Yazar: Erdem Çetinkaya Meta

  • MUSA RABBİNİ GÖRDÜ MÜ GÖRMEDİ Mİ? (1. Kitap 8. Bölüm)

    Kuran’a göre hz. Musa Allah’ı göremedi hatta dağ bile onu görmeye dayanamadı ve infilak etti. Ancak Kuran’ın kendisini doğruladığı 3 bin yıllık Tevrat, Musa ve yanındaki 70 kişinin Rab’lerini gördüğünü söylüyor. Doğrusu şu ki; Allah sonsuzdur ve benzeri yoktur. Ancak O Allah; Rahman olarak ışık saçan bir insan suretinde alemlere tecelli eder. Allah’ı göremeyiz ancak Allah’ın tecelliyatı olan Rahman’ı görürüz. Rabbimiz Allah’tır ve onun tecelli ettiği yansıması olan Rahman’dır.

    TEVRAT- ÇIKIŞ 33

    (Allah;) Ancak, yüzümü[17] görmene izin veremem. Çünkü yüzümü[18] gören yaşayamaz.

    TEVRAT- ÇIKIŞ 24

    RAB Musa’ya, “Sen, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi bana gelin” dedi, “Bana uzaktan tapın. 2 Yalnız sen bana yaklaşacaksın. Ötekiler yaklaşmamalı. Halk seninle dağa çıkmamalı.” 3 Musa gidip RAB’bin bütün buyruklarını, ilkelerini halka anlattı. Herkes bir ağızdan, “RAB’bin her söylediğini yapacağız” diye karşılık verdi.4 Musa RAB’bin bütün buyruklarını yazdı. Sabah erkenden kalkıp dağın eteğinde bir sunak kurdu, İsrail’in on iki oymağını simgeleyen on iki taş sütun dikti. 5 Sonra İsrailli gençleri gönderdi. Onlar da RAB’be yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları olarak boğalar kestiler. 6 Musa kanın yarısını leğenlere doldurdu, öbür yarısını sunağın üzerine döktü. 7 Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, “RAB’bin her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz” dedi. 8 Musa leğenlerdeki kanı halkın üzerine serpti ve, “Bütün bu sözler uyarınca, RAB’bin sizinle yaptığı antlaşmanın kanı budur” dedi.9 Sonra Musa, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi dağa çıkarak 10 İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu. 11 Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrı’yı gördüler, sonra yiyip içtiler. 12 RAB Musa’ya, “Dağa, yanıma gel” dedi, “Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.” 13 Musa’yla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Tanrı Dağı’na çıkarken, 14 İsrail ileri gelenlerine, “Geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin” dedi, “Harun’la Hur aranızda; kimin sorunu olursa onlara başvursun.” 15 Musa dağa çıkınca, bulut dağı kapladı. 16 RAB’bin görkemi Sina Dağı’nın üzerine indi. Bulut dağı altı gün örttü. Yedinci gün RAB bulutun içinden Musa’ya seslendi. 17 RAB’bin görkemi İsrailliler’e dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. 18 Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.

  • RABBİN İNSAN SURETİ (1. Kitap 7. Bölüm)

    Allah’ın her yerde ve mekandan münezzeh olup, aynı zamanda bir şekil alarak mekan içinde görünmesi nasıl izah edilir?

    Bilgisayar ve ekrandaki yüzü örneği

    Allah Teala misalen; işletim sistemi ve bilgisayarın tümü ise; Rahman tecelliyatı monitörde bir insan suretinde konuşan bilgisayar zihninin size görünen şeklidir. Ekranda gördüğümüz yüz bilgisayarın ve tüm programlarının size kendini göstermek istediği suretidir.

    Bilgisayarın tümünü görmeyiz ama o tümünü temsil eden kendi seçtiği bir surette ekrana kendini yansıtır. Ekranın gördüğümüz tamamı ve göremediğimiz tüm parçaları, içindeki enerjisi ve her şey Allah’ı temsil ederken, ekranda görünen yüz onun Rahman ve Musavvir ismiyle tecelliyatını gösterir.

    Deniz ve Buzdağı Örneği

    Deniz ile buz dağı aynı şeydir. Sadece zaman zaman deniz suyunun bir kısmı donar ve su buz olarak görünür. Halbuki denizden ayrı değildir.

    Aynı şekilde deniz buhar olduğunda göze gözükmez. Yani Allah hakikatte daima deniz olduğu halde balıklar onu görsün diye kendinin bir kısmını bir surette buz olarak şekil aldırıp gösterebilir. Buhar onun görünmeyen yüzü, deniz görünen yüzü, buz dağı da varlığa görünmeyi seçtiği şekil olarak tanımlanabilir.

    Zihninizdeki İnsan Örneği

    Aklınızda milyonlarca insan yaratın. Onları bir meydanda toplayın ve göğe bakmalarını isteyin. Sonra dilediğiniz bir şekilde belki de ışıklar saçan muhteşem bir insan suretinde onlara görünün. Bu durumda her yerde ve her şey olan sizin zihniniz-beyniniz… Rahman ise gökte tecelli ettiğiniz görünen yüzünüz olacaktır. Gökteki görüntü için size; “bu beynin efendisi işte orada” deseler; doğru söylemiş olurlar. Bir başkası “bu beynin efendisi her yerdedir, gördüğümüz her şey O’dur” dese… Yine doğru söylenmiş olur. Sizin farklı hal ve durumlarınıza verilen isimlerin hepsi de sizi doğru şekilde tanımlayabilir.

    Dikkat edin ki; zihninizde oluşturduğunuz bir hayale yakınlaştıkça odaklanırsınız. Beyinde bir enerji sanki beynin bir bölgesinde toplanır ve yoğunlaşır. Beyin o şeye odaklanıp düzenleme haline geçmiştir. İşte beyin bu halde iken beyninizde Rahman sıfatı tecelli etmektedir.

    Kur’an’dan ayetlerle Rahman sıfatı nerelerde kullanılmış bakarak daha iyi anlayalım.

     

    TEVRAT İNSANIN RAHMAN İLE BENZER BİR SURETTE YARATILDIĞINI DOĞRULUYOR

    Tekvin 1:27 Tanrı, insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.

     

    RABBİN ELLERİ

    38.75 (KUR’AN)

    “Ey İblis! İKİ ELİMLE yarattığıma secde etmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.

    55:1-5 (KUR’AN)

    Rahman, Kuran’ı öğretti,  insanı o yarattı, beyanı öğretti, güneşi, ayı ve hesabını…

    38.71 (KUR’AN)

    Hani Rabbin, meleklere, ben balçıktan bir insan yaratacağım demişti de…

     

    ALLAH’IN AYAĞI

    Enes b. Malik’ten (ra) rivayete göre Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:

    “Cehennem , durmadan daha var mı? (Kaf, 30) diyecek sonunda Allah ayağını cehenneme koyacaktır. Bunun üzerine cehennem: “İzzetin hakkı için yeter yeter”diyecektir ve böylece cehennemin bir kısmı bir kısmına sıkışacaktır.” (Buhari, Tefsir-ül Kuran:282 )

     

    RABB YERYÜZÜNE GELECEKTİR

    89:22 Rabbine geldiğinde ve melekler saf safken.

    Ve câe rabbuke (geldiğinde rabbine)vel meleku ( ve melekler) saffen saffâ(saffen). (saf saf)

    1. ve câe : ve geldi
    2. rabbu-ke : senin Rabbine
    3. ve el meleku : ve melekler
    4. saffen saffen : saflar halinde, saf saf

    “Senin Rabbin; Rahman”dır ayetini de hatırlayınız. “Allah” ve “Rahman” tamamen aynıdır. “Rahman” sadece Allah’ın bir ismi ve kainata kendini gösterdiği tezahürüdür.

     

    RAHMAN’A İYİLER

    BİR BİNEK ÜZERİNDE GELECEKTİR

    19.85 – Korunanları, binek üzerinde ikram ile Rahmân’a götürdüğümüz gün

    19.86 – Suçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün)

     

    RAHMAN BÜYÜK BİR TAHTTA OTURMAKTADIR

    20.5 – Rahmân,tahtına (arşa) yerleşmiştir..

    25.59 – Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da tahta  kurulan Rahmân’dır. Sen bunu haberdar olana sor!

     

    RAHMAN’IN HEYBETİ ETKİLEYECEKTİR

    Taha 108

    O gün hiçbir kimse kalmaz ki Allah’a dâvet edene uymasın ve Rahmân’ın heybetinden sesler kesilir, fısıltıdan başka bir şey duymazsın. O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

    ŞEYTANIN TARTIŞTIĞI VE İSYAN ETTİĞİ RAHMAN’DIR

    19/MERYEM-44:

    Ey babacığım, şeytana kul olma! Muhakkak ki şeytan, Rahmân’a asi oldu.

     

    RAHMAN ÇOCUK EDİNMEZ

    19/MERYEM-92: Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ(veleden).

    Ve Rahmân’a çocuk edinmek yakışmaz

     

    RAHMAN BİRİNE İZİN VERECEK, O DA DOĞRUYU SÖYLEYECEKTİR

    78/NEBE-38: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).

    O gün, ruh  ve  melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz ve  o da doğru söyler.

     

    ALLAH SEÇTİĞİ BİR KULUN KALP TAHTINA DA YERLEŞİR

    24:35

    Allah göklerin ve yerin ışığıdır. O’nun ışığının benzeri; içinde lamba bulunan kandillik gibidir. O lamba cam içindedir. Cam inci yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan, mübarek ağacın/şecerenin yağı ile yakılır. O yağ ateş bile değmeden ışık verir. Işık üzerine ışıktır. Allah dilediğine nuru ulaştırır. Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.

    Işık ve Nur olan Allah, dilerse yarattığı bir lamba çerağın içindeki camın rengine bürünerek insanlığa seslenebilir. Sonsuz ve akıl alıcı muhteşem zatı, bir kandilin içinde insanların anlayıp gördüğü ve dayanabildiği bir seviyeye iner. O çerağ, o kandil, kalptir. Rahman’ın tahtı gökte olsa da, Allah her yerde olması nedeniyle, tahtını gönüllere kurmuştur. Gören gözler ve ışığı keşfeden akıllar tahtın yolları ve yolcularıdır.

    Peygamberlik nuru en az 4’tür. İshak ve İsmail’de 2. Zerdüşt ve Buda’da 2 nuru temsil eder. Bu nurlar en son birleşerek ahir zaman uyarıcısında en güçlü hali ile ortaya çıkması ve tüm dinlere hitap etmesi beklenir. Allah en iyi bilendir.

    RABBİN İNSAN SURETİ

    “Allah, insanı Rahman suretinde yarattı.” (Buharî, İsti’zân, 1; Müslim, Birr, 115, Cennet, 28)

    “Allah ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” (Müslim, İman 302; Müsned, 3/1)

    Ancak bir sonraki hadiste tüm müminlerin de bunu göreceğinden bahsedilmektedir.

    ALLAH’IN BACAĞI

    Nitekim başka bir hadisi şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Ebu Said (ra) anlatıyor. Resulullah (aleyhisselatu vesselam)’ı dinledim,

    “Baldırın açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği gün…(Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak” şöyle diyordu:

    “Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve her mümin kadın O’na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlar da secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler.)” (Buhari, Tefsir, Nunvel Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302. (183)

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    “Kıyamet günü insanlar toplu olduğu halde bir nidacı:

    −Her ümmet dünyada neye tapıyor idiyse onun peşine düşsün, diye seslenir. Bunun üzerine Allah’ın gayrısı şeylerden putlara ve dikili taşlara tapınanların hepsi cehenneme dökülürler. Geriye günahkâr ve Allah’a kulluk yapan ehli kitap ümmetler kalır. Yahudiler çağrılır ve neye taptıkları sorulur. Onlar:

    −Biz Allah’ın oğlu Üzeyr’e tapıyorduk, derler. Bunun üzerine onlara:

    −Yalan söylüyorsunuz, Allah eş ve çocuk edinmemiştir, denilir. Onlara istekleri sorulur, onlar da susadıklarını söylerler. Cehennem onlara bir serap gibi gösterilir ve oraya sevk olunurlar. Su içmek için birbirlerini çiğneyerek oraya gider ve ateşe dökülürler.

    Sonra Hristiyanlar çağrılır, neye taptıkları sorulur:

    −Allah’ın oğlu Mesih İsa’ya tapıyorduk, derler. Bunun üzerine onlara da:

    −Yalan söylüyorsunuz, Allah hiçbir eş ve çocuk edinmemiştir, denilir. Onlara da istekleri sorulur, susadıklarını söylerler. Cehennem aynı şekilde onlara da bir serap gibi gösterilir ve oraya sevk olunurlar. Su içmek maksadıyla birbirlerini ezerek oraya gider ve ateşe dökülürler.

    Meydanda sadık olsun, facir olsun yalnızca Allah-u Teâlâ’ya kulluk eden muvahhid kimseler kalır. Âlemlerin Rabbi Subhanehu ve Teâlâ onlara, gördükleri sûretin dışında başka bir sûrette gelerek:

    −Neyi bekliyorsunuz? Her ümmet kulluk yaptığının peşine düştü, diye seslenir. Onlar:

    −Biz muhtaç olduğumuz halde dünyada bu insanlardan ayrıldık ve onlarla arkadaşlık yapmadık, şimdi kendisine kulluk yaptığımız Rabbimizi bekliyoruz, derler. Allah-u Teâlâ:

    −Ben sizin Rabbinizim, der. Bunun üzerine o muvahhid topluluk iki ya da üç kere:

    −Senden Allah’a sığınırız, biz Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayız, derler. Allah-u Teâlâ onlara:

    −Sizinle Rabbiniz arasında kendisini tanıyabileceğiniz bir alamet var mı? diye sorunca:

    -Evet, baldırdır, derler. Allah-u Teâlâ baldırını (sâkını) açar, ihlâslı mü’minler hemen O’na secde ederler. Dünyadayken riya ve gösteriş için Allah’a secde edip namaz kılanlar da secde etmek isterler ancak Allah buna müsaade etmez ve onların sırtlarını tek bir tabakaya çevirir. Secde etmek istedikçe enseleri üzere geri düşerler.

    “İncik/baldır açıldığı gün secdeye davet olunurlar da güç yetiremezler.” Kalem: 42

    Sonra secde edenler başlarını kaldırırlar. Gördükleri ilk sûreti değişmiş olduğu halde:

    −Ben sizin Rabbinizim, der, onlar da:

    −Sen Rabbimizsin, derler. Akabinde cehennemin üzerine Sırat Köprüsü kurulur ve şefaate izin verilir.”[1]

     

    İncil Vahiy 19

    1  O sırada baktım; gökler açılmıştı ve orada beyaz bir at+ vardı. Binicisinin adı Sadık+ ve Gerçek’ti.+ Onun hükümleri ve savaşı adildir.+ 12  Gözleri alev alev yanıyor+ ve başında taçlar bulunuyordu.+ Üzerine kendisinden başka kimsenin bilmediği bir isim+ yazılmıştı. 13  Üstüne kan+ sıçramış bir elbise giymiş, kendisine “Tanrı’nın Sözü”+ adı verilmişti. 14  Ayrıca gökteki ordular da beyaz atlar üzerinde onu izliyordu. Onlar da beyaz, temiz ve has ketenler giymişti. 15  Ağzından uzun ve keskin bir kılıç çıkıyordu.+ Kendisi bununla milletleri vuracak ve demir değnekle+ onları güdecek. Ayrıca, Mutlak Güce Sahip Tanrı’nın gazap ve öfkesiyle,+ şıra teknesini+ de o çiğniyordu. 16  Giysisinde, uyluğunun (bacağının) üzerine gelen yerde, ‘Krallar Kralı ve efendiler Efendisi’+ adı yazılıydı.

    Ağzından çıkan bir kılıçla kötüleri öldürmesi, onları demir bir tokmak ile gütmesi, beyaz bir atın üzerinde gelmesi “beklenen kişinin” islami hadislerdeki alametlerinden olduğunu hatırlayınız. İslam alimlerinin “sak” ayetini tefsir edemediklerini ve Rabbin tecelliyatını tarifte çaresiz kaldıklarını görünce “tüm kutsal kitaplardan” ayetlerin birleşimi ile onlara göstermek istedim.

    [1] Buhari: 801, 6471, 7303, 7310, Müslim: 182-183

     

  • RABBİN UZAYDAKİ SESİNİ DUYALIM (1. Kitap 6. Bölüm)

    Şimdi bilimsel verilerle bunu ispat edelim.

    Önce sesli konuşmasını dinleyelim;

    “O, ol der ve olur”

    “Yaratması sadece ol demesiyle gerçekleşir”

    “Eğer evrenin sırrını bulmak istiyorsan, enerji, frekans ve titreşim açısından düşünmelisin” –Nikola Tesla

    “Titreşimleri duyularımızla algılayabileceğimiz şekilde indirgenen enerjiye “madde” deriz. “Madde” diye bir şey yoktur.” –Albert Einstein

    Bing Bang yani evrenin ilk yaratılışındaki 300 bin yıllık atomların ve maddenin görünmeye başladığı evrenin kozmik sıvı olarak tanımlandığı o dönemde büyük bir sesin evreni titrettiğini ve maddenin ortaya çıkmasında etkili olduğunu bilim bugün keşfetmiştir.

    Kozmik ses dalgaları adı verilen bu olağanüstü ses dalgası hakkında Newscientist dergisinin hazırladığı bilimsel makalede şu ifadeler yer alıyordu;

    Big Bang’ten hemen sonra ortaya çıkan kozmik ses dalgaları da evren haritasına entegre edildi. Erken Evren’de fotonlar tarafından emildiği düşünülen bu dalgaların varlığı ilk kez 2005 yılında keşfedilmişti. Erken Evren kabul edilen ilk 300 bin yıla ait ‘yankı’ları taşıyan bu kozmik ses dalgalarından, galaksilerin dağılımını anlamada istifade edilecek. Bilim insanları kozmik ses dalgalarını da hesaba katarak, astronomik ölçümlerin kesinliğini artırmayı hedefliyor.” [1]

    Bilim adamları bu kozmik ses dalgaları olmasaydı belki de evrenin hiç oluşamayacağını düşünüyorlar. İşte o ses dalgaları;

    RAB EVRENE NELER SÖYLEDİ (ENOK PEYGAMBER’DEN)

    Evren nasıl oluştu? Enok kitabındaki mucizevi detaylara bakmadan önce evrenin var edilişi ile ilgili detayları yeniden bir gözden geçirelim.

    Henüz görünmeyen bir enerji belki de bomba gibi patlayarak uzayın derin boşluğuna saçılmıştı. Bu kozmik patlamaya; “big bang” yani “büyük patlama” ismi verildi. Saniyede, evrenin sıcaklığı 2 trilyon dereceye düştü ve önce maddenin bilinen en temel yapı taşları olan quark’lar oluştu, daha sonra da bunlardan atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronlar oluştu. Şaşırtıcı şekilde ilk 300.000 yıl boyunca ışık bu patlama yığının içinde gizli kaldı ve görünmedi.

    Şimdi Peygamber Enok’un (İdris As.) kitabında evrenin ilk yaratılışını anlatan detaylara bakalım

    Bölüm-25 

    1- En düşük (basit) şeylere şunu emrettim; görünmez şeyler, görünür şeylere dönüşmeli. Ve Adoil (ado-il Tanrı’nın Kargaşası demektir) çok büyük oldu ve ben ona baktım. O büyük ışıktan bir gövdeye sahipti.

    (ikinci paragrafta ise yoğun galaktik maddenin çözülüp dağılarak ışık hüzmeleri halinde çözülüp evrene yayılışı harikulade şekilde anlatılıyor)

    2- Ve Ben ona dedim: “Adoil kendini çöz-çözül! Ve senden görünenin çıkmasına izin ver.” O da çözüldü ve çok büyük bir “ışık” ortaya çıktı.

    26-3-Ve ona dedim ki: “Oranın altına git. Kendi kendini yerleştir. Alt seviyedeki şeyler için temel ol! O archas oldu. (Archas – arklar demektir. Maddenin en temel hali olan quarklar enerji arklarını temsil eder) aşağı indi ve kendi kendini yerleştirdi. Alt seviyedeki şeyler için temel (maddenin yapı taşı) oldu. Karanlığın aşağısında başka hiçbir şey yoktu.[2]

    Oluşan ve maddeye ilk temelini veren şey quarklardır. Gerçekten de bir titreşim ve frekans içindeki enerji arkları -yayları gibidirler. Tariflerin ne kadar muhteşem olduğunu görmektesiniz.

    Enok’un diğer adıyla İdris a.s.’ın da gerçekten yaratıcıdan vahiy aldığını binlerce yıl önce kimsenin bilemeyeceği bu bilgileri bize bildirmesi ile anlamış oluyoruz.

    Hem Tevrat’ta hem Kuran’da anlatılan içsel tahtını O, bu ışığın ortasına koymuştur. Görüyoruz ki o, bunları yaparken konuşmaktadır. Tüm kutsal kitaplarda bu böyledir. O yarattıklarına şekil verirken frekansları kullanmaktadır. Frekans duyabildiğimiz aralığa geldiğinde ona ses deriz. Yani yaratıcı aslında her şeyle frekanslar yoluyla her an konuşmaktadır ve yaratışına devam etmektedir.

    Adoil, yani büyük patlama, büyük kargaşa ise yaratıcının yaratmaya karar verdiği harekete geçtiği anda içinde büyüyen enerji ile olan içsel konuşmasıdır. Dışındaki varlıklarla değil; bizzat kendi özündeki patlama ile konuştuğu için ona ADO-EL yani “Tanrı’nın patlaması – kargaşası” adını vermiştir.

    Özetlersek ;

    Yaratıcımız Allah, gökte oturan bir kral değildir. Her şeydir ve sonsuzdur. Fakat dilediği surette insanlara görünür. İsterse bir kral isterse ışıktan bir ruh yada kambur bir yaşlı adam suretinde.

    O, konuşur ve bu seslerin evrendeki tezahürü frekanslardır ve ölçümlenebilir.

    O, her zerresi ile görür ve insana kendinden bir kısmını gösterir. Çift yarık deneyi ile aslında ispatlanan budur.

    Peki kutsal kitaplardaki insansı ilah anlatımları bir çelişki değil midir? Hayır. Yaratıcı hem her yerde ve her şey olduğunu hem de kendini dilediği bir surette ifade edebileceğini bizzat yaşayarak gösterecektir.

    SENİN İÇİN ŞEKİL ALDI KAİNAT

    Neden tüm varlık senin gözlerine bakıyor; var olabilmek için? Neden şekil alıp var oluyor yokluk; gözlerin hatrına. Çünkü Rab; içine kendi yüzünü görebileceği bir ayna yerleştirdi. Yaratılmış en üstün şey olabilme ihtimaline sahip; içinden bir çoklarına dostum ve sevdiğim dediği insana melekleri secde ettirdi. Ona ayna misali derin gözler verdi; bu nedenle evrende yaratılmış güzel ne varsa insana mutlaka sunulacak; gözleri hatrına. Unutma, kulak bir göz, ten bir göz, akıl ve kalp, burun ve dil de bir gözdür aslında.

    [1] Kaynak: New Scientist 15 May 2006 by Kimm Groshong

    http://www.newscientist.com/article/dn9164-biggest-map-of-universe-reveals-colossal-structures.html

    http://thaber.wordpress.com/page/14/

    [2] https://reluctant-messenger.com/2enoch01-68.htm

     

  • BİR SİMULASYONUN İÇİNDEYİZ (1. Kitap 5. Bölüm)

    Baştan beri anlattığımız üzere; Einstein’in de dediği gibi “madde” diye bir şey yok. Gerçek sandığımız her şey bilinçli, her şeyi görebilen ve ses gibi frekanslarla titreşen bir enerjinin benliği olan ve geliştirilebilir “insan” adlı bir yazılımla değerlendirilmesinden ibaret.
    Tabi ki kod düzeni, tüm sistemin yapısı bildiğimiz bilgisayarlar gibi değil. Maddenin boşluklu yapısı 1 ve 0 yani var ve yok kavramı enerji arklarının dizilimi yönüyle benzeşim gösterir. Ama gördüğümüz evren farklı bir alemdeki manaya dönüşen kelimelerin (kodların), sınırlı dünyamızda şekil almasından ibarettir.

    İnsanların tasarladığı şeyler Yaratıcı’nın tasarladığına benzemeye başlar. Çünkü bilgisinin kökeni, ilham kaynağı hakikatte bir parçası olduğu yaratıcısıdır.

    Bir bilgisayar oyununda her şeyi çevresel ve gerçek gibi görsek de hiç bir şey gerçek değildir, enerjidir. Bizim gözlerimizi temsil eden kamera o tarafa döndüğü zaman; bilgi işlenir ve o bilgi kümesi olan sözler madde gibi şekil alarak bize madde izlenimi verir. Bu yüksek verim için gereklidir. Evrende gereksiz hiç bir şey yapılmaz. Gerçekte madde yoktur. Çift yarık deneyini hatırlayın; gözlerimiz yani kamera dönünce fotonlar potansiyel dalgalar gibi davranmak yerine maddeyi ortaya çıkaran ölçülebilir parçacık türevli etkiler gösteriyordu.

    Bilgisayar oyununda her şey belli mesafeden net görünecek çözünürlükte tasarlanmıştır. Eğer çok yaklaşırsak birbirinden farkı olmayan pixeller belli olur ve oyun hilesi ortaya çıkar. Pixeller frekans olarak da tanımlanabilen belli renk değerleri alabilen enerji küpleri gibidir. Yakından bakınca gerçeklik kaybolur. Dünyamız da aynı böyledir. Eğer çok yakından bakarsak her şey birbirinden farkı olmayan quarklar, enerji arkları şeklinde görünecektir.

    Bir mühendis yani Yaratıcı tarafından tasarlanmış muazzam güzellikte dev bir simülasyonun içindeyiz.

    Gerçeklik için maddenin gerekli olmadığını, bir evren yaratmak için sadece beyin içindeki enerji arklarının yeterli olduğunu bize rüyalar göstererek fısıldayan işte O yaratıcıdır. İnsanoğlu sürekli dış dünyasını geliştirmeye çalışıyor. Ancak içsel anlamda kontrol kabiliyetlerini arttırdığında; rüyalarını kontrol edebilecek, içinde sonsuz evrenler var edebilecek ve bir anlık ömrüne bin yıl sığdırabilecektir.

    Peki; kutsal kitaplar yaratıcı hakkında başka neler diyor; tüm varlıklarla sesli konuştuğunu, her şeyi gördüğünü ve muhteşem bir akla ve bilgiye sahip olduğunu. Öyleyse o sesi şimdi dinleyelim.

  • YENİ BİR YARATICI TANIMI; ATEİZMİ YOK EDER! (1. Kitap 4. Bölüm)

    ALLAH’I ŞİMDİ GÖRECEK VE DUYACAKSINIZ

    Yaratıcı hakkında çok şey söyleniyor. Kutsal kitaplarda bazen bir insan gibi el ve ayaklı, bazen de her yerde olan sonsuz bir varlık gibi anlatılıyor. Onun bazen ışık, bazen de saf enerji olarak betimlendiğine de şahit oluyoruz. Bazıları ise ateist olup; o hiç var olmadı diyor. Peki O’nun hakkındaki gerçek nedir? Kutsal kitaplardaki bu farklı anlatımların sırrını ve bir çelişki olmadığını göreceksiniz.

    Bu sunumda Yaratıcıyı görmekle kalmayacak, sesini duyacak ve gözlerini fark edeceksiniz. Hem de bilimsel kanıtlarıyla ve bizzat kendinizde deneyimleyerek. Kuran, İncil ve Tevrat gibi kutsal kitaplarda anlatılanlarla bilimsel verilerin ışığında hayranlık veren bilgilere ulaştık. Artık dünyayı bambaşka şekilde göreceğinize inanıyorum. Korkarım ki, asrın insanı yaratıcısını çok yanlış anladı. İçten içe herkes onu sadece uzayda yaşayan bir kral figürü olarak hayal ediyor. Oysa geçmişte yaşayan nice peygamber ve bilge; onu sürekli gördüğünü söylüyordu. Kuran ve Tevrat gibi kitaplarda ateistler üzerinde neredeyse hiç durulmaz. Çünkü Yaratıcıya göre ateist yoktur. Çünkü o gizli değildir. O saklanmaz. Bir insan istese de ateist olamaz. Sorun; yada ateizm; yaratıcının sadece gökte oturan bir kral gibi tanımlanmasından kaynaklanmaktadır.

    …Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (vechi) işte oradadır. Bakara 115

    Yaratıcı kutsal kitaplarda “her şey; evren ve ötesi” olarak tanımlanıyorsa; yaratıcı için “yok” demek imkansızdır. Çünkü O’nu herkes sürekli görmektedir. Çünkü O her şeydir. Tüm kutsal kitaplarda onu görmek isteyen peygamberler ve halkları anlayışlarındaki yetersizlik nedeniyle cezalandırılmış; kimi yıldırım çarpmış (hz. Musa’nın halkı), kimi şok geçirmiş (hz. Musa), kimi de kınanmıştır(hz. İsa’nın havarileri).

    Yaratıcı gelecekte bizlere özel bir surette görünmek istediğinde göreceğimiz şey; onun bize görünmeyi seçtiği şekil olacaktır. Çünkü o zaten her şeydir ve zaten sürekli görünmektedir. Bu ayrım Kuran’da çok incedir. Mesela bir ayette, “bulutlar yarılıp da Rabbin geldiğinde” yazılıdır.  Burada özellikle “Allah geldiğinde” demez. Allah çünkü her yerdedir. Allah’ın tezahür edişi; Rahman; RAB, yani efendi, “Allah adına ve emriyle yönetmek üzere geldiğinde” demektir. Başka bir ayetle; “o gün Allah’ın ışığı yeryüzünü kaplayacaktır” der. Dikkat edin her yerde olan Allah’ın kendisi değil, Allah’ın ışığı kaplayacaktır.

    O ilktir, o en sondur, görünen ve gizli olandır. O, her şeyi bilendir. (57-3)

    “O hem görünen hem gizlidir” Aslında insan gibi; yüzünü görebilirsiniz arkadaşınızın, ama ruhunu, vücudunun içini yada sizden sakladığı yönlerini göremezsiniz. Evren Allah’ın yüzüdür. Zatından dilediği kadarını bizlere göstermektedir. Kutsal kitaplarda o şöyle tanımlanır;

    O doğurmamış ve doğurulmamıştır. (İhlas Suresi)

    Zannediyorlar ki; “Allah” isminde bir kral vardı; kendisinin harici bir yerde az uzakta evreni yarattı iki elinin arasında.. Yani kainatı bir şekilde kendinden doğurdu. Hayır bu doğru değildir.  O yaratırken bizzat kendi varlığını kullanır. Bu yüzden her şeyi görür ve her şeyi bilip yönetir. Çünkü gören ve görünen birdir. Eğer evren ayrı, yaratıcı ayrı olsaydı, evren de yaratıcıdan doğmuş olurdu.  Oysa Allah doğurmamıştır.

    “Senin rabbinin vechi asla yok olmaz” (Rahmân 55/27)

    Gerçekten de enerjiden bir vücuda sahip olan evren asla yok olmayacaktır. Sadece maddeden enerjiye ve enerjiden maddeye bir değişim içindedir. Yok olmuş görünen sadece zahirden batına dönüşür; Allah’ın ilminde saklıdır.

    O ( hiçbir şey ) doğurmamış ve doğurulmamıştır. (İhlas Suresi-3)

    Evren yaratıcının sesiyle yüzüne şekil vermesinden başka bir şey değildir. Bu nedenle yıkmak, kırmak, bozmak, öldürmek gibi yıkıcı eylemlerin hepsi son derece büyük günahlar olarak tanımlanmıştır. Hayalimizde bir insan yaratmamızın nedeni, yaratıcınınki ile aynıdır. Bilinme arzumuzdur. Vermeye ve karşılığında saygı, sevgi görmeye olan yaratıcıdan miras kalan tutkumuzdur. Yapılan, yapandan izler taşır. Mühendis ancak kendi ruhundan inşa edebilir yaptığına. Bilmediğini kendinden olmayan bir şeyi yükleyemez tasarımına.

    BİZ DUYGULARI OLAN BİR GÖZDEN İBARETİZ

    Aslında yaptığımızı zannettiğimiz şeylerin hiç birini yapmıyoruz. Hepsini bize oluyor gibi gösterip yerimize yaratan güç Allah’tır.

    Sizi de yapageldiklerinizi de Allah yaratmıştır. ( 37/96)

    Evrenin bir simulasyon oluşunu birazdan anlatacağım. Aslında bizler işletim sistemine istek gönderen bilinç ve duygu sahibi kullanıcı kod parçacıkları gibiyiz. Tüm işi işletim sistemi yapmaktadır. Buna döneceğim ve bunu görmenizi sağlayacağım.

    YARATICININ GÖZLERİNİ GÖRÜN

    Peki yaratıcı “evren” adını verdiği yüzü ve o yüzde gizli gözleri ile bizleri gözetliyor mu? Bir molekülün bile kaderini nasıl görüp yönetiyor. Bunun bilimsel bir ispatı var mı? Evet bir çok kanıt var, önce fizikçileri şok eden çift yarık kuantum deneyine kısaca bakalım. Çift Yarık Deneyi Bilim Dünyasını Sarstı! Ünlü Danimarkalı fizikçi Niel Bohr, kuantum fiziği ve çift yarık deneyi ile ilgili şu ifadeyi kullanmıştı:

    “Eğer bir kişi quantum fiziği karşısında şok olmamışsa, onu anlamamış demektir.”

    Fizikçiler maddeyi oluşturan elektronların nasıl hareket ettiğini anlamak için bir kuantum deneyi yaptılar. Maddeyi oluşturan elektronlar bir gözlemci izliyorsa enerji dalgası formundan çıkarak göze görünebilen ve yeri hesaplanabilen taneciklere yani maddeye dönüşüyorlardı. Kimse herhangi bir yöntemle gözetlemiyorsa, fotonlar yeri ve şekli belirlenemeyen enerji dalgası gibi hareket ediyorlardı. Sanki fotonların gözleri ve bilinçleri vardı… Biri onları gözetleyince madde gibi davranmaya başlıyorlardı. Bu tüm bilim dünyasını şok etti. Einstein yıllarca bir hata olabileceğini ispatlamaya çalıştı ama sonunda o da bu garip ve olağanüstü durumu kabullendi. İlginç olan başka bir durumsa “dolaşık” olarak tanımlanan fotonlarla ilgiliydi. Bunlar birbirinden ayrıldığında dahi çok uzakta bile olsalar, her yönden aynen birbirlerini görür gibi taklit etmeye devam etmektedirler. Dolaşık fotonlar birbirinden tam anlamıyla haberdardır. Günümüzde uzay haberleşme sistemlerinde deneysel olarak kullanılmaktadır. Halbuki milimetrenin milyarda birinden daha küçük bu parçacıkların beyni yada gözlem araçları yoktur. Bu durum tüm görme ve analiz etme işleminin aynı bir beyindeki gibi tüm evrende bütünleşik hareket ettiğini gösterir. Tüm pixeller yani atomlar, merkezi ve her yerde hakim tek bir ana yazılımın kontrolünde 3 boyutlu ekrana yansımadıkları sürece bu hesaplamaları tek başlarına gerçekleştiremez.

  • BEYİNDE GİZLİ KUTSAL KİTAP (1. Kitap 3. Bölüm)

    Allah’ın her şey olduğunu, her şeyi kullanarak nasıl gördüğünü ve her şeye frekanslar yoluyla nasıl şekil verdiğini göreceğiz. Hatta sesini bile bir ölçüde duyabileceğiz. O, her mahlukata kendi lisanında; kendi frekansında hitap eder.

    Peki dinler nedir? İnsanların çok azına bir dinin öğretisi sağlıklı bir şekilde ulaşabilmektedir. Geri kalanlar ne olacak? Allah onları umursamıyor mu yoksa? Hayır, O, insanların her birine yaratıcılığı ve kulluğu bizzat deneyimleyebileceği bir kitap vermiştir. Öyle ki aradığı her türlü soruya gereken düzeyde cevabı bulabileceği bir kitap o.

    Ve bu kitaba ulaşması kolay olsun diye onu insanın beynine nakşetmiştir. Bir kör bile Rabbini bilsin okusun diye; kendi içinde Rabbini anlamasını ve hissetmesini sağlayan bir sistem yaratmıştır. Buna basitçe “yaratıcı hayal gücü” diyebiliriz. Haydi içimizdeki evrensel kitabımızı nasıl okuyacağımızı öğrenelim. “Kulluk” ve “ilahlık” kavramlarını yaşayarak hissedelim. Bizde olan ne varsa onda da vardır. Çünkü biz onun ürünü, onun hazinelerinden bir bileşimiz. 

    Bir uzay yaratalım sonsuz karanlığın içinde aynı big bang gibi. Yıldızları görelim yanıp dönerek savrulurken tüm gücüyle sonsuzluğa. Sonra bir gezegen yaratalım içinde muhteşem bir doğanın olduğu. Onu inci ve elmastan saraylar, muhteşem uçan araçlarla  ve denizlerde süzülen beyaz gemilerle süsleyelim. Fark ettiniz mi? Sonsuz gücümüz var değil mi? Küçük ve büyük bir şey yaratmak arasında bizim için fark yok. Zamanı ileri yada geri doğru oynatabiliriz. İşte yaratıcı için de yaratmak böyle kolaydır. Rüyalarımız ve hayal gücümüz yaratmanın Allah için ne kadar kolay olduğunu gösteren muhteşem deneyimlerdir.

    Şimdi en önemli noktaya gelelim. Bir varlık; belki bir insan yaratın. Tam sevebileceğiniz gibi. Onun size bağlı, dost ve aşk dolu olmasını istiyorsunuz. Tüm bu yarattıklarınız onları gören, onlara yani yaratmanıza muhtaç ve onlarla eğlenecek birisi olmazsa ne işe yarar ki? Haydi bunları ona verip mutlu edelim. Dünyada istediği her şey onun olsun. Başka insanlar da yaratın.

    Noldu? Onlarla uğraşmaktan sizi unuttu mu? Adınızı bile hatırlamıyor mu? Sanırım ona verdiklerimizi biraz kısma zamanı geldi. Ta ki bizi hatırlasın ve yeniden sevsin. Onun da sevgilisi; onu bir başkası için terk etsin. Sanırım bizi daha iyi anlamıştır. Çünkü insan da tanrısını dünya için terk etmiştir. İşte hayalimizde baktığımız o insan biziz.

    Yaratıcı neden sonsuz cehennemi yaratmıştır? Neden kısacık ömrümüz için ebedi azap yada ebedi mükafat alırız? Bu haksızlık değil mi diye düşünebilirsiniz. Eğer birinin size verdiği acı sonsuza dek sürecekse; azabı da sonsuzdur. Allah’ta unutma yoktur. Onun için yaptığınız güzel işler yada onu hiçe sayarak yaptığınız kötü işler haksız isyanlarınız onun için ölümsüzdür. Sonsuza dek onları unutmadan hatırlayacaktır. Bu nedenle azap da sonsuzdur.

    Sonsuz azabın bir diğer nedeni de; yaratıcınıza verdiğiniz öfkenin tüm kainatı etkilemesidir. Örneğin hayalinizde yarattığınız ve kendi iradesi olan insanın istediklerinin hepsini vermediniz diye size düşman olduğunu düşünün.  Bu durumda moraliniz bozulur. Yeni insanlar ve dostlar hatta yeni dünyalar yaratmaktan vazgeçebilirsiniz. Hatta çok sevdiğiniz biri size ihanet ederse o zaman tüm evreni yok etmeyi seçebilirsiniz. Unutmayın sizde ne varsa yaratıcınızda o var. Sizin yaratıcıya etkiniz; sonsuz gücü olana, sonsuzluğa etkiniz demektir. Bu nedenle cezanızın ve ödülünüzün de sonsuz olması gerekir.

     

    Hayalimdeki insan ne yapsa severdim,  istediğini verirdim diye düşünün. Yaratıcının yarattıklarından başka bir dünyası yok unutmayın. Sizler, yarattığım insan hayalimde bir şeylerle uğraşırken bende evimi temizleyim naparsa yapsın diyebilirsiniz. Ama yaratıcının tek evi sizsiniz. Yaratıcı için kalpleriniz ve yüzeylerinizden başka bir dünya yok. Yaratıcının başkalarının var ettiği gidip gezebileceği dükkanlar yok. Yaratıcının komşuları ve dostları, ailesi sizlersiniz.

    Yaratıcı neden bu kadar çok canlı yaratıyor biliyor musunuz? Neden bu kadar çok insan?  O en sevdiğini arıyor. Kendi için muhteşem olanı. Her şeyi yarattığımı ve bunca hakareti, bunca zulmü çektiğime değdi diyebileceği dostunu aramakta. O dostu bulduğunda zaman duracak. O dostun olacak ne isterse; bütün dünya hatta gayb. O ise gücünü Rabbine adayacak. Rab ona kaderi değiştirme gücünü armağan edecek. O ise bunlarla kendi fakirliğini, yaralarını ve yaşamını bile tamir etmeyecek. O nefsini O’na adayacak. Rabbin sözü üzerine söz söylemeyecek.

    Ümitsiz olmayın. Rabbin ne güzel kulları vardır, bense bencilce yaşadım demeyin. Değişebilirim deyin. Biricik şansınızı şu hayatınızı bir oyuncağın yada biraz daha fazla yiyecek ve giyeceğin peşinden koşarak değil, muhteşem olanı keşfetmek ve dostluğunu kazanmak için, sonsuzluğunuz için kullanın. Pişmanlık dolu bir secde ile, hayallerinizde Rabbinize sarılın. Size bir sır vereyim; yeterince güçlü; çok yoğun hislerle hayal ederseniz ve çok isterseniz; gerçeğe açılan bir kapıyı aralarsınız. Hayal değil gerçek kabul edilir.

    Elinizden gelmiyorsa; size Allah’ı sevdirecek dostlar; sohbetler bulun. Herkesin kalbine uyan bir ayna çıkarabilir Rab; kendini gösterecek. Nefret de, sevgi de, neşe de, hüzün de bulaşıcıdır. Siz Allah’ı seven, onun aşkı ile yanan mutlu insanlar bulun. Onların sevgisini ve saygısını kazanın. Güzel sözler ve minik hediyelerle sizin yanınızda hoş ve mutlu olmalarını sağlayın. Kalplerindeki hazineleri size döksünler.

    Size sonsuzu kazanmaya davet edene koşun. Sizi dünyaya; boş ve iğreti olana, bir süre sonra zaten kaybedeceğiniz şeye çağıran sizi de kendini de aldatmaktadır. Hastalık, hüzün veya ölüm elinizde sandıklarınızı acımadan yere düşürecektir ve siz sonunda her yönden fakir kalacaksınız. Öyleyse baki olanı arayın. Yaşam bu güzel amaca feda etmeye değer. Çünkü bu yolculuk cevapları buldukça güzelleşir.

    Bir adam dedi ki, “sonsuzluğun gerçekten var olduğunu bana biraz olsun ispatla, küçük bir ihtimal yada işaret bile olsa… sonsuzluk için değil 1 yıl; tüm ömrümü adamaya hazırım.” İşte değerli insan; aradığın binlerce işaret ve delil bu kitapta. Kimi çok güçlü, kimi sadece elması camdan ayıran sarraflar yani bilip anlayanlar için değerli. Ama dediği gibi;  heyecan veren tek bir işaret bile yeter. Her şey ve hepsi muallak bile olsaydı. Tek bir işaret sonsuzluğun peşine düşmek için yeterlidir.


    Not: Bu makale, Erdem Çetinkaya’nın “Mucizelerin Sesi” adlı kitabından alınmış bir bölümdür. Bu kitabı PDF formatında yada imzalı-basılı olarak edinmek için www.kutsalgizemler.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Böylece bu mucizelerin ve insanları birleştiren ilahi inancın dünyaya çeşitli dillerde, belgesellerle yayılması için yapılan harcamaları desteklemiş olursunuz.

    SABİT NOT: Gece ve gündüz uzun yıllardır düşünüyorum, insanlık nasıl acılarından kurtulur? Şimdilik dünyayı cennete çevirecek, savaşları sona erdirecek bir gücümüz yok, bu doğru. Fakat dünyadaki cennete ulaşmanın daha kısa bir yolunu biliyorum. Bu yol iç dünyamızda Rabbin mucizelerine tanıklık ederek ilahi aşkı tatmak, dış dünyanızda ise sizi seven, yücelten gerçek dostlara, sevgi dolu bir aileye ve yeterli kazanca ulaşmaktır. Bunu nasıl başarabiliriz?

    İçinizde olması gereken inancı; eğer buna hazırsanız; kanıtlarla dolu kitap ve belgesellerimle Allah’ın izniyle sizlere ulaştırabilirim. Güzel dostlar, güzel bir aile ve iş çevresi için ise benimle iletişime geçin ve kardeşlerim olun. Ben ve kardeşlerim samimi  ve adanmış insanları bu güzel niyetler doğrultusunda birbirleri ile tanıştıracaktır inşallah. İşte içinizde inanç ve ilahi aşk, çevrenizde ise güzel kalpli sevgi dolu insanlar. Bu; dünyada ki cennettir.

    Mucizeleri veren ve yıldızları yaratan Allah, yüce ismi ve dünya barışı için fedakarlık yapanları ise sonsuza dek süren cennetle müjdelemektedir.

    Şimdi beni ekleyin;

    Whatsapp; +903129996618

    Instagram: erdemle.muhtesem.mucizeler

    Youtube: Erdem Çetinkıyamet’a

  • DAİRE ŞEKLİNDEKİ İLAHİ SIR

    Peki nedir bu “Hu” ismine ilahi dillerde sembol seçilmiş kapsayıcı şeklin sırrı? Sonsuzluk işareti olmanın da ötesinde. Yaratıcı modern insana öğrettiği ilk dillerde neden daireyi seçti “Hu” isminin sembolü olarak?

    “Hu” sesi nasıl ses veren tüm canlı ve cansızın zikri olmuşsa, onu ifade eden sembol de, tüm varlıkların görsel seremonisi ile ortaya koyduğu bir zikir haline gelmiştir.

     

    O

    Tüm atomlar daire şeklinde yörüngeler çizerler ve geceleri parlayan tüm yıldızlar hatta bizimki gibi tüm dünyalar… Yalnız O’nun daireye benzeyen yörünge izi üstünde yürürler. O’nun isminin resmini çizerler.

    Çünkü;

    “O; huu, Her şeyi çepeçevre kuşatmıştır” Kuran 2.115

    Bu bir önceki örnekteki gibi, bir ürüne baktığımızda onu oluşturan küçük hareketli parçaların hareket ederken çizdiği şeklin sahibinin ismini çizmesi ile eş değer hünere ve büyüleyiciliğe sahiptir. Tüm atomlar, yada tüm galaksi ve yıldız sistemleri kendisini yaratanın ismini logosuyla göklere çizer.

    Nasıl her canlı O’nun ismini seslenmeden canlı kalamıyorsa,  hiç bir nesne O’nun ismini kainata çizmedikçe var olamaz.

    Tüm duygular gibi kainat da aşktan doğmuştur. Kelebek aşık olup ölümü göze aldığı ateşin çevresinde dönmeye başlar.  Aşık olan her şey döner. Su yeryüzünün çekimine kapıldığında düz bir delikten daireler çizerek akar. Hava dönerek savrulur engellerden. Ve dönerek yörüngesine tutunur gezegenler; muhteşem yıldızlara aşık olarak.

    Ve AŞK, insan DNA’sının ruhuna bir sayıyı fısıldadı. Altın Oran sayısı. Sonsuz Çember ve geometrik şekillerin etkileşiminden doğan 1,618. İçimize yerleştirilen şifre O’na benzeyen her şeye şiddetle bir çekim duymamızı sağladı. Tüm insan yüzlerinin ortalamasında altın oran vardır. En güzel yüzlerde ve vücutlarda bu ilahi oran, Rabbin imzası olarak ölçülendirilmiştir. Tüm bitkiler “filotaksi” denen bir yaprak dizilim şekli ile altın orana uygun şekilde yaprak açmaktadır.

    Haydi yavaşça daha derinlerdeki hazineleri keşfetmeye başlayalım. Çünkü yeni başlıyoruz. Altın oran kitabında 100’den fazla altın oran mucizesi görmek üzeresiniz.

    AB/BG = ALTIN ORAN = 1,618…

    Daire her nesneyi sarmış ve bu sarışından altın oran doğmuştur. Yukarıdaki şekillerde her türden temel geometrik şekillerin etrafı çepeçevre sarıldığında nasıl altın oranın doğduğunu görüyorsunuz. Bu kitabın konusu olmadığından ertelenmiştir. Ancak daire şekli yani “O” ile yaratılış arasında irtibat için önemli bir husus olduğundan not düşülmüştür. Detaylı bilgi için “Altın Oran Mucizeleri” kitabımı inceleyiniz.

     

  • ALLAH’IN GİZLİ İSMİ “HU SESİ” (1. Kitap 1. Bölüm)

    Ben Erdem Çetinkaya Meta, çetin kıyametin gelişi hakkında sizi uyarmak için yeni ilahi mucizelerle geldim. Bu mucizeler tarihteki tüm elçilerin mucizelerinden daha büyüktür. Elbette Allah’ın dilemesi ve ikramıyla. Çünkü onları kısa bir süre için az sayıda insan görmüştü. Fakat size göstereceğim bu mucizeler, tüm insanlık tarafından hem de ebediyyen görülebilecektir. Size tüm dünya dinlerini doğrulan ve birleştiren mucizelerle geldim. Allah’u Teala’nın verdiği bir ilim ve ikramla. 

    Kardeşlerim lütfen size anlattığım her şeyin doğruluğunu evlerinizde dahi araştırıp test edin. Kanıtlarını görün ve tüm dünyaya yaymak için elinizden gelen tüm çabayı gösterin. Allah için büyük fedakarlıklar yapmadıkça, Allah’a olan inancınızı, cennete olan inancınızı kanıtlamış sayılmazsınız.

    Altın oran Kabe ve Mekke mucizelerini ilk kez 2008 yıllarında size açıklamıştım. Yenilerini ise web sitemden ücretsiz sunduğum Mucizeler Kitabı’nda detaylıca açıkladım. Rab, 109 sayısını kutsal kıldı. Güneş sistemini ve elçilerini, gönderdiği doğruluk yolunu, bu sayıya göre inşa etti. Güneşin içine yan yana 109 Dünya sığar. Güneşle Dünya arasına en çok 109 Güneş sığar. Dünya’yla Ay arasına 109 Ay sığar.

    Dünya’nın çevresi 109’un 365 katıdır. Güneş’in çevresi 109 çarpı 109 çarpı 365 kattır. Ay’ın çevresi 109 çarpı 100 km’dir. Dünya’nın hacmi 109 çarpı 10 üssü 10 km küptür. Dünya’nın saatteki hızı 109 bin 44 km’dir. Allah Dünya’yı 66 derece 33 dakika boyun eğdirmiştir.  “23 derece 27 dakika” ibaresi ancak bir saptırmadan ibarettir. Tüm elçiler bir mucize olarak Dünya’nın altın oran şehrinden başlayıp ekvatora 109 derece , kutuplara ise 19 derece açıyla yükleyen, 19 enlem yüksekliğinde düz bir çizgi üzerine gönderilmiştir.

    Bu çizgi 40. boylamdan başlıyor, 40. enlemde bitiyordu. Ve tüm noktalarının arası ve çizginin tamamının uzunluğu altın oran sayısına göre inşa edilmişti.

    Ve çizgi Dünya’nın altın oran şehrinden başlıyordu. Tüm çizgilerin birleştiği yer olan Nallıhan (Nallahan Bağder) tüm dinlerin birleştiği bir merkez olarak yüce yaratıcı tarafından inşa edilmiştir. Özellikle dinleri birleştirmek için.

    Vatikan, Olimpos, Buda’nın gönderildiği Limbuni Tapınağı ve Musa peygamberin gönderildiği Mısır Piramitleri gibi, tüm dünya dinlerinin, en büyük dinlerin merkezleri, daima memleketim Bağdere Nallahan’a 90 derece açıyla dik olarak yerleştirilmiştir.

    Ve Kabe’den yola çıkan ve Bağdere’ye dek uzanan dümdüz bir çizgi, tüm İbrani peygamberlerin gönderildiği şehirlerin dümdüz bir çizgi ve yol üzerinde birleştirilmesiyle, bir mucize olarak oluşturulmuştur.

    Bu tüm dinleri doğrulayan olağanüstü matematiksel ve geometrik ve tesadüfle açıklanamayacak bir tasarımdır. Bu doğruluk / erdem çizgisi ve yolu, göklerin ilahi sayısı gibi 109 ile tasarlanmıştır. Bu nedenle asla tesadüf olamaz. Aynı zamanda altın oranla tasarlanması duraklarının dahi altın orana ve belirli hikmetlere göre tasarlanmış olması, onun bir mucize olduğunu kanıtlamaktadır.

    Bir başka mucize de, Dabbet-ül Arz mucizesidir. Bu varlıkların başları daima güneşin battığı yöne doğru rüku halinde bulunmaktadır. Bunların asla bir benzetme olmadığını kanıtlayan yüzlerce delil, ilgili belgeselde sizlere sunulacaktır.

    Kardeşlerim bugün size Allah’u Teala’nın huu sesinden bahsedeceğim.

    DİNLEYİN!! HHHH (nefes sesi) Bu O’nun öz ismi.

    Dinle kendini derin bir nefesle… Bu O’nun sesi. Her varlık O’nu sesleniyor. Tüm içtenliğiyle mutlu olup gülerken, en zevk aldığı anda yada ağlarken hıçkıra hıçkıra… yalnızca O’nun ismi duyulur tüm dudaklarda.

    Hhhhuu. Ağaçlar esen rüzgarla boyun eğerken O’na, yapraklarına çiçek kokan ilahi nefesi üfleyene “Huu” der. Görkemli dağlar ve nefes alan her şey, onu ululayan sesiyle ona tapar.

    “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nun adını  tekrar eder. O’nun adını şükranla tekrar etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların ismimi tekrar ettiklerini anlamazsınız…”

    (el-İsrâ, 44)

    Bu ayetin Arapçası şöyle başlar; “Tusebbi huuu le huuu…”

    Tesbihuu ederler.. O’ nu huu…

    Ve yarattıklarının nefeslerine kendi ismini gizledi. Nefislerine ilahi ruhunu gizlediği gibi.

    Bir robot tasarımcısının ürettiği o biyolojik makine çalışırken dikkatlice dinlediğinizde tasarımcıya ait ismin sesini duymak… işte bu büyüleyen bir teknoloji… yada onu şaha kaldırdığınızda tüm gücüyle sahibinin  ismi ile kükremesi gibi hayret verici. Teknolojinin en üst düzeyi öyle sanatsal ve mükemmel yerleştirilmiş ki. Canlının doğallığını asla bozmuyor. O ilahi markayı yani hu sesini her duyguda farklı bir şarkı ile söylüyoruz.

    Nefesimiz, anlam dolu melodilerle ona yönelmiş bir ağıt yakıyor yada övgü dolu şiirler gizliyor, dalgalanan ve farklı notalarda konuşan hu seslerinde.

    O’nun sembolü yani Hu; son ilahi kitap dili olan Arapça’da daire şeklinde çizilir. 5000 yıldır teklik dininin dili olan Türkçe’de ise “O” yine bir daire ile çizilir. İngilizce’ye ise “O” kelimesi Arapça-İbranice gibi Sami dillerden geçmiştir. Ve yine Arapça’daki gibi hu-hi şeklinde okunmaktadır. Tevrat’ın dili olan İbranice’de “O” yine “huu” diye okunur. Yahoo yada yehova “ya huu” demektir. Vav harfi burada aslında uzatma harfinden ibarettir. “Ey İlah” anlamına gelir. İbranice ve dünyada yaygın olarak kullanılan 40’a yakın dilde “O” yani 3. tekil şahıs, “H” sesi yada yazılı “O” sembolü ile ifade edilir.

    Arapça’da Allah kelimesi “illa (yegane) Hu (O)” kelimelerinin birleşimi ile oluşturulmuştur bizzat Yaratıcı tarafından. “İlla” Arapça’da “sadece-tek” manasına gelir. Yani Allah; illa Hu; sadece “O” olarak çevrilebilir. “İlah” kelimesi de bu şekilde doğmuştur. Ses olarak adı “Hu”, sembol olarak görünüşü daire; yani O’dur.

    Buda’nın öğrencilerinin en kutsal zikri; “om mani padme Huum”dur. (Tersten “Muhammed api Nammu” diye okunur. ( Rab bana bu bilgiyi bir delil olarak ilham etti) “Nammu” Sümer’de ilk ve mutlak Tanrı’nın ismidir.)[1]

    Zerdüştlükte tanrı adı “A-HUU-Ra Mazda”.

    İslam’da  Allah-hu dan sonraki en yaygın isim “Ra-HU-Man” ve “RaHİm”

    Hinduzimde ise Mutlak ve Eşsiz Yaratıcının adı yine “B-RaHHma”

    Ve tüm dünya birbirini onun adı ile selamlıyor. “Hayy..Haloo.. Helloo”

    Ve evrensel dilde mutlulukla gülüyoruz; “HAHA”, bazen ağlıyoruz “Ü-hühü”, sonra zevk içinde “Hıhh”, yorulunca güç istiyor bedenimiz can verenden “Huhh”. Birbirimizi içten bir şekilde onaylıyoruz “Hıhı”. Aklımıza gelen müthiş bir ilhamla yerimizden kalkıyoruz ayağa; “A-HA”.

    Ateist bile olsa insan, bedeni hu diyerek, hu’ya dualar ediyor, hu’ya şükrediyor,  hu’yu takdir ediyor, hu ile gülüp, hu ile ağlıyor. İstese de istemese de, “Hu” demeyen hiç bir canlı ne yaşayabiliyor, ne de nefes alabiliyor. Varlık aleminde “Hu” demeyen hiç bir nesne kendine yer bulamıyor.

    Bazılarının içindeki Ego; bilgisizce; bazen Huu’yu yok saymak istese de; tüm varlığı nefesiyle O’nu haykırıyor, o sağır gibi dinlese de. Nefes sesiyle Huuu’ya, hu dilinde dualar eder. Ciğerimiz huu diyebilmek için gerekirse tüm servetini bile feda eder.

    [1] Allah’ın lütfettiği büyük bir keşif de Buda’nın ve doğu dinlerinin öğrencilerine “Muhammed” ile “Midra”yı miras bırakmasıdır. “Api” ise “Yakın veya üzerinde yerleştirerek ilhak, birleşen vb yakınlığı, -e ulaşan ifade” gibi anlamlara gelmektedir. Bununla ilgili detayları “Beklenen” isimli kitabımda çok detaylıca anlattım.” https://www.sanskritdictionary.com/?iencoding=iast&q=api&lang=sans&action=Search

     

  • ŞEYTANİ 9 ve 11 KÜLTÜ (911) (3. Kitap 4. Bölüm)

    9.11 olaylarından Güneş sistemindeki 109’lu yapı ve 19 sayısına kadar her şeyi en saf ve gerçek hali ile göreceksiniz.

    9’dan başlayalım.

    Tarihte Mısır’da Tanrıların sayısı 9’du. Her birinin farklı güçleri vardı. Ve Mısır kralları bu sözde tanrıların oğulları olduklarını söylüyorlardı. Soy bozulmasın diye ensest bir evlilik yolu izlenmişti.

    Tevratta bu tanrı oğulları şu şekilde anlatılıyor;

    “Ve dünyanın üzerinde insanlar çoğaldılar, oğulları ve kızları oldu; ve bir gün Tanrı‘nın oğulları insanın kızlarını gördüler, beğendiler, onları eşleri olarak seçtiler. Onlardan, güçlü ve yenilmez bir nesil doğdu.” 

    Şaşırtıcı bir şekilde Tevrat, şeytan yani kovulmuş melekler olan dev Nefilimlerden “tanrı oğulları” diye bahsediyor. Şeytan sanki Tanrının oğluymuş gibi yüceltilmiş görülmektedir. Yahudi ve Hristiyan din adamları bu konuda sessiz. Fakat işin aslı şudur. O zaman “Tanrı” dedikleri cinlerin kralı idi. Sahte bir Tanrı da olsa; halkın tanrısı olarak o bilinirdi ve her kültürde farklı ismi vardı. Allah’a inanan ise azdı. Ondan gelen soy, insanlarla evlenip çocuk yaptığından ve halkın hükümdarı olduğundan; Torah halkın ifadesini değiştirmeden kullanmıştı.

    En eski yazılı metinler olan Sümer tabletlerinde dahi anlatılan Nefilimler yani Anunnakiler uzaydan dünyaya inmek zorunda kalan şeytan ırkıydı, insanoğlunu köleleştiriyordu ve kadınların güzel olanları ile evleniyordu. Altını topluyordu. Az da olsa şeytan ve insan karışık bir nesil oluşmuştu. Şeytandan gelen nesil şeytan imparatorluklarının temsilcileri olarak normal insan soyunu yönetiyordu.

    Sümer tabletlerinde bu soyun renkli gözlü olduğu yazıyordu. Gerçekten de bilim adamlarına göre renkli göz normal insan geninde yoktur. Bu durum 10 bin yıl kadar önce Anadolu’da ortaya çıkmış genetik bir bozukluk olarak tanımlanır.

    Mısır’daki insan ilahlar sistemi bu soydan olmakla tanımlanıyordu. Ve bu sözde şeytan ilahların sayısı 9 olarak sayılmıştı.

    Grekoromen din ve mitolojilerinde kardeş tanrıçalar olan ilham perileri (muse) geleneksel olarak dokuz tanedirler.

    Tüm kainatın ve yaratıcının evrensel dili olan matematikte ise; 10 mükemmel ve tam sayı kabul edilmişti. İnsanoğlu bu sistemi kullansın diye 10 parmaklı dizayn edilmişti. 10 Yaratıcıyı, tam ve mükemmel oluşu simgeliyordu. 9 ise onun halifelik verdiği gezegenleri yönetme yetkisine sahip liderleri. Şeytan da, Güneş sistemindeki bu 9’lar meclisinde, dünyanın eski halifesi olan melekti.

    Yaratıcının köle yapılan ve ezilen ilkel insan ırkını şeytandan kurtarmak istemesiyle daha gelişmiş olan Adem yaratıldı. Melekler meclisinde şeytanın kışkırtmasıyla Yaratıcıya isyan noktasına gelindi, çünkü şeytanın imparatorluğu Adem’in yani insanoğlunun eline veriliyordu. İblis bu durumu reddedince cezalandırılmak üzere meclisten kovuldu ama iddiasını ispat için mühlet almayı başardı. Oysa bu onun düştüğü bir kuyuydu.

    Tevratta peygamber iblisi şöyle tarif eder;

    Ey parlak yıldız, seherin oğlu (Lucifer), göklerden nasıl düştün!… İçinden, “ Göklere çıkacağım ” dedin. Tahtımı Tanrı‘nın yıldızlarından daha yükseğe koyacağım…Bulutların üstüne çıkacak, kendimi Yüceler Yücesi’yle eşit kılacağım” dedi. Ancak ölüler diyarına, ölüm çukurunun dibine indirilmiş bulunuyorsun. (İşaya 14 /12-15)

    İblisin bu ideali kendince 10’dan sonra gelen ve hakimiyet sahibi 9 olan kendisinin, yaratıcısını da aşarak 11 olmasını ifade ediyordu. İblis Yaratıcısına meydan okuyordu.

    Bu kült, satanizmde 9’dan 11’e yükselme sembolizmini getirmiştir. 9 – 11 yada birleştirilmiş hali 911 satanizmin en güçlü sayısal sembolüdür ve şeytanın amansız savaşının özetidir.

    Kuran’da tüm dünyayı bile karıştırabilen bu örgüt sayısının altı çizilerek anlatılır. Geçmişte Allah onları yok etti ama iblis aynı örgütü tekrar tekrar “9’lar konseyi” adı altında kurmaktadır.

    “O ŞEHİRDE DOKUZ KİŞİ (ELEBAŞI) VARDI Kİ, BUNLAR YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPIYORLAR, İYİLİK TARAFINA HİÇ YANAŞMIYORLARDI.” Neml / 48

    Şeytan incilinde;

    Stanistler için

    9 büyük günah

    9 büyük ilke

    9 bildiri gibi

    9’la şifrelenmiş temel bölümler bulunmaktadır.

    Örnekler sayısızdır.

    Sanırım şeytan için 9‘un ne denli önemli olduğunu ve 10’u aşarak 11’e yükselme idealinin cehennemden kurtulmak için tek seçeneği olduğunu artık iyice anladık.

    Holywood bu sayıya özellikle vurgu yapıyordu. 9’lar adında bir film çektiler. 9’lar filmi tanrısal güçlere sahip birinin hayat hikayesini anlatıyordu.

    Matrix ve Terminatör filminde dahi 9 ve 11 kültünü sıkça görürsünüz. Filmlerde saatler sık sık akrep 9 yelkovan 11 i gösterecek şekilde ayarlanır.

    Gözümüze sokmaktan çekinmeyecek ve “güç bizde” diyecek kadar kibirli olan bu örgüt insanoğlunu cehenneme sürükleme, köleleştirerek keçi görünümüyle sembolleşen İblis’e taptırtma konusunda gözü dönmüş bir hırs içinde.

    Mısır’ın 9 sözde tanrının temelini oluşturduğu dinde Horus en önemli sözde tanrılardan biri. Sembolü tek göz. Piramitin içinde vurgulanarak sözde Mısır Tanrısı horus kendisine dünyanın en çok basılan ve taşınan parasında yer buldu.

    Amerikan dolarında Tanrı horusun resmi çizilmiştir ve yanında şöyle yazar: “Biz Tanrıya inanıyoruz.” Hangi tanrı olduğu gayet açık. Horus yada Mısır Tanrılarına. Altında yeni dünya düzeni yazmaktadır. Bu düzenin 9-11 bağlantısını bizzat eski Başkan Bush’un ağzından dinleyeceksiniz.

    Hz Muhammed kıyamete yakın zamanda dünyaya hakim olacak bu şeytan imparatoruna Arapça bir kelime olan “DECCAL” adını vermiştir. Bu büyük bir mucizedir. Çünkü İblis’in kendi resmini çizdiği ve ilahlığını iddia ettiği paranın üzerinde açıkça DCCL yazmaktadır. Bu bir romen tarihlemedir, bilmeden yazmışlar ama peygamber as.’ın mucizesi ortaya çıkmış. Ona selam olsun.

    Şimdi gelelim küresel 9-11 ayinlerine ve devlet başkanlarının bile nasıl onların kontrolünde olduğuna.

    9.11.1991

    BUSH ilk kez “new world order” kelimesini kullandı ve mecliste yeni bir dünya düzeninden bahsetti.

    10 yıl aranın ardından darbe vuruldu dünyaya.

    9.11.2001 şeytani ayini başladı. Bu ayin her yönüyle 9 ve 11 şeytani kültü üzerine inşa edilmişti.

    11 sayılı uçak saat sabah 9 da ikiz kuleye çarptı.

    eyalet olan ve 11 harfli olan NEWYORK ayinin merkezi seçildi.

    Uçaklar 90. katı hedefleyerek çarptılar.

    Bu şeytani örgütün organize ettiği sahte bir terör saldırısıydı. Usame Bin Ladin saldırıyı hiçbir zaman üstlenmedi. Uçaklar çarptıktan sonra binanın sağlıklı şekilde yıkılmasını sağlamak gerekiyordu. Domino etkisiyle tüm şehir yıkılabilirdi. Binanın içine önceden örgütün yerleştirdiği patlayıcılar patlatıldı. Pek çok polis memuru ve itfaiyeci bu patlamaları çok net duydularını ifade eden röportajlar verdiler ve bu patlamalar kameralara yakalandı. Hükümet sonunda patlayıcıları kabul etti ama teröristlerin bunu yapmış olabileceğini iddia etti. Oysa ki tüm bina kolonlarını tonlarca patlayıcılarla doldurmak güvenliğin çok yüksek olması nedeniyle imkansızdı.

    Peki, babası 9.11.91’de yeni dünya şeytani düzenini ilan eden oğul Bush 9.11 sabah 9’da ne yapıyordu. Efendi Babhomet’in hayatını çocuklara okuyordu sembolik olarak. Günah keçisi hikayesi kitabı elinde öğrencilerle birlikte. Amerika saldırı altında kendisine bu 2 kez söylenmiş ama o ısrarla öğrencilere bu hikayeyi okumak istiyor. Ve tarihin en ağır saldırısı altında iken bunu kendine görev biliyor. Yorum sizin.

    Hristiyanlık ileride değinileceği üzere şeytani sistem tarafından ve pagan imparatorluğu olan Roma tarafından paganizme evrilmişti. Günlerin uzamaya başladığı Güneşe tapınma günü Noel ilan edilmiş. Kutsal gün İncil’de aksi yazmasına rağmen Cumartesi’den güneş günü anlamına gelen SUNDAY’e yani Pazar’a taşınmıştı. Peygamber İsa süper güçleri olan bir pagan tanrısına çevrilmişti ve Yaratıcı yerine İsa’ya tapınmak teşvik ediliyordu.

    Dünyada tek yaratıcıya tapan tek din İslam’dı ve müslümanların her daim parçalanmış ve kaos içinde tutulması, ellerindeki madenlerin alınarak ve sömürülerek fakir ve cahil tutulmaları gerekiyordu. Afganistan ve Irak ardından sahte örgütler yoluyla Suriye işgal edildi.Yani; tüm vaat edilmiş topraklar. Dünyayı hakim olacağı iddia edilen Deccal’in gelişine hazırlandı. Onu “mesih” olarak tanıtacaklardı.

    9.11 ayini bu örgüt tarafından zaman zaman değişik ülkelerde değişik eylemler için sembol gün yada rakam seçiliyordu. Bir kaç örneğe bakalım;

    Deccalin kontrolündeki tüm ülkelerde kimlik numaraları 9 yada 11 rakamlıdır.

    Tüm telefon numaraları 11 rakamlıdır.

    Dünyanın en popüler sporu  Amerikan ve Avrupa Futbolu 11 kişi ile oynanır ve saha 110 metredir.

    Acil yardım çağrısı Amerika’da 911, dünyanın tamamına yakınında ise 11 ile başlayan numaralardan müteşekkildir. Bu çok önem verdikleri bir durumdur. Çünkü yardım gerçek dinde yalnız Yaratıcıdan istenirken onların sisteminde 11’e yükselen şeytan ve hizmetçilerini yardıma çağırmak sembolize edilmiştir. 

    Hz Musa’nın düşmanı olan ve Boğa heykeli Menat’a tapan paganistler, bu geleneklerini büyü ve cin tapıcılığını devam ettirdiler.

    Bugün borsanın sembolü boğa heykelidir ve borsa binalarının önünde bu heykel bulunur. Menat bir para birimidir.

    9.11 gününde özetle – bakalım neler oldu.

    9.11.1991 Yeni dünya düzeni Amerikan meclisinde ilan edildi

    9.11.2001 İkiz Kuleler yıkılıp müslümanlara savaş açıldı

    9.11.2015 ( Kabe’ye vinç devrildi, yüzlerce hacı öldü, tavaf durdu ve Kabe’de yıkılma girişimi gerçekleşti)

    9.11.1853  (Dünyanın kontrol aracı olan internetin temeli sayılan dünya telgraf ağı bugün ilk kez kullanıma açıldı)

    9.11.1923 (Amerikan tarih sistemine göre)(Mustafa Kemal mevcut tek partinin başkanı seçildi ardından İslam hilafetini lağvetti.

    Saat 9 – 10 11 1938 (Atatürk’ün açıklanan ölüm tarihi ve saati kesinlik arz etmemektedir. Ancak ölüm tarihi ve saati öyle ayarlanmalıydı; şeytanın 9’dan 11’e yükseliş miti vurgulanmalıydı. O nedenle amerikan takvim sistemine göre Saat 9da 10.11. (10 kasım) tarihinde ölümü ilan edildi. Tüm Müslüman Türk milleti bu şeytani saatte 9’da saygı duruşu yapmaya zorlandı. Çünkü şeytan 9’du ve 11’e çıkması gerekliydi. Bu bilgi spekülasyona açıktır. Atatürk’ün ölüm saatini ayarlayanlar şeytanın yükselişi mitine inanan kimseler midir? Yoksa bizzat kendisi midir? Bu bilgi tarihin karanlık sayfalarında kalacaktır. Dünyanın en ünlü şeytana tapıcısı ve satanisti olan Aleister Crowley’ın oğlunun adını Atatürk koymasının nedeni hala bilinmiyor. Kanlı bıçaklı Türklerle savaşan milletlerin liderlerinin de neden Atatürk hakkında övgü dolu sözler söylemeye başladıklarını ve Atatürk’ün ülkeyi, savaştığı güçlerin insanları gibi giydirip, kültürünü yok ettiği gibi daha pek çok ilginç olayın iç yüzeyi henüz bir muammadır.

    9.11.1980 (Bu günün gecesi Amerika Türkiye’de bir darbeye ön ayak oldu ve ertesi gün Amerikan gazeteleri başardık yazdı.)

    9.11.1986 (Pakistan’ın Hindistan’dan koparak İslam devleti kurmasını sağlayan Muhammed cinnah şehit edildi)

  • IŞIK HIZI HESAPLAMASINDAKİ HATALAR VE GERÇEK MUCİZE

    Günümüzde ışık hızı 1 saniyede; kutup noktasından ekvatora olan mesafenin 30 katı kadar mesafe almaktadır. (29,9792458)

    Gördüğünüz gibi ufak bir farkla tam 30 değildir. Görüştüğüm pek çok kişi ışığın bir saniyede aldığı mesafenin metrik sistemde 300.000 km hıza bu kadar yakın (on binde 7 lik farkla) olmasına çok şaşırıyorlar.

    Tasarlanmış akıllı evren sistemine inanmayan bilim adamları tastamam 10’luk sayı sistemindeki bir ifade olmadığını söyleyerek o minik farktan yararlanarak bunun tesadüfi bir yaklaşım olduğunu söylüyorlar. Onlara göre tam olarak metrik sistemin 300.000 katı olsaydı yeni ve güçlü bir kanıt olabilirdi; tasarlanmış dünya ve evren teorisi için. Şimdi metrik ve saniye sisteminde yapılan ölçümlerdeki hataları size gösterip, aslında kusursuz ve tasarlanmış bir sistemde yaşadığımızı göstermek istiyorum. Sizlere sunmak için yaptığım hesaplamaları mümkün olduğunca basit hale getirmeye çalıştım.

    Aşağıda belki bir çoklarına göre karmaşık gelen hesaplamaları göreceksiniz. Özetle iki durumla karşılaşıyoruz.

    1. Dünyanın kutupsal çevresi baz alınarak metre belirlenince;

    19 yıl içinde

    Işık hızı tastamam 300.000 km/sn olacak. Yani 10’lu sayı sisteminde, dünya ve evrendeki tasarıma ilişkin mutlak değerler kusursuz bir senkronizasyona sahip oluyor.

    1. Ekvatoral çevre baz alınarak metre belirlenince;
      1482 yılında dünya tam anlamıyla ışık hızı ile senkron olmuştu.

    Yorumum:

    Kutsal kitaplardaki pek çok mucize İngiltere ve Fransa’dan geçen boylam; yani günümüzdeki ortak kabul; başlama noktası öngörülerek yapılmış. Yine bu boylam baz alınarak dünyanın çevresi ölçülmeli ve metre buna göre hesaplanmalıdır. (Kutsal kitaplar bunu öngörmüş) Ancak evrensel ölçütlerle denk görülmeyen noktalar insan hatası. Dünyanın çevresi ve saniye uzunlukları hatalı ölçülmüş. Bunları düzelttiğimizde 2037-1482=555

    555 yıllık çok özel bir dönemde olduğumuzu ve dünyanın tüm yaratıldığı süre boyunca çevresinin ışık hızı ile ilk kez 300.000 senkronizasyonunu gerçekleştirdiğini görüyoruz.

    (1482’de 1. senkronizasyon – 2038’de 2. ve son senkronizasyon.

    Metre nasıl belirlendi?

    30 Mayıs 1791 – Fransız Ulusal Meclisi metrenin yeni tanımı olarak Fransız Bilimler Akademisi’nin önerisini kabul etmiştir. Bu öneriye göre 1 metre Paris’ten geçen meridyenin dörtte bir uzunluğunun 10 milyonda biridir. Bu durumda dünyanın kutuplardan çevresi tam 40.000 km olmalıydı. Ama zamanla ölçüm sistemleri gelişti ve hem her meridyenin ufak farklarla birbirinden farklı ölçülere sahip olduğunu hemde Fransa’nın meridyenini 7 km eksik ölçtüklerini gördüler. Yani yaklaşık on binde 2’lik bir farkla.

    Ama metre ölçüsü tüm dünyada standart haline geldiği için değişmeden kaldı. Dünyaya 1800’lü yıllarda dağıtılan 1 metre denen metal çubuklar  günümüze dek değişmez bir standart olarak kullanılmaya devam etti. Zamanla metal çubuk yerine aynı uzunluğu lazer, ışık vb karmaşık elektronik sistemle netleştirdiler. Ancak bu uzunluk güncellenmiş bir uzunluk değildi; eski ve hatalı ölçüme dayanıyordu. Düzeltmek günümüzde bile imkansız gibidir. Tüm dünyadaki ölçüleri, mezuroların ve resmi belgelerin güncellenmesi gerekir ki, insanlar bununla uğraşmamak için eski küçücük bir hataya sahip olan ölçüyü standart olarak kullanmaya devam ettiler.

    Saniye nasıl Belirlendi

    Dünyanın kendi etrafında attığı bir tur zamanının yani bir günün; 86400 eşit parçaya bölünmesi ile ortaya çıktı. Dünyanın dönüş süresinin hesaplanması için atom saatleri ve karmaşık ölçüm sistemleri kullanıldı ve ilk keskin saniye ölçümü 1949 yılında keşfedilen bir atom saati ile belirlenebildi. 1967’de bu süre sezyum 133 atomunun 9,192,631,770 kez titreşim üretme süresi 1 saniye olarak kabul edildi.

    İlerleyen yıllarda dünyanın kendi etrafındaki dönüş süresinin gittikçe uzadığı yani 1 saniyenin daha uzun bir zaman aralığına gittiğini keşfettiler.

    100 yılda her bir saniye; on binde 5,55  oranında uzuyordu. Tabi ki bu çok küçük bir miktar olduğu için saat hızlarının sürekli güncellenmesine gerek olmadı. Ancak ışık hızının 1 saniyede katettiği yol hesaplanırken ufak farklar önemli bir değişkenlik arzediyordu ve ince hesaplamalarda kaymaya yol açacaktı.

     

    HESAPLAMALARLA İLGİLİ DETAYLAR

    1. KUTUP BAZLI ÖLÇÜM

    Işık Hızı Hesabındaki Hata

    300000-299792,458=207,542

    207,542/300000=0,0006918 (on binde 7)

    Metrenin hesaplanmasındaki hata

    40007,86-40000=7,86 km

    7,86/40000=0,0001965  (on binde 2)

    (Ölçüm Çalışmaları 1949-1967 arası tamamlandı)

     

    Senkron için İhtiyaç Duyulan Yıl

    Işık hızındaki sapma – Metrik Sistemdeki sapma

    0,0006918 – 0,0001965=0,0004953 (on binde 5)

    Düzeltilmiş metrik sisteme göre on binde 5’lik bir fark daha vardır.

    Saniye sabit bir süre olmadığından ve sürekli uzadığından bir hesap daha lazımdır.

     

    1 saniyenin hesaplanmasındaki düzeltme (2019 için)

    100 yılda her saniye on binde 5,55  oranında uzuyor.

    On binde 5’lik artış için 89,2432 yıl gerekir.

    1949 (saniye tespit yılı)+89=

    2038 (Ortalama Senkron Yılı)

     

     

    • EKVATORAL BAZLI ÖLÇÜM

     

    Işık Hızı Hesabındaki Hata

    300000-299792,458=207,542

    207,542/300000=0,0006918 (on binde 7)

     

    Metrenin hesaplanmasındaki hata

    40075,017-40000=75,017 km

    75,017/40000=0,001875425  (ort + binde 2)

    (Ölçüm Çalışmaları 1949-1967 arası tamamlandı)

     

    Senkron için İhtiyaç Duyulan Yıl (Toplam Sapma)

    Işık hızındaki sapma – Metrik Sistemdeki sapma

    0,0006918 + 0,001875425=0,002567225 (on binde 25)

    1 saniyenin hesaplanmasındaki düzeltme (1949’a göre)

    100 yılda her saniye on binde 5,55  oranında uzuyor.

    0,002567225/0,00055=4,667681818

    100X4,6676=466,76 yıl önce (ölçümden)

    1949-466,76=1482,24

    1482 (Ortalama Senkron Yılı)