Kategori: Allah’ın Sırları (cc)

  • BEYİNDE GİZLİ KUTSAL KİTAP (1. Kitap 3. Bölüm)

    Allah’ın her şey olduğunu, her şeyi kullanarak nasıl gördüğünü ve her şeye frekanslar yoluyla nasıl şekil verdiğini göreceğiz. Hatta sesini bile bir ölçüde duyabileceğiz. O, her mahlukata kendi lisanında; kendi frekansında hitap eder.

    Peki dinler nedir? İnsanların çok azına bir dinin öğretisi sağlıklı bir şekilde ulaşabilmektedir. Geri kalanlar ne olacak? Allah onları umursamıyor mu yoksa? Hayır, O, insanların her birine yaratıcılığı ve kulluğu bizzat deneyimleyebileceği bir kitap vermiştir. Öyle ki aradığı her türlü soruya gereken düzeyde cevabı bulabileceği bir kitap o.

    Ve bu kitaba ulaşması kolay olsun diye onu insanın beynine nakşetmiştir. Bir kör bile Rabbini bilsin okusun diye; kendi içinde Rabbini anlamasını ve hissetmesini sağlayan bir sistem yaratmıştır. Buna basitçe “yaratıcı hayal gücü” diyebiliriz. Haydi içimizdeki evrensel kitabımızı nasıl okuyacağımızı öğrenelim. “Kulluk” ve “ilahlık” kavramlarını yaşayarak hissedelim. Bizde olan ne varsa onda da vardır. Çünkü biz onun ürünü, onun hazinelerinden bir bileşimiz. 

    Bir uzay yaratalım sonsuz karanlığın içinde aynı big bang gibi. Yıldızları görelim yanıp dönerek savrulurken tüm gücüyle sonsuzluğa. Sonra bir gezegen yaratalım içinde muhteşem bir doğanın olduğu. Onu inci ve elmastan saraylar, muhteşem uçan araçlarla  ve denizlerde süzülen beyaz gemilerle süsleyelim. Fark ettiniz mi? Sonsuz gücümüz var değil mi? Küçük ve büyük bir şey yaratmak arasında bizim için fark yok. Zamanı ileri yada geri doğru oynatabiliriz. İşte yaratıcı için de yaratmak böyle kolaydır. Rüyalarımız ve hayal gücümüz yaratmanın Allah için ne kadar kolay olduğunu gösteren muhteşem deneyimlerdir.

    Şimdi en önemli noktaya gelelim. Bir varlık; belki bir insan yaratın. Tam sevebileceğiniz gibi. Onun size bağlı, dost ve aşk dolu olmasını istiyorsunuz. Tüm bu yarattıklarınız onları gören, onlara yani yaratmanıza muhtaç ve onlarla eğlenecek birisi olmazsa ne işe yarar ki? Haydi bunları ona verip mutlu edelim. Dünyada istediği her şey onun olsun. Başka insanlar da yaratın.

    Noldu? Onlarla uğraşmaktan sizi unuttu mu? Adınızı bile hatırlamıyor mu? Sanırım ona verdiklerimizi biraz kısma zamanı geldi. Ta ki bizi hatırlasın ve yeniden sevsin. Onun da sevgilisi; onu bir başkası için terk etsin. Sanırım bizi daha iyi anlamıştır. Çünkü insan da tanrısını dünya için terk etmiştir. İşte hayalimizde baktığımız o insan biziz.

    Yaratıcı neden sonsuz cehennemi yaratmıştır? Neden kısacık ömrümüz için ebedi azap yada ebedi mükafat alırız? Bu haksızlık değil mi diye düşünebilirsiniz. Eğer birinin size verdiği acı sonsuza dek sürecekse; azabı da sonsuzdur. Allah’ta unutma yoktur. Onun için yaptığınız güzel işler yada onu hiçe sayarak yaptığınız kötü işler haksız isyanlarınız onun için ölümsüzdür. Sonsuza dek onları unutmadan hatırlayacaktır. Bu nedenle azap da sonsuzdur.

    Sonsuz azabın bir diğer nedeni de; yaratıcınıza verdiğiniz öfkenin tüm kainatı etkilemesidir. Örneğin hayalinizde yarattığınız ve kendi iradesi olan insanın istediklerinin hepsini vermediniz diye size düşman olduğunu düşünün.  Bu durumda moraliniz bozulur. Yeni insanlar ve dostlar hatta yeni dünyalar yaratmaktan vazgeçebilirsiniz. Hatta çok sevdiğiniz biri size ihanet ederse o zaman tüm evreni yok etmeyi seçebilirsiniz. Unutmayın sizde ne varsa yaratıcınızda o var. Sizin yaratıcıya etkiniz; sonsuz gücü olana, sonsuzluğa etkiniz demektir. Bu nedenle cezanızın ve ödülünüzün de sonsuz olması gerekir.

     

    Hayalimdeki insan ne yapsa severdim,  istediğini verirdim diye düşünün. Yaratıcının yarattıklarından başka bir dünyası yok unutmayın. Sizler, yarattığım insan hayalimde bir şeylerle uğraşırken bende evimi temizleyim naparsa yapsın diyebilirsiniz. Ama yaratıcının tek evi sizsiniz. Yaratıcı için kalpleriniz ve yüzeylerinizden başka bir dünya yok. Yaratıcının başkalarının var ettiği gidip gezebileceği dükkanlar yok. Yaratıcının komşuları ve dostları, ailesi sizlersiniz.

    Yaratıcı neden bu kadar çok canlı yaratıyor biliyor musunuz? Neden bu kadar çok insan?  O en sevdiğini arıyor. Kendi için muhteşem olanı. Her şeyi yarattığımı ve bunca hakareti, bunca zulmü çektiğime değdi diyebileceği dostunu aramakta. O dostu bulduğunda zaman duracak. O dostun olacak ne isterse; bütün dünya hatta gayb. O ise gücünü Rabbine adayacak. Rab ona kaderi değiştirme gücünü armağan edecek. O ise bunlarla kendi fakirliğini, yaralarını ve yaşamını bile tamir etmeyecek. O nefsini O’na adayacak. Rabbin sözü üzerine söz söylemeyecek.

    Ümitsiz olmayın. Rabbin ne güzel kulları vardır, bense bencilce yaşadım demeyin. Değişebilirim deyin. Biricik şansınızı şu hayatınızı bir oyuncağın yada biraz daha fazla yiyecek ve giyeceğin peşinden koşarak değil, muhteşem olanı keşfetmek ve dostluğunu kazanmak için, sonsuzluğunuz için kullanın. Pişmanlık dolu bir secde ile, hayallerinizde Rabbinize sarılın. Size bir sır vereyim; yeterince güçlü; çok yoğun hislerle hayal ederseniz ve çok isterseniz; gerçeğe açılan bir kapıyı aralarsınız. Hayal değil gerçek kabul edilir.

    Elinizden gelmiyorsa; size Allah’ı sevdirecek dostlar; sohbetler bulun. Herkesin kalbine uyan bir ayna çıkarabilir Rab; kendini gösterecek. Nefret de, sevgi de, neşe de, hüzün de bulaşıcıdır. Siz Allah’ı seven, onun aşkı ile yanan mutlu insanlar bulun. Onların sevgisini ve saygısını kazanın. Güzel sözler ve minik hediyelerle sizin yanınızda hoş ve mutlu olmalarını sağlayın. Kalplerindeki hazineleri size döksünler.

    Size sonsuzu kazanmaya davet edene koşun. Sizi dünyaya; boş ve iğreti olana, bir süre sonra zaten kaybedeceğiniz şeye çağıran sizi de kendini de aldatmaktadır. Hastalık, hüzün veya ölüm elinizde sandıklarınızı acımadan yere düşürecektir ve siz sonunda her yönden fakir kalacaksınız. Öyleyse baki olanı arayın. Yaşam bu güzel amaca feda etmeye değer. Çünkü bu yolculuk cevapları buldukça güzelleşir.

    Bir adam dedi ki, “sonsuzluğun gerçekten var olduğunu bana biraz olsun ispatla, küçük bir ihtimal yada işaret bile olsa… sonsuzluk için değil 1 yıl; tüm ömrümü adamaya hazırım.” İşte değerli insan; aradığın binlerce işaret ve delil bu kitapta. Kimi çok güçlü, kimi sadece elması camdan ayıran sarraflar yani bilip anlayanlar için değerli. Ama dediği gibi;  heyecan veren tek bir işaret bile yeter. Her şey ve hepsi muallak bile olsaydı. Tek bir işaret sonsuzluğun peşine düşmek için yeterlidir.


    Not: Bu makale, Erdem Çetinkaya’nın “Mucizelerin Sesi” adlı kitabından alınmış bir bölümdür. Bu kitabı PDF formatında yada imzalı-basılı olarak edinmek için www.kutsalgizemler.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Böylece bu mucizelerin ve insanları birleştiren ilahi inancın dünyaya çeşitli dillerde, belgesellerle yayılması için yapılan harcamaları desteklemiş olursunuz.

    SABİT NOT: Gece ve gündüz uzun yıllardır düşünüyorum, insanlık nasıl acılarından kurtulur? Şimdilik dünyayı cennete çevirecek, savaşları sona erdirecek bir gücümüz yok, bu doğru. Fakat dünyadaki cennete ulaşmanın daha kısa bir yolunu biliyorum. Bu yol iç dünyamızda Rabbin mucizelerine tanıklık ederek ilahi aşkı tatmak, dış dünyanızda ise sizi seven, yücelten gerçek dostlara, sevgi dolu bir aileye ve yeterli kazanca ulaşmaktır. Bunu nasıl başarabiliriz?

    İçinizde olması gereken inancı; eğer buna hazırsanız; kanıtlarla dolu kitap ve belgesellerimle Allah’ın izniyle sizlere ulaştırabilirim. Güzel dostlar, güzel bir aile ve iş çevresi için ise benimle iletişime geçin ve kardeşlerim olun. Ben ve kardeşlerim samimi  ve adanmış insanları bu güzel niyetler doğrultusunda birbirleri ile tanıştıracaktır inşallah. İşte içinizde inanç ve ilahi aşk, çevrenizde ise güzel kalpli sevgi dolu insanlar. Bu; dünyada ki cennettir.

    Mucizeleri veren ve yıldızları yaratan Allah, yüce ismi ve dünya barışı için fedakarlık yapanları ise sonsuza dek süren cennetle müjdelemektedir.

    Şimdi beni ekleyin;

    Whatsapp; +903129996618

    Instagram: erdemle.muhtesem.mucizeler

    Youtube: Erdem Çetinkıyamet’a

  • DAİRE ŞEKLİNDEKİ İLAHİ SIR

    Peki nedir bu “Hu” ismine ilahi dillerde sembol seçilmiş kapsayıcı şeklin sırrı? Sonsuzluk işareti olmanın da ötesinde. Yaratıcı modern insana öğrettiği ilk dillerde neden daireyi seçti “Hu” isminin sembolü olarak?

    “Hu” sesi nasıl ses veren tüm canlı ve cansızın zikri olmuşsa, onu ifade eden sembol de, tüm varlıkların görsel seremonisi ile ortaya koyduğu bir zikir haline gelmiştir.

     

    O

    Tüm atomlar daire şeklinde yörüngeler çizerler ve geceleri parlayan tüm yıldızlar hatta bizimki gibi tüm dünyalar… Yalnız O’nun daireye benzeyen yörünge izi üstünde yürürler. O’nun isminin resmini çizerler.

    Çünkü;

    “O; huu, Her şeyi çepeçevre kuşatmıştır” Kuran 2.115

    Bu bir önceki örnekteki gibi, bir ürüne baktığımızda onu oluşturan küçük hareketli parçaların hareket ederken çizdiği şeklin sahibinin ismini çizmesi ile eş değer hünere ve büyüleyiciliğe sahiptir. Tüm atomlar, yada tüm galaksi ve yıldız sistemleri kendisini yaratanın ismini logosuyla göklere çizer.

    Nasıl her canlı O’nun ismini seslenmeden canlı kalamıyorsa,  hiç bir nesne O’nun ismini kainata çizmedikçe var olamaz.

    Tüm duygular gibi kainat da aşktan doğmuştur. Kelebek aşık olup ölümü göze aldığı ateşin çevresinde dönmeye başlar.  Aşık olan her şey döner. Su yeryüzünün çekimine kapıldığında düz bir delikten daireler çizerek akar. Hava dönerek savrulur engellerden. Ve dönerek yörüngesine tutunur gezegenler; muhteşem yıldızlara aşık olarak.

    Ve AŞK, insan DNA’sının ruhuna bir sayıyı fısıldadı. Altın Oran sayısı. Sonsuz Çember ve geometrik şekillerin etkileşiminden doğan 1,618. İçimize yerleştirilen şifre O’na benzeyen her şeye şiddetle bir çekim duymamızı sağladı. Tüm insan yüzlerinin ortalamasında altın oran vardır. En güzel yüzlerde ve vücutlarda bu ilahi oran, Rabbin imzası olarak ölçülendirilmiştir. Tüm bitkiler “filotaksi” denen bir yaprak dizilim şekli ile altın orana uygun şekilde yaprak açmaktadır.

    Haydi yavaşça daha derinlerdeki hazineleri keşfetmeye başlayalım. Çünkü yeni başlıyoruz. Altın oran kitabında 100’den fazla altın oran mucizesi görmek üzeresiniz.

    AB/BG = ALTIN ORAN = 1,618…

    Daire her nesneyi sarmış ve bu sarışından altın oran doğmuştur. Yukarıdaki şekillerde her türden temel geometrik şekillerin etrafı çepeçevre sarıldığında nasıl altın oranın doğduğunu görüyorsunuz. Bu kitabın konusu olmadığından ertelenmiştir. Ancak daire şekli yani “O” ile yaratılış arasında irtibat için önemli bir husus olduğundan not düşülmüştür. Detaylı bilgi için “Altın Oran Mucizeleri” kitabımı inceleyiniz.

     

  • ALLAH’IN GİZLİ İSMİ “HU SESİ” (1. Kitap 1. Bölüm)

    Ben Erdem Çetinkaya Meta, çetin kıyametin gelişi hakkında sizi uyarmak için yeni ilahi mucizelerle geldim. Bu mucizeler tarihteki tüm elçilerin mucizelerinden daha büyüktür. Elbette Allah’ın dilemesi ve ikramıyla. Çünkü onları kısa bir süre için az sayıda insan görmüştü. Fakat size göstereceğim bu mucizeler, tüm insanlık tarafından hem de ebediyyen görülebilecektir. Size tüm dünya dinlerini doğrulan ve birleştiren mucizelerle geldim. Allah’u Teala’nın verdiği bir ilim ve ikramla. 

    Kardeşlerim lütfen size anlattığım her şeyin doğruluğunu evlerinizde dahi araştırıp test edin. Kanıtlarını görün ve tüm dünyaya yaymak için elinizden gelen tüm çabayı gösterin. Allah için büyük fedakarlıklar yapmadıkça, Allah’a olan inancınızı, cennete olan inancınızı kanıtlamış sayılmazsınız.

    Altın oran Kabe ve Mekke mucizelerini ilk kez 2008 yıllarında size açıklamıştım. Yenilerini ise web sitemden ücretsiz sunduğum Mucizeler Kitabı’nda detaylıca açıkladım. Rab, 109 sayısını kutsal kıldı. Güneş sistemini ve elçilerini, gönderdiği doğruluk yolunu, bu sayıya göre inşa etti. Güneşin içine yan yana 109 Dünya sığar. Güneşle Dünya arasına en çok 109 Güneş sığar. Dünya’yla Ay arasına 109 Ay sığar.

    Dünya’nın çevresi 109’un 365 katıdır. Güneş’in çevresi 109 çarpı 109 çarpı 365 kattır. Ay’ın çevresi 109 çarpı 100 km’dir. Dünya’nın hacmi 109 çarpı 10 üssü 10 km küptür. Dünya’nın saatteki hızı 109 bin 44 km’dir. Allah Dünya’yı 66 derece 33 dakika boyun eğdirmiştir.  “23 derece 27 dakika” ibaresi ancak bir saptırmadan ibarettir. Tüm elçiler bir mucize olarak Dünya’nın altın oran şehrinden başlayıp ekvatora 109 derece , kutuplara ise 19 derece açıyla yükleyen, 19 enlem yüksekliğinde düz bir çizgi üzerine gönderilmiştir.

    Bu çizgi 40. boylamdan başlıyor, 40. enlemde bitiyordu. Ve tüm noktalarının arası ve çizginin tamamının uzunluğu altın oran sayısına göre inşa edilmişti.

    Ve çizgi Dünya’nın altın oran şehrinden başlıyordu. Tüm çizgilerin birleştiği yer olan Nallıhan (Nallahan Bağder) tüm dinlerin birleştiği bir merkez olarak yüce yaratıcı tarafından inşa edilmiştir. Özellikle dinleri birleştirmek için.

    Vatikan, Olimpos, Buda’nın gönderildiği Limbuni Tapınağı ve Musa peygamberin gönderildiği Mısır Piramitleri gibi, tüm dünya dinlerinin, en büyük dinlerin merkezleri, daima memleketim Bağdere Nallahan’a 90 derece açıyla dik olarak yerleştirilmiştir.

    Ve Kabe’den yola çıkan ve Bağdere’ye dek uzanan dümdüz bir çizgi, tüm İbrani peygamberlerin gönderildiği şehirlerin dümdüz bir çizgi ve yol üzerinde birleştirilmesiyle, bir mucize olarak oluşturulmuştur.

    Bu tüm dinleri doğrulayan olağanüstü matematiksel ve geometrik ve tesadüfle açıklanamayacak bir tasarımdır. Bu doğruluk / erdem çizgisi ve yolu, göklerin ilahi sayısı gibi 109 ile tasarlanmıştır. Bu nedenle asla tesadüf olamaz. Aynı zamanda altın oranla tasarlanması duraklarının dahi altın orana ve belirli hikmetlere göre tasarlanmış olması, onun bir mucize olduğunu kanıtlamaktadır.

    Bir başka mucize de, Dabbet-ül Arz mucizesidir. Bu varlıkların başları daima güneşin battığı yöne doğru rüku halinde bulunmaktadır. Bunların asla bir benzetme olmadığını kanıtlayan yüzlerce delil, ilgili belgeselde sizlere sunulacaktır.

    Kardeşlerim bugün size Allah’u Teala’nın huu sesinden bahsedeceğim.

    DİNLEYİN!! HHHH (nefes sesi) Bu O’nun öz ismi.

    Dinle kendini derin bir nefesle… Bu O’nun sesi. Her varlık O’nu sesleniyor. Tüm içtenliğiyle mutlu olup gülerken, en zevk aldığı anda yada ağlarken hıçkıra hıçkıra… yalnızca O’nun ismi duyulur tüm dudaklarda.

    Hhhhuu. Ağaçlar esen rüzgarla boyun eğerken O’na, yapraklarına çiçek kokan ilahi nefesi üfleyene “Huu” der. Görkemli dağlar ve nefes alan her şey, onu ululayan sesiyle ona tapar.

    “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nun adını  tekrar eder. O’nun adını şükranla tekrar etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların ismimi tekrar ettiklerini anlamazsınız…”

    (el-İsrâ, 44)

    Bu ayetin Arapçası şöyle başlar; “Tusebbi huuu le huuu…”

    Tesbihuu ederler.. O’ nu huu…

    Ve yarattıklarının nefeslerine kendi ismini gizledi. Nefislerine ilahi ruhunu gizlediği gibi.

    Bir robot tasarımcısının ürettiği o biyolojik makine çalışırken dikkatlice dinlediğinizde tasarımcıya ait ismin sesini duymak… işte bu büyüleyen bir teknoloji… yada onu şaha kaldırdığınızda tüm gücüyle sahibinin  ismi ile kükremesi gibi hayret verici. Teknolojinin en üst düzeyi öyle sanatsal ve mükemmel yerleştirilmiş ki. Canlının doğallığını asla bozmuyor. O ilahi markayı yani hu sesini her duyguda farklı bir şarkı ile söylüyoruz.

    Nefesimiz, anlam dolu melodilerle ona yönelmiş bir ağıt yakıyor yada övgü dolu şiirler gizliyor, dalgalanan ve farklı notalarda konuşan hu seslerinde.

    O’nun sembolü yani Hu; son ilahi kitap dili olan Arapça’da daire şeklinde çizilir. 5000 yıldır teklik dininin dili olan Türkçe’de ise “O” yine bir daire ile çizilir. İngilizce’ye ise “O” kelimesi Arapça-İbranice gibi Sami dillerden geçmiştir. Ve yine Arapça’daki gibi hu-hi şeklinde okunmaktadır. Tevrat’ın dili olan İbranice’de “O” yine “huu” diye okunur. Yahoo yada yehova “ya huu” demektir. Vav harfi burada aslında uzatma harfinden ibarettir. “Ey İlah” anlamına gelir. İbranice ve dünyada yaygın olarak kullanılan 40’a yakın dilde “O” yani 3. tekil şahıs, “H” sesi yada yazılı “O” sembolü ile ifade edilir.

    Arapça’da Allah kelimesi “illa (yegane) Hu (O)” kelimelerinin birleşimi ile oluşturulmuştur bizzat Yaratıcı tarafından. “İlla” Arapça’da “sadece-tek” manasına gelir. Yani Allah; illa Hu; sadece “O” olarak çevrilebilir. “İlah” kelimesi de bu şekilde doğmuştur. Ses olarak adı “Hu”, sembol olarak görünüşü daire; yani O’dur.

    Buda’nın öğrencilerinin en kutsal zikri; “om mani padme Huum”dur. (Tersten “Muhammed api Nammu” diye okunur. ( Rab bana bu bilgiyi bir delil olarak ilham etti) “Nammu” Sümer’de ilk ve mutlak Tanrı’nın ismidir.)[1]

    Zerdüştlükte tanrı adı “A-HUU-Ra Mazda”.

    İslam’da  Allah-hu dan sonraki en yaygın isim “Ra-HU-Man” ve “RaHİm”

    Hinduzimde ise Mutlak ve Eşsiz Yaratıcının adı yine “B-RaHHma”

    Ve tüm dünya birbirini onun adı ile selamlıyor. “Hayy..Haloo.. Helloo”

    Ve evrensel dilde mutlulukla gülüyoruz; “HAHA”, bazen ağlıyoruz “Ü-hühü”, sonra zevk içinde “Hıhh”, yorulunca güç istiyor bedenimiz can verenden “Huhh”. Birbirimizi içten bir şekilde onaylıyoruz “Hıhı”. Aklımıza gelen müthiş bir ilhamla yerimizden kalkıyoruz ayağa; “A-HA”.

    Ateist bile olsa insan, bedeni hu diyerek, hu’ya dualar ediyor, hu’ya şükrediyor,  hu’yu takdir ediyor, hu ile gülüp, hu ile ağlıyor. İstese de istemese de, “Hu” demeyen hiç bir canlı ne yaşayabiliyor, ne de nefes alabiliyor. Varlık aleminde “Hu” demeyen hiç bir nesne kendine yer bulamıyor.

    Bazılarının içindeki Ego; bilgisizce; bazen Huu’yu yok saymak istese de; tüm varlığı nefesiyle O’nu haykırıyor, o sağır gibi dinlese de. Nefes sesiyle Huuu’ya, hu dilinde dualar eder. Ciğerimiz huu diyebilmek için gerekirse tüm servetini bile feda eder.

    [1] Allah’ın lütfettiği büyük bir keşif de Buda’nın ve doğu dinlerinin öğrencilerine “Muhammed” ile “Midra”yı miras bırakmasıdır. “Api” ise “Yakın veya üzerinde yerleştirerek ilhak, birleşen vb yakınlığı, -e ulaşan ifade” gibi anlamlara gelmektedir. Bununla ilgili detayları “Beklenen” isimli kitabımda çok detaylıca anlattım.” https://www.sanskritdictionary.com/?iencoding=iast&q=api&lang=sans&action=Search