Ben Erdem Çetinkaya Meta, çetin kıyametin gelişi hakkında sizi uyarmak için yeni ilahi mucizelerle geldim. Bu mucizeler tarihteki tüm elçilerin mucizelerinden daha büyüktür. Elbette Allah’ın dilemesi ve ikramıyla. Çünkü onları kısa bir süre için az sayıda insan görmüştü. Fakat size göstereceğim bu mucizeler, tüm insanlık tarafından hem de ebediyyen görülebilecektir. Size tüm dünya dinlerini doğrulan ve birleştiren mucizelerle geldim. Allah’u Teala’nın verdiği bir ilim ve ikramla.
Kardeşlerim lütfen size anlattığım her şeyin doğruluğunu evlerinizde dahi araştırıp test edin. Kanıtlarını görün ve tüm dünyaya yaymak için elinizden gelen tüm çabayı gösterin. Allah için büyük fedakarlıklar yapmadıkça, Allah’a olan inancınızı, cennete olan inancınızı kanıtlamış sayılmazsınız.
Altın oran Kabe ve Mekke mucizelerini ilk kez 2008 yıllarında size açıklamıştım. Yenilerini ise web sitemden ücretsiz sunduğum Mucizeler Kitabı’nda detaylıca açıkladım. Rab, 109 sayısını kutsal kıldı. Güneş sistemini ve elçilerini, gönderdiği doğruluk yolunu, bu sayıya göre inşa etti. Güneşin içine yan yana 109 Dünya sığar. Güneşle Dünya arasına en çok 109 Güneş sığar. Dünya’yla Ay arasına 109 Ay sığar.
Dünya’nın çevresi 109’un 365 katıdır. Güneş’in çevresi 109 çarpı 109 çarpı 365 kattır. Ay’ın çevresi 109 çarpı 100 km’dir. Dünya’nın hacmi 109 çarpı 10 üssü 10 km küptür. Dünya’nın saatteki hızı 109 bin 44 km’dir. Allah Dünya’yı 66 derece 33 dakika boyun eğdirmiştir. “23 derece 27 dakika” ibaresi ancak bir saptırmadan ibarettir. Tüm elçiler bir mucize olarak Dünya’nın altın oran şehrinden başlayıp ekvatora 109 derece , kutuplara ise 19 derece açıyla yükleyen, 19 enlem yüksekliğinde düz bir çizgi üzerine gönderilmiştir.
Bu çizgi 40. boylamdan başlıyor, 40. enlemde bitiyordu. Ve tüm noktalarının arası ve çizginin tamamının uzunluğu altın oran sayısına göre inşa edilmişti.
Ve çizgi Dünya’nın altın oran şehrinden başlıyordu. Tüm çizgilerin birleştiği yer olan Nallıhan (Nallahan Bağder) tüm dinlerin birleştiği bir merkez olarak yüce yaratıcı tarafından inşa edilmiştir. Özellikle dinleri birleştirmek için.
Vatikan, Olimpos, Buda’nın gönderildiği Limbuni Tapınağı ve Musa peygamberin gönderildiği Mısır Piramitleri gibi, tüm dünya dinlerinin, en büyük dinlerin merkezleri, daima memleketim Bağdere Nallahan’a 90 derece açıyla dik olarak yerleştirilmiştir.
Ve Kabe’den yola çıkan ve Bağdere’ye dek uzanan dümdüz bir çizgi, tüm İbrani peygamberlerin gönderildiği şehirlerin dümdüz bir çizgi ve yol üzerinde birleştirilmesiyle, bir mucize olarak oluşturulmuştur.
Bu tüm dinleri doğrulayan olağanüstü matematiksel ve geometrik ve tesadüfle açıklanamayacak bir tasarımdır. Bu doğruluk / erdem çizgisi ve yolu, göklerin ilahi sayısı gibi 109 ile tasarlanmıştır. Bu nedenle asla tesadüf olamaz. Aynı zamanda altın oranla tasarlanması duraklarının dahi altın orana ve belirli hikmetlere göre tasarlanmış olması, onun bir mucize olduğunu kanıtlamaktadır.
Bir başka mucize de, Dabbet-ül Arz mucizesidir. Bu varlıkların başları daima güneşin battığı yöne doğru rüku halinde bulunmaktadır. Bunların asla bir benzetme olmadığını kanıtlayan yüzlerce delil, ilgili belgeselde sizlere sunulacaktır.
Kardeşlerim bugün size Allah’u Teala’nın huu sesinden bahsedeceğim.
DİNLEYİN!! HHHH (nefes sesi) Bu O’nun öz ismi.
Dinle kendini derin bir nefesle… Bu O’nun sesi. Her varlık O’nu sesleniyor. Tüm içtenliğiyle mutlu olup gülerken, en zevk aldığı anda yada ağlarken hıçkıra hıçkıra… yalnızca O’nun ismi duyulur tüm dudaklarda.
Hhhhuu. Ağaçlar esen rüzgarla boyun eğerken O’na, yapraklarına çiçek kokan ilahi nefesi üfleyene “Huu” der. Görkemli dağlar ve nefes alan her şey, onu ululayan sesiyle ona tapar.
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nun adını tekrar eder. O’nun adını şükranla tekrar etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların ismimi tekrar ettiklerini anlamazsınız…”
(el-İsrâ, 44)
Bu ayetin Arapçası şöyle başlar; “Tusebbi huuu le huuu…”
Tesbihuu ederler.. O’ nu huu…
Ve yarattıklarının nefeslerine kendi ismini gizledi. Nefislerine ilahi ruhunu gizlediği gibi.
Bir robot tasarımcısının ürettiği o biyolojik makine çalışırken dikkatlice dinlediğinizde tasarımcıya ait ismin sesini duymak… işte bu büyüleyen bir teknoloji… yada onu şaha kaldırdığınızda tüm gücüyle sahibinin ismi ile kükremesi gibi hayret verici. Teknolojinin en üst düzeyi öyle sanatsal ve mükemmel yerleştirilmiş ki. Canlının doğallığını asla bozmuyor. O ilahi markayı yani hu sesini her duyguda farklı bir şarkı ile söylüyoruz.
Nefesimiz, anlam dolu melodilerle ona yönelmiş bir ağıt yakıyor yada övgü dolu şiirler gizliyor, dalgalanan ve farklı notalarda konuşan hu seslerinde.
O’nun sembolü yani Hu; son ilahi kitap dili olan Arapça’da daire şeklinde çizilir. 5000 yıldır teklik dininin dili olan Türkçe’de ise “O” yine bir daire ile çizilir. İngilizce’ye ise “O” kelimesi Arapça-İbranice gibi Sami dillerden geçmiştir. Ve yine Arapça’daki gibi hu-hi şeklinde okunmaktadır. Tevrat’ın dili olan İbranice’de “O” yine “huu” diye okunur. Yahoo yada yehova “ya huu” demektir. Vav harfi burada aslında uzatma harfinden ibarettir. “Ey İlah” anlamına gelir. İbranice ve dünyada yaygın olarak kullanılan 40’a yakın dilde “O” yani 3. tekil şahıs, “H” sesi yada yazılı “O” sembolü ile ifade edilir.
Arapça’da Allah kelimesi “illa (yegane) Hu (O)” kelimelerinin birleşimi ile oluşturulmuştur bizzat Yaratıcı tarafından. “İlla” Arapça’da “sadece-tek” manasına gelir. Yani Allah; illa Hu; sadece “O” olarak çevrilebilir. “İlah” kelimesi de bu şekilde doğmuştur. Ses olarak adı “Hu”, sembol olarak görünüşü daire; yani O’dur.
Buda’nın öğrencilerinin en kutsal zikri; “om mani padme Huum”dur. (Tersten “Muhammed api Nammu” diye okunur. ( Rab bana bu bilgiyi bir delil olarak ilham etti) “Nammu” Sümer’de ilk ve mutlak Tanrı’nın ismidir.)[1]
Zerdüştlükte tanrı adı “A-HUU-Ra Mazda”.
İslam’da Allah-hu dan sonraki en yaygın isim “Ra-HU-Man” ve “RaHİm”
Hinduzimde ise Mutlak ve Eşsiz Yaratıcının adı yine “B-RaHHma”
Ve tüm dünya birbirini onun adı ile selamlıyor. “Hayy..Haloo.. Helloo”
Ve evrensel dilde mutlulukla gülüyoruz; “HAHA”, bazen ağlıyoruz “Ü-hühü”, sonra zevk içinde “Hıhh”, yorulunca güç istiyor bedenimiz can verenden “Huhh”. Birbirimizi içten bir şekilde onaylıyoruz “Hıhı”. Aklımıza gelen müthiş bir ilhamla yerimizden kalkıyoruz ayağa; “A-HA”.
Ateist bile olsa insan, bedeni hu diyerek, hu’ya dualar ediyor, hu’ya şükrediyor, hu’yu takdir ediyor, hu ile gülüp, hu ile ağlıyor. İstese de istemese de, “Hu” demeyen hiç bir canlı ne yaşayabiliyor, ne de nefes alabiliyor. Varlık aleminde “Hu” demeyen hiç bir nesne kendine yer bulamıyor.
Bazılarının içindeki Ego; bilgisizce; bazen Huu’yu yok saymak istese de; tüm varlığı nefesiyle O’nu haykırıyor, o sağır gibi dinlese de. Nefes sesiyle Huuu’ya, hu dilinde dualar eder. Ciğerimiz huu diyebilmek için gerekirse tüm servetini bile feda eder.
[1] Allah’ın lütfettiği büyük bir keşif de Buda’nın ve doğu dinlerinin öğrencilerine “Muhammed” ile “Midra”yı miras bırakmasıdır. “Api” ise “Yakın veya üzerinde yerleştirerek ilhak, birleşen vb yakınlığı, -e ulaşan ifade” gibi anlamlara gelmektedir. Bununla ilgili detayları “Beklenen” isimli kitabımda çok detaylıca anlattım.” https://www.sanskritdictionary.com/?iencoding=iast&q=api&lang=sans&action=Search
Bir yanıt yazın