Yazar: Erdem Çetinkaya Meta

  • MUSEVİLİK, İSEVİLİK, BUDİZM, HİNDUİZM ve ZERDÜŞTLÜKTE YENİDEN DOĞUŞ (2. Kitap 23. Bölüm)

    TÜM DÜNYA DİNLERİNDE GÜNAHKÂR DOĞUŞ VE YENİDEN BEDENLENME

    Dünyanın yarısına yakını yeniden doğuş inancına sahip yani Hindu ve Budist’tir. Bu dinlerde bilinen şekilde bir kıyamet anlayışı olmasa da kurtarıcının gelişi ile birlikte başlayacak bir dönüşüm çağından bahsedilir. Tüm dinlerin özü bir olduğundan birinde unutulan yada gizlenen bir özellik bir diğerinde ortaya çıkmaktadır.

    Sümer’de Günahkâr Doğuş

    Sümer tabletlerinde Eyüp As.’ın hikayesine benzer bir hikaye vardır. Bu metnin yazıldığı tabletin bir kısmı Philadelphia Ünİversitesi’nde, diğer kısmı istanbul Arkeoloji Müzelerinde bulundu.

    Bunlar ayrı ayn okunup birleştirilince 135 satıra ulaşan şiir tarzında yazılmış bir hikâye ortaya çıktı. Fakat parçaların birçok yeri kırık veya bozuk olduğundan metnin tümü tam olarak elde edilemedi.

    Bu hikayede günahkar doğuşu anlatan şöyle bir bölüm bulunmakta;

    Tanrım, beni var eden babam, yüzünü kaldır,

    Ne zamana kadar beni İhmal edecek, beni korumayacaksın?

    Ne kadar zaman beni rehbersiz bırakacaksın?

    Bir doğru söz söylüyor akıllı bilginler,

    ‘Asla günahsız bir çocuk annesinden doğamaz,

    Günahsız bir genç, en eski zamandan beri yoktu.’”

     

    HİNDUİZMDE GÜNAHKÂR DOĞUŞ

    Brahma; Evrenin bizzat kendisi. Yaratıcı Brahma’nın olduğu yer. Görülen görülmeyen her şey. Ruhun yaşam döngüsünden kurtulup ulaşmaya çalıştığı yer. Kutsal Veda’ların çıkış noktası. Hindular, sayısı 330 olan diğer tanrıların da ona hizmet ettiğini düşünüyorlar.

    Ruh, Brahma’nın içinde olduğu mokşa’ya yada farklı bir deyimle Nirvana’ya ulaşana kadar tekrar tekrar Dünya’ya geliyor. Amaç tekrar tekrar dünyaya gelmek değil. Bir an önce mokşa’ya ulaşıp döngüden çıkmak. Döngüden çıkan olgunlaşmış ruh Brahma’ya ulaşıp Brahman ile bütünleşiyor.

    Olgunlaşamamış olan ruhlar ise reenkarnasyon ile sebep sonuç yasası da diyebileceğimiz karmalarına bağlı olarak başka bir bedende Dünya’ya dönüyor. Her yeniden doğuş ile ruh olgunlaşıp mokşa’ya daha fazla yaklaşıyor.

    Kur’an ve hadislerden anladığım 3 ve daha fazla yaşam döngüsünden tek farkı onların bu döngünün sonsuza dek devam edeceğine inanmaları. Aslında İslam inancında da 3. yada son yaşamımız ebedi olacağından; bir şekilde sonsuz bir döngü oluşacağına ve son döngü de Rabbin hayatları kalıcı hale getireceğinden yani ölümü yok edeceğinden bahsedebiliriz.

    Ölümün yok olması zaten beklenen bir sonuç. Öyle yada böyle, insanlığın kaderinde ölümü yok etmek vardır. Rabbin eliyle yada meleğinin yada bir vesile aracılığıyla; farketmez. Ölüm ölecektir.

     

    BUDİZM’DE YENİDEN DOĞUŞ

    Budizm’de Buda, derecesi çok yüksek bir tanrı-ruh olan Vişnu’nun enkarnesidir. Budizm’de Buda tüm tanrıları reddetse de Hinduizmin etkisinden tam kopulamamıştır. Buda, aydınlanma ve döngüden çıkışın ancak ruhsal olgunluğa ulaşılarak gerçek olacağını söylüyordu. Bunun için kast sistemini reddetti. İçsel bir yolculuğa çıkılarak aydınlığa-nura ulaşılacağını anlatıyordu. Bir prens olmasına rağmen nefis tezkiyesi ve dilenerek yaptığı ruhsal eğitim onun öğrencilerine has bir terbiye metodu idi.

    Budizme göre; ‘Koruyucu’ olan Vişnu, yeryüzüne enkarne olduğunda aldığı biçimlerden biriyle gösterilir. Vişnu, yeryüzüne dokuz kez gelmiştir. Onuncu bedenlenişinde “Kalki” isminde ve at üstünde geleceğine inanılmaktadır. Eski enkarnasyonlarında çeşitli hayvan bedenlerinde ya da “Narsingh” ismiyle bilinen yarı aslan – yarı insan şeklinde biçimlenmişti. Ramayana destanına göre yedinci enkarnasyonunda, ideal insanın ve bir kahramanın olması gereken şeklini gösteren Rama şeklinde belirdi. Rama, aynı zamanda Hanuman gibi ikincil derecedeki tanrıları da oluşturdu. (Onların tanrı dedikleri, kutsallar – melek ve ruhlar yada cin krallarına verdikleri isimlerdir. Hakikatte yer ve gökteki her şey Allah’a yani Brahma’ya kulluk eder ve ondan başka ilah yoktur. Tüm dualar onadır ve her şey ona muhtaçtır)

    “Buda, şöyle dedi: Ben dünyaya gelen ilk Buda değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O, benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir… Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: O, maitreya-mitra-mettaya olarak bilinecek. (Farklı isimleri bulunmaktadır)

     

    YAHUDİLİK VE HRİSTİYANLIKTA GÜNAHKÂR DOĞUŞ

    Bildiğiniz üzere Hristiyanlıkta, doğan her çocuğun vaftiz edilmesi şarttır. Bu günahkar doğan bebeğin temizlenmesine yardımcı olacak su ile yapılan dini bir ayindir.

    Bir çok din adamı Adem ve Havva’nın günahlarını çektiğimizi söylüyor. Ama gerçek bu değil.

    Hez.18: 20 Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. (diyor Tanah – Kitab-ı Mukaddes)

    Yaratıcının dedelerimizin günahını bize yüklemesi akıl ve vicdanla, adaletle açıklanamaz. Onlar yanılıyorlardı.

    Tevrat’ta da özellikle Ezra isimli Peygamber’in kutsal metninde çarpıcı ifadelerle günahkar doğuş tescillenmektedir;

    21.İlk insan Adem, günahkâr bir yüreği yüklendiğinden günah işleyip yenildi. Yalnız kendisi değil, bütün soyu…

    Ezra 3. bölüm

    26Tıpkı Adem ve onun soyu gibi davranıp yoldan çıktılar.

    Ezra3

    21Tanrı tüm insanlara, bu dünyaya geldikleri zaman nasıl yaşama erişeceklerini ve cezalandırılmaktan kurtulacaklarını anlatan açık bilgiler vermişti.

    Ezra 7

    35Gerçek şudur ki, hiç günah işlemeyen bir insan doğmamıştır, günahsız yaşayan insan da yoktur.

    Ezra 8

    “Tanrı Musa’ya dedi ki; İsrail halkına söyle: Bir kadın, erkek çocuk doğurursa, yedi gün boyunca törensel olarak kirli sayılacaktır, tıpkı adet döneminde kirli sayıldığı gibi. Ve sekizinci günde, sünnet derisinin (üstderisinin) eti sünnet edilecek. Onun kanının saflaşması 33 gün sürecek. Bu süre boyunca kutsal olan hiçbir şeye dokunmayacak, mabede gelmeyecek. Eğer kız doğurursa, iki hafta için kirli sayılacak, kan-saflaşması 66 gün sürecek” (Leviticus. 12:1-5).”

    İncil’de Şöyle yazıyordu;

    Rom.3: 23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.

    Hz. Muhammed, sahih hadiste şöyle ifade ediyordu insanoğlunun günahkarlığını.

    “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir” (İbn Mâce, Zühd, 30)

    19.71 – (Ey insanlar!) Sizden cehenneme girmeyecek hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.

  • NEREDEYSE TÜM İNSANLAR ZALİMDİR; DELİLLER (2. Kitap 22. Bölüm)

    Birini silah gücünüzle öldürmediğiniz yada malını zorla çalmadığınız için kendinizi iyi bir insan gibi görebilirsiniz. Ama gerçek böyle değil.

    Zeki olan, zeka silahıyla başkalarının ekmeğini çalar. İyi olmak, zeki ve daha üretken olmana rağmen, aynı güce sahip olmayanlarla eşit pay almaya razı olmaktır. Sınır tanımadan daha fazlasını toplamaya çalışmak zeka değildir. Verilen silahı zorbaca kullanmaktır.

    Güzeller, güzellik silahı ile çirkinleri öldürürler manen ve olabildiğince çok kalbi tutsak etmekten zevk alırlar. Güzel göz bir silah gibi dünya malını avlar; zenginlere eş eder. Çirkin görülen hamalın karısı olur.

    Bir ülkeniz mi var? Milliyetçi misiniz? En büyük ülke sizinki mi olmalı? Bu aynı zamanda diğer ülkeleri umursamamaktır. İnsanların arasına sınır koymak, “sınırın ötesindekiler ne yaşarlarsa yaşasınlar, biz rahatsak onlar umurumda değiller sakın gelmesinler” demek… Eğer bir gün siz aynı duruma düşerseniz sizden yüz çevrilmesine layık durumda olmaz mısınız? Kendi ailesi, kendi ülkesi diğerlerinden üstün olsun istemek zulümdür. Onlar için de, kendi için istediğini istemeyen kişi olgun insan değildir. Sınırları savunan her insan bencildir.

    Şehrinizde aç ve fakir insanların olduğunu biliyorsunuz. Ama biliyorum ki araçlarımızın ve cep telefonlarımızın modellerini yükseltmemiz daha lüks otellerde tatil yapmak için kazancımızı saklamamız gerekiyor..  Eğer bir gün siz de aç yada fakir kalırsanız bu durumda Allah size karşı neden merhamet etsin. Çünkü siz bencil ve zalimce yaşıyordunuz. Metal olmayan; ama metal olandan daha güçlü yetenek silahlarınızla arzu edilen şeyleri topluyor ve yığıyordunuz.

    İnsanlık bu ayıplarından temizlenirse dünya cehenneminde yaşamaktan azat edilecektir. Önce dünyada, sonra da Yaratıcının vaat ettiği cennete alınacak. Bunun yolu sınırların aşamalı olarak kalktığı ve daha adil, insani bir yönetim anlayışı ile tüm halkların tek bir devlet olarak birleşmesidir. Bu sistemin adı Diwos’tur. Bu projeye inanıyorum ve tüm gücümle destekliyorum. Bizleri kralların değil, adil ve ilahi kanunların yönettiği muhteşem bir dünyanın tek yolu olduğuna inanıyorum.

    KİŞİ 4 ŞEKİLDE ZALİM OLUR

    1. Yaratana Karşı
    2. Kendine Karşı
    3. Çevresindekilere Karşı
    4. Dünyaya ve İnsanlığa Karşı

    Yaratana Karşı Zulüm Çabası

    Yaratana zulüm imkansızdır. Allah yaratılmışların zahiri zulmünden münezzehtir. Lakin yarattıklarına zulmetmek, zatını yok saymak, zatında, karar ve işlerinden kusur bulmak, emir ve yasaklarına hürmet göstermemek Allah Tealayı öfkelendirir. Tabiri caizse üzer. Hakikatte öfke, birikmiş üzüntüden doğar. Birini sevmek isterken sizi eliyle bir kez itse üzülürsünüz. Sabredersiniz değişir diye. Lakin her fırsatta sizi gelip itip kakmaya başlasa üzüntünüz öfkeye dönüşür. Merhametiniz gazap olur.

    En büyük hırsızlık nedir? Bankadan tonlarca altın çalmak mı? Hayır. Kişinin kendisine, hayat veren, türlü nimetler veren, kendine arkadaş kılan, cennet vaat eden, bir çok isteğini yerini getiren Allah’ından çalmasıdır. O hırsızlık nasıl olur? O, tüm bunların karşılığında namaz ve biraz olsun infak ister. Ahlaklı insan olmak zaten insanlığın borcudur. Kişi yürüdüğü halde namaza durmazsa bacaklarının bedelini hırsızlık eder. Kişi diliyle konuşabildiği halde Allah’ı biraz olsun anmazsa günde 5’er defa dilinden hırsızlık eder. Allah’ı ve yarattığı sanatı ve kanunu düşünmezse, beyninden hırsızlık eder.

    Tüm bunlar Rabbini seven için bir eziyet değil, zevktir. Eziyet geldiği halde devam edene, duası ve sabrı, sonunda zevke dönüşecektir.

    Kendine Karşı Zulmü

    Kişinin kendini bile bile kötü duruma düşürecek işler yapması; kişinin kendine zulmüdür. Örneğin içki ve uyuşturucu, helal bile olsaydı, alışkanlık olması muhakkak haram olurdu. Çünkü kişiyi muhakkak kendine zarar vermeye yada suç işlemeye götürürdü.

    İnsanın kendini hayatta ve ahirette koruyacak ilimler öğrenmeden boş boş oturması, vaktini zevk yada gereksiz işler için öldürmesi de kişinin kendine ettiği zulümdür. Bu aynı bir farenin kapandan habersiz peynir yemesi gibidir. Gerçekte o fare kendine zulüm etmektedir.

    Çok yemek veya az hareket etmek kişinin kendine zulmüdür. Lakin kişi, Allah için yada insanlara faydalı olmak için zahiren kendine zulüm ediyorsa, bu muhakkak ona daha büyük bir ödül olarak geri dönecektir.

    Alim sürekli oturarak ilim öğrenip, ilim öğretir. Hareket etmeye imkan bulamaz. Az yediğinde ise şeker düşer ve okuduğunu iyi anlayamaz; yazarken aklını çalıştıracak enerjiyi bulamaz. İşte ona af kapısı açıktır inşallah.

    Abid olan yani sürekli namaz ve zikirle meşgul olan ise hem çok hareket eder, hem de aklı gıdaya ihtiyaç duymaz. O nedenle ibadet ehlinde göbek hoş görülmez.

    Kişinin kendini günahlarından ötürü dövmesi de, kınaması da kişinin kendine zulmüdür. Lakin Allah için yapıldığından, bu da ona güzel bir dönüşle döner.

    Anlıyoruz ki; Allah için yapılmayan her şey; faydalı gibi görünse bile insana zulümdür. Zulüm gibi görünen her şey de, Allah içinse, bir hikmeti varsa Allah’a ulaştıran bir Burak’a dönüşmektedir.

    Çevresindekilere Karşı Zulmü

    İnsanlar size yakın olmaktan ötürü mutluysa, özellikle aile ve akrabalarınız, sorumluluk kalkmıştır. Ama yakında olmanızdan ötürü huzursuzluk içindelerse, git diyemeseler bile zulüm ediyorsunuz demektir.

    İnsanlar ekonomik olarak size muhtaç olduklarını düşündükleri için kusurlarınıza dayanmaya çalışıyor olabilir. Bunu kullanmamak gerekir.

    En çok çevremizdekilerle sınanırız. Elbette hiç kimse mükemmel değil. Lakin okudukça, hatırladıkça korunmuş olacağımız için hem kendim için hem sizin için yazıyorum.

    Ve size bir sır vermek istiyorum. Çevrenizdekilere yada birilerine yaptığınız iyiliklerden kötülük görüyorsanız; nedeni iyiliğinizi Allah için yapmıyor oluşunuzdan doğar ekseriyetle. Allah için yaptığınız iyilik ise size daha büyük bir iyilik olarak döner.

    Hayatta her şey böyledir. Müslüman Allah’ı unutarak kullar için yada dünyalık için yaşadıkça sıkıntıya boğulur. Allah için yaşayıp, çalıştıkça da tüm kainat ona hizmet etmeye başlar.

    Dünyaya ve İnsanlığa Karşı Zulmü

    Sigara İçmek (Kul Hakkı ve Azap Nedenidir)

    Bazıları “sigara içmek mekruhtur” der. Hayır, daha da ötesi; o kul hakkıdır. Çünkü sigara içen hemen herkes mutlaka dumanıyla yanındakini rahatsız eder. Bu rahatsızlık ter kokusu vb bir hoşnutsuzluğun da ötesinde, yanındaki herkesi de zehri içmiş gibi etkiler. Önemli sayıda insan benim gibi sigara içmese de, ortamda dumanını biraz soluduğunda migren ağrısı tutar.

    Kafelerde açık havada sigara içenler oturabilir. İçmeyenler ve rahatsız olanlar kapalı yerde oturmak zorundadırlar. Sigaradan kaynaklı, damar tıkanıklıkları, kalp krizleri, akciğer ve gırtlak kanserleri gibi daha pek çok hastalık tedavisi için karşılanması gereken bütçe sigara içmeyen insanların da üzerine de bindirilmiş bir yüktür.

    Bir insan her gün ortalama 1 kişiyi dumanı ile rahatsız etse (kafede bile içse yoldan geçenlere ulaşsa, yan masada içmeyene gitse vs.) 30 yılda yaklaşık 11000 kişiye kul hakkı borcu olacaktır. Aynı zamanda bu sürede lüks bir araç yada ev değerince para kaybetmiş olacaktır. Ömründen zahiren en az 10-20 yıl azaltmış olacaktır.

    Ne yapıp ne edip sigaradan uzak durmak farzdır. Azap olarak bir insana sigara içmesi yeterlidir.

    Küfretmek, Argo Konuşmak

    İşte bu aşağıların en aşağısına düşmek gibidir. Eskiden savaşlarda askerlerin işgal ettikleri ülkelerde yaptıkları her türlü işkence ve tecavüzden daha da aşağı şekilde arkadaşına, canını biraz sıkan kişiye, patronuna yada bir siyasiye “şöyle, böyle yapayım” diyerek küfretmesi onun lanetlenmesine neden olur.

    Çünkü bu iğrençliği, kınanası davranışı -ki Lut kavmi bu davranışlara özendiği için helak edildi- bu kişiler bunu yapmasa da ağızlarına her gün bu iğrenç sözleri ve düşünceleri alıp durmakla lanetlenmişlerdir.

    Küfredenler, “biz tam olarak öyle söylemek istemiyoruz, sadece öfkeden söylenmiş sözler” diyerek kendilerini savunmak isteyebilirler. Aslında kastetmediğimiz şeyleri söyletecek kadar aklımıza hakim olmuş şeytandan Allah’a sığınmamız lazım gelir.

  • ACILARIMIZIN NEDENİ; SUÇLARIMIZ VE İDDİA ETTİKLERİMİZ (2. Kitap 21. Bölüm)

    Sınanmak bile kendiliğinden, sebepsizce olmaz. Bir sebebi vardır ve bu sebep bizim seçimlerimizden, sözlerimizden, arzu ve işlerimizden doğar. Yusuf As. “Senle birlikte olmaktansa hapsi tercih ederim” dedi. Rabbine sadakatini göstermek için hapiste kalmak istedi. Bu onun günahından değil, sadakatini kanıtlama arzusundandı. Sonra hapishane ağır gelip de çıkmak istediğinde Allah’tan dilemek yerine, bir de kuldan diledi kurtuluşu. Allahul alim; Allah’ın izniyle demedi yada içinden geçirmeden o adamdan medet umdu onda güç buldu. Lakin 3 sene daha hapis yattı, çünkü o adam unuttu.

    İbrahim as. eşinden, evli olduklarını gizleyerek sadece kardeş olduklarını söylemelerini istedi. Böylece ölümden korunacağını düşündü. Allah’a sığınmadı. Bu yüzden eşi günlerce sarayda kaldı ve onun belirsiz ve bilinmez hali İbrahim as.’i perişan etti. Kral hasta olsa da İbrahim bunu geç öğrendi.

    Hz Muhammed,  kuzeni Zeynep annemizi Allah adına zorlayarak kendince iyi bir niyetle evlatlıklarından biri ile evlendirdi. “Bunu Allah için yap” dedi. Onun imanını zor bir yolla sınadı. Annemiz peygambere aşık olmasına rağmen sınavı geçti. Sonra onların sınavı bitince Rab; Hz. Muhammed as.’ı aynı zorlukta denedi. Dedi ki manen; “Haydi senin ve benim hatırıma sevmediği ile evlenen o kadın ile, onun sevdiği olarak evlen, herkes seni evlatlığının eşini aldı diye kınasa da bunu benim için yap, yüzlerce yıl ardından konuşulacak olsa da, ondan başka binlerce güzel kadın varken onu al”. Allah resulü neredeyse ayetleri gizleyecekti, günlerce emrin kalkması için dua etti. Ama ayet üzerine ayet indi. Allah en iyi bilendir. Müslümanlar bildi ki, peygamber bile olsan sınadığın gibi sınanırsın.

    Daha sonra Hz Muhammed As. Uhud savaşından önce sahabeler fikir değiştirip de “eğer savaş emri Allah’tan gelmediyse, biz ısrarımızdan vazgeçiyoruz, ısrar ederek hata ettik” dediler. Ama Hz Muhammed as. “Bir peygamber, zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz.” buyurdu. Allah daha iyi bilir ancak, hiç bir kutsal kitapta böyle bir ifade yoktur. Peki bu ifade ardından ne olur? Müslümanlar büyük bir yenilgiye uğrar, böyle konuşan Allah Resulünün de dişleri kırılır ve yaralanır. Allahu Teala, ona ve ashabına selam ve merhamet buyursun. Ama her söz ve yol açtığı sonuçlar öyle derindir ki; bazen konuşmamak en hayırlısıdır.

    Musa adam öldürene dek hayli rahat ve lüks içindeydi. Sonra çöllere düştü çoban oldu. Musa’ya komşu olmak isteyen günahkar adamı aslan parçaladı. Çünkü komşu olmaya engel çok günahı vardı ve temizlenmesi gerekirdi.

    Görüyorsunuz ya; Allah kimseye zulmetmez. Her şey insanın kendi eliyle, dili ile ve günahıyla belaya dönüşür. kalbini isteklerden arındıran ve yalnız Allah’a yüzünü çeviren masum insana bela ve sıkıntı uğramaz.

    Allah her insanın rızkına kefildir. Ama temel ihtiyaçların üzerinde verdiği zenginliği kişinin iman iddiasından ötürü sınayabilir. Bu sınama hakikatte bir eziyet değil de , fazla olanın bir süreliğine elden alınarak “iman ettim” iddiasının belgelenmesi içindir. Bakalım Allah’a verdiklerinin birazını elinden aldı diye isyan mı edecek? Yoksa şükür ve sabır mı edecek, diye.

    Kişinin ölümü gelmedikçe rızkı kesilmez. Kuşlar gibi arayan herkesin rızkı önüne düşer. Hatta aramayanların bile çoğu kez rızkı gönderilir. Afrika’daki açlıktan ölümler, o yöre halkına vurulmuş bir zillet damgası ve beladır. Dünyada bir çok şehir Allah’ın gazabı ile kavrulmaktadır. Kimine deprem, kimine tsunami, kimine yangın, kimine seller ve tayfunlar, kimine de kıtlık isabet eder. Bunlar kimi zaman uyarı kimi zaman da bir ceza olarak üzerilerine yağar. Eğer içlerinde yaşayanlar, onları uyarmıyor ve toplumlarını değiştirmek için var güçleri ile çalışmıyorlarsa bela onlara da isabet eder. İçlerindeki elçilerini ve yardımcılarını muhakkak bela gelmeden önce oradan çıkarır yada o beladan korur.

    GÜZEL YAŞAYAN İYİ, KÖTÜ YAŞAYAN GÜNAHKÂR MIDIR?

    Çekilen sıkıntılar, affedilmesi arzu edilen yada duası üzerine yüce makamlara erdirilmek için terbiye edilme nedeni ile de olabilir. Bu nedenle “her sıkıntı günahtandır” demek doğru değildir. Ama muhakkak kendi yaptığı bir şeyin sonucunda ortaya çıkmıştır.

    Musa’ya komşu olmak isteyen günahkar adamı aslan parçalamıştır. Çünkü günahlarından arınıp buna Allah için sabretmesinden başka oraya çıkış yolu yoktu. Günahı çoktu. Ama onun sonuna bakarak çok kötüymüş şimdide cehenneme gitmiş yada başka hayatta azaba devam ediyordur”demek doğru değildir. İşin özü bizler her olayın iç yüzünü ve Allah’ın onun üzerindeki planını bilecek düzeyde bir ilme sahip değiliz. Bu nedenle her insana güzel bir niyetle ve merhametle bakmalıyız. Acı çeken biri için, “Allah onu affediyor ve derecelerini yükseltiyor” diye ümit etmek güzeldir.

    Güzel yaşayan insanlarınsa iyi olduğunu sanmak ve günahsız geldiklerini düşünmek de doğru değildir.

    Hz İsa;

    Zengin birinin cennete girmesi devenin iğne değilinden girmesinden daha zordur. (imkansızdır)

    Kuran şöyle der;

      • Malı sayıp biriktirenin vay haline.
      • Altını gümüşü sayıp yığar.
      • Sana mallarından ne kadarını Allah yolunda vereceklerini soruyorlar. Onlara de ki; “ihtiyaçlarından fazlasını”.
      • 63-4 (Diyanet Meali) Onları gördüğün zaman kalıpları hayran bırakır. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin!

    Yani ne zengin olmak, ne de güzel görünmek Allah katında bir üstünlük belirtisidir. Tam tersine kişinin felaketi olmaya daha yakındır. Kişi bu sahip oldukları ile cimrilik eder, gösteriş yapar, kalp kırar ve her günaha giden kapıları açan anahtarlara dönüşür.

    Bu durumda kişi zenginse ihtiyacından fazlasını vakfetmedikçe, güzelse onu haramdan ve gösterişten, kalp kırmaktan ve zenginlik aracı yapmaktan korumadıkça azaptan kurtulamaz.

    İhtiyaçtan fazlasının ne olduğu açıktır. Kullanılmayan şey ihtiyaç fazlasıdır. Atıl haldeki para ve altın, boş-atıl duran evler, arsalar ve eşyalar gibi her şey ihtiyaç fazlasıdır. Bununla birlikte ihtiyacın ötesinde harcamak, yani müsriflik, ihtiyaç fazlasını biriktirmekten doğan bir hastalıktır. Kişi onu Allah yoluna vermezse “kalbini hastalandırır”. Onu kendine zarar veren türlü iğrenç alışkanlıklar, zevkler ve yersiz bir ihtişam içinde bocalar halde görürüz. Onlarca otomobil alan erkekler, yüzlerce mücevher alan kadınlar, ihtiyacı olmadığı halde markası nedeniyle harcayanlar… Allah’a cimrilik edip nefislerine yağdıranlar. Onların vay haline.

    ACILARIN NEDENİ

    Bir insanın başına gelen sıkıntılar özetle 10 nedenle gerçekleşir;

    1. Kalubelada ki günahları nedeniyle.. (İlk hayatta dahi burada olduğu gibi hakkıyla Rabbimize kulluk edilmedi ki; “ben sizin Rabbiniz değil miyim?” azarına muhatap kalındı). Bebek ve çocuk ölümü ile sıkıntıların ekseriyetinin nedeni doğmadan evvelki günahlara dayanır.
    2. Günahları ve yanlış seçimleri nedeniyle.

    (Ayakla işlenen suç ayaktan, göz ile işlenen suç gözden çıkar, mide ile işlenen suç karından çıkması bir hikmet ve uyarıdır. Neren ağrıyorsa orayı araştır)

    1. Kişi kendine zulmettiğinde.

    (Mecbur olmadığı halde bir zulme, zor bir işe, aşağılanmaya sessiz kalması, kendine özenli ve önemseyerek yaklaşmaması, ilim tahsil etmemesi, tefekkürü ihmal etmesi vb. kendine zulmüdür.)

    1. İddiada bulunduğunda; kişi ispata davet edilir. O durumun benzerine düşürülür.

    (Kınamak yada büyük konuşmak gibi. Ben olsam öyle yapmazdım; demek gibi)

    1. Alay etmek, hakaret etmek (Bu durumda çoğu zaman alay ettiğinin haline düşürülmeden haşredilmez. Hakaret edip hor gördüğünün düştüğü sınava düşer)
    2. Gelecekteki yapacakları bilindiğinden, geleceği geçmişine de etki eder. (Kuran’daki Hızır ile Musa kıssasındaki çocuğun hikayesine bakabilirsiniz.)
    3. İhtiyacı olmayan yada hediye edilmemiş bir şeyi istemek. (Hz. Musa’ya komşu olmak isteyen günahkar adam aslan saldırısına razı olmuş, onunla temizlenmişti. Doyurandan fazla kazanmak, çok kazandıran iş isteyen de sıkıntıya gel der.)
    4. Yetimi, öksüzü, hasta, misafir ve yaşlıyı az da olsa incitmek. Hele Allah dostunu incitmek felaket getirir. Günah maddesine koymadım. Çünkü normal insana biraz şakayla hafif dokunsan belki günah olmaz. Ama onlara dokunmak günah olur. Peygamberin bir âmâyı bekletmesi nedeniyle ayetle azarlandığını unutma. File dokunsan incinmez. Ama gönlü topal karıncaya dönmüş olanı azıcık dokunuş öldürür. Unutma.
    5. Herkes öğüdü ile sınanır. Çok infak edin dese, kendi çok infak etmese, gece nafile namaz kılın dese kendi kılmasa bundan ötürü dünyada azaba düçar olur.
    6. Paylaşmamak. Allah sana nasıl lütfettiyse, sen de içinden biraz olsun ver. İlimse ilimden, altınsa altından, mekansa mekandan, imkansa imkandan ver. Sonra o boynuna dolanır.

    Eğer bunlardan birini yaptığın halde temizlenmen için gerekli olan büyük tevbe ve Kuran’a tam uygun yaşamın yoksa ağla kardeşim. Durmadan ağla. Çünkü bir kişi bunlardan birini yaptığı halde sıkıntı ile uyarı ve temizlik ile ilgili görmüyorsa; cezası cehenneme tehir edilmiştir ki; kork o günden. Çünkü tüm hayatın zillet içinde geçmesi, cehennemde 1 günden evladır.

    Nice zalim ve günahkar, kafir ve hilekarın işlerinin rast gitmesi, bolluk, refah ve sağlık içinde yaşamaları seni aldatmasın. Yıldızları, sayısız canlıları, sabah çöldeki karıncanın içeceği suyu unutmayan; küffarın küfrünü hiç unutmaz. Müminin secde ve takvasının da bir gün gelir elbet hediyesini verir.

    Hadis-i Şerif

    “Belalar, günahsız olarak yeryüzünde dolaşıncaya kadar mümin kulun yakasından düşmez.”(Tirmizi/Zühd 57)

    Hadis-i Şerif

    “Şu ümmetim merhamete nail olmuş bir ümmettir.Ahirette azap görmeyecektir.Onların cezası dünyada ağır imtihanlar,zelzeleler,öldürmeler ve belalar şeklinde verilecektir.”(Ebu Davud)

    Eğer sen 10 maddenin her biri konusunda tastamam olduğuna dair bana garanti ver. Bende sana cennet gibi rahat ve güzel bir hayatın olacağına dair garanti vereyim. Çünkü Allah kimseye zulmetmez. Hatta Rabbimiz Kur’an da; kimseye zulmetmediği gibi, günahların çoğunu da örtüp gizlediğini, affettiğini buyurmuş. Yani on kusurdan birinin cezasını çekiyoruz belki de. Misal yere çöp atıyorsun günah, “nereye bakarsan bak Allah’ın vechidir” demiyor mu Kur’an…. Allah’ın yüzünü dünyayı kirletiyorsun. Cezası ne olsa adil olur? Herkesin gözünü kirlettin, Allah da senin yüzünü kirletirse? Yüzünde bir siğil çıkarsa. Buradan pay biç. Allah kusurlarının ne kadar çok affettiğini ne kadar acıdığını gör. İnşallah zor değil bu 9 kurala uymak. Azıcık dikkat azıcık merhamet sadece. İlimle Allah’la sürekli meşgul olmazsa kayar ayak. Allah ne diyor Yusuf’un diliyle; “Nefis şiddetle kötülüğü emreder”. Nefsinle baş başa kalma. Nefsini namazla, Kur’an ile, salihler meclisinde Allah sohbetiyle, oruçla, biraz da helalinden geçimle meşgul et. Eğer kendi başına özgür ve boş kalırsa, imkanlarla donanırsa muhakkak kudurur. Bunu sakın unutma. Salihler meclisi bulamayan salih kimselerin sohbetini dinlesin bilgisayarından. Kur’an bulamayan zaten olmaz inşallah.

    Yaş olmuş 80. Tevbe edeyim Allah affetsin. Sağlıklı olayım tekrar. Allah ne diyor; “ölüm kapına dayanınca mı tevbe ediyorsun?” “Af kapısı yaş ilerledikçe kapanır, ölüm anında suratına örtülür. Daralan kapıdan tevbe kolay girer mi? Günahlar kocaman, kapı daralmış, o günahlar o kapıdan geçer mi? 3 damla göz yaşının suyuyla onca kir yerinden çıkar mı? Ama Allah öyle affedici ki, vazgeçmemeli insan. Samimiyetle ve yanan bir gönülle gelen, tastamam secde eden ruhuyla bedeniyle, yüreğiyle kapanıp Allah diyen herkese buyur diyor Rabbim. Elini boş çevirmeye haya ediyor. “Engin denizlerin, nehirlerin sahibiyim, bir bardak suyu esirgemem” diyor Allah. Yeter ki samimiyet olsun.

    “Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız” (Nehl: 97).

  • DÖNÜŞLER HAKKINDA DİĞER HUSUSLAR (2. Kitap 20. Bölüm)

    6.122 – Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir.

    Karanlıkta kalan kişi, YANİ MÜHÜRLÜ kafirler, ondan çıkamaz ve insanlar arasında yürüyebilir hale gelemez. Oradan geri dönmek için ölünün ruhuna bir ışık verilir.

    MEMLEKETLERİN İLERİ GELENLERİ HİLEKARLARDAN SEÇİLİR

    En’am 124

    İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.

    Günahkarların öncüleri ve hilekarlar, sınanma sürelerini tamamlayana dek toplumların önde gelen kişileri haline getirilir. Bu şekilde hilekarlıklarının fakirlikten olmadığı belgelensin ve kendilerine ahlak gözetmeksizin tabi olup özenen toplumlarına bir ceza olsunlar. Böylece onlar halklarını sömürürler, köle gibi çalıştırıp, fakirleştirirler ve onları dinden uzak bir hayat, zengine hizmet eden kanunlar ve fakirlik yüzünden günaha sürüklerler.

    Günahkar olan, sapmış bir kimse hemen ileri gelen olamayacağından ötürü. Bir sonraki döngüde ona bu şans verilip, hem fakirken hem de zenginken denenmiş olur.

    Bu kural ileri gelenlerin tevbe ederek tastamam Allah’a adanmış bir hayat yaşaması, fakiri ve düşkünü koruması, adil olması, adaletin ücretsiz olması ve Allah’ın kanunlarını benimsemesi ile ancak değişebilir. Maalesef ışıktan en uzak olanlar, ışığa dönmesi en zor olanlardır. Bu döngü ahir zamanda seçilmişlerin Allah tarafından toplanması ve dünyaya vasi kılınmasına dek devam eder.

    GÜNAHKÂR DÖNGÜSÜ KIYAMETE KADAR SÜRECEK

    30.55 – Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, böyle döndürülüyorlardı.

    30.56 – Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: Andolsun ki siz, Allah’ın yazısında yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz.

    Günahkarlar, 60-70 yıl, yani dünyada çok az kaldık bizi geri döndür deseler de; ilim sahipleri onlara; hayır siz diriliş gününe dek ordaydınız zaten diyerek onların bilgisizce ettikleri sözleri düzelteceklerdir. Rab günahkarları çoğunu yeniden dirilme gününe dek döndürüp durur da onlar farkına varmazlar. Onlar sadece döngülerinin son halkasını hatırlar. Ama onların gözleri açılıp da görüşleri keskinleşince Adem’den bu yana yapılan her şeyi görür olurlar.

  • EHLİ KİTABIN TAMAMI DİRİLDİĞİNDE GÖKTE İSA’YI GÖRECEKTİR (2. Kitap 17. Bölüm)

    4.159 – Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.

    Hepsi o son gün dirilmiş halde hayatta olduğunda İsa’nın Rabbi olan Rahman ile gelişi görülecek, iş işten geçmiş olsa da o zamana dek ona iman etmeyenler o an ona iman edeceklerdir. Kitap ehli daha önce kendisine kitap verilen ve onun hakkında anlaşmazlığa düşen yahudilerle hristiyanlardır. İseviler de onun tanrı olmadığına, sadece peygamber olduğuna dair iman edeceklerdir.

    Nefsini öldüren bir kitap ehli doğru şekilde iman etmişse döngüden çıkacak ve cennete girecektir.

  • ÖNCEKİ NEFİSLER BİR VÜCUTTA EŞLEŞTİRİLİR (2. Kitap 15. Bölüm)

    Kimler geri dönmekte, kimler cennete girmekte ve dünya döngüsünden kurtulmaktadır? Bu, Kuran’da çok da üstü kapalı olmayan bir şekilde yazılmıştır.

    Müminin Suresi

    99–100:  Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;” “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ  LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR BİR ENGEL VARDIR.

    SAHTEKÂR OLDUKLARI NETLEŞENLER KIYAMETE DEK GERİ DÖNEMEZ

    Eğer süresi gerçekten azsa; yada elçilerle karşılaşmamışsa geri dönmenin kapısı açılacaktır.

    Fatır

    37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    Madem uyarıcı ile yakinen muhatap olmak ve mesajını tastamam anlamak ve onu reddetmek cehenneme girmenin kuralıdır; bu durumda tüm insanlık tarihi boyunca bir peygamber gören, kendisine uyarıcı gelmiş insan sayısı da çok az olacaktır. Dünyadaki kutsal metinler İbranice ve Arapça dışında yok gibi. Bu durumda çevirmenlere iman ve kulaktan duydukları ile sorumlu tutulacak insanların uyarıcıyı gördükleri söylenemez. Peki nasıl insanların neredeyse hepsi cehenneme düşüyor? Bu ancak insanlığın Mekke’den Anadoluya kadar uzanan peygamberler yolu üzerindeki halkalardan birinde evvelden yaşamış olması ile mümkün olabilmektedir.

    NEFİS ÖLENE DEK RUH DOLAŞIR

    Ankebut 57

    Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.

    Bakara 54

    Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız’a tövbe edin. Artık nefslerinizi (kendinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.

    Yusuf 53

    “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

    Kişinin bedeni ölmekle ruhu – benlik bilinci ölmemektedir. Sadece serbest kalmakta ve berzah denilen bir engelin ardına çekilmektedir. Nefis ölümü tattığında kötülük emretmez ve Rabbinden razı; hoşnut, huzur dolu ve tatmin bulmuş bir hale döner. (Nirvanaya ermek deyimini hatırlayınız) İşte o halini koruyarak bedenini teslim ederse derecesine göre ruhu Allah’ın katında yer alacaktır. Çünkü ayet “Ankebut 57: “Nefis ölümü tadar ve Rabbine döner” demektedir.

    Mutmain olmuş nefis artık dünya azabını çekmez. O dereceye ulaştığı andan itibaren ilahi aşkla dolar. Onun acısı denizin üstündeki köpük gibidir. İçinde acıdan eser bulunmaz ama ona bakan onu hep köpük görür.

    İnsan ölünce nasıl kendine sıkıntı veren bedeninden kurtulursa; mutmain olan nefis de, öldüğünde kendine sıkıntı veren yüklerinden arınır.

    Fecr: 27-30

     Ey mutmain olan nefs!“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” kullarımın arasına gir.” Ve cennetime gir.

    Rabbinden razı olmayı başaran nefis o an cennet haleti ruhiyesi içine girer. Kendinin yada başkalarının kulu, kölesi olmaktan kurulup, Allah’ın kulu olma sıfatını kazanır. İyilik sınırları içinde büyük bir özgürlüktür.  Sadece Allah’dan bekler, başka kimseden medet ummaz, gönlünü bağlamaz. Yalnız onun için çalışır. Ondan başka hiç bir şey için üzülmez ve korkmaz. O Allah için yaşayan, ondan razı ve ona gönüllü köle olan bir cennetlik olur. Bu onun dünyaya son girişidir. Vefatı ile birlikte geri dönmez.

    Allah’ın da bir nefsi vardır. Kur’an’da Allah, nefsine yemin eder. Allah Teala’nın nefsi, tüm kötü sıfatlardan ezelden beri âli ve üstün olarak zuhur etmiştir. Yani Rabbin nefsi kötülüğü değil, yalnız iyiliği ve adaleti isteyecek bir halde kainata zuhur etmiştir. Ölümü gerçekleşecek olan nefsin ateş bedenidir. O ölünce yeni bir hayat bulur. Rab kainata olgunluğa ulaşmış ve kusursuz sıfatlarla tecelli etmiştir.

    Nefsin yaşamı “ateş gibi titreşmesi-hareket etmesi” demektir. Arzu ettikçe ateş titrer ve kalp çeperini yakar. Bir şey hareket etmiyorsa onun için ölüdür denir. “Kalp durur, zihin durur” İşte bu nedenle onda hareket belirtisi görülmediğinde öldüğüne hükmedilir. İşte nefsin ölümü de böyledir. Onda dünyaya karşı bir istek çırpınış ve hareket kalmaz. Her şey bir olur. O sadece nefesin içindeki sonsuz ışığı deneyimleyerek huzur ve mutluluk denizlerinde sonsuz bir zevk içindedir. Kalbinde ilahi güneş doğmuş olana dünyadaki insanlar baktıklarında kimi zaman, onu bazen bulut, kimi zaman da yağmur görüp onun sırrına eremezler. Gölgeden başka şey göremezler. Allah en iyi bilendir.

    NEFİSLER BİR VÜCUTTA EŞLEŞTİRİLİR

    Biriktirip geliştirerek taşıyageldiğiniz bilgi ve deneyim yığını toplanır ve son bedeniniz (kıyameti gören yada haşrolan bedeniniz) üzerinde birleştirilir. Bu hem genetik yollu kalıtsal bilgi aktarımı yoluyla hem de bilinçte duyulan sesle birlikte yaşanacak bir uyanış ile hafızada kayıtlı bilgilerin ortaya çıkması yoluyla belirir. Bu çok derin hipnozdan yada uykudan uyanışa benzemektedir. Kişi gerçeğin farkına varır ve çarpılıp düşmüşe döner. Korkunç bir şok yaşar. Çünkü insan defalarca aşağıların en aşağısına atılarak hiç bir şey bilmez bir hale getirilir.

    Tekvir 7 8 9

    Ve nefsler eşleştirildiği zaman.Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü?

    Geçmişinizde bir kız çocuğu olarak ölen birinin örneği veriliyor. O kıza soruluyor olgun bir halde uyanmışken; “Hangi günah neden oldu da öldürüldün?” Yani öldürülmesine neden olan şey bir günahtır. Günah Allah’ın kurallarını çiğnemektir.

    Eğer bu soru kızı öldüren katile sorulsaydı. Hiç bir şeyden habersiz, açlık yaşamasın diye gömülen küçük kıza değil de onu gömen babasına sorulurdu; onu neden öldürdün? denirdi. Soru kızadır ve hangi GÜNAH öldürülmesine sebep oldu o kız bilecektir. Kız, günahından ötürü öldürülmüş olsa da, babası zulmünün cezasını ayrıca çekecektir.

    Bazıları ayette öldüren baba yerine bir şeyden habersiz olan kız çocuğuna “neden öldürüldün?” diye sorulmasının edebi bir sanat olduğunu düşünse de; Allah açısından bakıldığında; söz sanatları ile anlamı uzaklara taşımaması daha uygun görünmektedir. Hiç bir mahkemede; daha aklını yeni kazanan ve toprağa gömülen bir kıza, “hangi günah seni bu hale düşürdü?” diye sorulmaz. Zahiren küçük kızda suç aranmayacağından, öldüren babaya sorulur. Demek ki, bu dünyada baba suçluyken zulmü nedeniyle ve ceza hak etmişken, evvelki hayattan gelen bir suçun da cezası burada çıkmış olmaktadır.

    Bu konuda içimdeki şüpheleri daha sonra gözüme değen şu hadisler iyice giderdi;

    “Çocukları diri olarak toprağa gömen de GÖMÜLEN DE ateştedir.” (Ebu Davud – Sünnet 18 / Kütüb-i Sitte Muhtasarı, İbrahim Canan C. 4, Sh. 373)

    “Çocukları diri olarak toprağa gömen de GÖMÜLEN ÇOCUK DA CEHENNEMDEDİR. Gömen İslam’a yetişirse hariç”
    (Müsned – Ahmed Bin Hanbel – C.3 Sh 478)

    En iyisini Allah bilir.

  • ZEKANIN GİTTİKÇE ARTIŞI; FLYNN ETKİSİNİN ANLAMI NEDİR? (2. Kitap 10. Bölüm)

    Yeni Zelanda Otago Üniversitesi Öğretim Üyesi James Flynn, 1980’lerde, aralarında ABD, Almanya ve İtalya’nın da bulunduğu 14 ülkede yaptığı araştırmayla IQ puanlarının giderek arttığını ortaya koymuş. Akademik çevreler tarafından Flynn’ın bu saptamasına ‘Flynn etkisi’ adı verilmiş. Araştırma, ülkelere göre farklılık gösteren IQ puanlarının her kuşakta 5-25 puan artış gösterdiğini ortaya koyuyor

    Amerikan Cornell Üniversitesi’nden Prof. Tomoe Kanaya’nın yaptığı araştırma da IQ testlerinin Flynn etkisi sebebiyle zorlaştırılmasına rağmen IQ seviyelerinin arttığını gösteriyor. Irkları ve sosyal grupları farklı 9 okuldan toplam 9 bin öğrenci üzerinde yapılan araştırma, öğrencilerin IQ’larının basit olan önceki testlere göre daha yüksek çıktığını ortaya koyuyor. Ayrıca 6-17 yaştaki öğrencilerin katıldığı araştırmada, aynı sınıftaki öğrencilerin IQ seviyelerinin yanı sıra sosyal davranış biçimlerinin de benzerlik gösterdiği belirtiliyor.

    Eğer genetik olarak deneyimlerimiz, arzu ve korkularımız aktarılıyorsa, zekanın da artmasından daha normal bir durum yoktur. Bugün bilim hem hayvanlarda hem de insanlarda genetik olarak bir çok bilginin aktarıldığını, doğuştan gelen korku ve güdülerimizin bu kalıtsal bilgilere dayandığını tespit ettiler. Örneğin; farelere bir işaret öğretilip bir işi başarmaları öğretildiğinde,  yeni doğan farelerin eski farelerden daha çabuk o işi yapmayı öğrendiği, hatta bir kaç nesil sonra o işi bilerek doğduğu gözlemlenmiştir. Sayısız deney farklı hayvanlarla tekrarlanmış ve bilgi aktarımı genel kabul gören bir gerçek olmuştur.

    Bu durum aslında tek bir köke sahip olan DNA’nın kendini geliştire geliştire ilerlediğini, ham halinden, olgun ve ergin bir hale dönüşerek kendi zirvesine ulaşmaya çalıştığının ifadesidir.

    A-Dem (1.A Devri-Demi) kelimesini bile incelediğimizde; A yani ilk ve birincil DEM; yani dönemden, Er yani ermiş, ergin ve olgunlaşmış DEM dönemine kavuşuncaya kadar insanlığın yolculuğunun tarif edildiğini görürüz.

    Nefislerin birleşmesi; Adem ile başlayan öz ve tek DNA’nın tüm bilgi birikiminin ve olgun halinini bir kişide tezahür edip insanlığın en üstün halini temsilen kendini Allah’a sunması ve var oluş amacını gerçekleştirmesi ile Rahim içindeki yarışı sona erecektir. O ergin akıl ve ruh vesilesiyle, insanlık uyması gereken kanun kural ve ruhu kavrayacak ve onunla kendini kurtaracak yeni bir yola girecektir. O yol, hakikatte Allah’ın insana öğrettiği ve binlerce yıldır kendine çekmeye çalıştığı SIRAT-ı MÜSTAKİM yoludur ki, o dümdüz yoldan yani peygamberler yolundan çıkan ziyana uğramıştır. O düz yolun ne olduğunu, inşallah büyük bir mucize ile “İlahi yol” kitabında, ilerleyen sayfalarda sizlere sunacağım ve bunu dünya haritası üzerinde bile olağanüstü semboller eşliğinde göreceksiniz.

    Hz Muhammed’in as. “Mehdi’nin başarısı tüm peygamberlerin başarısıdır” demesi. Hem genetik aktarım, hem nurun ruhsal yolla akışı, hem de sosyal ve kültürel birikim sağlayarak din kulesinin inşasında işçiler olmaları hasebiyle her yönden ortak bir başarıdır. Ve Allah’ın rahmetidir.

  • KALU BELA’DAKİ BEDENİMİZİN ÖZELLİKLERİNE BİLİMSEL BAKIŞ (2. Kitap 9. Bölüm)

    GÖZLERİMİZ

    Cennette koyu gölgeler olduğunu ayetler söylüyor. Ağaçlarla dolu ve çadırlarla, köşklerle dolu eğlence mekanları… Gölgelemesi için yaratılmış kalın bulutlar ve tatlı bir rüzgar. İnsanların gözleri güneşe alışamadı diğer hayvanlar gibi. Bu nedenle gen yapımız hayvanlardan farklı olarak güneş ışığına duyarlıdır ve güneş gözlerimize zarar verir.

    DOĞUM

    Hayvanlar kolayca doğum yaparlar, yavrular hemen koşmaya başlayabilir. En sancılı doğum yapan, doğum yaparken ölebilen ve yavrusuna yıllarca bakmak zorunda kalan en zor varlık insan olmalıdır. Çünkü insanoğlu genetik yapısı bozularak dünyaya gönderildi ve doğurmaya alışmadı.

    İKİ AYAK ÜZERİNDE DURMAK

    Böyle dimdik iki ayağı üzerinde duran istisnasız tek canlıdır insan, milyonlarca tür içinden. Bu durum onu destekleyici başka unsurların yer aldığı bir gelişmiş bir dünyada bu yapıyı kazanmasını açıklayabilir. Geldiğimiz yerde iki ayak üzerinde durmak ve yaşamak kolaydı ancak bu hayatta ayakta bir süre durduğumuz anda bel ve sırt ağrıları ardından kalıcı eklem rahatsızlıkları yaşıyoruz. Ama diğer canlılar böyle değil.

    CİLDİMİZ

    Cildimizin güneşe verdiği tepki korkunçtur. Cilt yanıkları, kabarıp parçalanan cilt ve ardından gelen kanser cildimizin kesinlikle güneşe adaptasyon sorunu yaşadığını gösteriyor. Dünyamızdaki diğer yerleşik canlıların güneşle arası cilt yapıları ve elbiseli yaratılmaları nedeniyle çok daha iyi. Şeytan insanın elbisesini üstünden soydu.

    SIK HASTALANMAMIZ

    Diğer canlılara nazaran acı eşiğimiz çok daha düşük ve çok daha hassas bir şekilde hastalanıyoruz. Bunun nedeni geldiğimiz gezegenin cennet gibi mikroptan arındırılmış bir ortam olması. Hayvanlar ise mikroplara ve çevresel faktörler karşı bize kıyasla çok daha dayanıklılar. Çünkü dünyadaki adaptasyon süreci bizlerden çok daha uzun.

    EŞSİZ BEYİN YAPISI

    İnsan beyni diğer canlılardan büyük olduğu için değil, ruh adı verilen çalışma biçimi nedeniyle diğer canlılardan sıyrılmıştır. Neden milyonlarca tür hiç bir gelişim göstermeden kendini tekrar ettiği halde insan gezegeni kontrol edecek ve uzayda yolculuk yapacak ölçüde gelişebilmiştir? Bu da onu dış müdahaleye maruz kaldığını ve farklı bir sistemin etkisinde geliştirildiğini açıklıyor.

  • İSLAM’DA YENİDEN DOĞUŞ – REENKARNASYONUN KANITLARI VE İLAHİ ADALET (2. Kitap 1. Bölüm)

    Kimi çok güzel doğar, kimi ise engelli veya kimsenin bakmak istemeyeceği bir görünümde. Kimi zengin doğar, kimi ise açlıktan sağlıklı gelişemez ve sonunda hastalık içinde ölür. Kimi doğuştan peygamberdir ve cennetlik olarak doğar Hz. İsa gibi. Hepimizin kaderi birbirinden o kadar farklı ki. Din adamları bunun ilahi bir sınav olduğunu söylüyor.  Ama bu iki nedenden ötürü pek de doğru değil.

    Din adamlarının “sınanıyorlar yada ailelerinin günahlarını çekiyorlar gibi” klasik cevapları hatalıdır;

      1. Acı çeken bebekler ve çocuklar sınanmış olamazlar. Çünkü neden acı çektiklerini bilmedikleri gibi akılları ermeden bir kısmı ölüp gitmektedir. Başlarına gelene anlam vermeleri yada Allah için düşünüp sabretmeleri gibi durumlar onlar için söz konusu değildir. Ana babalarının cezalarını çekmeleri de adalete ve ayetlere terstir.
      2. Herkes mutlaka (üzerinden bile geçse) cehenneme gideceğinden ve herkese yeterli zaman ve resul gönderildiği söylendiğinden ötürü muhakkak uzun bir yaşama ve resulleri görmeye, mesajlarını kendi dillerinde yakından almaya ihtiyaçları vardır.
      3. Zengin oğlu doğan, fakir oğlu doğanı avantajlı görecek, fakir zengini, kadın erkeği, erkek kadını… İddiada bulunacaklar. Bizi zengin yapsaydın yada bizi erkek yapsaydın, bizi yeterince yaşatsaydın uyanırdık…

    Onların da yeterince ve makul düzeyde bir çok şekilde sınanmaları gereklidir ki, onların yola gelen yada olgun olan olup olmadığı net şekilde ortaya çıksın.

    Ahirette her şey belge iledir. Allah dese ki; “senin kalbin kötülük ve küfür dolu, cehenneme git”, o kişi der ki; “hayır kalbim tertemizdi, bana zulmediyorsun”. Allah ısrar edip cehenneme atsa, o zaman buna şahit olan tüm melekler ve insanlar içlerinden zerre miktarı da olsa “acaba adam haklı mıydı” diye geçirebilirler. Bu nedenle Allah “insanların her işini şahitlik ve delilleri üzerine kayıtlayarak ölçecektir”. Böylece “hayır kalbim temizdi” diyene yaptığı çirkin işler gösterilecek. Yalanı ortaya çıksın ve Allah’ın adaletinde kusur olmadığı bilinsin. Bu nedenle çocuk olarak ölene de cennete veya cehenneme gitmesi için delil lazımdır ki, hakettiği belli olsun. Çocuk cennete gitse derler ki; “bizi de çocuk öldürseydin, bizi uzun yaşatıp şeytani şeylerle karşılaştırmakla haksızlık ettin”. Öyleyse “bizden öncekilerin sınandığı gibi sınanmadan cennete giremeyiz” (Kuran ayetidir)

    Peki din adamlarının ve insanlığın çözemediği sır neydi? Yıllar süren araştırmalarımda bulduğum cevaplar o kadar saçma ve çaresizdi ki… Hemen hepimiz itiraf etmeliyiz ki, kader sırrını keşfedemeyen hemen herkesin bilinçaltında Tanrı figürü son derece anlaşılmaz, sert, cimri, sağır ve insanlara karşı umursamaz. Bu nedenle gerçek anlamda Yaratıcıya aşık ve adanmış insan sayısı milyonda bir bile değil.

    Ama kader sırrını ve insanlık olarak dünya hayatı cezasını nasıl hak ettiğimizi görürsek bu değişebilir. Artık içten içe Yaratıcıyı değil kendimizi suçlarız. Gerçeği öğrenmenize çok az kaldı.

    Özetle sorunun cevabını veriyorum. Daha sonra ortaya koyduğum argümanların Kutsal Kitaplar ve Bilimsel Veriler Işığında Kanıtlarını Sunacağım.

    “Hepimiz dünyaya gelmeden önce Kalu Bela adı verilen cennetvari bir yerde yaşadık. Burada muhteşem bir zenginlik ve güzellikler içinde yaşıyorduk. Yaratıcıyı tanıyor, görüyor ve konuşuyorduk.  Orada çoğumuz ölümsüzlük ve tanrısal güçlere sahip olmak için Yaratıcımızın düşmanı safına geçtik. Sonunda hepimiz öldürüldük ve seçilmiş olanlar dışında dünyaya gruplar halinde sürüldük. Hepimiz cehennemliğiz, hepimiz cehenneme gireceğiz. Ancak dünyada suçlarını fark edip pişman olanlar müstesna, onlar dünya cehennemini tatmasının ardından, ahiret cehennemine sadece uğrayacaklar ve Allah’ın kendilerini neden kurtardığını yakinen görecekler. Neden cehennem gibi korkunç ve ebedi bir azap var onu daha sonra anlatacağım. Elbette dünyada çektiğimiz sıkıntıların önemli bir kısmı da dünyada işlediğimiz suçlardan ve zalim doğamızdan kaynaklanıyor. Şimdi kulağa çılgınca gelen bu iddialarımın delillerini Tevrat, İncil, Kuran ve Bilimsel veriler eşliğinde ortaya koyacağım.”

    Dünya dinlerini en eskiden başlayarak incelediğimizde, Sümerlerde, Asur ve Babil inançlarında kalıtsal olarak gelen bir günah inancını görebiliriz. Hinduizmde ise insan günahkar doğar ve günahlarından arınıp erinceye dek dünya hapishanesinde yaşamaya devam eder.

    HEMEN HER İNSAN EN AZ 3 HAYAT YAŞAYACAKTIR (2. Kitap 2. Bölüm)

    Her insanın en az 3 hayat yaşadığı Kur’an ile sabittir. Bu konu küçük farklar hariç tüm İslam alimlerince de ortak kabul edilen bir konudur.

    Bu hayatlar şunlardır.

    1. Kalu Bela Hayatı
    2. Dünya Hayatı
    3. Ahiret Hayatı

    Cennet ve cehennem bu dünyaya kurulacaktır. Tüm kutsal kitapların ortak görüşü bu şekildedir. Bunun kanıtlarını detaylı olarak sunacağım.

    Kalubela da dünyada yaşanmıştır. Çünkü Kuran’da Ademoğullarından gelen insanların bellerinden zürriyetlerini çıkarıp onlarla Allah’ın konuştuğunu, insanların da cevap verdiğini, bir zamanlar Allah ile insanların bir arada olduğunu anlatır.

    Araf- 172-173

    Hani Rabbin Âdem’den gelenlerin bellerinden soylarını almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk/gördük” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi, batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir.

    Yani insana “biz sonradan gelmiş, doğruyu hiç görmemiş, yeni bir nesiliz” demeyin diye size açıklıyorum ki, size daha önce can verdim ve size kendimi gösterdim, konuştum” demiştir.

    Neredeyse kimse hatırlamıyor Allah ile bir zamanlar konuşup onu Rabbimiz olarak gördüğünü, ama  mucizelerle dolu Kuran’a inanan insanlar için Allah açıklıyor.

    Genetik aktarım yoluyla eskiden yaşadıklarımız hissedilir ölçüde bu hayatımıza aktarılmaktadır. Bilimsel verilere göre DNA aktarımında özellikle korkularımız, arzularımız, tutkularımız ve bazı beceriler bir sonraki nesle taşınıyor. Peygamberlerin hep bir soydan gelmesinin nedeni budur.

    Adem’in girdiği cennet bu dünyada olduğuna göre, Adem soyu da kesin olarak bu dünyada yaşadığına göre, daha önce Rabbimizi de bu dünyada görüp konuşmuştuk toplu olarak. Hatta buradaki ifadeden insanların Rabbe karşı onun hükümranlığını tanıma konusunda kusur içinde olduğunu da anlayabiliyoruz. Çünkü ifade kendini tanıtma değil, azarlama ifadesidir. “Rabbinizim bana bakın” demiyor. “Rabbiniz değil miyim? diyor.

    3’TEN DAHA ÇOK HAYAT YAŞAYANLAR

    Kuran’da birtakım ayetler herkes için değil ama bazı insanlar için dünyaya yeniden dönüşün mümkün olacağını ifade etmektedir. Bunlar;

    1. Yeterince sınanmayan, iyiliğine yada kötülüğüne dair yeterli kanıt toplanmamış olan insanlar
    2. Ahiretten önce dünya hayatında zillet çekmesi karara bağlanmış olanlar.
    3. Önemli bir görev nedeniyle seçilmiş benlikler.

    HZ MUHAMMED A.S. KENDİSİNİN DE YAŞAMDAN YAŞAMA AKTIĞINI ANLATTI (2. Kitap 3. Bölüm)

    Bazıları şöyle diyor; “Eğer İslam’da bir kişinin bilinci, ruhu yada nuru gibi bir parçasının daha evvel başka insanların içinde yer aldığına dair bir durum olsaydı, bunu Peygamber as. mutlaka söylerdi ve bu çok önemli bir kavrama dönüşürdü”

    Aşağıdaki hadiste aynen böyle anlatmaktadır. Peygamber kendi üzerinden bu akışa ışık tutmuştur. Ancak hem Kur’an da, hem de hadislerde bu konu üzeri örtülü bir şekilde anlatılır. Sadece derin düşünenlerin anlamasına izin verir bir halde. Bu son derece anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü insanlar, bir kimse Allah’ın kendisini günahtan koruması ve derecelerini yükseltmesi için sakat yarattığında; “A bak kim bilir sen ne günahlar işledin” diyerek hor görecek ve kendilerine bakmadan çok büyük günahlara girecek, buradan türlü sapkın fikirler türeyecekti.” Şimdi bunu ben size söylüyorum lakin, benim sözüm Kur’an gibi bir vahiy olmadığından duyanlar şüphe ile bakmaya devam edecekler ve ilaca ihtiyacı olanlara ulaşan bir şurup gibi inanmak isteyenler bu yorumuma inanacaktır.

    İbn Abbas (ra) aktarıyor: “‘Ey Allah’ın Rasûlü! Âdem cennette iken sen nerdeydin?’ dedim, o şöyle buyurdu: ‘Onun sulbünde idim. Sulbünde olduğum halde o yeryüzüne indirildi. Babam Nuh’un sulbünde gemiye bindim. Babam İbrahim’in sulbünde ateşe atıldım. Atalarımdan hiçbir anne-baba zina üzere bir araya gelmedi. Sürekli olarak temiz sulplerden, tertemiz rahimlere intikal ettim. Birbirinden ayrılan iki koldan ben daima en hayırlısı içinde oldum. Sonunda Allah benden peygamberlik misakını aldı, Tevrat’ta beni müjdeledi, İncil’de ismimi meşhur etti. Yüzümle yeryüzünü, görünüşümle semayı aydınlandı ve beni semasına yükseltti. İsimlerinden bir isim türetti: Arşın sahibi Mahmud, ben ise Muhammed oldum.’” [15]

    Dikkatle okursanız, Allah resulünün her şeyi yaşamış gibi hatırlayıp anlattığını göreceksiniz. Ancak çok ilginç bir şekilde onların sülbünde yani sırtlarında yer alan bir hücrenin içindeki koda atıfta bulunurcasına kendi yerini tarif etmektedir. Yani tüm soyumuzun bilincini oluşturan potansiyeller kümesi bizim içimizdedir. İçimizdeki nefsler yani insanlar; bizle birlikte bir çok şeyi deneyimler ve her bir kod kendi mizacı karakteri ölçüsünde bu bilgi ve deneyimden alacağını her biri farklı bir insan karakterinde alarak dallara ayrılıp içimizde yaşamaya devam ederler. Sonunda doğduklarında aslında gizli hafızalarında bir deneyim ve bilgi yığını ve belirgin bir karakter ile doğarlar.

    Bu nedenden ötürü her papatya gibi birbirinin aynısı değildir çocuklarımız. Görünüş ve kişilikleri hatta derinlikleri ile itibari ile yer ile gök arasındaki fark gibi farklıdır bazen öz kardeşler.

    Bizlerin şu anki hali bir anne yada babamızda yaşamadı. Hayır. Onun içindeydik, onlardan beslendik ama onlar değildik. Bizlerden her birimiz eğer gerekliyse gelişimiz (olgunlaşma, misyon yada arınma için) yaklaşık 500-1000 yıllık, 1 gün denen döngüler halinde zuhur etmekteyiz. Döngü zamanları ile ilgili Kur’an ayetlerini dahi göreceksiniz. Allah en iyisini bilendir.

    PEYGAMBERİN KALBİNİN YIKANMASI VE NURUN SOYDAN AKIŞI

    Hz İbrahim’den sonra peygamberlik nuru ikiye bölündü İshak ve İsmail’den devam etti. İshak soyundan, İsa’ya dek sürekli en temiz nesilden peygamberler gelmesine rağmen, İsmail’den sonra, ta ki Muhammed as. a kadar o soydan bilinen bir peygamber gelmedi. Arada elbette çok günahkar ve hatta putperest kişilerde gelmiş olabilir. Bu nedenle Hz Muhammed’in kalbi diğer peygamberlerden farklı bir şekilde, ona has bir ameliyatla çocukken yıkandı. Allah-ul Alim.

    “Ben, Sa’d bin Bekroğulları yanında emzirilip büyütüldüm. Bir gün süt kardeşimle birlikte evlerimizin arkasında kuzuları otlatıyorduk. O sırada yanıma beyaz elbiseli iki kişi geldi. Birinin elinde içi karla dolu bir altın tas vardı. Beni tuttular, göğsümü yardılar. Kalbimi de çıkarıp yardılar. Ondan siyah bir kan parçası çıkarıp bir yana attılar. Göğsümü ve kalbimi o karla temizlediler.”

    Sîre, 1/175; Taberî, 2/128

    Allah Resulü, farklı bir yerde bu olayı yeniden anlatmıştır;

    “−Haydi göğsünü aç!” dedi ve o da açtı. Fakat ne kan gördüm, ne de bir acı hissettim. Ona yine şöyle dedi:

    “−Haydi, oradaki kin ve hasedi çıkar!”

    O da oradan kan pıhtısı gibi bir şey çıkardı. Sonra onu fırlatıp attı.

    “−Haydi, şimdi onun yerine şefkat ve merhameti yerleştir!” dedi. Çıkardıkları şey büyüklüğünde ve gümüşe benzeyen bir şey koyduklarını gördüm. Sonra sağ ayağımın baş parmağını tutup oynattı ve:

    “−Haydi selâmetle git!” dedi.

    Ben kalkıp giderken içim şefkat ve merhametle dolu idi. Ondan sonra da hep küçüklere karşı şefkat, büyüklere karşı da merhamet hissettim.” (Ahmed, V, 139; Heysemî, VIII, 223)

    Eğer evvelinden birikip gelen bir günah olmasa melekler aracılığı ile temizlenmezdi. Yine de Allah en iyi bilendir. Lakin bu mesele dahi insanların soylardan akarken günahları biriktirip gelerek yaşadıkları ve o günahlarla büyüdüklerine delildir.

    ÖLÜME SEBEP OLAN GÜNAHLARDAN BAZILARI

    Kehf, 80-81.

    “(Musa’nın hocası Hızır ile öldürdüğümüz) Oğlan çocuğunun durumuna gelince; onun ebeveyni mümin kimseler idi. Bu çocuğun ileride onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Allah’ın kendi lütuf ve  merhametinden onlara daha şefkatli, daha temiz bir çocuk ihsan etmesini diledik.”(Bu nedenle o  masum zannettiğin çocuğu öldürdük, hakikatte onun geleceğini, geçmişine bakarak bildik)

    Çocuk ilerde çok mümin insanları bile yoldan çıkarıp küfre sürükleyecek dehşetli bir kafir olacaktı. Fitne, küfür  ve düşmanlık yayacağı zaman yolcusu olan bu zat tarafından görülmüş olacak ki; ailesi ve bir çok insan hatırına çocuğun hayatına son verilmiştir. Allah bu tür insanlardan bazılarını yaşatır eğer bir kavmi helak etmek isterse, rahmet etmişse kavmine; onu etkisiz hale getirir.

    KURAN’DA YENİDEN DOĞUŞUN İŞARETLERİ (2. Kitap 4. Bölüm)

    Kuran’da çok açık bir şekilde; “yeniden yeniden doğmaktasınız, bir sonraki hayatınızda belki de böcek olursunuz” gibi söylemler yoktur. Ama başkalarına evvelden böyle yaptığını söyler. Nedense insanlar aynısı bize de olabilir yada belki olmaktadır diye düşünmez.

    Yine de Kur’an’da herkesi içine alacak bir kural olarak yeniden doğma sistemi anlatılmaz. Bunun nedeni; yeniden bedenlenmenin herkes için değil, özel durumdaki bazı insanlar için gerçekleşecek olmasıdır. Diğer bir nedeni de, dünyada sınanan yada büyük bir amaca adanarak kendi isteği ile acılara göğüs geren insanların başkaları tarafından aşağılanmasına giden yolu kapatmak içindir. Çünkü herkes onlara “kim bilir evvelki hayatında ne yaptın?” diyerek hor görücü şekilde yaklaşabilecektir. Buna peygamberler de dahil.

    Yine de derin düşünenler için güneş kadar açıktır Kur’an’da çoklu yaşamlar. Ancak hint kültüründeki reenkarnasyondan pek çok açıdan farklıdır Kur’anda gizli olan bu sistem. Farklarını Kur’an ayetleri ilerledikçe anlayacağız.

    BAZILARI YENİDEN BEBEK OLACAK

    Nahl / 70

    Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettirecek. Ve içinizden bazıları, ömrün en rezil haline geri çevrilir ki, bir ilimden sonra hiçbir şey bilmez olsun. Allah Alîm’dir, Kadîr’dir.

    Bazı çevirmenler ömrün en düşük noktasını yaşlanmak olarak çevirmiş olsa da bu ayetin bütünüyle kesinlikle uyuşmamaktadır. Zaten hiç bir şey bilmez halde olmanın yaşlanıp biraz bunamak olmadığını Kur’an anlatıyor;

    Nahl 78

    Ve Allah, sizi bir şey bilmiyor halde annelerinizin karnından çıkardı. Ve sizi, işitme hassası, görme hassası ve idrak etme hassası (sahibi) kıldı. Umulur ki; böylece şükredersiniz.

    Ayetteki en rezil hal bebekliktir; şu nedenlerden ki;

    1. Hemen hemen hiç bir yaşlı “hiç bir şey bilmeyen” hale gelmez. En kötüsü bile bazı şeyleri hatırlar veya yaşamından bazı şeyleri bilir durumdadır. İlim tamamen yok olmamıştır. Ayette açıkça “hiç bir şey bilmeyecek bir hale getirileceğinden” bahsetmektedir.
    2. Çok önemli bir ayrıntı da “vefat ettirecek ve bazılarını da geri çevirecek” diyerek vefattan sonra olacak bir konuyu açıklamasıdır. Zaten herkes vefat etmektedir. Yani “içinizden bazıları da vefat etmeyecek, bunun yerine yaşlanacak” denemeyeceğine göre.. Çünkü herkes vefat ediyor. Bazılarına başka bir şey olmuyor.. Ayette kimini genç öldürür, kimini de yaşlandırıp bunak yaparım demiyor. “Bazıları vefat eder ölür, bazılarını da geri döndürürüm hiç bir şey bilmez halde” diyor.
    3. Ömrün en rezil hali yaşlılık değil bebekliktir. Yaşlıların hemen hepsi; konuşur yada derdini işaretle anlatır. Az çok sandalye ile hareket eder. Belli bir birikimi vardır. Ama bebek konuşamaz, kirli bir suyun içinden çığlık ve ağlayış sesleri ile rezil bir halde doğar. Uzunca bir süre; altı temizlenene dek pisliğinin üstünde yatar. Sadece ağlayabilir derdini anlatmak için. Yürüyemez. Hiç bir şey bilmez. İşte bu bir rezilliktir. Rab onu sevimli hale getirir ki; annesi onu bırakıp gitmesin ve ona sahip çıkılsın ki büyüyüp sınavı tamam olsun.

    Bu kendisine ilim geldikten sonra ilmin kıymetini bilmeyen ve onunla tekamül edemeyen insana verilmiş bir cevaptır. “Madem öyle, bilgiyi senden aldık..” demenin bir yoludur. Bu rezillik aslında sadece bebeklik değil, hayatın da genelini kapsayan bir rezillik olmasının kapısı açıktır. Ta ki kişi iyi bir insan olmayı, Rabbine de nankör olmaktan kurtulmayı başarana dek. Çünkü iyilik Tanrı’dan başlar. Yaratıp nimet verene iyi ve vefakar olmayan insana iyi denemez. İnandım deyip sonra yok gibi davranana dürüst denemez.

    وَاللَّهُ vallahu  ve Allah

    خَلَقَكُمْ   ḣaleḳakum sizi yarattı خ ل ق

    ثُمَّ  ṧumme  sonra

    يَتَوَفَّاكُمْ yeteveffākum öldürür و ف ي

    وَمِنْكُمْ   ve minkum ve içinizden  

    مَنْ men  kimi 

    يُرَدُّ yuraddu döndürülür    ر د د

    إِلَىٰ ilā     

    أَرْذَلِ    erƶeli en reziline ر ذ ل

    الْعُمُرِ   l-ǔmuri  ömrün   ع م ر

    لِكَيْ likey diye 

    لَا   lā      

    يَعْلَمَ yeǎ’leme    hiçbir şeyi bilmez olsun   ع ل م

    بَعْدَ beǎ’de   sonra ب ع د

    عِلْمٍ ǐlmin bilgiden ع ل م

    شَيْئًا    şey’en    Bir şey   ش ي ا

    إِنَّ  inne  doğrusu

    اللَّهَ  llahe Allah

    عَلِيمٌ    ǎlīmun  bilendir ع ل م

    قَدِيرٌ    ḳadīrun kadirdir ق د ر

    Bu ayet bir şey bilmez hal olarak tanımlanan dönemin bebeklik olduğunu daha detaylı açıklamaktadır;

    Nahl 78

    Ve Allah, sizi bir şey bilmiyor halde annelerinizin karnından çıkardı. Ve sizi, işitme hassası, görme hassası ve idrak etme hassası (sahibi) kıldı. Umulur ki; böylece şükredersiniz.

    BEBEKLER VE ÇOCUKLAR İMTİHANI TAMAMLAMALIDIR

    Muhammed / 31

    Yemin olsun, içinizden gayret gösterip didinenlerle sabredenleri bilinceye kadar, sizi belalarla imtihan edeceğiz. Haberlerinizi de eleyip tarayacağız.

    Bakara / 214

    Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah’ın yardımı çok yakındır.

    Âl-i İmrân / 142

    Yoksa siz, Allah içinizden uğraşıp didinenleri seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

    Tevbe / 16

    Allah; içinizden cihat edenleri, Allah’tan, resulünden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

    Tüm bu ayetlerden sonra 5-6 yaşında kalbi durup ölen bir çocuğun cennete gideceğini yada 20 yaşında ölen bir öğrencinin sınanmadan cennete gideceğine inanıyor musunuz?

    Bu dünyadaki her sıkıntının nedeni günah değildir elbet. Ama kendi ellerimiz-çabalarımız sebebi ile doğarlar. Bir iddiada bulunmak; “ben olsam yapmazdım” diye onun yerine geçirilerek sınanabilir. Yada ben müslümanım teslim oldum diyen bu iddiası ile sınanacaktır ki belgelensin. Ahirette her şey belgeye ihtiyaç duymaktadır. Bunun nedenini daha sonra anlatacağım.

    HERKES CEHENNEME GİRECEKTİR (2. Kitap 5. Bölüm)

    Meryem 71 – Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) gireceksiniz. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.

    Araf suresi, 7/179: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık…

    32.13 – Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, Cehennemi hem cinlerle hem insanlarla dolduracağım, diye benden kesin söz çıkmıştır.

    Bu ayetler üzerine kim diyebilir insanlar temiz doğar? Bir suçu olmayan bir kitleye bunlar söylenmezdi. Maalesef insanlar Rableri ile birlikte yaşadıkları çağda O’nun kadrini bilemediler ve içinde yaşadıkları güzel hayatı kaybettiler. Lütfen okumaya devam edin. İzin verilen ölçüde size her şeyi kanıtlarıyla anlatacağım.

    CENNET HAYATI VE RAHMAN’I GÖRÜP KONUŞMAK SAYGIYI AZALTTI (2. Kitap 6. Bölüm)

    İslami kaynaklara baktığımızda ise dünya öncesi tüm süreç hakkında en geniş bilgileri mucizevi şekilde veren Kutsal Kitap Kur’an ile karşılaşırız.

    7:172 –  …Rabbin, Âdemden gelenlerin bellerinden tüm soyunu çıkardı (can, akıl, gözler, ilim, nimet ve yaşam verdi), onları kendi kendilerine şahit tuttu ve Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (diyerek azarladı)…

    Dikkat ederseniz burada “ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ifadesi kendini tanıtma ifadesi değildir. Öyle olsaydı “Ey insanlar ben sizin Rabbiniz Allah’ım beni görün tanıyın” derdi. Oysa  “ben Rabbiniz değil miyim?” gibi sert ve şaşırtıcı bir soru cümlesi ile yaklaşmaktadır. Sonra bunu neden sorduğunu devamında şöyle ifade etmektedir Allah.

    7.172 – …”evet Rabbimizsin, gördük” dediler. (Rabbin ne olduğunu biliyoruz) Bunu “Kıyamet günü “Biz gafildik.” demeyesiniz diye (sizi sorumlu tutmak için, ne yaptığınızı bilin, hesap soracağız diye bunu yapmıştık). (Sorulanlar kıyamet gününü de biliyorlar)

    Allah’ı öfkeyle “ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sorduran, bununla yargılatmak için şahit tutulduğumuz korkunç sahne.. Sadece bununla bitmiyor; Allah gazaba öyle gelmişti ki, şöyle diyordu ;

    32.13 – Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, Cehennemi hem cinlerle hem insanlarla dolduracağım, diye benden kesin söz çıkmıştır.

    Allah hidayeti elbette kimseden esirgemezdi, esirgemedi de. Ancak insanlık öyle bir hale döndü ki; seçtikleri hariç hiç biri hidayete eremeyecek ve cehenneme girecekler.

    Dikkat edin ki; Adem ve eşi cennette yaşamaktaydı ve onunla birlikte tüm soyu da cennette çıkarılmıştı ortaya. Görüyoruz ki; Allah insanlarla doğrudan konuşuyor, insanlar ona cevap veriyor. Bir alışılmışlık rahatlık ve gaflet hali oluşmuş. İnsanı yaratan Rahman’dır. Rahman Allah’ın kendini surete büründürmüş kainata merhamet ile tecelli ettiği hal demektir. Ancak merhametin içinde adalet de vardır. Adalet merhametten doğmuştur. İnsanlar sürekli gördükleri ve aşina oldukları Rahman’a karşı, Adem ve Havva gibi gaflet içine düştüler.

    Eski tabletlerde; insanların Tanrılarla beraber yaşadıkları çağlar, belki de Mu ve Atlantis çağları olarak atıf yaptıkları çağlardı bunlar. Tanrılar dedikleri meleklerdi. Tanrıları yaratana ise her millette farklı bir isim verilmişti. İşte o meleklerin yaratıcısı ve her şeyin var edicisi Rahman’dı. Allah’ın kainatta zuhur edişi, tahtta oturuşu ve konuşması Rahman görünümü ile olurdu. Rahman bahsini farklı bir kitapta ayetler ve hadislerle detaylıca açıkladım.

    Peygamberler de bu çağda seçildi. Ermiş olanlar ise yükseltilmiş bir katta beklemeye alındı. Onlar yeniden gelmediler. Nefslerini Allah’a kurban ederek öldürmüşlerdi. İnsanlar cehenneme giden sırat’a çıkartıldılar. (Mekke Arafat kulesinden Anadolu’ya uzanan yola). Sırattan acı çeke çeke ağlaya ağlaya dökülüyor insanların çoğu. Sırat şimdi. Sırat burada. Onu size göstereceğim inşallah. Gözünüzle göreceksiniz. Duraklarına kadar… Lakin ahirette asıl Sırat olan bu dünyanın bir misali orada canlanabilir. Allah her şeyin en iyisini bilendir.

    KADERİMİZİN SUÇLUSU BİZİZ (2. Kitap 7. Bölüm)

    Başımıza gelecek olan her şey biz doğmadan önce yazılmıştır. Ve insanların yargılanarak sürülmesinin ardından cehenneme gitmesine karar verildi. Dünyada çekecekleri her sıkıntının nedeni ve türevi bir kitaba yazıldı. Bu ancak insanın kendi eliyle yapıp ettikleri yüzündendi. Allah çoğu hatamızı da örttü, affetti ve bağışladı merhametle. Allah kimseye zulmedici değildir.

    Hadid: 22-23

    Yeryüzünde olan ve nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın.

    KADERİMİZİN SUÇLUSU BİZİZ

    ŞÛRA 42:30

    Başınıza gelen herhangi bir musibet ancak ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

    Bu ayet çok açık bir şekilde her türden sıkıntının insanın kendi elinden doğduğunu ifade eder. Yani çocuklar dahi hatta bebekler dahi, evvelce işledikleri bir günahın acısını yaşarlar. Eğer evvelde mesuliyet olan bir hayat yaşamamış olsaydık, bebek ve çocukların acı çekip ölmesinin adil olduğunu kimse iddia edemezdi.

    CENNETTEKİ HALİMİZ

    Bu dünyaya gelmeden önce öldürüldük. Eğer hiç olmasaydık, ölüydünüz, dirilttim değil de, yoktunuz yaratıldınız, derdi. Hayır, ölmüştük. Cehenneme atılmak üzere neredeyse tüm insanlık bir cehennem çukurunun çevresine diz üstü çöktürülmüştük. Rahman bize merhamet ederek yeniden yeniden denemek istedi.  Ta ki kurtulabilelim. Vahşi ve zalim her türden kötü yanlarımızı terbiye edip olgunlaşalım.

    2/28 : Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Siz ölüler idiniz, O sizi diriltti, sonra öldürecek ve yine diriltecektir, sonra da O’na döndürüleceksiniz.

    Cennete giren insan oradaki ilk ölümünü anımsayarak şöyle diyecektir;

    44:55-56 – Orada emniyet içinde her çeşit meyveden isterler. Orada ( cennettekiler ) ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.

    Bazıları bu ilk ölümü dünyadaki ölümüydü diyebilir. Hayır, Allah ne diyor? Biz dünyaya gelmeden önce zaten ölüydük ve dünyada diriltildik.  Ahirette dirilen insan Rabbe şöyle diyordu ; “Bizi 2 kez öldürdün 2 kez dirilttin” İlk ölüm cennetten (kalu bela cennetinden) çıkışta idi. 2. Ölüm dünyada idi. Evvelden iki ölüm yaşanmışsa; cennette ilk ölümden başka ölüm yoktur denmesi nasıl açıklanabilir? Elbette ölümlerden birinin cennette diğerinin de dünyada olması ile.

    Ve insan daha önce benzeri şekilde tattığı cennet nimetlerini hatırlayacak.

    2 : 25

    İman edip ameli salih olanlara şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyveden bir rızk olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: “İşte bu, daha önce rızıklandırıldığımız şey!” Bu rızk onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.

    Hiç düşünmez misiniz? Orada muz, incir ve harikulade meyveler, kuş eti ve türlü yemekler var. Oraya girenler daha önce bunu tatmıştık diyecek. Ama biliyoruz ki cennete dünyadaki fakirler daha çok girecek ve hatta bunların adını bile bilmeyen uzaklarda yaşayan imanlılar var yada genç bir imanlı iken daha türlü nimet tatmadan ölenler… Bu anış cenneti anıştır. Bu hayatta değil önceki hayatta yedik.

    BİZE İSTEDİĞİMİZ HER ŞEYDEN VERMİŞTİ, NANKÖR OLDUK

    Oysa Allah insanı doğum ve bebeklik çilesi olmaksızın doğrudan cennette yaratmış, Rablik, ilahlık nedir görmeleri için onları nimetlere boğmuştu.  Bu durumu Allah şöyle ifade etmektedir.

    14-34  O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

    Bu dünyadaki hayatımızda hiç kimseye istediği her şeyden verilmez. Hatta çocukken açlıktan ölen çoktur. Kimi eş ister ona ondan hiç bir şey verilmez, kimi makam ister; kölenin de kölesi bir halde ölür. Yani bu ayet bu hayata bakmaz. İlk hayatımızda üzerimize her şeyden yağdığı o mükemmel hayatımızda yaşanıp geçti. Lakin nankör olduk.

    GÜNAH İŞLEMEMİŞ TEMİZ İNSANLAR DÜNYAYA GELİRSE NE OLUR? (2. Kitap 8. Bölüm)

    Evet onlar ya cennet halkından olarak kaldılar. Yada dünyaya  kendi istekleriyle peygamber ve Allah’ın dostu olarak gönderildiler. Doğan tüm çocuklar günahkardır. Sadece çok nadir istisnalar vardır ki, onlar daha doğuştan türlü kerametler gösterirler ve sıkıntılardan korunurlar.

    Tüm çocuklar temizse neden ona tertemiz bir erkek çocuk getirdim diyerek müjde vermiş olsun ki? Doğan çocuk bebeklik derdi çekmedi; konuştu derdini anlattı ve pisliği içinde yatmadan yürüdü, temizlendi.

    Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk (İsa) armağan etmek için (buradayım)”  (Meryem Suresi / 19)

    Hz İsa doğuştan peygamber ve cennetlikti. Adalet ve hikmet gereği bir nedeni olmalıydı. Çünkü o tertemizdi.

    Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız; (el-Kasas, 28/14).

    Hz Musa babası bir asker olmasına rağmen, sarayda lüks içinde yaşayan kraliyetin manevi oğlu gibi görülen bir çocuktu. Bu dünyada henüz bunu kazanacak benzersiz büyüklükte bir iyiliği de yoktu. Yaptığı iyilik cennetteki isyanda Allah’ın tarafında yer alması ve nicelerini korumak istemesi idi. Yeri gelmişken; onun içindeki iyilik Hızır’a adalet için karşı çıkmıştı. Onca emeğine rağmen, ilim makamını reddedip hakkı savunuyordu. Allah, Hızır’ı değil, Ama Musa’yı peygamber seçti ve onunla konuştu. Hızır lakaplı kişi kutsal kitaplarda “kullardan bir kul” sıfatıyla kaldı… Musa ise en büyüklerden bir peygamber oldu. O, adalet ve iyilik ruhu ile doluydu. Hayatınıza bir bakın bakalım; bir başkasını korumak için büyük bir makamı yada gizli bir serveti reddettiniz mi?

    3:81 Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı:

    “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O’na mutlaka îmân edecek ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.”buyurdu.

    Başka bir ayette misakın Hz Muhammed As.’dan da alındığı görülür. Sayılan peygamberlerin sadece kitap verilen peygamberler olması aynı misak olduğunu göstermektedir. Eğer nebilere yada resullere has genel bir elçilik misakı olsa idi o zaman sadece belli nebilerin ismi sayılmazdı.

    33 : 7 Nebilerden (peygamberlerden) misak (söz) almıştık. Senden, Nuh’dan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan… Onlardan sapasağlam bir söz almıştık.

    Dünyaya gelmeden önce peygamberlerin toplandığını ve kendilerinden dünyada olacak bir takım konularla ilgili ağır sözler alındığını görüyoruz.  Peygamberlerin seçilişi ve o gün geldiğinde Rabbin seçtiği kişi ortaya çıktığında tüm peygamberler o seçilmiş kişinin etrafında toplanacaklar ve ona iman edecek, her sözüne inanacak ve onlara çok zor da gelse onun her dediğini yaparak ona yardım edeceklerdir. Bu olayın nasıl olacağını merak eden “SAK” ayetine ve hadislerine bakmalıdır. Bu kitap ve bazı sırlar umuma ancak bu kadar açılabilir.

    Dünyayı putperestlikten arındırıp sonsuzluğun keşfine yönlendiren, ilahi bir adalet olduğunu ve tekamül edemeyenlerin geri döneceğini söyleyen Buda, bir peygamberdi. Kuran’da dünyanın büyük dinlerinin doğduğu yerlere yeminle dikkat çekilirken; Buda’nın sembolü olan İncir ağacı da sayılmıştır.

    Tin Suresi:

    İncire, zeytine, Tur dağına ve Emin Belde (Mekke’ye) yemin olsun. (4 büyük dinin vahiy geliş yerleri)

    GÜNAH İŞLEMEYİ BIRAKAN TOPLUMLAR VE İNSANLAR DÜNYADAN ALINIR

    Bu dünyanın sadece günahkar insanlara has bir hapishane olduğunu, günah işlemeyen kişilerin yeryüzünden hemen alınacağını, yerine günah işleyen farklı insanlar geleceğini peygamber as şöyle yemin ederek ifade ediyor.

    “Nefsim kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan yok eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.” [Müslim, Tevbe 9, (2748).]

    Dünya bir ceza yeri olduğu gibi bir bağışlanma yeridir de.

    Allah her şeyi en iyi bilendir.

    Bir sonraki bölümde yeniden doğuşun hangi düzeyde bilimsel kanıtları mevcuttur bunları inceleyeceğiz.

    KAFİRLERİN KIYAMETİ GÖRMESİ HAKTIR (2. Kitap 11. Bölüm)

    Meryem 75

    De ki: “Kim yanlış yolda ise o zaman onlar ya vaat olundukları azabı veya o saati (kıyâmeti) görene kadar Rahmân, ona zamanı uzatarak mühlet verir.” Böylece kimin mekân bakımından daha şerli ve yardım bakımından daha zayıf olduğunu yakında bilecekler.

    Yanlış yoldakiler; büyük azabı yada kıyamet gününü görene dek yaşarlar. Bunun için on kez daha yeniden yaşamaları gerekse bile, dünya zilletini çekerler yada daha büyük bir azap için kendileri şımartılanlardan olur. Onlara geniş mühlet verilir, her şekilde sınanırlar ki; itiraz edecek tarafları kalmasın. Çünkü erkek olan, kadın olaydım, fakir olan zengin olaydım, az yaşayan, çok yaşayan olaydım gibi türlü bahanelerle Allah’a bahane sunacaklardır. Bahaneleri tükeninceye dek sınanacaklar.

    İYİ İNSANLAR GİT GİDE AZALIR

    Vâkı’a / 11

    İşte onlardır yaklaştırılanlar. Nimetlerle dolu bahçelerdedirler. Büyük kısmı öncekilerden, az bir kısmı da sonrakilerden.

    Çünkü sistem, iyi ve ermiş insanların dünya azabına geri düşmesini engelleyecek şekilde ayarlanmıştır. Onlar cennette kalmış yada Allah’a nefislerini kurban ederek Allah’a dönmüşlerdir. Kalanlar ekseriyetle kötüler, sınaması devam edenler ve uyarıcı elçilerdir. Dünyanın cehenneme benzemesi ve iyilerin gitgide azalıp, kötülerin de çoğalışı bu yüzdendir.

     

    HER İNSAN EN AZ BİR ELÇİ GÖRMEDEN SIRATTAN ÇIKMAZ

    Fatır 37:

    Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    Anlıyoruz ki, zalim olanlar (kendilerine, insanlara yada Rablerine karşı) muhakkak  ki uzun ve makul bir süre denenecekler, onlar mutlaka türlü şekillerde uyarılacak, her şeyi anlayıp görecek kadar uzun süre yaşayacaklar. Bu ayet bebeklerin muhakkak daha önce yaşadığını yada daha sonra yeniden yaşayacağını ifade etmektedir. Çünkü bebek yada çocukken ölenlerin cennete alınması, uzun yaşayıp yoldan çıkan insanların hepsini isyan ettirir, bizi de öldürseydin derler. Onları cehenneme alırsa o zaman da onlar isyan ederler. Bu durumda her insanın belli süre denenmesi ve hakkında belgeler, göstergeler toplanması  en makul olandır.

    İstisnasız herkesin Cehenneme gireceğini söyleyen ayet; dünya cehennemini de kapsıyor mu bilinmez ama; herkesin cehenneme muhakkak girecek olması, herkese de makul bir deneme süresi verilmiş olacağının ayetler nezdinde ve adalet nezdinde şart olduğunu ortaya koymaktadır.

    BİR ELMA NEDEN TÜM İNSANLARI CENNETTEN ÇIKARSIN?

    Adem ve hava ile cennette miydik? Peki orada nasıl bir suç işledik?

    2:35 – Ve dedik ki: Ey Adem, sen ve eşin cennete yerlesin, ikiniz de orada dilediğiniz yerde bol bol yiyin, ancak su ağaca /soya yaklaşmayın ki, haddini aşan zalimlerden olmayasınız.

    Görüldüğü gibi Adem’in soyu var edilmeden önce eşiyle cennete yerleştiriliyor. Ve insanlık doğum olmaksızın Adem’in oradaki çocuklarının sırtından alınarak tüm Adem soyu yaratılıyor. Fakat şeytan Adem’i bu ciddi uyarıya rağmen nasıl kandırabiliyor?

    Araf 20- Derken (şeytan) onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini (cinsel uzuvlarını)kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ölümsüz olursunuz diye sizi şu ağaçtan/soydan men etti.” dedi.

    Adem ve Havva şeytan soyuna yaklaşmamaları ve onlarla ilişkiye girmemeleri konusunda uyarılmışlardı. Şeytan Adem’i eğer meyveden yer ise kendisi gibi bir melek olabileceğini yada ölümsüzlük kazanacağını söyledi. Meyve hakkında farklı görüşler varsa da peygamber Enok’un kitabında yazdığına göre onun asma olması ve meyvesinin sarhoş edici özel bir tür üzüm olduğu akla en yakındır. Şeytan Adem’in bedeninde sarhoşken iradesini ve kimyasını ele geçirdiği insanlar gibi; Havva ile birlikte olarak doğan çocuğun kendi neslinden olmasını sağlamak istiyordu. Onları sarhoş edecek ve akıllarını teslim alacağı meyveden yedirmek onları kandırmanın en iyi yolu gibi göründü.

    Şeytan; Yaratıcının, Adem ile Havva’nın kendisindeki bu muhteşem özelliklere kavuşmasını istemediğini, onu kandırdığını, kendisinin asıl dostu olduğunu söyledi. Adem iblise baktı ve onun vaat ettiği özelliklere sahip olduğunu “kanatlı bir melek olduğunu ve on binlerce yıldır yaşadığını gördü”.  “Kendisi meyveden yemekle sarhoş olunca eşiyle birleşti ama şeytan onlar akıllarını kaybettiğinde ruhlarına doldu ve sarhoşken çocuklarına ortak oldu.

    Tabi ki Adem ne ölümsüz oldu ne de melek gibi kanatlı ve güçlü. Kandırılmıştı. Ayrıca Allah’a dolaylı olarak da olsa sahtekarca kendisini kandırdığını düşünerek şeytanın tarafına geçmekle şeytanı Rab edinmiş gibi oldu.  Doğan çocuk Kabil idi. Ve insan ırkı şeytan soyundan devam etsin diye şeytanın kışkırtması ile Habil’i öldürdü. Eğer Allah engel olmasaydı Adem’i de öldürecekti. O, öz kız kardeşini alıp götürdü. Böylece insanlık sadece şeytanın çocukları ile devam edecekti. Bunu başaramadılar ama bu soy daha sonra dünya nüfusunun önemli bir kısmını yok edip köleleştirdi. Bu onun hakkındaki detaylı bilgiyi İnsanlığın Gizli Tarihi kitabımdan okuyunuz.

    Cennette yaratılmış ayette sözü geçen ve azarlanan insanlar da Allah yerine şeytanın izinden gidip onun soyuna hepsi de meylettiği için suçlandılar. Kimi ölümsüzlük için kimi de cinnilere duyduğu hayranlık nedeniyle yasağı çiğnedi ve Allah’a düşman oldular. Çünkü Allah’ın iblisi ölümsüz ve melekler gibi, kendisini ise ölümlü ve çamurdan yarattığını düşündüler. İblis kendisinin onlardan daha üstün olduğuna dair insanoğlunu iyice inandırdı. Hemen herkes günaha bir şekilde battı.

    Oysa Allah insanı doğum ve bebekli çilesi olmaksızın doğrudan cennette yaratmış, Rablik, ilahlık nedir görmeleri için onları nimetlere boğmuştu.  Bu durumu Allah şöyle ifade etmektedir.

    14-34 – O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

     Fakirlik ve açlıkla boğuşan dünyanın 10 da 9’unu düşününce istediği her şeyden pay alabilenin bu dünyadaki insanlık olmadığı açıktır. Bu dünya insanlarının çoğunun nankör ve zalim olmak için fırsatı yoktur.

    Allah asla kimseyi sırf sınamak için musibet ve belalarla yüzleştirmiyordu.

    “ŞÛRA 42/30. Başınıza gelen herhangi bir musibet ancak ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

    Bebeklik ve yaşlılık dönemini yaşamakla cezalandırıldık. Yürüyemeyecek, pis bir kanaldan acı içinde ağlayarak doğacak, altımız pis kalacak ve konuşamayacaktık. Allah’ı unuttuğumuz için, ceza ve hapsin bir parçası olarak cenneti ve Allah’ı unutacak şekilde hafızamız silindi.

    Hadis-i Şerif

    “Belalar, günahsız olarak yeryüzünde dolaşıncaya kadar mümin kulun yakasından düşmez.”(Tirmizi/Zühd 57)

    Hadis-i Şerif

    “Şu ümmetim merhamete nail olmuş bir ümmettir. Ahirette azap görmeyecektir. Onların cezası dünyada ağır imtihanlar, zelzeleler, öldürmeler ve belalar şeklinde verilecektir.”(Ebu Davud)

    1000 YILLIK GERİ DÖNÜŞ DÖNGÜLERİ

    Ölen bir günahkar hemen geri gelmez. Allah’ın bir günü 1000 yıldır. O günün gecesi ölenlerin ruhunu tutar vaadesi dolmuş, sınaması bitmiş olanları geri salmaz. Vadesi dolmamış olanları ise yeniden gündüz olunca geri salıverir. Geri dönüş zamanları ortalama 500 yıllık süreçler içindedir. Çünkü insan fakirdim zengin et diyerek karşı çıkabileceği gibi, eskiden kolaydı, peygamberler vardı, yada gelecekte rahatlık vardı diyerek de itiraz etmek isteyecektir.

    Enam 60

    O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O’nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir.

    Burada kastedilen gece ve gündüz; ayetlerle açıklanmış olan Allah’ın katında gece ve gündüz olarak belirlenen toplam 1000 yıllık bir gündür. Yoksa insanların gece uyanık kalıp gündüz uyuyanı da çoktur. 

    Hacc – 47

    Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.

    Zümer – 42

    Allah,  insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye  kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

    Yasin – 52

    “-Eyvah başımıza gelenlere!…Kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? İşte bu, O Rahman’ın vaad buyurduğu (kıyamet)…Doğru imiş, o gönderilen peygamberler.” derler.

    Son ayetten anlaşılıyor ki; uykudan uyananlar aslında hakiki manada ölmemişlerdir. Onlar sürekli uyanan yani dirilen kimselerdir. Nasıl? Anneden doğa doğa.

    BİN YIL YAŞAYAN İNSANLAR

    Ahirette gündüz güneş, gece de göğe vuran kendine has bir plazma ve yerden gelen ışıklar dünyayı aydınlatacaktır. Gece gündüz bir olacak. O zaman yeryüzünde Allah’ın sistemi kurulacak ve gün din günü olacak. İşte bu dönemde bin yıl 1 gün olarak hesaplanacak. O  bir günde din günü / diriliş günü olarak anılacak. İnsanlar saat ve takvim taşımayacak.

    Muminun 112 113

    Dedi ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?”“Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. O zaman (onu), sayanlara sor.” dediler.

    Taha 102-104

    O gün ki, sur’a üfürülür. Ve mücrimleri, o izin günü morarmış/mavili olarak haşredeceğiz (toplayacağız).Onların söyledikleri şeyleri biz, daha iyi biliriz. Yol bakımından onlara emsal olan “sadece bir gün kaldınız” diyecek. Onlar aralarında: “(Dünyada) sadece 10 (gün) kaldınız.” diye gizlice konuşacaklar.

    Ankebut 14

    Ve andolsun ki Biz, Nuh (A.S)’ı kavmine (Resûl olarak) gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak (950 yıl) kaldı. Sonra onları (Nuh (A.S)’ın kavmini) tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.

    Dikkat edin ayet büyük bir incelikle, Nuh şu kadar yaşadı demiyor. Onların arasında 950 yıl kaldı diyor. Yani değişik zamanlarda ortaya çıka çıka toplamda 950 sene onları uyardı, hatta tüm bölgedeki şehirleri uyardı. O nedenle gelen tufanda büyük bir coğrafyaya  geldi. Neredeyse batmayan şehir kalmadı. Eğer Nuh sadece Sümer’deki küçük bir şehri uyarmış olsa idi o zaman neden felaket tüm Ademoğullarını kapsasın? O istisnasız her Ademoğluna mesajını ulaştıracak kadar uzun yaşadı. Nerede? Ademoğullarının topraklarında! İnsan oğullarının tümünün değil.

    DAHA ÖNCE BİR KEZ ÖLDÜK

    İnsanlar ilk kez ademoğullarının sulbünden çıkarılarak doğdu, o hayat cennete benzeyen muhteşem bir hayattı . Meslekler, sınıflar henüz yoktu ve doğa insana tüm ellerini uzatmıştı. Güzel bir iklimde, pınarlar içinde, her türden güzel bitki ve et türleri arasında yorulmadan ve eğlenerek yaşardı. Kural da yoktu. Bilgi ve akıl da çok derinleşmiş değildi.

    Mümin 11:

    (Kafirler) Dediler ki: “Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin, böylece günahlarımızı itiraf ettik. Artık (buradan) çıkmaya bir yol var mı?”

    İlk yaratılma; cennette (Kuran’a göre; Beni-ademden alınan gen türeviyle)

    İlk ölüm ; cennette (öldük)

    İlk dirilme; dünyada (cansız et-ceninken ruh verilerek kalu beladan geldik)

    İkinci ölüm: Dünyadaki ölümümüz

    İkinci Dirilme: Ahiret zamandaki diriliş.

    (Size istediğiniz her şeyden vermiştim ayetini hatırlayın)

    Duhan

    56: Onlar orada (cennette) ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.

    Günah işleyen insanlar orada, korunmuş bahçelerde (cennet Arapça’da sadece “bahçe” demektir) yaşarken öldü. Yeniden onun geliştirilmiş gelecekteki haline girdiğinde orayı hatırlayacaktır ve “burada bir daha ölmeyeceğiz, sadece ilk ölümümüz var değil mi?” diyecektir? Aslında daha önce en az 2 kez ölmüştü. Ama orada yani cennette sadece bir kez ölünebiliyordu.

    SAHTEKÂR OLDUKLARI NETLEŞENLER KIYAMETE DEK GERİ DÖNEMEZ

    Müminun

    99–100:  Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;” “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ  LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR BİR ENGEL VARDIR.

    Eğer süresi gerçekten azsa; yada elçilerle karşılaşmamışsa geri dönmenin kapısı açılacaktır.

    Fatır

    37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    Madem uyarıcı ile yakinen muhatap olmak ve mesajını tastamam anlamak ve onu reddetmek cehenneme girmenin kuralıdır; bu durumda tüm insanlık tarihi boyunca bir peygamber gören kendisine uyarıcı gelmiş insan sayısı da çok az olacaktır. Dünyadaki kutsal metinler İbranice ve Arapça dışında yok gibi. Bu durumda çevirmenlere iman ve kulaktan duydukları ile sorumlu tutulacak insanların uyarıcıyı gördükleri söylenemez. Peki nasıl insanların neredeyse hepsi cehenneme düşüyor? Bu ancak insanlığın Mekke’den Anadolu’ya kadar uzanan peygamberler yolu üzerindeki halkalardan birinde evvelden yaşamış olması ile mümkün olabilmektedir.

    NEFİS ÖLENE DEK RUH DOLAŞIR

    Ankebut 57

    Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.

    Bakara 54

    Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız’a tövbe edin. Artık nefslerinizi (kendinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.

    Yusuf 53

    “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

    Kişinin bedeni ölmekle ruhu – benlik bilinci ölmemektedir. Sadece serbest kalmakta ve berzah denilen bir engelin ardına çekilmektedir. Nefis ölümü tattığında kötülük emretmez ve Rabbinden razı; hoşnut, huzur dolu ve tatmin bulmuş bir hale döner. (Nirvanaya ermek deyimini hatırlayınız) İşte o halini koruyarak bedenini teslim ederse derecesine göre ruhu Allah’ın katında yer alacaktır.

    Çünkü ayet “Ankebut 57: “Nefs ölümü tadar ve Rabbine döner” demektedir.

    Mutmain olmuş nefs artık dünya azabını çekmez. O dereceye ulaştığı andan itibaren ilahi aşkla dolar. Onun acısı denizin üstündeki köpük gibidir. İçinde acıdan eser bulunmaz ama ona bakan onu hep köpük görür.

    İnsan ölünce nasıl kendine sıkıntı veren bedeninden kurtulursa; mutmain olan nefis de öldüğünde kendine sıkıntı veren yüklerinden arınır.

    Fecr: 27-30

     Ey mutmain olan nefs!“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” kullarımın arasına gir.” Ve cennetime gir.

    Rabbinden razı olmayı başaran nefis, o an cennet haleti ruhiyesi içine girer. Kendinin yada başkalarının kulu, kölesi olmaktan kurulup, Allah’ın kulu olma sıfatını kazanır. İyilik sınırları içinde büyük bir özgürlüktür.  Sadece Allah’tan bekler, başka kimseden medet ummaz, gönlünü bağlamaz. Yalnız onun için çalışır. Ondan başka hiç bir şey için üzülmez ve korkmaz. O Allah için yaşayan, ondan razı ve ona gönüllü köle olan bir cennetlik olur. Bu onun dünyaya son girişidir. Vefatı ile birlikte geri dönmez.

    Allah’ın da bir nefsi vardır. Kur’an’da Allah nefsine yemin eder. Allah Teala’nın  nefsi, tüm kötü sıfatlardan ezelden beri âli ve üstün olarak zuhur etmiştir. Yani Rabbin nefsi kötülüğü değil, yalnız iyiliği ve adaleti isteyecek bir halde kainata zuhur etmiştir. Ölümü gerçekleşecek olan nefsin ateş bedenidir. O ölünce yeni bir hayat bulur. Rab kainata olgunluğa ulaşmış ve kusursuz sıfatlarla tecelli etmiştir.

    Nefsin yaşamı ateş gibi titreşmesi-hareket etmesi demektir. Arzu ettikçe ateş titrer ve kalp çeperini yakar. Bir şey hareket etmiyorsa onun için “ölüdür” denir. “Kalp durur, zihin durur” İşte bu nedenle onda hareket belirtisi görülmediğinde öldüğüne hükmedilir. İşte nefsin ölümü de böyledir. Onda dünyaya karşı bir istek çırpınış ve hareket kalmaz. Her şey bir olur. O sadece nefesin içindeki sonsuz ışığı deneyimleyerek huzur ve mutluluk denizlerinde sonsuz bir zevk içindedir. Kalbinde ilahi güneş doğmuş olana dünyadaki insanlar baktıklarında kimi zaman, onu bazen bulut, kimi zaman da yağmur görüp onun sırrına eremezler. Gölgeden başka şey göremezler. Allah en iyi bilendir.

    KURAN BAZI TOPLULUKLARA KIYAMETE DEK EZİYET EDİLECEĞİNİ SÖYLER

    Kuran’da anlatılan bu topluluk için hemen maymun oldular denmez. Tarihte bilinen hiç bir topluluk da maymuna dönüşmemiştir. Bu büyük bir olaydır ve çevrede onlarla etkileşim ticaret yada karşılaşma yoluyla şehirlerinin değiştiğini görenler hemen dünyaya yayardı. Gerçek şu ki; bir sonraki sefer onların maymuna dönüştürülmesine karar verilmiştir. Ancak sonra yeniden insan olarak gelecek ama bu sefer de ahirete kadar sürekli acı çekeceklerdir. Dünyaya dağıtılacak ve sürekli dertlerle yüzleşeceklerdir. Ta ki tevbe edip doğruya iyiliğe dönene dek. Ayetler tüm bu olayları sırası ile açıklamaktadır.

    Diyanet Vakfı Meali:

    7.166 – Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: Aşağılık maymunlar olun! dedik.

    7.167 – Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti yapacak kimseler göndereceğini ilân etti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

    7.168 – Onları (günaha  sapmış yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır. Belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.

     

    İFTİRACI TOPLULUKLAR MÜHÜRLENİR VE DÖNEMEZLER

    10.74 – Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.

    Bir toplumun üyelerine bir resul gelir ve mucizeler gösterir. Daha sonra onlar yalanlar. Allah sonra yeniden, yıllar sonra bir resul daha yollar ve o da mucize gösterir. Allah bilmektedir ki onlar inanacak değillerdi; çünkü evvelden denenmişlerdi ve mayaları belli olmuştu. Ancak bunu onların tüm şanslarını tüketmek ve yeterli sayıda denemiş olmak için yaptı ki, onlar hakkında öngörüsü belgelensin. Böylece o topluluk mühürlenir ve artık o kalplerden çıkan ruhlar dönemezler.

    DÜNYADAKİ ZİLLET NE ZAMAN BAŞLAR?

    Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

    2.114 – Allahın mescidlerinin içlerinde Allahın ismi anılmakdan meneden ve harab olmaları zımnında çalışan kimselerden daha zalim de kim olabilir? Bunlar oralara korka korka olmaktan başka suretle girmek salâhiyetini haiz değildirler, bunlara Dünyada bir zillet var, bunlara Ahirette azîm bir azap var.

    Ayette mescidlere girişten men eden ve yıkılmaları için uğraşanlara dünyada bir zillet ve ahirette de azap içinde olacakları söylenmektedir.

    Zillet, düşkünlük ve aşağılanma anlamlarına gelmektedir. Bakınız dünyaya mescidlere savaş açan askerler, komutanlar ve hatta en suçluları olan siyasiler ve liderler büyük bir gösteriş içinde yaşamaktalar ve o şekilde ölmekteler. Bu durumda Allah’ın vaadi yani “büyük zillet” onlar için ne zaman gerçek olacaktır diye soranlara ne cevap verilecektir? Yeniden dirilişi kabul etmeyenlerin, Allah’ın dünyadaki zillet vaadini ne zaman gerçekleştirdiğini tek tek açıklamak zorundadırlar yada yeniden doğuşu kabul etmelidirler.

    Allah en iyi bilendir, lakin bunlar dünyada zillet içinde yaşayacakları yeni bir hayata mahkum edileceklerdir.

     

    ÖNCEKİ NEFİSLER BİR VÜCUTTA EŞLEŞTİRİLİR

    Kimler geri dönmekte, kimler cennete girmekte ve dünya döngüsünden kurtulmaktadır bu Kuran’da çokta kapalı olmayan bir şekilde yazılmıştır.

    Müminin Suresi

    99–100:  Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;” “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ  LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR BİR ENGEL VARDIR.

    SAHTEKÂR OLDUKLARI NETLEŞENLER KIYAMETE DEK GERİ DÖNEMEZ

    Eğer süresi gerçekten azsa; yada elçilerle karşılaşmamışsa geri dönmenin kapısı açılacaktır.

    Fatır

    37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapa geldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    Madem uyarıcı ile yakinen muhattap olmak ve mesajını tastamam anlamak ve onu reddetmek cehenneme girmenin kuralıdır; bu durumda tüm insanlık tarihi boyunca bir peygamber gören kendisine uyarıcı gelmiş insan sayısı da çok az olacaktır. Dünyada ki kutsal metinler İbranice ve Arapça dışında yok gibi. Bu durumda çevirmenlere iman ve kulaktan duydukları ile sorumlu tutulacak insanların uyarıcıyı gördükleri söylenemez. Peki nasıl insanların neredeyse hepsi cehenneme düşüyor? Bu ancak insanlığın Mekke’den Anadoluya kadar uzanan peygamberler yolu üzerinde ki halkalardan birinde evvelden yaşamış olması ile mümkün olabilmektedir.

    NEFİS ÖLENE DEK RUH DOLAŞIR

    Ankebut 57

    Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.

    Bakara 54

    Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız’a tövbe edin. Artık nefslerinizi (kendinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, O tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.

    Yusuf 53

    “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

    Kişinin bedeni ölmekle ruhu – benlik bilinci ölmemektedir. Sadece serbest kalmakta ve berzah denilen bir engelin ardına çekilmektedir. Nefis ölümü tattığında kötülük emretmez ve Rabbinden razı; hoşnut, huzur dolu ve tatmin bulmuş bir hale döner. (Nirvanaya ermek deyimini hatırlayınız) İşte o halini koruyarak bedenini teslim ederse derecesine göre ruhu Allah’ın katında yer alacaktır. Çünkü ayet “Ankebut 57: “Nefs ölümü tadar ve Rabbine döner” demektedir.

    Mutmain olmuş nefs artık dünya azabını çekmez. O dereceye ulaştığı andan itibaren ilahi aşkla dolar. Onun acısı denizin üstündeki köpük gibidir. İçinde acıdan eser bulunmaz ama ona bakan onu hep köpük görür.

    İnsan ölünce nasıl kendine sıkıntı veren bedeninden kurtulursa; mutmain olan nefs de öldüğünde kendine sıkıntı veren yüklerinden arınır.

    Fecr: 27-30

     Ey mutmain olan nefs!“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” kullarımın arasına gir.” Ve cennetime gir.

    Rabbinden razı olmayı başaran nefis o an cennet haleti ruhiyesi içine girer. Kendinin yada başkalarının kulu, kölesi olmaktan kurulup, Allah’ın kulu olma sıfatını kazanır. İyilik sınırları içinde büyük bir özgürlüktür.  Sadece Allah’tan bekler, başka kimseden medet ummaz, gönlünü bağlamaz. Yalnız onun için çalışır. Ondan başka hiç bir şey için üzülmez ve korkmaz. O Allah için yaşayan, ondan razı ve ona gönüllü köle olan bir cennetlik olur. Bu onun dünyaya son girişidir. Vefatı ile birlikte geri dönmez.

    Allah’ın da bir nefsi vardır. Kur’an da Allah nefsine yemin eder. Allah Teala’nın  nefsi tüm kötü sıfatlardan ezelden beri ali ve üstün olarak zuhur etmiştir. Yani Rabbin nefsi kötülüğü değil, yalnız iyiliği ve adaleti isteyecek bir halde kainata zuhur etmiştir. Ölümü gerçekleşecek olan nefsin ateş bedenidir. O ölünce yeni bir hayat bulur. Rab kainata olgunluğa ulaşmış ve kusursuz sıfatlarla tecelli etmiştir.

    Nefsin yaşamı ateş gibi titreşmesi-hareket etmesi demektir. Arzu ettikçe ateş titrer ve kalp çeperini yakar. Bir şey hareket etmiyorsa onun için “ölüdür” denir. “Kalp durur, zihin durur” İşte bu nedenle onda hareket belirtisi görülmediğinde öldüğüne hükmedilir. İşte nefsin ölümü de böyledir. Onda dünyaya karşı bir istek çırpınış ve hareket kalmaz. Her şey bir olur. O sadece nefesin içindeki sonsuz ışığı deneyimleyerek huzur ve mutluluk denizlerinde sonsuz bir zevk içindedir. Kalbinde ilahi güneş doğmuş olana dünyadaki insanlar baktıklarında kimi zaman, onu bir bulut, kimi zaman da yağmur görüp onun sırrına eremezler. Gölgeden başka şey göremezler. Allah en iyi bilendir.

    NEFİSLER BİR VÜCUTTA EŞLEŞTİRİLİR

    Biriktirip geliştirerek taşıyageldiğiniz bilgi ve deneyim yığını toplanır ve son bedeniniz (kıyameti gören yada haşrolan bedeniniz) üzerinde birleştirilir. Bu hem genetik yollu kalıtsal bilgi aktarımı yoluyla, hem de bilinçte duyulan sesle birlikte yaşanacak bir uyanış ile hafızada kayıtlı bilgilerin ortaya çıkması yoluyla belirir. Bu çok derin hipnozdan yada uykudan uyanışa benzemektedir. Kişi gerçeğin farkına varır ve çarpılıp düşmüşe döner. Korkunç bir şok yaşar. Çünkü insan defalarca aşağıların en aşağısına atılarak hiç bir şey bilmez bir hale getirilir.

    Tekvir 7 8 9

    Ve nefsler eşleştirildiği zaman.Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü?

    Geçmişinizde bir kız çocuğu olarak ölen birinin örneği veriliyor. O kıza soruluyor olgun bir halde uyanmışken; “Hangi günah neden oldu da öldürüldün?” Yani öldürülmesine neden olan şey bir günahtır. Günah Allah’ın kurallarını çiğnemektir.

    Eğer bu soru kızı öldüren katile sorulsaydı. Hiç bir şeyden habersiz, açlık yaşamasın diye gömülen küçük kıza değil de onu gömen babasına sorulurdu; onu neden öldürdün? denirdi. Soru kızadır ve hangi GÜNAH öldürülmesine sebep oldu o kız bilecektir. Kız günahından ötürü öldürülmüş olsa da, babası zulmünün cezasını ayrıca çekecektir.

    Bazıları ayette öldüren baba yerine bir şeyden habersiz olan kız çocuğuna “neden öldürüldün?” diye sorulmasının edebi bir sanat, olduğunu düşünse de; Allah açısından bakıldığında; söz sanatları ile anlamı uzaklara taşımaması daha uygun görünmektedir. Hiç bir mahkemede; daha aklını yeni kazanan ve toprağa gömülen bir kıza, “hangi günah seni bu hale düşürdü?” diye sorulmaz. Zahiren küçük kızda suç aranmayacağından, öldüren babaya sorulur. Demek ki, bu dünyada baba suçluyken zulmü nedeniyle ve ceza haketmişken, evvelki hayattan gelen bir suçun da cezası burada çıkmış olmaktadır.

    Bu konuda içimdeki şüpheleri daha sonra gözüme değen şu hadisler iyice giderdi;

    “Çocukları diri olarak toprağa gömen de GÖMÜLEN DE ateştedir.” (Ebu Davud – Sünnet 18 / Kütüb-i Sitte Muhtasarı, İbrahim Canan C. 4, Sh. 373)

    “Çocukları diri olarak toprağa gömen de GÖMÜLEN ÇOCUK DA CEHENNEMDEDİR. Gömen İslam’a yetişirse hariç”
    (Müsned – Ahmed Bin Hanbel – C.3 Sh 478)

    En iyisini Allah bilir.

     

    HERKES KENDİ NEFSİNDEN YARATILMIŞ KİŞİ İLE KARŞILIKLI BİR AŞK YAŞAYABİLİR

    30.21 – Kaynaşmanız için size kendi nefsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.

    16.72 – Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâla bâtıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?

    Benliğimizi oluşturan DNA kodlarının bir bölümü son derece benzer şekilde karşı cinste ortaya çıktığında bir çekim oluşur.Hatta insanlar çekim duyup sahiplendikleri hayvanları da hem karakter hem de cins olarak kendine benzer olanlardan seçerler. Kedi insanı ve köpek insanı deyimleri ve bunlarla ilgili yapılan ruhsal tahliller buradan doğar. Onlar evvelden onlara akraba olduklarından değil elbet. Ama insan kendine benzeyen tarafından çekilir.

    En iyi çiftlerin birbirlerine en çok benzeyenler oldukları görülmüştür. Zamanla birbirine benzeyenler dışında, ilişkilerinin başlangıcından itibaren birbirlerine benzeyenler de çok. Bunun sebebi, kendimize benzer kişilerden etkileniyor olmamız. Peki neden? Bilim insanları, genleri kendimizin genlerine benzeyen partnerler seçme eğilimimiz olduğuna inanıyor. Sonuçları Psychological Science dergisinin 16’ncı sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre, tek yumurta ikizi olan kişilerin eşleri, çift yumurta ikizi olan kişilerin eşlerine göre birbirlerine fiziksel olarak daha çok benziyor. Yani bir başka deyişle, iki kişinin ortak genleri ne kadar fazlaysa, romantik ilişkilerinde benzer kişilere yönelme ihtimali de o kadar fazla oluyor.

    1999 yılında yapılan bir başka araştırma da benzer sonuçları destekliyor. Araştırmada, heteroseksüel katılımcılara bir dizi portre fotoğrafı gösterilip çekiciliklerine göre oylamaları istendi. Ancak fotoğraflardan biri, katılımcının kendi fotoğrafının dijital olarak karşı cinse dönüştürülmüş halinden oluşuyordu. Araştırmanın sonunda katılımcıların birçoğunun bu dönüştürülen portrenin kendisine ait olduğunu fark etmediği ve en çekici bulduğu fotoğrafın bu olduğu anlaşıldı.

    En şaşırtıcı olan da birbirini seven kişilerin birbirlerine olan benzerliklerinin zaman içinde artması. 1987 yılında yapılan ve artık klasikleşmiş bir araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinden yeni evlenen çiftlerin ve 25 yıldır evli olan çiftlerin fotoğraflarını değerlendirmeleri istenmiş ve çiftlerin birbirlerine ne kadar benzediklerini ve ne kadar süredir evli olduklarını tahmin etmeleri istenmişti. Ancak gösterilen fotoğraflardaki çiftlerin bazıları gerçekten evli, bazıları ise sadece benzer yaşlardaki farklı farklı kişilerin fotoğraflarıydı. Araştırmacılar bu araştırmanın sonunda katılımcıların, uzun süredir evli olan çiftleri, yeni evlenenlere veya evli olmayanlara göre birbirlerine daha çok benzettiklerini tespit etti. Hatta, katılımcıların yeni evlenen çiftlerle, evli olmayan ve birbirini tanımayan kişileri ayırt edemedikleri anlaşıldı. Ancak uzun süredir evli olan çiftlerin, evli olduklarını kolayca tahmin edebildiler. Bu araştırmadan çıkan en önemli sonuçlardan biri de birbirine en çok benzetilen portrelerin, en mutlu olduğunu söyleyen çiftlerin portreleri olmasıydı.

    BEKAR KALANLARIN BAZILARI SEÇİLMİŞ OLANLARDIR

    İncil: Luka 20/34, 36:

    « İsa onlara şöyle dedi : Bu çağın insanları evlenip evlendirirler. Ama gerçek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye lâyık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir. Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı’nın çocuklarıdır. »

    Torah İşaya:56

    4 Çünkü Ben Yehova, Sebt kurallarıma uyan, Beni hoşnut eden şeyleri seçen, ahdime bağlı kalan hadımlara şöyle diyorum: 5 “Onlara evimde,duvarlarımın arasında oğullardan da kızlardan da daha iyi bir şey vereceğim; bir isimleri,bir anıtları olacak. Öyle bir isim ki, devirler boyu kalacak, yok olup gitmeyecek.

    Kuran: Ali-İmran 39

    O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: “Allah, sana Yahya’yı müjdeler. O, Allah’tan olan bir kelimeyi doğrulayan, efendi, kendini nefsini engellemiş (bekarlığı seçmiş) ve salihlerden bir peygamberdir.”

    Çocuğu olmayan peygamberler ve insanlardan Allah yoluna adanmış olanlar övülmüştür tüm dinlerde.  Evvelki hayatında seçilmişlerden olmayı başarmış ve bekar kalmış insanlar çocuksuzdur. Onların kendi nefislerinden olup da evlenebilecekleri bir soy gelmemiştir. Onun DNA’sına benzer bir DNA bulunamadığından ve Allah’a adandığından aşkı sadece Allah’a olabilir.

    Kişi bekarlığının kökeninin dünyevi nedenler mi yoksa seçilmiş olmaktan mı olduğunu, kalbinde Allah’tan başkasına yakınlık ve aşk olup olmadığına bakarak anlayabilir. Herkes kendi nefsine benzeyene çekim duyacaktır. Allah’ın da nefsi olduğu ancak o nefsini Rahim ve Rahman boyutunda kusursuz halde tuttuğu için o da kendi gibi olana çekim duyar.

    Diyanet Vakfı Meali:

    39.6 – Allah sizi bir tek nefisten yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah’tır. Mülk O’nundur. O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O’na kulluktan) çevriliyorsunuz?

     

     

     

  • ALLAH KATINDA PEYGAMBERLERDEN ÜSTÜN KİŞİLER KİMLER? (1. Kitap 18. Bölüm)

    Bu konuyu anlatıyorum ki, Allah’ın bazılarını daha doğuştan peygamber seçmesi, mucizelerini ve meleklerini göstermesi suretiyle onlara iltimas geçtiği düşünülmesin. Herkes kendi konumuna göre değerlendirilecektir. Kişi ister dünya ister göksel güzellikler elde etsin. Her birinin üzerinde bir ağırlığı olacaktır ve hakkını veremediğinde onun aleyhine dönüşecektir.

    Size peygamber olmadığı halde resul ve nebilerden, yani peygamberlerden daha üstün insanlar olabileceğini, ahirette onların üstünlüğünü gören şehitler ve peygamberlerin bile onlara gıpta ile bakacaklarını müjdeliyorum. Nedenlerini ve hikmetlerini hem Kur’an hem de hadislerle açıklayacağım.

     CENNETİN EN YÜKSEK MAKAMLARI GURFELERDE OTURANLARINDIR

         FURKAN 25:71-75

         Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner. Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. Ve onlar: “Rabbimiz, eşlerimizden ve zürriyyetimizden bize göz aydınlığı bağışla ve bizi muttakilere (takva sahiplerine) imam kıl.” derler. İşte onlar (cennette), sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamlarıyla (gurfelerle) mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklardır.

    Ayette “gurfe” kelimesi ile ifade edilen sözcüğün manası; “çatı katı, en üstte yer alan bölüm” manasına gelmektedir.

    Ayette, bu kişilerin imam olma arzusunda olduklarını bunun için samimi bir çaba içinde olduklarını görmekteyiz. Bu elbette bildiğimiz maaşlı çalışan cami imamı değildir. İmam kelimesi Arapça ˀamma أمّ  “gitti, vardı, önden gitti” fiilinden türetilmiştir. Bu fiilin sonuna “MİM” harfi eklenerek önden gitti kelimesine fiili yapanın ifadesi seçilmişlik harfi eklenmiştir. Yani bizi öncüler, dinde en ileriye giden ve seçilmiş olanlardan, mim olanlardan kıl manasına da gelmektedir. Pek çok çevirmen bu kelimeyi imam kelimesi ile değil öncü kelimesi ile çevirmiştir.

    Özelliklerini listelersek;

    – Tevbe etmiş ve salih kimselerdir.

    – Yalancı şahitlik etmez

    – Boş söz ve hakarete cevapla uğraşmaz, vaktini boşa harcamaz.

    – Allah ile ilgili her söz ve bilgi ile çok yakın ve istekle ilgilenirler.

    – Takva sahiplerinin öncüleri, liderleri, imamları olacak düzeyde bir arzu, çaba içindedirler.

    “O gün her topluluğu kendi İmamı ile çağıracağız.” (İsra Suresi / 71)

         5102 – Mugire İbnu Şu’be radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

         … (Hz. Musa Allah’a katında en üstün derecesi olan kişiyi sordu) Musa; “Ya derecesi en üstün olan?” “-İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını (fidan tevratta mesih’in bir kaç isminden biridir) kendi elimle diktim ve üzerlerine mühür (hatem) vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir, hiçbir beşer kalbine (mührün sırrı) de hutur etmemiştir.”

         Müslim, İman 312, (189); Tirmizi, Tefsir, Secde, (3196).

    Hz. Musa’nın cennetteki derecesi en düşük ve en yüksek kişiyi Allah’a soruşunu ve aldığı cevapları anlatan hadiste, çok sırlı bir anlatımla karşılaştık.  Mucize değil kerametten bahsetmekte ve bunları sağlayan fidanlardan bahsetmektedir. Fidan, Tevrat ve Ahitte adı geçen kurtarıcının isimlerinden biridir. Tevratla ilgili bölümde “fidan” isminin kökeni ile ilgili genişçe bir bilgiye yer vereceğim.

    GURFELERDEKİ KİŞİLERİN DİĞER ÖZELLİKLERİ İSE HADİSLERDE TARİF EDİLMİŞTİR

    Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Cennet ehli, gurfelerde kalanları seyrederler, tıpkı gökteki yıldızları seyretmeniz gibi.”

    Ebu Said (radıyallahu anh.) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Cennet ehli gurfelerde kalanları (ehl-i guraf) görürler. Tıpkı, ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı, (gurfe ehlini) böyle yukarıda gösterir.”Bunun üzerine Ashab: “Ey Allah’ın Resulü! Bu söylediğiniz, peygamberlerin makamı olmalı, başkaları oraya ulaşamamalı!” dedi. Ancak peygamberimiz (a.s.) : “Hayır! Ruhumu kudret elinde tutan Zat’a yemin olsun ki ! Gurfelerde kalanlar (peygamberler değiller), Allah’a inanıp peygamberleri tasdik eden kimselerdir” buyurdular. “

    6 Buhari, Bed’ül-Halk, 8, (IV, 889)

    Belki de şaşırdınız, peygamberlerin bile gıpta ettiği insanlar mı var? Onlar bile tüm cennet ehli ile birlikte gökteki yıldızlara bakar gibi gurfelerdekilere bakıyorlar. En güzel açıklamayı yine Allah’ın resulü yapmaktadır.

     

    İMANIN VE TAKVANIN EN GÜZELİ

    Resulullah(s.a.v)Ashab-ı kiram’a ”Hangi iman daha güzeldir? ”diye sordu. Onlar ,”Meleklerin îmanı”diye cevap verdiler. O ‘Onlar melekût alemini gördükleri halde onların imanında şaşılacak ne var?” buyurdu.

    Sahabe_kiram ‘Öyleyse peygamberlerin imanıdır’ dediler. O: ‘Onlar Allah’ın hitabını işitiyorlar bunda şaşacak ne var?’ buyurdu. Bunun üzerine ‘bizim imanımız’ dediler.

    Resulullah (s.a.v) ‘Siz beni ve mucizeleri gördünüz, sizin imanınızda şaşacak ne var? buyurdu.

    Bunun üzerine sahabe-ı kiram Ya rasullullah hangi iman daha guzeldir diye sordular,  Rasullullah (s.a.v): “Benden sonra gelecek olan ve beyaz bir kağıt üzerindeki satırlara iman edecek olanların imanıdır.” buyurdu.

    Ebû Said’l-hudri (r.a) şöyle anlattı: Bir adam Resullullah (s.a.v) e ‘Ya resulullah ! Seni görüp sana iman edenlere ne mutlu! dedi. Resulullah (s.a.v) ‘Beni görüp de bana iman edenlere müjdeler olsun.’ Böyle dedikten sonra: “Beni görmeyip de bana iman edenlere yedi kere müjdeler olsun.” buyurdu.

    Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyruldu:”Benden sonra gelecek olan ve içlerinde ailesi ve malları karşılığında beni görmeyi arzu edenleri severim.”

    İNSANLARIN EN ÜSTÜNLERİ HAKKINDAKİ ADALET

    Allah’ın hikmetsiz, adalet ve bilgiye dayanmayan, ölçüsüz ve nizamsız, sebepsiz ve mantıksız hiç bir işini göremezsiniz. Onun her kararı hayranlık uyandıran bir akla ve gerçek sebeplere bağlıdır.

    Herkes kendi durumu içinde değerlendirilip ölçülür. İki kişi düşünün ki; kral ilkinin yanına askerler, resmi belgeler vermiş, kendisini sarayında ağırlayıp krallığının gücünü göstermiştir. Ta ki şüpheye düşmeden görevini yapsın. Bir kişi de vardır ki bunların hiç birini görmeden, ömrünü, malını canını onun işlerine harcasın. Hem de “bana aynı imkanlar verilmedi” demeden. Üstün olan kul da işte böyle, sanki peygambermişçesine Allah yolunda ömrünü, malını, canını harcar. Üstelik kendisine sahifeler gelmedi diye isyan etmeden, şikayet etmeden. Tevazu dolu bir şekilde “bir bildiği vardır” diyerek. Kıyası Allah resulü yapmış ve hakikati bize bildirmiştir.

    Son sözü yüce Allah’a bırakarak üstünlüğün peygamberlikte mi, yoksa her insanın çabasında mı gizli olduğunu bize anlatsın.

         Hucurat: 13

         Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, (Allah’tan) en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.

         Necm: 39

         Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur.

       (Doğuştan, çalışmadan elde edilmiş bir üstünlük yoktur)

    Hadis-i Şerif:

    Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- Hazretleri’ne öğüt ve nasihatte bulunurken, kurtuluşa erişebilmesi için ona âhir zamanda gelecek olan bu topluluğa uymasını tavsiye etmiş ve onların kimler olduklarını açıkça ifşâ ederek şöyle buyurmuştu:

    “Ey Ebu Hüreyre! Sen, insanlar çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun!”

    Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- dedi ki:

    “Yâ Resulellah! Onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım!”

    Buyurdu ki:

    “Onlar benim ümmetimden, âhir zamanda gelecek bir topluluktur ki; kıyamet gününde, tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklardır. İnsanlar, durumları gösterilip de onları gördükleri zaman, onların peygamberler olduklarını sanacaklar. Tâ ki ben; ‘Ümmetimdir, ümmetimdir!..’ deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar… Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgâr misâli geçip gidecekler, nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak!”

    Dedim ki; “Yâ Resulullah! O hâlde bana onların yaptıklarına dâir bir misal ver de, ben de onlara katılayım!”

    Buyurdu ki:

    “Ey Ebu Hüreyre! Bu topluluk, zor ve güç bir yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar. Allah kendilerini doyurduktan sonra açlığı, giydirdikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih ederler; Allah’ın katındakine ümitlerini bağlayıp bunları terkederler. Hesabından korku duyarak helâli dahi bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleri ile ilgi gösterirler, onun herhangi bir şeyiyle iştigâl de etmezler.

    Onların Rabb’lerine olan itaatleri karşısında, melekler ve peygamberler dahi hayrete düşer. Ne mutlu onlara, ne mutlu onlara! Allah’ın, onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim!”

    Sonra Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara duyduğu iştiyaktan dolayı ağladı ve daha sonra şöyle buyurdu:

    “Allah yer ehline azap etmeyi murad ettiğinde onlara nazar eder de, azâbı derhâl onlardan geri çevirir. Onun için ey Ebu Hüreyre, sen onların yolu üzerinde bulun! Onların yoluna karşı gelen, vereceği hesâbın şiddetinden tir tir titreyecektir!” (el-Vesâyâ li-İbnü’l-Arâbî, Hâlet Ef. no.: 198/2, 486a yaprağı)