüsünü ve sayısını gördüm. Daha sonra Enok-İdris peygamberin kitabında bu ayetleri görünce çok şaşırdım. Bu ölçümlere ilişkin mucizeleri detaylıca okumak için MUCİZELER KİTABI’na bakınız. Ücretsiz okuyunuz. Allah her şeyi en iyi bilendir.

    Diğer bölümlerde Seçilmiş Olanın durumu anlatılır.

    62. 13. O zaman göklerin topluluğu ve yukarıdaki tüm ulular, hatta Tanrı’nın topluluğu, Kerubim, Serafim ve Ofanim, tüm güç melekleri, tüm üstünlük melekleri, Seçilmiş Olan, ve dünyanın üzerindeki, suyun üzerindeki diğer güçler çağrılacak. 14. O gün hepsi tek ses olup iman ruhuyla, bilgelik ve sabır ruhuyla, merhamet ruhuyla, yargılama ve huzur ruhuyla, iyilik ruhuyla Tanrı’yı kutsayacak, övecek ve onurlandıracak…

    69. 3. O günden sonra artık onlar arasında sayılmadım. O beni Kuzey ile Batı rüzgârları arasına yerleştirdi. Orada melekler ölçüm şeritlerini alıp seçilmişlerin ve adillerin yerini ölçtüler benim için. 4. Başlangıçtan beri orada yaşayan ilk insanların babalarını ve uluları gördüm orada.

    39. Bölüm 1. O günlerde seçilmişler ve kutsal ırk inecek gökten ve onların tohumu insan oğullarınınkiyle bir olacak. [43] O günlerde Enok öfke, gazap, kargaşa ve kovulma kitaplarını aldı.

    Kaiym’in dünyaya Allah adına hakim olması, tüm dünyanın salihlere verilmesi Rahman’ın yeryüzüne meleklerle teşrif etmesi akabinde olacaktır.

    1.2. Her şeyi onlardan duydum, gördüğümü anladım. Bu nesil için değildi bu gösterilenler; henüz gelmemiş, “Seçilmiş Olan”a ait olacak uzak bir nesil için. 3. Onlar adına mekânından çıkıp gelecek olan Yüce ve Kudretli Olan’la, Dünya Tanrısı’yla konuştum. 4. Tanrı, Sina Dağı’na adım atacak, topluluğuyla birlikte görünecek, göklerin kudretiyle ortaya çıkacak. 5. Herkes korkuyla sarsılacak. Gözcüler [14] bile titreyecek

     

    GÖKTEN ADINI MELEKLERİN SÖYLEMESİ

    48. Bölüm 1. Ve o yerde adaletin ebedi çeşmesini gördüm. Etrafında çok sayıda bilgelik çeşmesi de vardı. Tüm susayanlar onlardan içiyor, bilgelikle doluyordu. Adillerle, ulularla ve seçilmişlerle kalıyorlardı. 2. O saatte İnsan Oğlu Ruhların Tanrısı’nın önüne çağrıldı, Kadim Olan’ın önünde adı söylendi 3. Evet, Güneş ve burçlar yaratılmadan önce, göğün yıldızları yaratılmadan önce, adı Ruhların Tanrısı’nın önünde söylendi. O, adillerin düşmemek için yaslanacakları bir asa olacak. milletlerin ışığı, kalpleri hasta olanların umudu olacak. 4. Dünyada yaşayan herkes onun önünde diz çökecek, onu kutsayacak, övecek ve Ruhların Tanrısı’nın adına ona şarkılar söyleyecek.

    Ehl-i Sünnet Kitaplarından “Yenabi’ul Mevedde” s. 448: Hasan b. Halid’den:

    İmam Ali b. Musa er-Rıza aleyhi’s-selâm şöyle buyurdu: “…Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zülüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi odur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak. Halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak. Böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek. Yeryüzü ona itaat edecek ve onun gölgesi olmayacak.”

    Ona şöyle soruldu: “Ey Allah Resulünün oğlu! Siz Ehl-i Beyt’ten olan Kaim kimdir?” -O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanacak ve halkın içinde adalet ölçüsünü kuracak. …Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk ona doğru yapılan şu çağrıyı işitecek: “Bilin ki, Allah’ın hücceti Beytullah’ın yanında zuhur etti, ona tabi olun. Şüphesiz hak onunladır ve ondadır.” Ve bu konuda Allah’ın ayeti şöyle geçer: “Eğer istersek onlara gökten bir delil indiririz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.”

    “Yakın bir mekandan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o zuhur günüdür.” Yani oğlum Kaim Mehdi’nin zuhuru.”

    Kaf 50 : 41-42 Ve dinle o seslenen (yemaani’yi), yakın bir mekanda (Ankara’dan) sesleneceği gün. O gün o sesi gerçek olarak duyarlar. İşte bu çıkış (huruç) günüdür.
    واستمع يوم يناد المناد من مكان قريب (Söz konusu ayet içinde Ankara kelimesinin harfleri yan yana geçer.)

     

    KENDİ İRADESİ İLE SEÇİLMİŞ OLMAYI İSTER VE BUNA ÇALIŞIR; ÇALIŞTIĞINDA GÖRÜR Kİ KADERİNDE ZATEN YAZILIDIR

    3.kitap 48:3. Onda bilgeliğin ruhu, kavrayış ve güç yayan ruh, adalete uyanların ruhu vardır. 4. O gizli şeyleri yargılayacak ve kimse onun önünde tek kelime yalan söyleyemeyecek. Çünkü o kendi iradesiyle Ruhların Tanrısı’nın önünde Seçilmiş Olan’dır.

     

    O NEDEN TÜM DÜNYA DİNLERDE MÜJDELENDİ VE BU KADAR YÜCELTİLMEKTEDİR?

    O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. (Kuran 67:2)

    Anlaşılıyor ki tüm bu ölüm ve yaşam döngüsü Allah’ın işlerini en çok sevdiği kişiyi keşif için bir sınavdır. Ayette kimlerin en güzel işleri yapacağı yazmaz. Çoğul değil tekil ifade vardır. Herkes bir sınavdan geçse de; tüm hayat ve ölüm döngüsünün anlamı Allah’ın kendisi için seçtiği kişiyi bulmasıdır. Bu o kadar büyük bir şeydir ki; Rahman yeryüzünde bir halife kılacağını açıklayınca melekler isyan noktasına geldiler. Onu değil, bizi seç mealinde konuştular. O seçilmişin ortaya çıkacak ruhu Adem’in içine üflenince tüm melekler secdeye kapandı. O tekamül edip insandan insana aktı. Elçiler ve kutsal kişilerin silsilesi boyunca akıp geldi. İlerledikçe ilimle ve hikmetle donatıldı. Yanında iyi ve kötü şeyleri biriktirerek geldi. İyi ve hoşa giden ameli hatırına Allah günahlarını affetti.

     

    3. Delil

    BEYYİNE SURESİNDE BİR ÇOK KİTAPLARI OKUYAN FARLI BİR ELÇİDEN BAHSEDİLİR

    Beyyine, “deliller” demektir. Bir iddiayı doğrulayan, tasdik eden her türlü kanıta “beyyine” denir. 3:86. ayette bahsi geçen nebileri ve kitaplarını doğrulayıcı elçinin, doğrulamak için kullanacağı beyyineler olmalıdır. Hatta kendisi dahi varlığı ve adıyla bir beyyine olmalıdır ve olmuştur da.

    Beyyine suresinde tam olarak şunlar yazar. Ve bir önceki ayette olduğu gibi yine elçinin adını işari olarak harflerin içine gizler. (Kayameta)

    Kur’an Beyyine Suresi (1-7) (Klasik mealinde dahi kitaplar okuyan bir elçiden bahsedilir. Bazı kelimelerin sessel açıdan işari manalarını göreceksiniz)

    Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine el-beyyine gelinceye kadar ayrılacak değillerdir. (Diyanet Meali)

    Nallahan’dan bir elçi tertemiz sayfalar okur. (Rasûlun (elçi) minallâhi(n) (Nallahan’dan yada Allah’tan) yetlû (okur) suhufen (suhuflar) mutahhera(tahir-temiz))

    O kitapların içinde kaya meta var. (Fîhâ (içinde) kutubun (o kitapların) kayameta (ErdemÇetin Kayameta’ya atuf yada kayyumeh – yerine atanmış manası / doğruluk, Erdem, Kayimmeta)

    Tefrikaya düşmedi kitap ehli, (Nallahan’ın) Bağde(r)’den el-beyyine gelmesi hariç. (Vemâ teferraka-lleżîne (ayrılığa düşmediler) ûtû-lkitâbe (kitap okuyanlar) illâ min bağde (sadece bağde(r)’den) mâ câet-humu-lbeyyine(tu (onlara beyyine deliller gelmesi hariç))

    Onlar hanifler olarak, ihlas, namaz ve zekâtla emrolundular… Ve İşte bu KayaMeta dinidir. (O) (ve yukîmû-ssalâte (ikame salatı) ve yu/tû-zzekâ(te)(c) (verin zekatı) ve żâlike dînu-lkayyimeta (İşte bu kayameta dini)…

    İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa: Onlardır şüphe yok ki yaratılmışların en hayırlıları.

    Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, “Biz ümmi bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız” buyurmaktadır. (Buhari, Savm, 13; Müsned, II,43,56,122) İslam Ansiklopedisi, 42/309.  Ümme (Anne, anneden çıktığı gibi) nispeti halinde “anasından doğduğu gibi kalan, tabiatı bozulmayan, bu hususta eğitim öğretim görmeyen, okuma yazma bilmeyen kimse” demektir.  İslam Ansk. 42/309.

    Hz. Peygamber (sav) Efendimizin ümmiliğinin kelimenin “okuma yazma bilmeme, eğitim almamış olma” biçimindeki anlamına uygunluğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı yoktur. Tahsil görmemiş bir ümmi iken Kur’an gibi bir kitap getirmiş olması onun bir mucizesi kabul edilir. (Fahrettin er-Razi,XV,20, Bursevi,III,25) İslam Ansiklopedisi, 42/309.

    Hira mağarasında kendisine ilk vahiy getiren Melek (Cebrail) ona “oku” dediğinde, “ben okuma bilmem” dediğini hepimiz biliyoruz. 

    O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi olan peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”  A’raf 158.

    Hz. Muhammed’in okuma bilmem dedikten sonra okuma öğrenmek için eğitim aldığına dair hiç bir kayıt yoktur. Ayrıca vahiy katiplerini bile denetlerken “yazdıklarınızı bana okuyun” derdi. Kendisi Kuran’ı dahi sayfalardan okumaz, zihninden, ezberinden okurdu.

    Allah ümmi kelimesini kitap bilmeyen, kitap okumayan kimseler olarak tanımlar ve Hz Muhammed içinde; o ümmi idi der.

    İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar. Bakara 78

     

    İLAHİYATÇILARIN CEVAPLAMASI GEREKEN SORULAR

    1. Hz. Muhammed, ümmi ve hiç bir kitap özellikle okumamış ve bundan kaçınmışken (diğer kitapları kopyaladı öğrendi demesinler diye)… “Kutubun” kelimesi ile ifade edilen kitapları okuyan elçi kimdir?
    2. Kitapların içinde “(fiha) doğruluk/kayametun” vardır ne anlama gelir? Eğer kitabın dosdoğru olduğu kastedilmiş olsaydı; o zaman “o kitaplar dosdoğrudur” derdi. Bunun yerine Kuran’da tek yerde geçen özel bir kelime kullanılmıştır. Bu kelime ile kastedilen şey her neyse o kitapların içindedir, kitabın kendisi değildir. Bu nüans boş yere konmuş olamaz. Öyleyse neden “kitabın kendisi doğrudur” demek yerine, “içinde doğruluk/kayametun” vardır, denmiştir?
    3. El- beyyine adı verilen geldiğinde kitap ehlini çatışmaya düşüren elçi kimdir? Hz Muhammed’den hiç bir yerde “El beyyine/Hüccet/Delil” gibi isimlerle bahsedilmez. Ancak bu Kaiym Mehdi’nin hadislerde defalarca zikredilmiş meşhur adlarından biridir.
    4. Yaratılmışların en üstünü olarak ayette övülenlerin kim olduğunu Hz Muhammed as. açıklamıştır. Onlar ne peygamber ne de sahabidir. Onlar ayette belirtildiği gibi “Din-ul Kayametun” ifadesi ile atıfta bulunulan elçinin beyyinelerini okuyan ve dünyaya yayan imanlılardır. Eğer yaratılmışların en üstünleri sahabiler olsaydı bu durumda; “benden sonra gelecek olan ve temiz beyaz sayfalardan okuyacak olanlar” diyerek Beyyine suresindeki ayetlere atıfta bulunmazdı. Sahabe-ı kiram “Ya Rasullullah hangi iman daha güzeldir?” diye sordular,  Rasullullah (s.a.v): “Benden sonra gelecek olan ve beyaz bir kağıt üzerindeki satırlara iman edecek olanların imanıdır.’ buyurdu. Unutmayınız ki ilk kağıtlar Arap yarımadasına peygamberin vefatından bir kaç yüzyıl sonra geldiler. Ve bu kağıtlar bile tam beyaz ve tertemiz değillerdi. Beyaz ve temiz kağıtlara ulaşmamız daha yüzlerce yıllık bir geliştirme süreci aldı. Peygamber zamanında sayfalar olarak hayvan derileri ve taşlar kullanılırdı. Bunlar temiz ve beyaz görünmezdi.

    CENNETİN EN ÜST YERİNE (GURFELERE) KİMLER YERLEŞTİRİLİR?

    Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Cennet ehli, gurfelerde kalanları seyrederler, tıpkı gökteki yıldızları seyretmeniz gibi.”

    Ebu Said (radıyallahu anh.) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ”Cennet ehli gurfelerde kalanları (ehl-i guraf) görürler. Tıpkı, ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı, (gurfe ehlini) böyle yukarıda gösterir.” Bunun üzerine Ashab: “Ey Allah’ın Resulü! Bu söylediğiniz, peygamberlerin makamı olmalı, başkaları oraya ulaşamamalı!” dedi. Ancak peygamberimiz (A.S.) : “Hayır! Ruhumu kudret elinde tutan Zat’a yemin olsun ki ! “Gurfelerde kalanlar (peygamberler değiller), Allah’a inanıp peygamberleri tasdik eden kimselerdir” buyurdular.”

    6 Buhari, Bed’ül-Halk, 8, (IV, 889)

    Belki de şaşırdınız, peygamberlerin bile gıpta ettiği insanlar var. Onlar bile tüm cennet ehli ile birlikte gökteki yıldızlara bakar gibi gurfelerde bulunanlara bakıyorlar. Maalesef sözde dindar görünen cahiller, sizlerin Allah’a ulaşma ve dinde yükselme arzunuzu kırmak için; bir hiç ve değersiz olduğunuz algısı yaratırlar. Sahabeleri görenlerin derecesine bile asla ulaşamayacağınızı söylerler. Onlar için müslümanın en üstünü ölü olanlardır. Ölmeden kimseyi yüceltmezler. Allah onları küçültsün. Allah şöyle der; “Allah katında üstünlük ancak takva (korku-saygıdan doğan çaba) iledir.” (Kur’an)

     

    4.DELİL

    KURAN’DA GEÇEN “MEHDİ” VE “KAİYM” KELİMELERİ

    Sünni dünyası Mehdi konusunda tartışma içindedir. Şii dünyası ise kesin ve tartışmasız şekilde Hüccet Kaiym Mehdi’yi bekler. Sünniler onu “Mehdi” diye çağırırlar. Şiiler Mehdi’yi nerdeyse hiç kullanmaz onun yerine “Hüccet kaiym Muntazar” derler. Çünkü Hz Ali ve torunları hep böyle söylemiş ve hadislere göre Allah Hz Muhammed as. a Mehdi’nin adını miraçta açıklamış ve tanıştırmıştı. Peki neden Sunniler Mehdi’ye uzaktır? Neden ona farklı ve hadislerde az geçen bir lakap verip gizlemişlerdir.
    Bunun temeli Peygamberimizin torunları ve ehli ve taraftarları ile (Şiiler), karşıtları olan Muaviye’nin çatışmasına dayanır. Peygamber torunları ve Hz Ali, kendi soylarından Kaiym Mehdi’nin çıkacağını ve dünyaya hakim olacağını söylüyorlardı. Elbette kendilerine zulmedenlerden peygamber torunlarını öldürenlerden de intikam alacaktı. Şiilere karşı üstünlük sağlayarak tüm islam coğrafyasına hükmeden sunniler bu inancı yok etmeye çalıştı ve Hüccet Kaiym’e; Mehdi adını vererek ve o şekilde meşhur ederek “Kuran’a bakın, yok” demeye başladılar.
    Günümüzde dahi sunni ülkelerin liderleri kendi içlerinden çıkmayacak  yada kendilerine boyun eğmeyecek bir Mehdi’yi tehdit olarak görürler. Şimdi sırayla Mehdi’nin hadislerde geçen tüm isimlerini Kuran’da arayalım. Bakalım Kuran’da “Mehdi”, yada “kaiym”, yada “Hüccet” var mı?
    Bu araştırmayı yapmadan ve sizlere sunmadan önce önemli bir bilgi vermem gerekir. Arapça’da sesli harfler yani harekeler yoktur. Araplar hala günümüzde bile hareke kullanmazlar. Peki sesli harfleri nasıl anlarlar? Cümlenin genel anlamına bakarak tahmin etmeye çalışırlar. Arapça’da “Malik, Melik, Mülk, Melek” gibi kelimelerin hepsi aynı harflerle yazılır. Peki Kuran’da mevcut sesli harf işaretlerini kim yerleştirmiştir? Tarihsel kayıtlarda bu işaretlerin hz. Muhammed’ten bir kaç yüz yıl sonra binlerce Müslümanı öldüren Haccac-ı Zalim lakaplı komutan tarafından kondurulduğunu görüyoruz. Bu konuda alimler arasında bir ihtilaf mevcut değil. Günümüzde İslam alimleri hala Kuran’daki bazı kelimelerin hangi sesli harflerle okunacağı konusunda tartışma içindedir.
    Hatta bundan çok daha ötesi sessiz harfleri tanımlayan bazı noktalar peygamber zamanında kullanılmazdı. Aşağıda peygamber as.’ın krallara gönderdiği mektuplardan en meşhur örneğini görüyorsunuz. Hiç bir nokta yada hareke gözükmemektedir.
    Peki bu durum ne sağlıyor? Anlaşılması zor bir metin mi? Yoksa derin düşünenler için uçsuz bucaksız bir bilgi denizi mi? Her cümlenin yüzden fazla varyasyonu oluşabilir. İçinde ruha ters anlamlar da, derin ve muhteşem anlamlar da bulabileceğiniz, sizin kim olduğunuzu ve eğilimlerinizi ortaya çıkaran, kabından çok daha büyük bir kitaba ulaşırsınız. Zaten Kur’an da kendini böyle tanımlamıyor mu? Allah kitabında, kalbi hasta olanları Kur’an ile saptırdığını, iyileri ise Kur’an ile kendine yaklaştırdığını söylüyor.
    Allah, Kuran’ın koruyucusu olduğunu söylemiştir ve korumalıdır da. Peki korunan onun sadece yazıları mıdır? Yoksa peygamber zamanındaki eşsiz ve tek olduğu düşünülen okuyuş biçimi midir?

    İlk nüshalardan birkaç örnek. Bazı eski nüshalarda bazı harflerin noktaları daha sonradan kırmızı ile yerleştirilmiş. ama hiç birinde hareke yok.

    Hz. Peygamber sağlığında Kur’an’ın harekelerinin farklı okunuşlarına izin vermişti.

    Hz. Ömer (ra) şöyle der: 

    “Hişam b. Hakim’in Furkan suresini, okuduğumuz şekilden başka türlü okuduğunu işittim. Çünkü Hz. Peygamber (asm), bu sureyi bana okumuştu. Ona okumasını bitirinceye kadar mühlet verdim, sonra onu elbisesinden yakalayıp, Peygamber’e (asm) getirdim: 

    “Ya Resulallah! Bundan, Furkan suresini bize öğrettiğinden başka şekilde okuduğunu işittim.” dedi. 

    Peygamberimiz (asm) ona “oku “dedi, o da evvelce benim işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Peygamberimiz (asm): 

    “Böyle nazil oldu.” dedi. Bana “oku” dedi, ben de okudum. 

    “Bu böyle nazil oldu. Kur’ân yedi harf üzerine nazil olmuştur. Hangisi kolayınıza gelirse onu okuyun.” dedi. (Buhari) 

    Görülüyor ki; Peygamber as. Kur’an’ın farklı okunuşlarına izin verse de sahabeler bunu dejenerasyon olarak görüp şiddetle karşı çıkıyordu. Halbuki Allah resulü bu farklılığa uygun şekilde farklı türevleri ile bazı ayetlerin manasını zenginleştirerek okumaktaydı.

    İşte saydığım tüm bu nedenlerden ötürü özellikle Kuran’da “Mehdi” veya “Kaiym” sesini veren tüm kelimelerin dikkatli incelenmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

    KURAN’DA “MEHDİ” KELİMESİ

    1) (‘Cesur Mehdi’ Hesap Soracaktır) 

    Bakara/206
    Ve-iżâ kîle lehu-tteki(A)llâhe eḣażet-hu-l’izzetu bil-iśm(i)(c) fehasbuhu cehennem(u)(c) ve lebise-l mihâd(u)
    # Kelime Anlam Kök
    1 ve iza: ve zaman
    2 kile: dendiği قول
    3 lehu: ona
    4 tteki: kork وقي
    5 llahe: Allah’tan
    6 ehazethu: kendisini sürükler اخذ
    7 l-izzetu: gururu عزز
    8 bil-ismi: günaha اثم
    9 fehasbuhu: hesap sorucu حسب
    10 cehennemu: cehennem
    11 ve lebi’sel: cesur/hışımlı باس
    12 -mihadu: bir beşiktir o /Mehdi’dir مهد

    Özellikle yanlış çevrilen son iki kelimedir. “Lebi’se” kelimesinin kökü tüm Kur’an analiz sitelerinden görüleceği üzere “Bi’se” kelimesidir. “Cesur” manasına gelir. “Libese” ise “libas” manasına gelir ve “elbise, saran örten” demektir. Bir sonraki ayette detaylı görebilirsiniz.

    Daha Makul Olan  Meal:
    205 (öncesi) O/münafık, bir iş başına geçtiğinde, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, kültürü ve nesli helâk etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. 206 Dendiği zaman; Allah’tan kork!  Gururu onu günaha sürükler. Hesap sorucu cehennem ve cesur El-Mehdi’dir. 
    Tüm hadislerde ve tüm dinlerde dünyanın sonunda Allah taraftarları ve düşmanları birbirinden ayrılınca büyük bir savaş olacağı ve Allah’ın Mehdi’nin eli ile kafirlerden intikam alacağı yazılıdır.
    2) ‘Cesur Mehdi’ ile Toplanacaksınız

    Âl-i İmrân Suresi 12. Ayet

    İnkar edenlere de ki: “Siz yenileceksiniz ve topluca cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir beşiktir.”* (Klasik yanlış meal)
    Kul lilleżîne keferû setuġlebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(e)(c) ve bise-lmihâd(u)
    De ki; o kafirelere, mağlup edileceksiniz ve haşrolunacak/toplanacaksınız, cehennemle ve Bisel (cesur) Mehdi ile. 
    (De ki kafirlere; cehennemle ve Cesur Mehdi ile mağlup edilecek ve bir araya toplanacaklar.)

    Velekad ci/nâhum bikitâbin fassalnâhu ‘alâ ‘ilmin huden verahmeten likavmin yu/minûn(e)

    (Klasik Meal Okuma) Biz açıklayıcı bir kitap gönderdik yol gösterici ve rahmet iman eden kavme.

    ‘alâ ‘ilmin huden ibaresi; ala (onlara) Alle (umulan) Mehdi olarak da okunabilir.  (Orijinal Kur’an harf yapısıyla) Bu durumda aşağıdaki manayı verebiliriz.

    Biz açıklayıcı bir kitap gönderdik onlara umulan Mehdi’yi ve rahmeti inanmış bir kavme. (Açıklayıcı kitap Kur’an önce ve tüm kitapları açıklayan Mehdi’nin kitapları)

     

    4) ERDEM’İ MEHDİ KILDIK

    Tâ-Hâ Suresi 53. Ayet
    الذي جعل لكم الارضمهدا وسلك لكم فيها سبلا وانزل من السماء ماء فاخرجنا به ازواجا من نبات شتى
    Elleżî ce’ale lekumu-l-erdamehden veseleke lekum fîhâ subulen veenzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi ezvâcen min nebâtin şettâ
    Klasik : O Rab ki, yeryüzünü size bir beşik yapmış, onda yollar kılmış, üzerinize gökten su indirip, o su ile çiftler halinde çeşitli bitkiler çıkardık.
    O Rab ki; Erdam’i Mehdi kıldı. Orada size yollar açtı…. (mim’de şedde okunursa; Kur’an orjinalinde şeddeli de şeddesiz de anlaşılabilir. Allah gelecekle ilgili bir mevzuyu işari olarak harflerini yan yana kullanmış olabilir.) 
    Zuhruf/10
    Elleżî ce’ale lekumu-l-erdamehden ve ce’ale lekum fîhâ subulen le’allekum tehtedûn(e)

    O, size yeri beşik kılmış ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmıştır.

    O, Erdem’i mehdi kılmış, onda size yollar kılmıştır, Umulur ki hidayete(hadi’ye) erersiniz (Mim şeddeli ise) 

    Yeryüzünde açılan yolların insanların hidayete erdirmediği herkesin malumudur. Yollar insanları ticarete, seyahate ve savaşlara götürmüştür. Hidayete götürme açısından en anlamlı yol Mehdi ile gösterilen yoldur.

    5) ERDEM’İ CESUR BAŞKAN VE MEHDİ KILDIK

    Nebe Suresi

    1. Birbirlerine neyi soruyorlar?

    2, 3. İhtilafa düştükleri o büyük haberi mi?

    4.Hayır! Anlayacaklar!

    5.Yine hayır! Onlar anlayacaklar!

    6, 7. Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? / “erdemi mehdi, cesur karani başkan kılmadık mı?”

     

    1. ayette الْاَرْضَمِهَادًاۙ ibaresinde mim şeddeli okunursa (El Erdam mehdi olarak okunur) ayetin gizli manası “o büyük haberi mi tartışıyorlar, biz erdemi mehdi” kılmadık mı? Olacaktır.

     

    Ayette “dağları kazık yapmadık mı” kısmının Arapçası olan “velcibali evteda” kelimesi ise “cibal; karan; cesur” manasına da gelir.

    وَالْجِبَالَاَوْتَادًاۖ

    وَالْجِبَالَاَوْتَادًاۖ

    1. “evteda” ise eş anlam olarak “başkan” manasına gelir. Yani biz “erdemi mehdi, cesur karani başkan kılmadık mı?” Ayetin gizli 2. Manası olacaktır.

     

    Ayetler bir bütün olarak düşünüldüğünde tartışılan büyük haber, kıyamet, azabın gelmesi, beklenen son elçinin gelerek intikam alması ve cehenneme zalimleri sürmesi gibi kavramlarla ikinci yorum daha çok örtüşmektedir.

     

    6) MEHDİ GÜNÜ; İNSANLAR ARAÇLARLA TOPLANIR

    Kâf Suresi 22. Ayet

    Her can beraberinde bir sürücü ve bir şahitle gelir. Sen bunu anlamazdın, aldık örtünü önünden, bugün gözün keskinleşti / bugün Mehdi’yi görüş günüdür.

    لقد كنت في غفلة من هذا فكشفنا عنك غطاءك فبصرك اليوم حديد

    Lekad kunte fî ġafletin min hâżâ fekeşefnâ ‘anke ġitâeke febesaruke-lyevmehadîd (mim şeddeli okunursa – Kuran da hareke yoktur)

    # Kelime Anlam Kök
    1 lekad: andolsun
    2 kunte: sen idin كون
    3 fi: içinde
    4 gafletin: gaflet غفل
    5 min: -ndan
    6 haza: bu-
    7 fekeşefna: biz açtık كشف
    8 anke: senden
    9 gita’eke: perdeni غطو
    10 febesaruke: artık görüş بصر
    11 l-yevme: günü يوم
    12 mehadidun: (mim şeddeli) demir/mehdi حدد

    Biz senin perdeni açtık; görüş günüdür mehdinin/hadidin.

     

    7) MEHDİ’NİN 3 İSMİNDEN İLKİ “HÜCCET”

    PEYGAMBER MİRAÇTA HÜCCET KAYİM’İ CENNETTE GÖRDÜ

    Allah dedi ki; “Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?” İsterim ya Rabbim! Dedim.

    Şöyle buyurdu: Öyleyse biraz ilerle. Biraz ilerleyince Ali bin Ebi Talib’i gördüm. Sonra Hasan, Hüseyn, Ali bin Hüseyn, Muhammed bin Ali, Cafer bin Muhammed, Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muhammed, Hasan bin Ali ve Hücceti(n) Kâyim’i gördüm. KAYİM Mehdi onların içinde parlayan yıldız gibiydi.

    Dedim ki: Ey Rabbim! Kimdir bunlar?

    Şöyle buyurdu: Onlar imamlardır. Bu da Kâyim (kıyam edici) dir. Helâlimi helâl edecek, haramımı ise haram edecektir. Düşmanlarımdan da intikâm alacaktır. Ey Muhammed, onu sev, çünkü ben onu seviyorum, onu seveni de seviyorum.”

     

    Şeyh Saduk r.a’ın “Uyunu Ahbar er-Rıza a.s” kitabından alıntı;

    فقال: يا دعبل الإمام بعدي محمد ابني وبعد محمد ابنه علي وبعد علي ابنه الحسن وبعد الحسن ابنه الحجة القائم المنتظر

    (PEYGAMBERİN MÜBAREK TORUNU Büyük imam Ali er-Rıza a.s)‘  dedi ki: «ey Dibil! Benden sonra imam oğlum Muhammed (Hz. Muhammed el-Taki a.s)‘dır, Muhammed’den sonra onun oğlu Ali (Hz. Ali en-Naki a.s), Ali’den sonra onun oğlu Hasan (Hz. Hasan el-Askeri a.s), Hasan’dan sonra ise oğlu Hüccet, Kaim ve Muntazar’dır.Eğer dünyanın bir günü dahi kalsa, Allah O zuhur edip adaletsizlikle dolmuş olan dünyayı adaletle doldurana kadar o günü uzatır.

     

    Kaiym’in isminin açıkça söylenmesi Rasullullah ve torunları tarafından yasaklanmıştır. Çünkü herkes çocuğuna bu ismi koyar veya o isimde çıkan kişiler öldürülür ve evvelden verdikleri haberi zarara uğrardı. Onlar kerametlerini ve mucizelerini göstermek için sahibinin bileceği şekilde bunu gizlice yaptılar. Allah’ın rahmeti ve sevgisi onlarla olsun.

    Ebu Hamza-i Somali der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki Allah, Adem aleyhisselam’ın vefatından bu yana yeryüzünü Allah’a hidayet eden bir imamsız bırakmamıştır. Ve yeryüzü Allah’ın hücceti olan imamsız kalmayacaktır.”

     

    KURAN’DA ALLAH’IN HÜCCETİ NALLAHAN BAĞDER RESULÜ

    Sırayla kelimeleri altına yazalım.

    Nisa 4:165

    رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا 

    Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun bağderi rusul. Ve kânallâhu(n) azîzen hakîymâ.

    Resuller müjdeleyici ve uyarıcı olmasın diye insanların Allah üzerine delilleri/iddiaları sonra elçiler. Ve Allah olandır aziz hakiym.

    Farklı bir kıraat ile;

    Resuller müjdeleyici ve uyarıcı olmasın diye insanların Allah’ın hücceti üzerine bağderli resul ve Nallahani aziz hak kayam.

    1. rusulen : resûller, elçiler
    2. mubeşşirîne : müjdeleyiciler
    3. ve munzirîne : ve uyarıcılar
    4. li : için
    5. ellâ yekûne : olmaması
    6. li en nâsi : insanlar için, insanların
    7. alâ allâhi : Allah üzerine
    8. huccetun : hüccet, delil, savunma bahanesi
    9. bağde : sonra
    10. er rusuli : resûller
    11. ve kâne : ve oldu, …dır
    12. allâhu : Allah
    13. azîzen : aziz, yüce
    14. hakîmen : hüküm ve hikmet sahibi

     

    “Müjdeleyici peygamberler ve (nezirler-munzirine) uyarıcılar, Allah’ın üzerine insanların resullerden sonra delilleri olmaması içindir.”

    Tüm bu mucizelerin ilham edildiği ve sizlere ulaştıran ve sonra dünya çapında bunu 18 dilde onlarca milyona ulaştırılması görevini üstlenmiş olan uyarıcı (anne tarafından) Nallahan, Bağder Köyünden çıkmıştır. Allah’ın hüccetlerini anlatmayı hayat gayesine getiren bu uyarıcıyı Allah’u Teala kendisini de hüccetlerin delillerin bir parçası yaparak lütuflandırmıştır. Bizim ümidimiz budur. Allah en doğrusunu bilir ve her kararı mükemmeldir.

    AHKAF SURESİNDE VAADEDİLEN AZAP Erdem Meta VE KIYAMETA GÜNÜ

    Ahzap Suresi Ad’ın kardeşini an. Ondan önce de, sonra da uyarıcılar gelip geçmişti. O Ahkaf’taki kavmini uyarmıştı (ve demişti ki): “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”Onlar da: “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoyup döndürmek için mi geldin? Eğer doğru sözlü biri isen, tehdit ettiğin azabı getir de görelim” dediler. Dedi ki: “İlim ancak Allah katındadır. [2] Ben ne ile gönderildiysem onu size tebliğ ediyorum. Ama sizin cahillik eden bir kavim olduğunuzu görüyorum.* Derken onu vadilerine yönelerek gelen geniş bir bulut olarak gördüklerinde: “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. “Hayır o çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acıklı azap bulunan bir rüzgar.

    “Çöldeki kum tepeleri” manasına gelen; “Ahkaf” isimli surede Hud peygamberin hikayesi anlatılır. Hud peygamber kavmini uyarınca, kavmi alay ederek, “vaadedilen azap, kıyamet ve yargı günü ne zaman gelecek?” diye sordu. Onlara verilen cevap içine Allah, hem onların akibetini hem de insanlığın akibetini, vaat edilen büyük azap hakkındaki bilgiyi ekledi. Allah zalimlerden intikamını Erdem Meta ile alacaktır. Şahsım bunu rüyasında gördü. Aşağıdaki incelemenin akabinde paylaşacağım.

    فلما راوه عارضا مستقبل اوديتهم قالوا هذا عارض ممطرنا بل هو ما استعجلتم به ريح فيها عذاب اليم
    Felemma raevhu aeridamustekbile evdiyetihim kalu haza Eeridam meta rana bel huve maste aceltum bihi rihun fiha azabun elimun
    Ne zaman onu görünce E.Erdemmüstakbel onları öldüren/vaad edilen, dediler; bu Erdem Meta rana/ne güzel/hoştur. Bilakis O acele gelmesini istediğiniz, onun ruhu içindeki elim azaptır.
    Bu ayetin ilk iki kelimesi olan “fe-le-me” sözlükte “FİLM” olarak çevrildi. “Ravi” ise “Anlatıcı” olarak çevriliyor. Geleceğe dönük bir yorumla bu iki kelimenin “Film ravisi, Yani film yönetmeni Erdem” manasına geldiğini söylemek mümkündür. Bu açıdan son derece şaşırtıcıdır. Çünkü şahsım (belgesel ve tanıtım) film yönetmenidir.
    Klasik çevirilerde bir vadiden bahsedilir. اوديتهم kelimesi içinde elif yoktur. Oysa “vadi” kelimesi içinde mutlaka elif olmalıdır. Bu yanlış çeviridir. Elifsiz olarak aradığımızda hastalık/ölüm gibi anlamlarla karşılaşırız. Ayrıca “ravi” kelimesinin de ilk anlamı aktarmaktır. Delilleri aşağıdadır.
    HASTALIKLA GELEN YOK OLUŞ VE ARDINDAN DEĞİŞEN DÜNYA
    İlk rüyamda bir AVM-çarşının yanındaydım. Solumda duruyordu ve önünde bir miktar insan vardı. Karşısındaki kaldırımdan çok uzun boylu siyah kirli giysili bir adam yürüyerek ve bağırarak geliyordu. Sarhoş olduğu belliydi ve küfürler ediyordu. Bir kaç adım attıktan sonra tüm vücudundan pislikler ve cerahat boşalıverdi ve yere yığılıp öldü. Düz yolun ortasından yürüyorken gökyüzünde yaklaşan bir bulut dikkatimi çekti. Gökyüzü mavi ve açıktı. Buna rağmen o bulut birden suya dönüşüverdi ve gördüğüm her şeyi yutacak büyüklükte bir dalgaya dönüştü. “Beni de yutacak ve öleceğim” diye düşündüm. Çevreme baktığımda her yer çöl kumuydu. Su geldi ve beni de kapladı. Suyun içinde kaldım. Ama boğulmuyordum. Tertemiz çöl kumlarını görüyordum ve su son derece berrak ve güzeldi. Suyun içinde canlıydım. Sonra yükseldim ve su ayaklarımın altında kaldı. Çevreme baktığımda her yerin tropik bir cennete dönüştüğünü gördüm. Sonra genç delikanlıların gülüş ve eğlenme seslerini duydum, bir şeylerin üzerinden kayarak suyun içine atlıyorlardı. Çok mutluydular.
    Bu rüyamı 2019 başlarında gördüm ve o günlerde yayınladım, dostlarıma anlattım. Yorumunu ise şimdi anladım; insanların bir kısmı vücudu saran hastalık ve mikropla aniden ölecekler. Kalan kısmı da su ile gelen bir felaket yoluyla. Sonra dünya salihlere kalacak ve cennete dönüşecek.
    CEHENNEM’DE RÜZGAR OLMAK
    Diğer bir rüyada ise sadece gören bir gözdüm, kalbim Allah’ın ruhuyla dolmuştu ve cehennemde süzülüyorduk. Her yer karanlıktı ve hiç ateş yoktu. Bomboştu. Ben yönetme gücüm olmaksızın Allah’ın iradesini gözlemliyordum. Sonra bilincim ve iradem bana iade edildi ve kendime geldim. Bir evdeydim, Havva annemizi gördüm, Adem as.’ın gelip bende tecelliyat gerçekleşmişken bir şey istediğini ve almayı başardığını söyledi. Sonra da Allah’ı en iyi tanıyan kişi olmakla övündüğünü söyledi. Bu rüyayı da bir ruh ve rüzgar olarak cehennemin ortaya çıkması için şahsımda tecelliyatın gerçekleşeceğine yordum. Allah en iyi bilendir.

    KURAN’DA ALLAH’IN NURU

    META’DAN SONRASI CEHENNEMDİR

    Âl-i İmrân Suresi 197. Ayet
    مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
    Metâ’unkalîlun śümme mevâhum cehennemu vebi/se-lmihâd(u)
    Meta.E’den azıcık sonra; varacaklar cehenneme ve o felaket El-Mehdidir.
    Bakara Suresi 36. Ayet
    ba’dukum liba’din ‘aduvv(un)(s)velekum fi-l-erdimustekarrun vemetâ’un ilâhîn(in)
    Çıkın bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak ve onlara içinde Erdem mustafar (Mustafanın oğlu erdem; eski Kuran’larda fe ve kaf aynı yazılırdı) ve Meta’ya kadar zaman.

    7:24 AYETİNDE BEKLENEN KİŞİ

    DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.(Ahir Zaman mehdisinin alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden Hadisler, Ali bin Hüsameddin El-Muttaki, sf. 88,89)

    7000-5600=1400 Hicri Yılı ( 1980 Miladi Yılı) İnsanlığın ömrünün dolduğu yıldır. Lakin Allah resulünün hadisinde ifade edildiği gibi kıyamet Mehdi ile ertelenecektir.

    “Eğer dünyanın yıkılmasına bir gün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî’yi gönderecektir.” (Ebû Davud, Mehdî 4; Tirmizî, Fiten 43)

    7:24 Buyurdu (Rab); İnin bir kısmınız diğer kısmınıza düşman olarak. Sizin için bir zamana dek geçim ve yerleşim var.

    قال اهبطوا بعضكم لبعض عدو  ولكم في الأرض مستقر ومتاع إلى حين

    Yukardaki ayette “Bağdi, Erdam, mustafa, E.meta” kelimeleri bir araya gelmiştir. 7.24 yani dünyanın 7 günlük ömrünün ve o saatin dolmasının alameti bu kişinin gelişidir. Bu bilgi Kur’an içine kodlanmıştır. Allah-ul Alim.