Yazar: Erdem Çetinkaya Meta

  • ALLAH’IN BOYASI – YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ (7. Kitap 1. Bölüm)

    Yeryüzündeki en küçük nesneleri ve canlıları bile muhteşem güzellikte boyayan ve biçim veren kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’tır.

    Allah’a isyan edenler ve yok sayanlar bile Allah’ın yarattıklarına aşıktır. Özlerinde Allah’ın yarattıklarına ve vurduğu boyaya olan hayranlıklarına rağmen, suçları nedeniyle istediklerine eriştirmediğinden ötürü Allah’a düşman kesilmişlerdir. Yani yok sayan ve isyan eden dahi, zahirde yaratılana, hakikatte yaratana aşıktırlar. Ama itiraf edemezler. Kalp aynası kirlenince varlığın güzelliğini göremez olur.

    Arif ise, bir çiçeğe, bir buluta, bir güzele, hatta kuru ağaca bakarken, gözleri hayretinden gözyaşına boğulur. Çiçeğe “Allah’ım” der. Kalp sevdiğine ismi yerine “Aman Rabbim” der. Övgüler yalnız Allah’a dır. Hakikatte ondan gayrı hiçbir varlık övgüye layık değildir.

    Aşıkların maşuka tapmak istemesi ve gönüllü kul köle olmaları; onda Allah’tan bir esinti görmelerindendir. Ruh unutulanı hatırlamış, kalp aynasında Hak parlamıştır. Bu yüzden övgünüzün içine “Maaşallah” sözünü mutlaka yerleştiriniz. Anlamını bilerek söyleyiniz. MaşaAllah, “Allah istedi inşaa etti, Allah diledi yaptı” demektir.

    Sevdiğinize “çok güzelsin” demek yerine “seni böyle güzel yaratan Allah ne yücedir” deseniz daha yerindedir. O bundan rahatsız olursa; kendini güzel yaratana nankör olan, size daha büyük nankör olacaktır. Ancak Allah’a içten düşman olanlar, O’nun isminin anılmasından rahatsız olurlar. Dinden ve Allah’ın işlerinden bahsetmek şeytana ağır gelir. Çünkü o, Rabbine isyankar ve düşman oldu. Şeytan insanlardan da olur cinlerden de.

    Elmalılı Hamdi Yazır Meali

    Allah’ın boyasına bak, Kim, Allah’dan daha güzel boya vurabilir ki? İşte biz O’na ibadet edenleriz.

    (Kur’an 2.138)

    İnsanların çirkin dedikleri domuzlar, böcekler dahi, tasarımlarıyla işin erbabı olanları secdeye götürürler. Bir sanatçı insanları korkutması için sipariş edilmiş Lunapark’taki hareketli maketleri en korkunç şekilde tasarlamaya çalışır. Gerçekten korkunç yaptı diye, kim onu suçlayabilir. Onun görevi korkutmaktır.

    Yer ve gökteki her şey Allah’a varlığıyla bile övgüler sunar. En küçük zerreler onun aşkıyla titrer ve döner. Rabbin sevgisi öyle büyüktür ki; o kendi kendini sever. Kendi kendini över. O, kendi içinde bizde olduğumuzdan ötürü bizi var etmeyi, var tutmayı takdir eder. Allah’ın kendisine sevgisi olmasaydı, kainatı yaratmazdı ve biz de yok olurduk.

    Yaratılmış her akıl ve göz Allah’ı HAKKIYLA takdir etmelidir ki, Allah Teala kendinde var ettiği sizleri, sizlerin içinde var ettiği kendini daha da sevip yüceltsin.

    Her kim Allah’ı yok sayar, ona isyan ederse, günahlar işleyerek saygısızlık ederse, Allah’ta unutma yoktur. Allah sonsuza dek o kötü sözü hatırlayacak ve gazaba gelecektir. Öfkelenip tabiri caizse üzülecektir.

    Sıkıntılar insanın bu hayatında yada evvelki Kalu Bela hayatında, yada sırlı hayatlarda yaptıkları ile kendi elleriyle yaptıklarının sonuçlarıdır. Yüce makam isteyenler de sınanırlar. Çünkü sıkıntılar ve sınavlar bir kişinin kabiliyetlerini ölçmek içindir. Kendi potansiyelinizin en üstü düzeyini görene dek en üst düzey zorluklarla sınanırsınız. Ne zaman pes dersiniz, yükseliş sınavı durur. Zirveniz belli olmuştur.

    Lakin ceza olarak gelen musibetler böyle değildir. Pes de deseniz yalvarsanız da; takdir edilen ceza kolayca geri gitmez. Tevbe ve infak onları hafifletip kaldırabilir ama kalem kırılmışsa geri dönüş olmaz. Kalem kırılmadan kendini affettir. Çünkü suçun Allah ile birlikte tüm kainata tüm yaratılmışa ebediyyen bir zarar verdi. Kader kitabında daha derin bir şekilde bunu idrak etmeniz için açıklayacağım.

  • DÜNYAYI KORUMASI İÇİN GELİŞTİRDİĞİM; ZÜLKARNEYN MAKİNESİ (M-ERDEM’A)

    Peki Güneş’ten gelecek felaketten kurtuluşu sağlayacak Zülkarneyn Makinesi nasıl çalışmaktadır? Dünya’nın manyetik alanını taklit ederek. Korunması istenen şehirlerin üzerini manyetik kalkanla örtebilecek bir elektromıknatıslar dizisine ihtiyacımız bulunmaktadır.

    Plazma, manyetik kutupları takip etmektedir. Seddin kalkması ile Dünya’ya akacak olan plazmanın güçlü manyetik kutuplarda toplanmasını sağlayabiliriz.

    18:95

    قَالَمَامَكَّنّ۪يف۪يهِرَبّ۪يخَيْرٌفَاَع۪ينُون۪يبِقُوَّةٍاَجْعَلْبَيْنَكُمْوَبَيْنَهُمْرَدْمًاۙ

    Rabbimin bana verdiği devlet ve servet, daha hayırlıdır bana dedi, siz bana emeğinizle yardım edin de aranıza bir mErdema (rdem – Kuran’da tek yerde geçen bilinmez bir kelime; mim-rdem) yapayım.

    İsmimin harflerini yan yana bu makinenin ismi olarak gördüm. Zaman yolcusu olan Zülkarneyn (Green Man) geleceğe bırakmış olduğum bu bilgiden faydalanarak makineyi inşa edecekti. Bu nedenle de makineye M.rdem ismini vermişti. (inşallah)

     Bakalım Zülkarneyn nasıl yapmış?

     96: “Bana demir madeni getirin” dedi. İki setle eşit olana dek “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor yapınca da, “Bana erimiş bakır/katran getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.

    İşte tek bir ayet makinenin tüm ana çalışma prensibini anlatıyor. Eğer devasa bir demir kütlesini kor haline getirip Küri sıcaklığına ermeden soğumaya bırakırsanız Dünya’nın manyetik alanı nedeniyle bir mıknatısa dönüşecektir. Demiri meridyenlere paralel şekilde ısıtıp soğutmak mıknatıs yapmanın en eski yollarından biridir.  Peki bakır ne işe yarıyor. Eğer demirden dağ yüksekliğindeki kütlelerin üzerine yalıtılmış oluklardan bakır dökülürse, bakır bir kablo gibi kütlenin etrafından dönerek akar ve bir bobin gibi kütleyi sarar. Böylece bir elektromanyetik mıknatıs elde edilir. Bakır uçlara yıldırım düşüp toprağa aktıkça demir kütleleri bir süper mıknatısa dönüşür. Ayrıca son zamanlarda popüler hale gelen earth battery adlı sistemle; elde edilen elektrik beslemesi demir kütlelerinin mıknatıslanmasını daha da güçlendirecektir.

    Zülkarneyn’in yaptığı bu elektromanyetik set ne kadar büyüktü ve ne kadar mıknatıslandı ölçemiyoruz. Lakin en küçük haliyle bile büyük bir şehri koruyacak güçte olduğu aşikardır.  Bizler yüksek teknolojimizle kutuplara süper mıknatıslar zinciri inşa edersek yeni van allan kuşakları oluşturabilir ve gelen plazmayı bu kuşaklara hapsedebiliriz.  Kutsal kitaplardan ilham alarak oluşturduğum bu sistemin Dünya’yı koruyan kısmını ücretsiz olarak insanlığa sunuyorum. Ancak evler ve küçük ölçekli sistemler için lokal çözümler geliştirmeye devam edeceğim. Bu sistem uzay araçlarına ve uydulara, marsa kurulacak şehirlere ve gezegene entegre edilerek büyük faydalar sağlayabilir.

    Öyle zannediyorum ki bunu devletler gizlice inşa etseler bile yok olmasını istedikleri farklı ülke halklarının haberdar olmasını istemeyecekler. Gökten ateş yağdığında paniğe kapılacak olan halkın isyanından korunmak için korunaklı alanlara çekilen elitler, toplumları kaderi ile baş başa bırakacaklar.  İnsanları yaklaşan felaketten korumanın tek yolu Zülkarneyn makineleri değil. Geliştirilen alternatif yolları felaket başlamadan önce paylaşmak için hazırlık içindeyiz. Kardeşlerimle birlikte felaketten koruyucu alanlara sevk edilerek Yecüc ve Mecüc dalgaları ortadan kalkana kadar düzen sağlanmış ortamlarda yaşayabilirsiniz. Bunun için mail bültenine ücretsiz olarak üye olmanızı tavsiye ediyorum. Geleceğimizi birlik ve insanlık bilinci olmayan çıkarcı yönetimlere emanet edemeyiz.

  • ZULKARNEYN MUCİZESİ, YECÜC VE MECÜC, İNSANLIĞIN KURTULUŞU

    Kur’an, bize gelecekte insanlığı kurtaracak bir cihazı Zülkarneyn kıssası aracılığı ile öğretiyor. ZULKARNEYN MAKİNESİ hakkında ne eski kitaplarda ne de Sümer tabletlerinde en ufak bilgi mevcut değil. Kur’an ise benzersiz ve farklı yanlarıyla mucizelerinden birini daha lütfetti.

    Zülkarneyn Makinesi yeryüzünü hangi felaketten kurtaracak? Dünya ortalama 300 bin yılda bir kutuplarını tersine çeviriyor. Ancak 720 bin yıldır kutup devinimi gerçekleşmedi. Kutup devinimi gerçekleşirken kutuplar parçalanıyor ve alan şiddeti hızla azalıyor. Şu anda Dünya’da olanlar da tam olarak böyle. Bu nedenle pek çok bilim adamı bir manyetik kutup değişimi içinde olduğumuzu  ifade ediyor.

    Korkulan felaket manyetik kutupların yer değişimi sırasında manyetosferin ve van allan kuşakların ortadan kalkması tehlikesidir. Eğer bu sistem zayıflar ve işlevini yitirirse güneşten gelen plazmalar isabet ettiği şehirlerde yaşamı yok edebilir.

    Bilim adamları Mars’taki atmosferin ve yaşam olanaklarının yok oluşunun ardındaki en büyük nedeni Mars manyetosferinin kaybolması ile açıklıyorlar. Manyetosfer, Dünya için hayati öneme sahip. 720 bin yıl önce geçici süre ile ortadan kalktığında Güneş plazmasının isabet ettiği alanlarda canlılar üzerinde kitlesel ölümlere; büyük yangınlara yol açmış olabilir. Ama bu yerel etkileri günümüzdeki tekniklerle analiz etmek çok zor. Hz. Muhammed As. 1400 yıl önce Koruyucu Seddin parçalanarak “Güneş’in batıdan doğuşu” olarak adlandırdığı bu olayda gökten ateş yağacağını ve insan ırkının bir kısmının yaşamaya devam etmeyi başarsa bile büyük acılar çekeceklerini söylüyor.

    Peki Manyetosfer nedir?

    Pusulanın mıknatıslı ucunun kuzeyi gösterdiğini bilirsiniz. Bunun nedeni Dünya’nın dev bir mıknatıs özelliği göstermesidir. Peki bu manyetik alanın tek görevi yön bulmaya yardımcı olmak mı? Hayır. En hayati öneme sahip özelliği bizi Güneş’ten gelen elektrik yüklü olağanüstü güce sahip plazma patlamalarından korumasıdır. Plazmalar van allan manyetik kuşakları arasına sıkışırlar ve oluşan seddi aşamazlar.

     Bu patlamalar öyle güçlü ki; geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima’ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2.500 °C’ye yükselmiştir. Yani Güneş’teki en küçük patlama bile Dünya’ya isabet etmesi halinde, Dünya’yı 1 sn içinde ateş topuna çevirebilir. Tabi ki atmosfer ve manyetosfer seddi olmasaydı.

     1989’da gerçekleşen bir Güneş fırtınası, Kanada’nın neredeyse tamamında 9 saatlik bir elektrik kesintisine sebep olur; dağıtım sistemi çöker ve 6 milyon insanı etkiler. O olay esnasında ABD‘nin bazı bölgelerinde güç transformatörleri erir.

     2005’in Aralık ayındaki başka bir Güneş fırtınası olayında ise, tüm Dünya’da GPS sistemleri 10 dakikalığına devre dışı kalır. Uçaklar ve füzeler gps kullandığı için küresel bir felaketin eşiğinden dönülmüştür. Gökte onca korumaya rağmen hayatımızı derinden etkileyen fırtınalar; çok yakında yüzleşeceğimiz kutup değişiminde bizi koruyucu manyetosfer tabakamız olmaksızın yakalayacaklardır. Fırtınaların etkilerini yüzlerce kat daha güçlü hissedeceğiz.

     Colorado Üniversitesi’nden Daniel Baker, kutupların yer değişimi sırasında bulgular doğruysa gezegenin bazı yerlerinin yaşanamaz hale gelebileceğini açıkladı. Çünkü 80 yıl içinde beklenen kutup değişimi sırasında yeryüzünün manyetik alanı yok olurcasına zayıflıyor ve karmaşık hale geçiyor.

     Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) ‘den de dahil olmak üzere, uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekibe göre, gelecekte böyle bir olay, gezegenimizin Güneş’in radyasyonuna maruz kalmasını artırabilir ve tüm güç ve iletişim sistemlerini yok ederek trilyonlarca dolar zarar verebilir.

     Ayrıca kuşlar ve balıklar gibi manyetik alan yardımı ile ılıman bölgelere göç eden tüm hayvan topluluklarının yanlış bölgelere giderek kitlesel ölümlerinin gerçekleşebileceği de korkulan durumlar arasında.

    Prof. Roberts, henüz paniğe gerek olmadığını ve gelecekteki bir kutup geri dönüşünün etkilerini hafifletmek için zamanla yollar geliştirileceğini umduğunu söyledi.

    Güneş’ten gelen plazma yağmurunun büyük bir kısmı van allan kuşaklarında yani Dünya’nın manyetik alan kuşaklarına yakalanıp depolansa bile az bir kısmı kutuplardan girer. Atmosferde gazlarla etkileşime giren plazmalar kimyasal bir tepkime ile ışımaya neden olurlar. Buna “kutup ışıması” denir. Kutsal metinlerde yeşil zümrütten ve ışıktan yaratılmış kaf dağının Dünyayla birleştiği damarları temsil ederler.

    Güneş patlamaları olduğu sıralarda kutup ışımaları artar ve kimi durumlarda Avrupa’nın iç kısımlarından bile görünebilir hale gelir. Tehlikeli van allan radyasyon kuşağı Dünya’ya 200 km kalana dek yaklaşır. Elektrik sistemleri, cihazlar, hatlar ve uydular Güneş patlaması sonrası aşırı yüklenmeden ötürü bozulabilirler. Oysa ki 3 katlı bir manyetosfer tabakamız var olmasına rağmen. Van allan kuşakları o kadar tehlikeli ki bir insan oraya özel bir uçakla gidebilse bile içinde kısa sürede ölür. Van Allan kuşağının içine giren bir uydu özel zırhlara sahip değilse devreleri yanar.  Ay görevleri, astronotların bu kuşaktan kalın zırha sahip araçlarla kuşakların en ince kısmından yüksek hızla geçmesi yoluyla tehlikesiz hale gelebilmiştir. Tabi bu ek maliyet getirmektedir. Kimi teorisyenlere göre bu kuşaktan geçmek hala çok zordur ve bu tehlikeli kuşaklar aya gitmeyi engellemektedir.

     “Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar…..” (21/Enbiya/32)

     Peki kutup devinimi neden bu kadar tehlikeli? Çünkü kutuplar takla atarken, Dünya’nın manyetik alanı yani koruyucu alan gittikçe zayıflıyor ve birbirinin içine girip karmaşık bir hal alıyor. Böyle bir durum en son 700 bin yıl önce yaşandı. Ancak geçiş süresi her seferinde değişiklik gösterebiliyor. Birkaç yılla birkaç bin yıl arasında değişebilen bir düzelme süresi öngörülüyor. Eğer fazla uzun sürerse dünyanın kaderi mars gibi olacak. Eğer Zulkarneyn makinesini kullanmazsak.  Son yapılan araştırmaya göre , bilim insanları manyetik alanın ilk tahmin edildiğinden 10 kat daha fazla zayıfladığını ve gücünü her on yılda bir, yüzde 5 kaybettiğini düşünüyor. Fakat , tam olarak buna neyin sebep olduğunu ve bizim için ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

    Bazı bilim adamlarının iddia ettiği gibi kutuplar yer değiştirmese bile bu zayıflama bu şekilde devam ettiğinde Dünya’yı Mars’a çevirecektir.

     

     (2015 Dünya manyetizma haritası)

    (Güney Atlantik Anomalisi denen olayda; pusula kuzey yerine güneyi gösteriyor ve manyetik alan Dünya ortalamasının 3 te biri kadar zayıfladı. Bölgede uydular ve haberleşme sistemleri zarar görmeye başladı.)

    Hz. İsa döneminde 120 nanotesla şiddetinde olan manyetik alan ortalaması 35 yıl önce 80 nanotesla şiddetine;  bugün ise ortalama 40 nanotesla şiddetine indi. Katlanarak artan hızda bir azalma gözleniyor. 40 yıl içinde pek çok sıra dışı durumla karşılaşabiliriz. Cep telefonunuzla ücretsiz programlar yardımıyla bölgenizdeki manyetizma şiddetini ölçebilirsiniz. Dört yana çevirerek ortalamasını alın. Benim bölgemde yani Ankara’da ortalama 30’lu nanotesla değerlerini gösterdi. Kutuplara yaklaştıkça bu değer artar.

    Manyetik alanın ortadan kalktığı yada zayıfladığı dönemlerde Güneş’ten gelen elektrik yüklü plazma Dünya’nın bölünmüş kutuplarına doğru akacak. Ve bir sürprizimiz var. Dünya son yıllarda 2 değil tam 4 manyetik kutba bölündü ve zayıflayıp bölünmeye devam ediyor. Pek çok bilim adamı önümüzdeki 80 yılda kutup deviniminin tamamlanacağını söylüyor. Evet tamamlanacağını çünkü kayma ve zayıflama 1980 yıllarında netleşti. Manyetik kutup sayısı zamanla 10’larca farklı zayıf alana çıkacak ve pusulalar çalışmaz hale gelecek. Bu olduğunda Güneş’ten her gün gelen plazma atmosferi hızla eritip aşındırmaya, ısıtmaya başlayacak. Dünya’nın her yerinde kutup ışıması dediğimiz ışıklardan görünecek. Her hafta olan büyük bir patlama Dünya’ya ulaştığında ise bazı şehirler yağ gibi kızaracak. Gök kırmızı bir renge bürünecek. Bazı ülkelerde ise sadece iklimin ısınması olarak kendini gösterecek. Eğer her yüzyılda bir olan mega patlamalardan birine manyetosfer olmadan yakalanırsak Dünya’da hayat son bulabilir. Kutsal kitaplar bu konuyu son derece detaylıca anlatıyorlar. Evleriniz korunaklı mı? Hayır, çünkü radyasyon taşıyan bu plazmalar 90 metre kalınlığındaki betonu geçebiliyorlar.

    KUR’AN’DA ZULKARNEYN MIKNATISI – MANYETİK SET MAKİNESİ (6. Kitap 2. Bölüm)

    Güneş’ten gelecek olan bu felaketten nasıl kurtulabiliriz ona bakalım. Kuran’da anlatılan Zülkarneyn makinesine bakalım. Zulkarneyn 3 milyon yıllık insanlık tarihinde ne zaman yaşadığı belli olmayan bir kral. Ama o günün şartlarında bile yapılabilir bir cihazdan bahsediyor. Onu anlatan ayetler şöyle başlıyor

    83. (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”
    84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her şey için bir amaç-sebep verdik.
    85. O da amaçlarına tabi oldu
    86. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.

    Yani; Zülkarneyn güçlü bir kral olduğu için muhtemelen ordusu ile sefere çıkıyor ve önce batıya doğru gidiyor yani güneşin battığı yere doğru. Ordular bir sefere çıktığında kolay su ve yiyecek  temini için su kaynaklarına ve nehirlere yakın bir güzergahta ilerler. Batıya götüren nehir okyanus sınırına ulaştığında yavaşlayarak deltaya dönüşür ve bataklıklarla karşılaşırlar.  Okyanusu geçecek gemileri yoktur ve güneşin battığı yönün en sonuna gelirler. Kral güneşi bataklıkta  batarken görür. Ayette güneşin bataklığa girdiği değil; güneşin bataklıkta batarken göründüğü yazılıdır. Aynen güneş denizde batıyor, çölde batıyor gördü gibi; bataklıkta gördü denmiştir.

    87. Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
    88. “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”
    89. Sonra yine bir yol tuttu.
    90. Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

    Muhtemelen avrasyanın en doğu kıyılarına ulaştı; oranın son sınırında güneşi bir halkın üzerine doğar halde gördü. O yerli halk kendilerini güneşten koruyan bir elbise bile nedir bilmiyorlardı. Kendilerini güneşten koruyan çadır veya taş evleri bile yoktu. Vahşi doğada ilkel halde avcılıkla yaşayan ve yağmurda oyuklara sığınan yarı göçebe bir halktı. Yaşadıkları kurak topraklarda gölge veren büyük bir ağaç bile yoktu. Onlarla iletişime girmeden geri dönüş yoluna başladı.

    91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
    92. Sonra yine bir yol tuttu.
    93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

    Doğu ile Batı arasında ki Avrasya dönüş yolunda dünyanın en yüksek dağları yer alır. Everest’te buradadır. Orada dış dünya ile kopuk ve sadece kendi dilini bilen bir halkla anlaşmaya çalışırlar.

    94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc yeryüzünü bozmaktadır. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”
    95. Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

    Onlara göre yeryüzünü aslında kendi coğrafyalarını bozan yecüc ve mecüc adını verdikleri ateşten ışınlar için bir set isterler. Neden bu ifadeyi böyle yorumladığımı yecüc ve mecüc ün insan olmadığını bilinçsiz cinni yani ateşten varlıklar olduğunu ilerledikçe açıklayacağım.

    96. “Bana demir madeni getirin” dedi. İki (dağ) arası eşit olana dek “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor yapınca da, “Bana erimiş bakır/katran getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.
    97. Artık onu (seddi) ne aşabildiler, ne de delebildiler.
    98. Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi  (kıyametten hemen önce) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.
    99. Terkettik onların bir kısmını İzin günü iç içe karışmış dalgalanır halde;  Sur’a üfürüldü; onları topladık.
    100, 101. O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına dikeriz!

    Bu son 5 ayette; Kıyametten önce seddin Yaratıcı tarafından parçalanacağını; Yecüc ve Mecüc’ün bırakılacağını; onların  dalga dalga karışmış bir yapıya geçerek terk edildiğini ifade ediyor.  Bazıları Zulkarneyn’in aslında Güneş’in yok olduğu ve yaratıldığı yerlere seyahat ettiğini düşünse de  bu durum Zulkarneyn Makinesinin çalışma prensibini etkilememektedir.

    Önce Yecüc ve Mecüc’ün ne olduğunu anlayalım.  Ünlü İslam Alimi Şeyh İmran Nazar “Yecüc” ve “Mecüc” kelimelerinin anlamını şu şekilde açıklamaktadır.

    Arapça’da “yecüc” ve “mecüc” kelimeleri “ac” ve “acic” kökeninden gelir.

    Acic ; ateş alevi

    Acca: hızlı giden anlamına gelir

    Macuc “maca” ve “yamuuc” kelimeleriylede ilişkilendirilir. Anlamı “dalga” ve “yayılmak” demektir.

    Hindistan’da bulunan Ahmediye mezhebine göre “Yecüc” kelimesinin kökeni “hızlı ateşlenen” anlamına da gelmektedir

     Ye’cüc ve Me’cüc kelimeleri Arapça’ya başka bir dilden girmiştir. Frenkler buna “Yağuğ ve Mağuğ” demişler, Şeytanın zürriyeti olduğuna inanmışlardır.

      1. Kısâî, “Ye’cûc”un ateşin tutuşması ve cayır cayır yanması mânâsında olan “ تَاَجَّجَ انَّارُ

    ” deyiminden alındığını, çok hızlı hareket ettikleri için “Ye’cûc” adını aldıklarını; “Me’cûc”ün de, denizin dalgası mânâsında olan

     “موج البحر ”

     tabirinden geldiğini söylemiştir.

      Arapça’da “

    ماجوج

    “sıvı şeyleri, ağızdan dışarı püskürtme”  anlamına gelir.  Tüm bu etimolojik açıklamalar bizlere Güneş’te sıvı halde olan ateş kütlelerinin Güneş’teki leke denilen ağızlardan püskürtülerek Dünya’ya ulaşması anlamını getirmektedir. Kuran gerçekten de mükemmel kelimelerle Dünya’ya Güneş’ten gelen plazmaları tarif etmiştir.

      Tevratta geçen “gog ve magog” ise Kuran’daki “Yecüc” ve “Mecüc”den farklıdır. Çünkü Arapça’da “cüc” kelimesine iki farklı ek eklenmiş ama Tevratta biri yalın biri ekli olarak kullanılmıştır. Peki Yecüc ve Mecüc, Güneş’ten gelen ve hadislerde tarif edildiği gibi suları kurutacak, ateşten, şeytani yapılı, yarı bilinçsiz varlıklarsa? Maddeye önemli bir zarar vermeyip, canlıları bozup, cihazlarını alt üst etmekse derdi; gerçekten de ayette ifade edilen, “yeryüzünü bozuyorlar” şikayetine tam uymaktadır.

    Ayette ve yecüc mecüc’ün etimolojik kökenlerinde dalgalanan, iç içe karışık halde duran şeklinde yapılan tarifler van allan kuşakları içine sıkışmış dalgalanmakta olan alfa ve beta gibi radyasyon dalgalarını çok güzel tarif etmektedir.

    Yecüc ve Mecüc hadislere göre kaf dağının ardındadır. Kaf Dağı ile ilgili tariflerin bir ucu kutuplara inen zümrüt rengindeki ışıktan dağlara ne kadar benzediğini; o ışıktan şeffaf dağların Dünya’nın tüm dağlarından daha büyük ve görkemli göründüğünü anlayacağız.

    Kuran’da cinler göklerin durumunu şöyle anlatmaktadır;

      1. “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”
      2. “Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
      3. “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”

    Cinler de çok güçlü ve cilde yerleşebilen radyokatif özelliği bulunan bir ateşten yaratılmıştı;

     (HİCR SURESİ / 119)

     Ve Cann’ı (cinlerin ilk atası) daha önce ‘nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.

      Gerçekten de gökte van allen kuşakları gibi alanlarda yakıcı dalgalar ve ışınlar vardır. Cinler göğe çıktıklarını ve bunların kendilerine azap ettiğini söylemekteler. Bu bir mucizedir. Tarihte Van allen kuşakları yada yerin manyetik alanlarında sık sık değişimler olmuştur ve hala da olmaktadır. Bu değişimlerin bazı ışınsal kapıların açılıp kapanmasına neden olduğu anlaşılmaktadır. Zülkarneyn Seddi ile daha sonra da Yaratıcının Hz. Muhammed’in gelişi ile yerin manyetik alanlarında yaptığı değişimler göksel cinlerin dünya tarihindeki gücünü azaltmıştır.

    1970 yılında dünya manyetik kutupları çok sabit ve güçlü görünüyor.

    2008 yılında dünya manyetik kutupları eskisi kadar sabit ve güçlü değil

    Kutuplar yer değiştirirken manyetik alanımız çok karmaşık ve çok zayıf bir hal alacak.

     

    KUTSAL METİNLERDE KAF DAĞI VE VAN ALLEN SETLERİ (6. Kitap 3. Bölüm)

    Kutsal Metinlerde “Kaf dağı” adı verilen ancak bilimin Van Allen kuşakları olarak ifade ettiği ışınsal set, Dünya’yı saran enerji dağıdır. Onun özelliklerine ilişkin İslami kaynaklarda çok derinlemesine bilgiler vardır. Hatta kuşakların sayısına kadar bulmak mümkündür. Enerji yüklü elektron ve protonlar kuşaklar içine sıkışıp dönerek ilerlerler ve bu git gel çok uzun yıllar devam eder.

     Katâde ve Abdullah’tan yapılan bir rivayette Allah Resülü:  “Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş (sıkıştırılıp toplanmış) bir dalga, korunmuş bir tavandır……” buyurmuştur (11) İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ye’cuc ve Me’cuc hergün seddi (kuşakları) kazarlar. Güneş ışınlarını gördüklerinde amirleri, “Hadi dönün artık yarın kazarsınız”der. Ertesi gün oraya geldiklerinde seddin eskisinden daha sağlam olduğunu görürler.

    Manyetik alanımızın şiddeti, Güneş’in Dünya’ya tam dönük olduğu saatlerde o bölgede artmaktadır. Şimdi videolarda Güneş’ten yani ateşten yaratılan Yecüc ve Mecüc dalgalarının sedde nasıl vurduğunu; onu kimi zaman içine göçecek kadar esnettiğini görüyorsunuz. Eğer daha da güçlü vursalar set bozulacak ve dünyaya kadar inebileceklerdi. Genelde vuruşlar bir günün yarısından uzun sürmez; Ertesi gün yeni bir patlama olursa set yeniden sıkışmaya başlar.

    Bilim adamları Van Allen kuşaklarının 2 çift yani 4 tane olduğunu düşünüyorlardı. Ancak zaman zaman patlamalarda ortaya çıkan 3. bir çift buldular. Yani toplam 6 adet doğal Kaf dağı; manyetik set buldular. Zulkarneyn’in yaptığı ve Dünya içinde kalan da eklendiğinde set sayısı 8’e çıkacaktır.

    Mevlana’nın Hocası Beyazid-i Bistami’ye: “Sen Kaf dağına ulaştın mı?” diye soruldu O da: Kaf dağı ne ki, o, Kef, ayn ve sâd dağlarına göre daha yakındır.” dedi. Bunu işiten zat: “Onlar nedir?” diye sordu; Şöyle cevap verdi: “Bu dağlar alt tabakadaki yerleri kuşatan dağlardır. Her tabakanın etrafında bu Dünya’yı kuşatan kaf dağı mesabesinde bir dağ vardır. Kaf dağı bu dağların en küçüğüdür. İçinde bulunduğumuz bu Dünya da tabakaların en küçüğüdür.” diyerek Kaf dağlarının en küçüğünün Dünya’nın hemen üstünde yer alan olduğunu; Dünya’nın da kaf dağından küçük olduğunu söylemiş; diğerlerinin de isimlerini açıklamıştır. Sayıları yine 4 çiftten 8 olmuştur.

       Yecüc ve Mecüc’ün geliş zamanının, Güneş’in batıdan doğması yani kutupların yer değiştirmesi ile ilişkili olduğunu yine hadis çok muhteşem açıklamaktadır.

     “Ye’cüc ve Me’cüc’den sonra çok geçmeden Güneş battığı yerden doğar. İnsanlara bir münadi şöyle seslenir: “Ey iman edenler! Sizlerin yaptığı (hayır ve tövbe) kabul edildi. Ey kâfirler sizlere de tövbe kapısı kapandı, kalemler kurudu, defterler kaldırıldı.”  Yecüc ve Mecüc ortadan kalkınca kutuplar yer değiştirmiş olacak ve Güneş artık pusulaya göre batıdan doğacak. Çünkü Yecüc ve Mecüc’ün geçiş seddini açan şey doğuların batı olmasını sağlayan geçiş ve parçalanma sürecidir.

      Mevlana ise Kaf dağı ile konuşmuş yani Van Allan kuşakları ile. Garipsemeyin kutsal kitaplara göre her şey canlıdır. Sadece insanın algı kapasitesi ve cehaleti bunu görmesine izin vermez. Bu canlılığın nasıl oluştuğunu farklı bir sunumda size anlatacağım. Mevlana önemli bilgiler ediniyor. Kuşakların kutuplardaki buzula inişini, manyetik kuşaklarla deprem arasındaki ilişki hakkında bilgiler ediniyor ki; bu bilgileri aslında ilk aldığımız yer Hz. Muhammed’in hadisleri idi. Şimdi bu hadislerin daha da detaylandırılmış hali olan konuşmayı dinleyelim;

    Mesnevi;

      Zülkarneyn, Kafdağı’na gitti… o dağın saf zümrütten olduğunu gördü. Bütün âlemi ( Kuran’da alemler, toplumlar anlamında ifade edilmiştir) halka gibi çepeçevre çevirmişti… Zülkarneyn, o dağı görüp şaşırdı. Dedi ki: Sen dağsan öbür dağlar ne? Onlar senin yanında bir oyuncak adeta!

     Kafdağı dedi ki: O dağlar, benim damarlarımdır… onlar, güzellikte, alımda bana eş olmazlar. Benim her şehirde gizli bir damarım vardır… âlemin çevresi damarlarıma bağlıdır. Allah, bir şehirde yer deprentisi yapmak isterse bana söyler, ben oraya varan damarı oynatırım. O şehre ulaşan damarı kahırla oynattım mı orada yer deprenir. Allah yeter deyince damarım yatışır… durur görünürüm ama daima işteyim ben! Merhem gibi dururum ama hayli iş görürüm… akıl gibi hani; o da durur ama söz, ondan doğar, harekete gelir. Fakat bunu aklı kavramaya göre yer deprentisi yerdeki buharlardan olur.

     Kafdağı dedi ki: “İşte sana üç yüz yıllık yol olan şu ova. Padişah, onu kar dağlarıyla doldurmuştur. Dağ, dağın üstüne sayısız olarak yığılmıştır… daha da her zaman oraya kar yağıp durmada! Bir kar dağının üstüne başka bir kar dağı yığılıp durmada… karın soğukluğu, ta yerin dibine kadar işlemede! An be an, o uçsuz bucaksız, o büyük ambardan kardan meydana gelen bir dağ üstüne kardan bir dağ daha yığılmada! Padişahım böyle bir ova olmasaydı cehennemin harareti beni mahvederdi!”

     Gerçekten de 1980 yılından beri Dünya’daki depremlerde olağanüstü bir artış gözlemlenmeye başladı. Kutupsal kayma ise yine aynı yılda hareket kazandı ve kutupsal zayıflama hızı büyümeye başladı. Bu nedenle bilim adamları manyetik kuşaklarla depremler arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünüyor.

    Mevlana’nın anlatımlarından Zulkarneyn’in oluşturduğu manyetik set üreticisi makineyi Kaf dağı ile konuşarak yaptığını öğreniyoruz.

     İbn Abbas (ra), bu dağı şu şekilde tanımlamıştır; “Allah Teâlâ arzın peşinden onu kuşatan bir deniz, onun arkasından da bir dağ yaratmıştır ki ona “Kaf “denir. Gökyüzü onun üzerine sarkmaktadır….” (210) Bu göklerin Kafdağı üzerinde direkleri vardır.(3)

     Taberi’ye göre Kafdağı parmağı saran yüzük gibi arzı çevrelemekte ve onu sabit tutmaktadır. Bütün dağlar ona bağlı olduğundan yeryüzünün sürekli sallanmasını engellemektedir.(210)

      Hz. Muhammed dünyanın ve canlılığın düşmanı olan ışınsal varlıkları şeytana benzetmiş ve içi askerle dolu bu kuşakların şeytanın boynuzları ve başı gibi göründüğünü söylemiştir.

     “Güneş doğarken de batarken de namaz kılmayın. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar, iki boynuzu arasında batar.”  Gerçekten de öküz başını ve boynuzlarını andıran; boynuzları kutuplara saplanan bu varlık tarife tam uymaktadır. İnsan nasıl %97’si bakteri yığını ise; şeytan olarak adlandırılan bu mega şeytani varlık, içinde insanlığı yıkacak dönerek hareket eden yılanımsı milyarlarca varlığı barındırmaktadır. Her biri her gün çıkmak ve dünyayı sarmak için seddin zayıf yerini ararlar.

       Ebû Hüreyre (ra)’den rivayete göre;“Rasûlullah (sav), ashabıyla birlikte oturmakta iken üzerlerine bir bulut geldi. Peygamber (sav), bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Diye sordu. .. Sonra;  Bu buluttur! … dedi ve Sonrasında üzerinizde ne var biliyor musunuz? diye sordu. O dünyamızın semasıdır, korunmuş bir tavan ve önüne geçilmiş bir dalgadır…” (11,53)

     Peygamber muhteşem bir öngörü ile semanın ardının önüne set çekilmiş bir dalga yığını olduğunu görmüştür. Hem de güncel bilim anlayışında olduğu gibi bu dalgalar atmosfer dışında değil atmosferin bir parçası olarak kabul edilmiş “manyetosfer tabakası” olarak adlandırılmıştır. İslam peygamberi dünyanın yapısını muhteşem şekilde biliyordu;

    Resulullah (sav) buyurdular ki: “Hacc veya umre veya Allah yolunda cihad maksadları dışında gemiye binme. Zira denizin altında ateş, ateşin altında da deniz vardır.” Ravi: Abdullah İbnu Amr İbni’l-As Kaynak: Ebu Davud, Cihad 9, (2489)

     Denizlerin altındaki ateşe dönüşmüş sert mağma tabakasını, onun altında da tamamen sıvı haldeki lav tabakasını ateşle birleşen deniz tarifi ile muhteşem doğrulukla görmüştür.

    Yecüc ve Mecüc’ün kutup deviniminin ortasında ineceğini ve devinim tamamlanırken yok olacaklarını söylemiştik. Peki kutup deviniminin başlamasının kutsal alametleri var mı?

     Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)

     Bu Nida tüm dünya dinlerinde beklenen ve adı müjdelenen kimsenin çıkışına ilişkin duyuru olacaktır. O duyuruya tabi olan kurtulacak; onu görmezlikten gelen bitmek bilmeyen bir azapla yüzleşecektir.

    Gökte ateşi andıran 3 gün büyük bir kızıllık göründüğünde; insanların felaketten korunmasına ve organize edilmesini sağlayacak bir yapıya ihtiyacımız var. DWS yani sivil bir oluşum olan; elitlerin, yöneticilerin ve zenginlerin değil, iyilerin korunmasına odaklanan tek hareket olan DWS tüm vatandaşlarının korunması için gerekli organizasyonu imkanları ölçüsünde sağlayacaktır.

    Peki Yecüc ve Mecüc, Dünya’ya nasıl bir zarar verecektir. Hadislerde ifade ediliyor;

    Müdebber b. Ubade’nin, İbn Mes’ud’dan rivayet ettiği hadiste …

    Ye’cuc ve Me’cuc her tepeden boşanırcasına gelecek, insanların vatanlarına ayak basacak, yanına vardıkları her şeyi tüketecek, uğradıkları her suyu içeceklerdir. Sonra insanlar dönüp onlardan şikâyetçi olarak, onlara beddua edecek, Allah da Ye’cuc ve Me’cuc’un tümünü helak edip öldürecek, yeryüzünün her tarafı onların pis kokusuyla dolacak, Allah bir yağmur yağdıracak, cesedlerini sürükleyip denize atacaktır.

    Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gök gürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 461) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 289)

    Yine muhteşem ifadeler. Bu dalgalar elektrik yüklü olduğundan manyetik akıyı takip etmektedirler ve bu akımlar tepe noktalarda maximum değerlerine ulaşırlar. Kutup parçalandığında kutuplardaki güçlerini yitirecekler ve ülkelerin tepe noktalarından dünyaya yağmurdan boşanırcasına akacaklar. Bu nedenle Kuran’da şöyle ifade etmiştir;

     Enbiya Suresi

    96- Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başlarlar.

    97- Ve doğru vaad vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır, “Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!” diyecekler.

     Suları kurutacak olan ve canlıların derisine nüfuz ederek öldürecek olan bu ateş, dünyanın pek çok şehrinde etkili olacaktır. Manyetik alan hareketlerine bakılırsa en gözde Yecüc Mecüc ülkeleri Brezilya, Kanada, Amerika, Orta Asya, Çin ve Rusya olacaktır.  Hadis; “……..Onlar giderken rastladıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyecek. ……..” (11)

    Yeryüzünün manyetik akımları bir mıknatısın kurtçuklara benzeyen manyetik iplikleri gibi yeniden oluşmaya başladığında o yılanımsıların başı kökünden kesilecektir. Yeryüzüne dolan hayvan ve insan ölüleri toprağa gübre olacak, radyasyonun sebep olduğu bazı olumlu mutasyonlarla da büyük bir canlanma yeryüzünü güzelleştirip bereket verecektir.

     Sahihi Müslim;
    Nebiyullah İsa ve beraberindekiler Tur dağında mahsur kalacaklar. Öyle ki kuşatmanın şiddetinden bir öküz başı, bugünkü paranızla yüz dinardan daha fazla edecek. Bunun üzerine  İsa ve arkadaşları, onların belasından kurtulmak için Yüce Allah’a yalvaracaklar. Yüce Allah, onların duasını kabul edip Yecüc ve Mecüc kabilesinin enselerine ismi “Nugaf” olan küçük kurtçuklar musallat edecek.

    Bir sabah, Yüce Allah’ın kudretiyle hepsi birden, tek bir nefes gibi bir anda helak olacaklar. Daha sonra İsa ve arkadaşları Tur dağından inecekler.

  • HACDAKİ ALLAH İŞARETİ MUCİZESİ (4. Kitap 14. Bölüm)

    Hacda, neden Kabe’nin etrafında döndüğümüzü ve yanındaki iki tepe arasında neden gelip giderek say ibadeti yaptığımızı merak ediyordum ve kitaplardan aldığım cevaplar beni tam tatmin etmemişti. Onlarda; Hacer validemizin bebeği için su arayışını taklit ettiğimiz söyleniyordu. Çok daha büyük ve muhteşem bir nedeni olması gerektiğine inanıyordum.

    Kutsal Gizemler Belgeselimdeki Video:https://youtu.be/DrKRPWvvIUA?t=40m51s

    Gözlerimi kapayıp hacıların yürüdüğü yolu hayal ettim. Birbirlerinin önüne çıkmadan ve en kısa yolu izleyerek 3 geliş ve 4 gidişten oluşan bu yolda bırakılan ayak izinin ve oluşan kafile zincirinin ancak Allah kelimesinin gökten görünen halini ifade ettiğini gördüm. Bu ilhamı kanıtlayan muhakkak Kuran’da bir işaret ve bir iz olmalıydı ve Kuran’ı açar açmaz şunu gördüm;

    Bakara suresi 158. ayet;

    “Şüphesiz, ‘Safa’ ile ‘Merve’ Allah’ın işaretlerindendir. (şiar)”

    Hac suresi 32. ayet;

     “(Hac’da)…kişinin Allah’ın nişanelerine hürmet göstermesi, kalplerin Allah’a karşı gelmekten sakınmasındandır.”

    Arafat’tan vakfeye şeytanı taşlayarak geçip, Allah şiarına ulaşmak ve Allah’ şiarının yollara dönüşmüş sembolünün içine girmek, orada akış sağlamak ve Allah’ı tekbir etmek. Bu kulun Allah’a manen ulaşması, yaşam amacını sembolleştirmesidir. İnsan yaptığı şeyi tefekküre davet edildi. Ama onun sırrına vakıf olan çıkmadı.

    Kuran’da daha pek çok altın oran işareti saklıydı. İnsanlığın zirveye ulaşacağı ve onunla Rabbini keşfedeceği çağa O’nun ismi verilmişti.

     

  • MEKKE, KABE VE ARAFAT’TA ALTIN ORAN MUCİZESİ (4. Kitap 13. Bölüm)

    YARATICI BİR BİNAYA DOĞRU SECDE ETMEMİZİ VE O BİNANIN BULUNDUĞU ŞEHİRDEKİ KUTSAL ALANLARDA İBADET EDEREK HAC ETMEMİZİ İSTEDİ. ORASI KURAN’DA “ŞEHİRLERİN ANASI” VE “İLK ŞEHİR” OLARAK BİLDİRİLDİ; ORASI MEKKE, ALTIN ORAN MUCİZESİNİN MERKEZİYDİ.

    DÜNYANIN ALTIN ORAN NOKTASI MEKKE’DİR, MEKKE’NİN ALTIN ORAN NOKTASI KABE

    Tek yaratıcının varlığına ve adaletine inanmayanların girmesinin Yaratıcı tarafından yasaklandığı yegane şehir. Dünyanın Altın Oran Merkezi.

    Dünyanın dönüş noktaları olan kutup noktaları arasındaki mesafenin tam altın oran noktasını aldığımızda bu nokta Mekke şehrindeki kutsal bölge dairesine (hac bölgesine – Arafat’a) düşmektedir

    Mekke ve Kabe’nin altın oranda olmasına ilişkin mucize sadece kuzey, güney dönüş noktaları arasındaki bağıntı ile sınırlı değildir. Dünyanın en doğu ve en batı ucu (insanlığın ortak kabulü gün dönüm çizgisi) arasındaki mesafenin de altın oran noktası yine Mekke şehrinde çıkmaktadır.

    Tüm insanlığın ortak kabulü olan koordinat haritasının sonu ve gün değişim çizgisi olarak kabul edilen çizgiye olan uzaklığın altın oran noktasını alırsak şaşırtıcı şekilde, 2. kez Mekke şehri altın oran noktasına sahip olacaktır. Dünyada 5000’den fazla şehir varken; pozitif Altın Oran noktasının Allah’ın evini yerleştirdiği ve yasak bölge ilan ettiği MEKKE şehri olması tesadüf mü?Eğer tesadüf diyen (melekler inse bile inanmam diyenlerin) basit düzeyde bile matematikten ve istatistik hesaplarından anlamadığını yada bile bile Allah’a düşmanlık ettikleri açıktır.

    Bu nokta chandler hareketi nedeniyle Mekke şehrinde çemberler çizerek Kutsal Mikat bölgesinde dolaşmakta ve zaman zaman Kabe ile kitlenmektedir. Mekke’nin altın oran noktası ise Kabe’dir.

    23.47-18.10=5.37 (En kuzey ve en güney nokta arasında ki mesafe)

    4.37/1,618= 3,32 (Mesafenin Altın Oranı)

    18,10+3,32=21,42 (Kabe’nin Koordinatı)

     

    İKİ KUTBUN ALTIN ORAN NOKTASI ARAFAT KULESİDİR

    Ayet ve hadislere göre İslam’da hac, vakfedir. Vakfe, Arafat’taki bu kulenin etrafında milyonlarca insanın her yıl toplanması ve oradan Kabe’ye yürüyüşü anlamına gelir.

    Dünyanın altın oran noktasının Mekke’de olduğunu 2009 yılında ilk kez sizlerle paylaşmıştım. Mekke’nin altın oran noktası da Kabe’dir. Küresel bazda kutuplar arasındaki mesafenin; yani dünyanın kuzey kutbundan güney kutbuna olan mesafenin tam altın oran noktası; Kabe yakınında duran ve Hac’cın asıl yeri olduğu ifade edilen Arafat kulesi çıkmaktadır. Arafat hacıların buluşma yeridir ve oradan yürüyerek Kabe’ye, Allah ismi izi üzerinde tavaf ve say yapmaya giderler.

    Google Earth ile bunu hemen test edelim.

    (Arafat Kulesi-Kuzey Kutup Noktası) 7.639.605 metre

    (Arafat Kulesi-Güney Kutup Noktası) 12.364.312 metre

    12.364.312/7.639.605=1,618…

    (Muhteşem bir keskinlikle Altın Oran)

    Bu sadece  1. mucize ve bu belgesel dizisi boyunca 300 den fazla büyük mucizeye daha şahit olacaksınız.

     

    KABE’NİN ORJİNALİNDEKİ EN VE BOY ORANI ALTIN ORANI VERİR

    Ezraki’nin rivayetine göre peygamber as. gerçek ölçüsünü şöyle buyuruyor;[1]

           “Kabe’nin en uzun kenarı “32 zira idi, en kısa kenarı da 20 ziradır…”

               Yani 32/20=1,6 Altın oranı ifade eden 1,618 in muhteşem ifadesi.

    Dünyanın altın oran şehrinin altın oran noktasına yerleştirilen Kabe’nin kendisi neden altın orana uygun değil diye sorabilirsiniz. Peygamberimizin gençliğinde o Altın Orana göre inşa edilmiş haldeydi. Fakat yıkıldı ve yeniden yapımı sırasında malzeme bulunamadığından “Hicr-i İsmail” denen bölüm dışarıda bırakıldı. Bunu Allah Kabe’nin içine girmek isteyen ama giremeyen fakir insanlar da, Kabe içinde namaz kılabilsin diye yapmıştı. Allah en iyi bilendir.

    Maalesef günümüzde Kabe siyah örtülerle maneviyatı çalınmaya çalışılmıştır. Umarım orijinal şekli ile yeniden inşa edilip, bembeyaz ipek bir örtü üzerine altın varak yazılarla parlayacağı günler yakındır.

    [1] https://islamansiklopedisi.org.tr/kabe

     

    NEGATİF ALTIN ORAN NOKTASI; BREZİLYA KIYISI – ŞEYTANİ ENERJİ MERKEZİ

    Dünya koordinat haritasında 4 altın oran noktası vardır. Kalan 2 nokta denize düşmektedir. Altın oran pozitif bir sayıdır. Pozitif koordinat değerlerinin bölümü ile ortaya çıkan tek gerçek altın oran noktası Allah’ın Kutsal Şehri ve Evi olan Mekke’dir.

    Diğer noktalar denize düşer. Negatif koordinat değerlerin bölümünden oluşan Brezilya sahillerine yakın bir yerde ki 4. altın oran noktası ise tarafımca “dünyanın negatif altın oran noktası” olarak adlandırılmaktadır. Çevresinde önemli herhangi bir merkez yer almasa bile; bu ülke günümüzde Yaratıcının lanetlediği ahlak sınırı olmayan meşhur karnavalları ile tüm dünyada sapkınlığın çekim merkezi olmaktadır. Cinlere tapınıcılığın, iblis ve cinlerin peygamberleri olan medyumların yeni merkezidir. Çağlar boyu da  şeytani dinlerin güç merkezi olmuştur. Tarihte şeytanlara kurban edilen insanların ve yamyamlığın en yaygın olduğu yerlerden Inkalar ve Aztekler güney Amerika’dadır.

  • KURAN AYETLERİNDE ALTIN ORAN MUCİZELERİ (4. Kitap 12. Bölüm)

    Kur’an altın oran mucizeleri ile dopdoludur. Besmelede Altın Oran var olduğu gibi, insanlara sunulacak levhalarda dahi altın oranın var olacağı işaret edilmiştir. Kuran’ın 6236 olan ayet sayısı dahi altın orana göre tasarlanmış simetrik bir düzen içermektedir. Birlikte Kuran’da var olan temel altın oran bağıntılarını gözlemleyelim.

     

    KURAN’DA AYET SAYILARI İNSAN YÜZÜ GİBİ ALTIN ORAN VE SİMETRİYE SAHİPTİR

    1618+1000+1000+1000+1618

    = 6236 (Kur’an da ki Ayet Sayısı)

    İnsan yüzü ve doğadaki hemen her şey gibi simetrik olan yukarıdaki matematiksel tasarıma bakınız. Kuran’ın değiştirilmediğine dair yüzlerce kanıttan birini daha göstermekteyim size.

    1000 ve 1,618 arasındaki bağ, yeryüzündeki peygamberlerin doğum yerleri arasındaki muhteşem ilişkide yeniden ortaya çıkacaktır.

    KURAN’DA 16:18 AYETİ ALTIN ORAN AÇIKÇA ANLATILIR

    Altın oranı mistik bir perspektifle incelersek;

    Rakamları sonsuzdur bu yönü güçlü şekilde sonsuz güce sahip Yaratıcıyı vurgular.

    Sonsuz rakamları saymak insan için imkansızdır. Yani altın oranı kimse sayamaz.

    En güzel nimetlere vurulmuş bir mühürdür.

    Estetik güzellik verir ve bu Allah’ın lütfu merhametidir.

    Kuran 16.18 ayeti ne diyor bakalım;

      16:18 “Saymaya kalksanız “onu” hesaplayamazsınız; Allah’ın nimetini. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

    Saymaktan (sayılardan), 16:18’le verilen işaretin ardından sayılamaz olmaktan, en güzel nimetlerden ve merhametten bahsederek altın oranın gayesi ve ilahi bir merhamet “ni’e-met’a” mührü olduğunu ayet çok latif bir dille anlatmıştır.

    Ayetin Arapçasında Altın Oranla ilgili kutsal kitaplar ve dünya üzerindeki ilahi merkezlerle ilgili tüm mucizeleri keşfeden ve dünya yayan kişinin nesebi ve memleketi gizlidir. Bu memleket (Nallahhan) ve soy ile ilgili sayısız mucize İlahi Yol kitabında çok detaylı olarak açıklanmıştır.

    16.18 Ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ, innallâhe le gafûrun rahîm.

    Meta (anneden soy adı – aynı zamanda doğru dinlerinde beklenen kurtarıcının soy adı – (Metta))

    Nallahan* (Memleketi – Nallıhan – Karahisar Köyü)

    *(he’tenvinli nun ile okutur)

    Aynı ifade (aynı cümle) 1434 yılına atıfla 14:34 ayetinde geçer. Bu Altın Oran mucizelerinin medya ve tv’lerde belgesellerle dünyaya ilan edildiği yıldır.

     

    SIRA SAYILARINA GÖRE ALTIN ORAN AYETLERİ

    Kur’an-ı Kerim’i bir de ayetlerin sırasına göre altın oran rakamları arasından incelemek istedim. Çünkü Kuran’ın bahsi geçen şekilde 1618+1000+1000+1000+1618 temel rakamlarımızın toplamından oluşmuş İNSAN YÜZÜ VE YARATILAN HER ŞEY GİBİ simetrik ve altın oranla dizayn edilmiş bir yapıda görmüştüm.

    Böylece Kuran’ın ayetlerini baştan sona doğru sayarak 618,1618.. ayetlerine bakacağız. Örneğin 2. sure olan Bakara suresinin 3. ayeti; Kuran’ın en baştan 10. ayeti olacaktır.

     

    618.AYETTE  1 KEZ “YÜZ” KELİMESİ VE 2 KEZ DE “GÜZEL” KELİMESİ GEÇER[1]

    618.ayet = (Nisa Suresi) 4.125

    Kimin dini, güzellik yapıcı olarak VECHİNİ (YÜZÜNÜ) Allah’a vermiş olanın dininden güzel olabilir? O (kişi), İbrahim’in dosdoğru dinine uymuştur. Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.

    Vemen ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi vehuve muhsinun vettebe’a millete ibrâhîme hanîfâvetteḣażallâhu ibrâhîme ḣalîlâ

     

    1. ve men : ve kim
    2. ahsenu : ahsen, en güzel, daha güzel
    3. dînen : dîn bakımından, dînen
    4. mimmen : o kimseden
    5. esleme : teslim etti
    6. veche-hu : onun yüzü
    7. li allâhi : Allah’a
    8. ve huve : ve o
    9. muhsinun : ahsen olandır /muhsindir – güzellik yapandır
    10. ve ittebea : ve tâbî oldu
    11. millete : topluluk, millet
    12. ibrâhîme : Hz. İbrâhîm
    13. hanîfen : hanif olarak, tek Allah’a inanarak
    14. ve ittehaza : ve edindi
    15. allâhu : Allah
    16. ibrâhîme : Hz. İbrâhîm
    17. halîlen : dost

     

    Altın oran sayısının bir diğer ifadesi olan 618 sayısı ile mühürlü ayetin; Altın Oran’ın dünyadaki en güzel yansıması olan kadın yüzüne atıf yaparcasına “KADIN” isimli surede yani “NİSA” suresinde yer alması ve üstüne üstlük iki kez “en güzel” kelimesi ile, bir kez de”yüz” kelimesinin geçmesi ne büyük hikmettir.

    Bununla birlikte ayetin resmi dizin ifadesi olan 4125 rakamlarını ortadan böldüğümüzde sayıların altın orana göre tanzim edildiğini görmekteyiz.

    41/1,618=25,3399

     

    1618.AYETTE DÜNYANIN EN GÜZEL YÜZÜNDEN BAHSEDER

    Yusuf Suresi 12:22

    Velemmâ beleġa eşuddehu âteynâhu hukmen ve’ilmâ(en)(c) vekeżâlike neczî-l muhsinîn(e)

    Meali: (Yusuf) reşit olunca (fiziksel ve aklen olgun, kemal) ona hikmet ve bir ilim verdik. Biz, güzellik yapanı (mu-haseni) işte böyle ödüllendiririz.

    Sıra değeri Altın oran sayısı ile mühürlenmiş bu ayet yine hikmetli bir biçimde Yusuf Suresinde geçer. Ona bir mucize olarak olağanüstü güzellik verilmiş, ona bakanlar ellerini doğrasa bile acısını hissetmeyeceği ölçüde etkileyici olacak bir surette ALTIN ORAN’ın en mükemmel hali ile yaratılmıştı. Ayette YUSUF’un olgunluğa erişmesinden ve kökü AHSEN (EN GÜZEL) olan MUHSİN (GÜZELLİK YAPAN) kelimesiyle yüz ve ahlakça güzelliğine atıf yapıldığını görüyoruz. Hatırlarsanız 618. ayette de aynı “güzellik” kelimesi geçmişti.

    HASAN: Güzel yüzlü

    AHSEN: En güzel

    MUHSİN: Güzellik yapan, güzelliklere sahip olan demektir.

     

    2618.AYETTE “ALTIN” KELİMESİ, “CENNET”, “ALTIN” VE “SÜSLER” KELİMELERİ GEÇER

    Hac Suresi 22.23

    İnna(A)llâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min żehebin velu/lu-â(en)(s) velibâsuhum fîhâ harîr(un)

     İnanıp güvenen ve iyi işler yapan kesimi de Allah, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada altın bileziklerle, incilerle süslenecekler ve elbiseleri ipekten olacaktır

     Kuran’ın;

    1618+1000+1000+1000+1618’lik

    dilimlere bölünerek tasarlandığını göstermiştim. Kuran’ın 2. dilimi olan 1618+1000’lik dilimini ifade eden 2618.ayette Altından bilezikler, eşsiz tasarımlara sahip incili süsler ve ipekten yapılmış güzel elbiseler olduğu anlatılmıştır. Altın orana atıf maksadıyla “altın” kelimesinin geçmesi, cennetin tasarımından ve güzelliğinden bahsedilmesi, altın oran sırasına sahip bu ayet için yine büyük bir hikmet ve mucizedir.

     

    SONDAN 1618.AYETTE “Fİ KESİR (ORAN)”

    Hucurat 49:7

    Va’lemû enne fîkum rasûla(A)llâh(i)(c) lev yutî’ukum fî keśîrin mine-l-emri le’anittum velâkinna(A)llâhe habbebe ileykumu-l-îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrahe ileykumu-lkufra velfusûka vel’isyân(e)(c) ulâ-ike humu-rrâşidûn(e)

    Biliniz ki Allah’ın elçisi içinizdedir. Eğer “oran olarak çoğunluğunuz” (fi kesirin) emrinize uysaydı (demokrasi yapsaydı) sıkıntıya düşerdiniz. Ama Allah, ona inanmayı sevdirdi ve kalpleri süsledi (ziynet fi kalpler-fi kulubiküm). Gerçeği örtmeyi, günahkarlığı ve isyankarlığı size kerih (uygunsuz) gösterdi. Bu konuma gelenler reşid olanlardır.

    Ayetin devamı;

    1. fadlen : fazilet-erdem
    2. min allâhi : Allah’tan – Nallahan’dan
    3. ve niعْmeten : ve o ni’meta/ ve e.meta
    4. ve allâhu : ve Allah – vallahi – yemin ederim
    5. alîmun : alim
    6. hakîmun : hikmet sahibi

     

    SONDAN (TERSTEN) 618.AYETTE YENİ İNSANI YARATMADAN BAHSEDER

    Sondan 618. Ayette ise insanların yaratılması ve bir başka türevi ile yok edip benzeri türler yaratılabileceğinden bahseder. İnsanoğlunun yaratılışı yani suretinin mührünün altın oran oluşuna çok hikmetli bir yaklaşımla ifade edilmiştir.

    Kuran’ın sonundan başlayıp geriye doğru giderek bu sefer 618’e ulaştığımızdan; insanın da yaratılışını tersine çevirip yok edilmesi ve yerlerine başka bir türevinin gelişinden bahsedilir.

    İnsan 76.28

    Meali: Onları yarattık ve çetince (şedidce) esir aldık. Dilediğimizde benzerleri ile tamamen değiştirirz.

    Arapça: Nahnu ḣalaknâhum ve şedednâ esrahum(s) ve-iżâ şi/nâ beddelnâ emśâlehum tebdîlâ(n)

    ALTIN ORAN SIRALI AYETLERDE PEYGAMBER İSİMLERİ

    Farkettiyseniz; 618. ayette İbrahim, 1618. ayette Yusuf,  2618 de Salih, 3168. ayette Süleyman, Sondan 1618. ayette Resullallah, Sondan 618. ayette Nuh kelimeleri açık yada gizli olarak geçmektedir.

    Yani altın oran sırasına sahip tüm ayetlerde Allah’ın resullerinin isimleri açıkça geçmektedir.

     

    KURAN’IN ORTA NOKTASI

    Ek bir açıklama olarak Kuran’ın tam orta ayetini bulup bakalım.

    6236/2=3118. ayet ve 3119.ayetler Kuran’ın tam ortasındaki ayetlerdir.  3118. ayet sol yarıda, 3119. ayet sağ yarıda kalacaktır.

    3118.Ayette “Misli” yani “bir katı”, “eş, benzer” kelimesi geçerken

    3119.Ayette “kesif” parçalar kelimesi geçer.

    Kuran’ı birbirinin misli iki parçaya bölen bu ayetlerin içinde muhteşem şekilde ilgili kelimelerin yerleştirildiğini görüyoruz.

    Şu’arâ Suresi 186. Ayet (3118.Ayet – Birbirinin misli olan iki yarımın ortası) Sende bizim MİSLİMİZ gibi bir insansın.

    Şu’arâ Suresi 187. Ayet (3119.Ayet – İkinci Parçanın İlk Ayeti) Sadıksan, üstümüze gökten PARÇALAR düşür.

    Kuran’ı Kerim de gökten parça parça gelen bir kitaptır, son derece anlamlı kelimelerle hiç bir şeyin tesadüf olmadığını Allah Azimüşşan bizlere daima apaçık yada nadiren işari olarak anlatmaktadır.

     

    SEKARA GİRENLERE GÖSTERİLECEK LEVHALARIN ÜZERİNDE ALTIN ORAN

    Müddessir yani “Gizlenen kişi” isimli surede ayetleri ölçüp biçen ama sonunda bir kısmının Allah değil de haşa insan sözü olduğunu zanneden ve kibirle ilahi sözleri aşağılayan bir insanın cehenneme sunulacağı anlatılır.

    Daha sonra Sekar ismi verilen bu cehenneme gireceklere levhalar sunulacağı, bu levhaların üzerinde 19 sayısının olacağı bildirilir. İlginç şekilde o levhalar hem kitap ehline yani diğer dinlerdekilere hem de Müslümanlara bir yakınlık bir iman vesilesi olacaktır.

    Kafirlerinse arasını açan ve aralarında kargaşa çıkaran bir unsur haline gelecektir. Akabinde bir uyarıcıdan bahseder ve “o en büyüklerdendir” diyerek en başta “ey gizlenen kalk uyar” girişine atıf yaparak devam eder.

    Mealler genellikle yanlış çevirilerle doludur. Örneğin 74:29 ‘de yer alan insanlara sunulacak levhaları tarif eden “levvaha” kelimesi tüm Kuran’da “levha” hatta “Levhayı Mahfuz” gibi oldukça bilinen kavramların içinde kullanılsa da meallerde ısrarla farklı anlamlar yüklenmeye çalışılmıştır. Görülüyor ki burada tek doğru çeviriyi yapan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’tür.

    74:29 Levvâhatun lilbeşer(i) – Beşere levhalardır

    74:30 Aleyhâ tis’ate ‘aşer(a) – Üzerinde 19 vardır.

    Levhaların üzerinde 19 vardır. ALTIN YOL MUCİZESİ kitabımda 19’la mühürlü Sırat’ı Müstakim’i görebilirsiniz. Ama gaybi manasını görmek için ayetin ebcedini incelediğimizde ALTIN ORAN ile kodlandığını görürüz.

     لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ   74:29 

    ل =30

    و = 6

    و = 6

    ا = 1

    ح = 8

    ة = 5

    ل = 30

    ل = 30

    ب = 2

    ش = 300

    ر = 200 

    Ebced Değeri Toplamı: 618.

    (Şedde işareti ile çift görünen vav harfi dikkate alınmıştır)

     

    KABE’NİN KOORDİNATLARI KURAN’DA GİZLİ

    Kabe ve Mekke’nin hatta Kudüs’ün dünyadaki konumlarının hem kuzey güney, hem de doğu batı ekseninde altın oran ile bağlantılı olduğunu anlatmadan önce, Kuran’ın kutsalların yerleri hakkında ne kadar hassas olduğuna bir bakalım.

    HAC SURESİ; 22. SUREDİR ve HAC 22. ENLEMDEN BAŞLAR

    Kutsal Mikat bölgesi ve hacıların neredeyse tamamının ihrama giriş noktası 22. enlem üzerinde başlar.  Sizce Haccın 22. enlemde başlaması ile Hac suresinin 22. sure olması bir tesadüften mi ibaret? Oysa 1400 yıl önce enlemler ve boylamlar yoktu.

    KURAN MUCİZEVİ ŞEKİLDE KABE’NİN KOORDİNATLARINI VERİR

    Kabe’nin koordinatları da Kuran’a işlenmiştir. Kuran’da “Kabe” kelimesi şaşırtıcı şekilde sadece bir kaç yerde geçmektedir. Kendisinden bahsedilen ilk ayette Kabe’nin enlem değeri ile ifade edilmiştir;

    21°25′ dakika Kabe’nin Enlem Değeri

    2.125 – Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık…

    Enlem değeri dakika cinsinden ifade edilebildiği gibi yüzdelik kesir cinsinden de ifade edilebilir diyerek karşı çıkan olmuştu. Mutlaka muhalefet edip tartışmak için yol aradılar… Ancak dakika cinsi ile olan yaygın ifade yerine nadir kullanılan yüzdelik ifade ile koordinat sistemi incelendiğinde mucizeyi dilleri ile küçültmeye çalışanlara verilmiş manalı bir cevapla karşılaşıyoruz.

    21.42 Kabe’nin Yüzdelik Enlem Değeri

    2.142 – Birtakım kendini bilmez insanlar, “Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden (Kabe’ye) çeviren nedir?” diyecekler.

    Öyle açık ki mucize. Sadece bu iki ayet bile tek başına Kuran’ın yaratıcının sözleri olduğunu anlamaya yetecektir. Kim görebilir geleceği? Kim bilebilir 1400 yıl önce enlem ve boylam değerlerini?

    Arabistan’da Hz. Muhammed zamanında daha onlarca Kabe benzeri hac yapısı olduğunu biliyor muydunuz? Hatta fil sahibi Ebrehe de büyük bir tane yaptırmış ve büyük reklamını yapmıştı bu tapınağın. Ama istediği ilgiyi göremeyince dev ordusu ile onu en büyük çekim merkezi olan Mekke’deki Kabe’yi yıkmak için gelmişti. Yaratıcı onlarca tapınaktan kendisine ait olanın, altın oran noktasındaki olduğunu açıkça söyledi… Çevrede ortaya çıkan yalancı peygamberlerin yaptığı Kabe’leri değil, altın oran noktasındaki ve altın oranla hayatı şifrelenmiş peygamberin dinini dünyaya yaydı.

    [1] Ayetlerin Sıra Listesi İçin

    https://www.academia.edu/35898258/Ayet_say%C4%B1m%C4%B1

     

     

  • İNCİL, TEVRAT, ENOK KİTABINDA VE SÜLEYMAN TAPINAĞINDA… ALTIN ORAN (4. Kitap 11. Bölüm)

    Tevrat’ta, İncil’de, Hz. İsa’nın isminde, ahit sandığında, Süleyman Tapınağında, Kabe ile Ağlama duvarı arasında, Harun’un mezarı ile ağlama duvarı arasında, İdris peygamberin kutsal kitabında altın oran mucizevi şekilde yer almaktadır. Hatta İdris yani Enok peygamber 618 ile sayıları mühürlenmiş ayetlerde, ALTIN YOL mucizeleri kitabımda anlattıklarımı, dünyanın nasıl ölçüleceğini, bu ölçülerin nasıl iman vereceğini ve diriliş gününde meleklerce bunların doğrulanacağını göreceklerdir.

    HZ İSA’NIN İSMİNDE ALTIN ORAN

     ( μεσος λογος) = 888  İsa (Yunanca)

    Yunanca’da “İsa” kelimesinin ebcedi olan 888 ile “Christ” kelimesinin ebcedi olan 1480’in birbirine oranı altın oran son derece yakın bir sayı vermektedir.

    Christ (ebced) / Jesus (ebced= 1,6 Altın Oran

    1480/888=1,6…

    Christ; Mesih demektir. Jesus ise İsa. Yunancada böyle isimlendirilmiş ve Yunanca İncillere böyle geçmiştir. İsa’nın İbranicedeki adı Yeşua’dır.

    TEVRAT’TA ALTIN ORAN

    YEHOVA’DA ALTIN ORAN

    Eski ahitte tanrının adı olan “Yehova” altın oran mucizesine girişte anlatığım gibi “Yahuu” ile “ve-huu”nun birleşimi olan “Hu”yu vurgulayan bir sestir. Bu şekilde onun sayılarını birleştirdiğimizde İslam’daki “Allah” ismi gibi bir altın oran özelliğinde karşımıza çıkacaktır.

    Y = 10  H = 5

    V = 6  H = 5

    “Tetragrammaton (Yud – Hey – Vov – Hey) 10, 5, 6 ve 5”

    YAHUU – VAH = 105 – 65

    Yahuu ile Vah’ın birbirine oranı altın oranın en yalın halini vermektedir. (1,6 yada 0,618)

    105/1,618=64,8949 =65

    65/105 = 0,619047619…

     

    NUH’UN GEMİSİNİN TASARIMINDA VE AYET NUMARASINDA ALTIN ORAN

    Tevrat’ta Nuh’un gemisi ve Kutsal sandığın ölçüleri de hep altın orana uygun şekilde verilmiştir.

    Yaratılış 6.18: “Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte (altın oranla tasarlanmasını emrettiğim) gemiye bin.

    Yaratılış 6.18 ayetinde ne yazdığını görmek için baktım ve altın oranla yapılması emredilen gemiyi gördüm. Altın oran gemisi, altın oranı ifade eden 6.18 ayetlerine denk düşecek şekilde tarif edilmişti.

    (Yaradılış 6: 15-18)

    “Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak.”

     ( Arşın bir kol uzunluğu demektir )

    50 arşın / 30 arşın = 1,6…

    Yaratıcı Altın Oran için, bir çok tasarımda 1,6 yada 1,61’lik tasarımları yeterli görmüştür. Çünkü insan belli mesafeden baktığı nesnelerdeki binde 1’lik hatta %1’lik uzunluk farklarını analiz edemez. Bu nedenle illa 48,54099 arşın yap diyerek Hz. Musa’yı yormamıştır.

    Ancak geminin anlatıldığı bölümde geminin adını altın oranla kodlanmış sayılarla kodlanan bölümde anarak; altın oranı bizlere anlatmıştır.

    ÖLÇÜP SAYDILAR

    Tevrat’ın Çıkış bölümünde ise yiyeceklerin taksim edildiği günün sabahı yapılan sayım ve ölçüm işleminde Allah’ın koyduğu ölçüye ve bu ölçüden doğan mucizeye bir işaret olduğunu görmekteyiz.

    Çıkış 16:18 : “Ve omer ile ölçtüler. Çok alanın fazlası, az alanın eksiği yoktu. (Allah mükemmel ölçü ile mucizevi bir oranla dağıttı)”

     

    KUTSAL AHİT SANDIĞINDA ALTIN ORAN

      “Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. 11 İçini de dışını da saf altınla kapla. ( Mısırdan Çıkış 25 / 10 )

                2,5 (arşın) / 1,5 (arşın)=1,6..

    Ayette altınla kaplanacak sandığın ölçülerinin altın orana uygun yapılması emredilmiş. Şaşırtıcı şekilde sandık ölçüleri, ayet numaraları ile aynı rakamlardan oluşmuş (25,10 / 2,5 ve 1,5)

     

    ŞİFA VE KURTULUŞ İÇİN BEDEL ALTIN HEYKEL SAYILARI

    Kutsal Ahit sandığını ele geçiren halk lanetleniyor ve kurtuluşu belli sayıda altın heykel yapmak ve altın oran sandığının sahiplerine onu geri vermek.

    Samuel-1 : 6:18Altın farelerse (heykeller), surlu kentlerle çevre köyler dahil beş Filistli beye ait kentlerin sayısı kadardı. Beytşemeşli Yeşu’nun tarlasında (altın oran sayısı (ilahi altın ölçü) ile (altın kaplama) yapılan) RAB’bin Antlaşma Sandığı’nın üzerine konduğu büyük taş tanık olarak bugün de duruyor.

     

    ALTIN ORAN EVLERİ (KABE VE KUDÜS); RABBİN YERYÜZÜNDEKİ EN SEÇKİN EVİDİR

    Size sunulan altın oran mucizesinin devamında izleyeceğiniz gibi; yeryüzündeki en kutsal ve büyük din merkezi olarak kabul edilen Arafat-Kabe-Mekke dünyanın altın oran noktasındadır. Bu noktadan dünyanın eksenine dik olarak çizilen altın hat çizgisinde sırayla neredeyse tüm peygamberlerin doğum yerlerini ve KUDÜS’Ü bulacağız.

    Tarihler 6:18 Allah yerde insanlarla oturur mu? İşte gök ve göklerin göğü seni alamaz. Nerede kaldı ki benim yaptığım bu ev (seni alsın)!

    Bununla birlikte Süleyman Tapınağı da altın oranla inşa edilmişti.

    1.Krallar 6.18’e kadar

     14 Ve Süleyman evi yaptı, ve onu bitirdi. 15 Ve evin duvarlarını içerden erz ağacı tahtaları ile yaptı; evin zemininden çatı duvarlarına kadar onları içerden tahta ile kapladı; ve evin zeminini servi tahtaları ile örttü. 16 Ve evin arka tarafına zeminden çatı duvarlarına kadar erz ağacı tahtaları ile yirmi arşın bina etti; onları iç oda olarak, kudsülakdas olarak içerden yaptı. 17 Ve ev, yani iç odanın dışında olan mabet, kırk arşındı. 18 Ve içerden evin üzerinde olan erz ağaçları yumrular ve açılmış çiçeklerle oyulmuştu; hepsi erz ağacı idi, taş hiç görünmiyordu. 19 Ve evin en içeri tarafında, RABBİN ahit sandığını koymak için bir iç oda hazırladı.

    Görüyoruz ki; Altın oranla inşa edilen tapınağın ve içine altın oranla tasarlanan kutsal sandığın konmasını emreden ayetler 1,6.18 ile kodlanmış ayete ve çevresine yerleştirilmiş.

     

     

     

     

    GÜNÜMÜZDEKİ KUDÜS – KUTSAL ALANDA ALTIN ORAN

    Eski Süleyman tapınağı ve yeni Mescid-i Aksa ve Kubbetus Sahra mescitlerinin birleşimi olan büyük alanın sınırlarına baktığımızda yine altın oran görmekteyiz.

    451,42 metre (doğu yakası)

    279 metre (güney yakası)

    451,425/279=1,6180..

     

    İNCİL VE İSA; YENİDEN ALLAH’IN EVİ OLAN KUDÜS’TEKİ KİLİSEYE BU SAYI İLE DİKKAT ÇEKİYOR

    Matta 16:18

    Sen petrussun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine yapacağım. Ölüler diyarının kapıları onu yenemeyecektir.

    Yaratıcı bu sayı ile hem Kudüs’e hem de seçkin hale getirip kendisine ibadet edilen dünyadaki en büyük merkez olan Kabe’ye işaret etmektedir.

    KABE, ARAFAT VE MEKKE’NİN DÜNYANIN 1,618 NOKTASI OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ.

    Kaya’nın altın oranla ilgili sırrı ise zamanla ortaya çıkacaktır.

    Yukarıdaki ayetlerde hep; “Rabbin geldiği ev, kilise, tapınak, altın oran ahit sandığı, gemisi” ve “kaya”kelimelerinin bir arada olduğunu; altın oran Tevrat ve İncil aracılığı ile bu anahtar kelimelerle ilişkilendirildiğini fark ettiniz mi?

     

    MUSA VADİSİ VE ALTIN ORAN

    Kur’an’da Harun as.’ın yaşadığı yerlere ait işaretler olduğu gibi mezarının olduğu yer de kodlanmıştır.

    Harun as’ın mezarı tam olarak 30.18 ile 30.19 enleminin birleştiği yerdir. Ahiret gününde bu mezardan dirilecek yani huruc edecektir.

    Kur’an’daki 30.18 ve 30.19 ayetlerine Harun ismi ve ölülerin çıkışına ait bilgi gizlenmiştir. 18. ayetteki cümle yarıda kesilerek 19. ayete bağlanmıştır. Hakikatte gündüzün sonunda ve öğleye erdiğinizde dirinin ölüşü ve ölünün dirilişi ifade edilmektedir. Allah katında bir gün bin yıldır. Ölülerin dirilmesi için her bin yıllık dönüşümleri siz ayete göre hesap edin.

    30:18

    Göklerde ve yerde hamd O’na aittir. Gündüzün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de. 

    وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُون

    30:19

    Allah ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarır. Ölümünden sonra yeri canlandırır. Siz de yerden o şekilde çıkarılacaksınız.

    يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِ الْاَرْضَبَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟

     

    Harun kelimesi 18. ayette aynen yazılmış, 19. ayette ise “çıkış” manasına gelen hurucune” kelimesine gizlenmiştir.

    Bu nokta ile ağlama duvarı arasındaki mesafe tam olarak 161.803 metredir. (1,618033 Altın Oran Sayısı)

    Bu çizgi üzerinde Harun Dağı, Harun As.’ın mezarı, Petra şehri, Musa as.’ın kuyusu – su çıkaran kayası  ve İsrail oğullarının konaklama yerleri ile kutsal birçok yer bulunur.

    Suleyman tapınağı ile bu kutsal Musa Vadisi arasındaki mesafenin dahi altın oran ve 7 derecelik bir açı ile takdir edilmiş olması, Allah’ın yeryüzünde hiç bir şeyi rastgele yapmadığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

    İsrailoğullarının çıkış yeri olan Goşen mahalli ile Süleyman tapınağı arasında 7X7X7 miktarınca kilometrelik mesafe (343 km) ve  (19,618 derecelik bir açı) olduğunu hatırlayın.

     

    PEYGAMBER ENOK’UN KİTABI ALTIN ORAN: ALTIN ÇAĞA IŞIK TUTAR

    İdris peygamber olarak da bilinen Enok, Hz. İbrahim’den önce yaşamış ve göğe alınmış peygamberlerden biridir. Kitap incelendiğinde Tevrat ve pek çok ezoterik bilginin kaynağı olduğu görülecektir. Kitab-ı Mukaddes pek çok bölümünde Enok kitabından alıntılarla doludur. Kur’an’da ve öncesindeki kutsal kitaplarda geçen pek çok konu, çok daha geniş hali ile bu kitapta yer alır.

    Bu kitap; big bang yani evrenin oluşmasına yol açtığı düşünülen büyük patlama deyimini ilk kez kullanan yazılı kaynaktır. Hatta Ark ve qark kavramını, patlamanın ilk dönemlerinde ışığın var olmadığını ve zamanda her şeyin temeli olarak ark’ların yaratıldığını mükemmel bir uslüp ve doğrulukla anlatır.

    Bölüm-25 

    1- En düşük (basit) şeylere şunu emrettim; görünmez şeyler, görünür şeylere dönüşmeli. Ve Adoil(ado-il Tanrı’nın Kargaşası demektir) çok büyük oldu ve ben ona baktım. O büyük ışıktan bir gövdeye sahipti.

    (ikinci paragrafta ise yoğun galaktik maddenin çözülüp dağılarak ışık hüzmeleri halinde çözülüp evrene yayılışı harikulade şekilde anlatılıyor)

    2- Ve Ben ona dedim: “Adoil kendini çöz-çözül! Ve senden görünenin çıkmasına izin ver.”O da çözüldü ve çok büyük bir “ışık” ortaya çıktı.

    26-3-Ve ona dedim ki: “Oranın altına git. Kendi kendini yerleştir. Alt seviyedeki şeyler için temel ol! O archas oldu. (Archas – arklar demektir) aşağı indi ve kendi kendini yerleştirdi. Alt seviyedeki şeyler için temel (maddenin yapı taşı) oldu. Karanlığın aşağısında başka hiçbir şey yoktu.[1]

    Tarihte bir dönem tüm nüshalar kaybolsa da; 1800’lü yıllarda bir manastırda keşfedildi ve büyük ilgi gördü. Ancak ondan emin olamadılar. Daha sonra Ölü deniz yazmaları arasında farklı bir nüshası yeniden bulundu ve Esseni Yahudileri için çok önemli bir kutsal metin olduğu, tefsir için kullanıldığı kesin olarak anlaşıldı.

    Günümüzde Tevrat yada Tanah’ı oluşturan metinler içinde yer almasa da; tüm dünyadan milyonlarca insanın ve din adamının kutsal kitap olarak kabul ettiği bir kaynaktır. Elimizdeki en eski nüsha MÖ. 300’lü yıllara uzanmaktadır. Bu Tevrat’ın ilk yazılı nüshalarına yakın bir dönemdir.

     

    ENOK -İDRİS PEYGAMBER VE ALTIN ORAN

    Bu muazzam kitapta dünyanın son zamanında yaşanacak her şey detaylıca anlatılmaktadır.

    Ona göre evrenin ilahı meleklerden orduları ile dünyaya gelecek ve seçmiş olduğu ve en baştan beri gizli olan birini dünyayı yönetmesi için bir tahta oturtacaktır.

    Altın Oranla mühürlenen 61. Bölüm 8. Ayete kadar olan kısım şaşırtıcı şekilde bu kitapta anlatılanlara atıf gibidir.

    61.8 olarak anılan bölümlerde dünyanın melekler aracılığıyla iplerle ölçülmesinden bahsetmesi son derece ilgi çekicidir.

    Özetle;

    – Meleklere peygamberlerin arasındaki mesafeleri ölçen uzun mezurolar verilecektir. (Sırat, Altın yollar kitabında peygamberlerin doğduğu yada yaşayıp öldükleri yerlerin arasındaki mesafeleri ölçüp altın oranla ilgili muhteşem mucizeler bulduğumuzu ve Mekke’nin dünyanın altın oran noktasına sahip olduğunu, Arafat kulesinin muhteşem doğrulukla kutuplar arasındaki altın oran noktası olduğunu hatırlayınız)

    – Ölçmeye Babil’in kuzeyindeki bir bölgeden başlamışlar. ( Kuzey kutup noktası yada Anadolu’da bir yer olması muhtemeldir. Altın Yol kitabımdaki ölçülere bakınız.)

    – Bu ölçümler onlar içinde bir doğrulama ve güvence olacak, huzur bulacaklardır. Çünkü Yaratıcının onların doğduğu yada ölecekleri yerleri evvelden takdir ettiğinin, kutsal bir çizgi üzerinde onları topladığının kanıtı olacaktır.

    – Bir inanca bu isim veriliyor ve inancı güçlendiriyor.

    – Bu ölçüler ve incelemeler dünyanın ilahi sırlarını ortaya çıkaracaktır. Hazinelerin ortaya çıkması, yer altından altın, define yada maden çıkması değildir. Tüm hazinelerden değerli olan İlahi bilginin, kutsallığı kanıtlayan, Rabbin ve elçilerinin dinini kanıtlayan bilgilerin yerden fışkırmasıdır.

    – Bu ölçümler çöle gömülen kavimleri, yok edilen toplumların yerlerini de gösterecektir. Ayrıca çölde azap gören insanların ve canlıların sembollerinin kazındığı kıtasal şekiller de “Ruhul Dünya” adlı  kitabımda mevcuttur.

     

    İDRİS PEYGAMBER MUCİZELERİ AÇIKÇA ANLATTI: 618 İLE ÖLÇÜLER TEST EDİLECEK

    61.

    1.O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru gittiler.

    2.Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki: “Ölçmeye gittiler.”

    3.Ve benimle gelen melek dedi ki: “Doğruların  (peygamberlerin) ve onların bir birleriyle olan bağlarını ölçecekler ki sonsuza kadar Ruhların Tanrısı’nın adıyla huzur içinde kalabilsinler.

    4.Ve seçilmişler seçilmişlerle birlikte kalmaya başlayacak.

    5.İnanca o ölçüler verilecek ve doğruluğu, inancı güçlendirecektir. O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır. (Bilgi Hazinelerini)

    6.Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye. Çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

    7.Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

    8.Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8)

    9.Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu.

    10.Böylece o göklerdeki uluların tüm yaptıklarını yargılayacaktır. Onların yaptıkları terazide tartılacaktır. Ve o dönüp Ruhların Tanrısı’nın adıyla, sözüyle ve O’nun adil yargılamasıyla onların gizli amellerini yargıladığında,

    11.O zaman hepsi tek ses olup Ruhların Tanrısı’nın adını kutsayacak, onurlandıracak, yüceltecek.

    12.O zaman göklerin topluluğu ve yukarıdaki tüm ulular, hatta Tanrı’nın topluluğu, Kerubim,

    Serafim ve Ofanim, tüm güç melekleri, tüm üstünlük melekleri, Seçilmiş Olan, ve dünyanın üzerindeki, suyun üzerindeki diğer güçler çağrılacak.

    13.O gün hepsi tek ses olup iman ruhuyla, bilgelik ve sabır ruhuyla, merhamet ruhuyla, yargılama ve huzur ruhuyla, iyilik ruhuyla Tanrı’yı kutsayacak, övecek ve onurlandıracak…

    1. Bölüm

    1.Tanrı krallara, güçlülere, soylulara ve dünyada kalanlara emretti: “Gözlerinizi açın ve boynuzlarınızı kaldırın, eğer Seçilmiş Olan’ı tanıyabilirseniz.”

    2.Ruhların Tanrısı şanlı tahtına oturdu,

    3.Adalet ruhu Seçilmiş Olan’ın üzerine döküldü;

    4.Onun ağzından çıkan kelimeler tüm günahkârları öldürür, tüm inançsızlar onun önünde yok olur.

    5.O gün tüm krallar, kudretliler, soylular ve dünyayı elinde tutanlar ayağa kalkacak, onun nasıl şanlı tahtında oturduğunu ve önünde uluların adaletle yargılanışını ve

    6.önünde hiçbir şeyin söylenmeyişini, bunun beyhude olduğunu görecekler.

    7.Ve doğum sancısı içinde, oğlu rahminin ağzına gelmiş, zorlukla onu doğurmakta olan bir kadın gibi onlara bir ağrı gelecek.

    8.Bu Kadın Oğlu’nu şanlı tahtında otururken görünce bir birlerine bakacaklar.

    İlahi tahtın konuşlandırılacağı yerin Kudüs’teki kutsal dağda olduğuna dair pek çok kutsal metin bilgisi vardır. Bu durumda ölçümleri yapılan ve kutsalların aralarındaki mesafelerin ölçüldüğü altın yol üzerindeki altın oran noktasına yerleştirileceği söylenebilir.

     

    AĞLAMA DUVARINDAN KABE’YE VE MİNAYA UZAKLIK 2 ALTIN ORAN KM

    Mezmurlar

    76 YAHUDADA Allah bilinir; İsrailde ismi büyüktür. 2 Ve onun çardağı Salemdedir, Oturduğu yer de Siondadır.

    99 RAB saltanat sürüyor; kavmlar titresinler; Kerubiler üstünde tahtındadır; yer sarsılsın. 2 RAB Sionda büyüktür; Ve bütün kavmların üstünde yüksektir.

    Yeşeya 52 Allah’ın kırallık ediyor! 8 Bekçilerinin sesi! seslerini yükseltiyorlar, birlikte terennüm ediyorlar; çünkü RAB Siona dönünce göz göze görecekler.

    Yoel 3  Ve bileceksiniz ki, mukaddes dağım Sionda oturan Allahınız RAB benim; ve Yeruşalim mukaddes olacak, ve artık onun içinden yabancılar geçmiyecek.

    Sion dağı, Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın üzerinde bulunduğu dağdır. Bu dağ ile Mekke’deki hac alanının Kabe yanındaki merkezi olan Mina köprüsüne olan mesafesi ise tam olarak iki altın oran mesafesidir. 618,033 km X 2 = 1236,066 km.

    Burası Hz İbrahim’in oğlu İsmail’i Kurban etmek için geldiği alandır ve şeytana taş atıp onun tek gözünü kör yaptıkları yer de tam burasıdır. Ağlama duvarı ile arasındaki mesafesinin 2 altın oran km si cinsinden takdir edilmiş olması ancak yüce Allah’ın mucizevi işareti ve ilahi işidir.

    1.236.066 metre.

    Bu mesafenin tam ortasında yani 1 küçük altın oran uzunluğunda Salih As.’ın yaşadığı yer. 1 büyük altın oran uzunluğunda ise Barnabas’ın doğduğu ve havarilerin Hristiyanlığı dünyaya yaydığı yer bulunur.

    [1] https://reluctant-messenger.com/2enoch01-68.htm

     

  • FATİHA SURESİNDE VE DÜNYA TARİHİNDE ALTIN ORAN (4. Kitap 10. Bölüm)

    Fatiha 19 harfli Besmele ile başlar. Ebced’i Altın orandır. Yani zahiri 19; batını gizli olanı Altın Oranı ifade eden bir mesaj verir. Tamamı ise 7 ayettir. Bir Müslüman sünnetlere riayet ederek namaz kılarsa günde 40 kez onu okur. Farzları kılan ise 17 kez onu okur.

    1, 19,  (Altın Oran), 7 ve 40 mührü vardır.

    Kuran’ın ilk ayeti olan besmele, her surenin de başındadır.

    Bismillah 1 kabul edilmelidir. “Errahman, Errahim” ise 618 değerini verir. Yani Altın Oranın sabit olan değerini. Böylece besmele 1,618 olarak ifade edilir. Bismillah 1 değilde parçalanmış ebced değerinde hesaplanırsa 168’dir. Bu da Altın Oran rakamlarından oluşan yine harikulade bir ifadedir.

    FATİHA SURESİ EBCED DEĞERLERİ

     بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

    (Errahmanerrahim618+

    BismilAllah(1)168))

    الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ  (582)

    الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ  (618)

    مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ  (241)

    إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  (834)

    اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ  (1073)

    صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ  (19) غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ (6010)1.7

    Ebced Değeri Toplamı 10144

    Bu mucizenin keşfedildiği tarih Hicri 1440

    14.12.2018

    7.4.1440

    Cuma

    (Sosyal medya hesaplarında paylaşılarak ispat edilmiştir)

    Fatiha’daki 7 ayet de, 3 ayet 19 harf sayısına sahiptir.

    19   18   12   11   19   19   44 (19+25)

    Ayetlerin harf Sayıları

    44 harfe sahip ayet iki bölümdür; İlk bölümde, “Sıratellezine en’amte aleyhim” (Yol ki üzerinde nimet onlara; 19 harf- Üzerinde 19 var ayetini ve altın oran levhalarını hatırlayınız).

    Ayrıca burada bir sır vardır ki; her namazda okunması farz olan bu surede Müslümanların, “bizi doğru yola ( Sıratı Müstakim’e) ilet” diye dua etmeleri istenir. Demek ki Kıyamet günündeki Sırat’tan daha ziyade ve önemli bu dünyada bir sırat vardır. Ve o Sırat, yani gizli ve muhteşem yol, Altın Yol, kitabımda yepyeni ve tüm dinleri birleştirebilecek güce sahip bir mucize olarak keşfi nasip olmuştur. Bir sonraki ayette o köprünün özelliği de anlatılmıştır.

    أَنعَمتَ En’amete aleyhim; yani “o yolun üzerinde nimetlendirilenler.” Oysa nimet herkese verilir, hayvana da insana da kafire de. Buradaki gizli anlam, dünyadaki bu mucizevi ve dinleri birleştirici yolu altın oran ile keşfi kendisine ilham olunan e.meta’dır. İnne e.meta. Yani kesin, şüphesiz e.meta yolun üzerindedir. Gerçekten de o dünya üzerine kazınmış yolun en üstündeki noktada e.meta’nın memleketi vardır. Ayetin geniş ve birincil manası hakiki nimet verilenler, gizli manası da hakiki sıratın keşfi ve göstericisine işaret olabilir. Allah en iyi bilendir. Detayları için sitemdeki ilgili bölümü okuyunuz (Altın Yol Mucizesi) yada kitabını indiriniz.

    İSLAM TARİHİNDE 618

    618 sayısı İslam ve dolaylı olarak dünya tarihine de damgasını vurmuştur. Hz Muhammed’in peygamberlik yılları içinde en görkemli mucizesi olarak sayılan Ayın Yarılması mucizesi de yine 618 yılında gerçekleştiği İslam tarihinde yazılıdır. Mekke’de Müslümanlara uygulanan ambargo ve boykotun kalkarak İslam’ın yükselişinin bu yıl başlaması ve hemen akabinde Müslümanlar için yükseliş devrinin ve zafer kapılarının açılmaya başladığı başladığı yıldır.

  • BESMELE’DE GİZLİ ALTIN ORAN MUCİZESİ; 1,618 (4. Kitap 9. Bölüm)

    EBCED NEDİR?

    Kuran’ın indiği dönemlerde ve öncesinde Araplar ve kitap ehli olan Hristiyan ve Yahudiler rakam yerine genellikle harfleri kullanıyorlar ve buna ebced diyorlardı. Hatta Yahudiler ile Hz Muhammed as arasında ebced üzerine bir konuşma olmuş peygamber onların hesaplamaları için ayetler söylemiştir. Yani ebced ile ilgili araştırmaları peygamber dahi bir nevi desteklemiştir. Çünkü ebced zaten Arap hayatının içinde matematiksel yada ticari hesaplarda kullanılan bir sayı sembol biçimiydi ve bildiğimiz harfler sayı yerine kullanılırdı. Temel ebced değeri ile beslemeyi inceleyelim.

    BESMELEDE GİZLİ ALTIN ORAN

    İsmi Allah; “Rahman Rahim” manasına gelen “b-ismi allahi rrahmani rrahim” kelimesi Kuran’da her surenin başındadır ve mutlaka her işe başlamadan önce bu cümlenin söylenmesi Allah tarafından emredilmiştir. Bu isimler Allah’ın en büyük isimleri olarak öne çıkar. Nedir bu kelimelerin sırrı?

    bİsmi Allah (1,) (Allah’ın ismi – Allah; Birdir)

    Errahman (329)  +

    Errahim (289) =

    1,618

    Allah’ın ismini “tek, bir” olarak alırsak besmele 1,618 sayısını vermektedir. Buradan anlaşılıyor ki; Allah Teala İsminin çoğaltılmasını istemiyor ama sıfatları ile çokluğu kainatta altın oran ile yaymıştır. Allah birdir; bir defa daha şahit olduk, ve altın oran onun sıfatlarının en güzel isimlerinin yansımasıdır. Buna da şahit olduk.

    Altın Oran sayılarını harfe çevirirken kullandığımız tabloyu, ebced değerlerini hesaplarken de kullandık. 19 harfli ve altın orana göre tasarlanmış bu muhteşem isim her şeyi açan bir anahtar ve Kuran’ın ilk ayetidir. Altın oran ve 19 arasında ki ilişkiyi ilerleyen bölümlerde daha derin bir şekilde göreceksiniz.

  • ALTIN ORAN SAYILARININ MUHTEŞEM MESAJI (4. Kitap 8. Bölüm)

    Altın oran sayısının rakamları son kutsal kitabın indiği zamandaki alfabetik sisteme göre  harflere çevrilince ortaya muhteşem bir mesaj çıkmaktadır.

    Arapça’da Altın oran sayılarını harflere çevirirsek; 1,61 HACC kelimesine ulaşırız. Yada; Elif vav (veya) anlamı verir. Ardından Elif’i “Hacc” manasına gelir.

    Özetle Arapçada iki manaya ulaşırız;

    • 1,61 HACC
    • Veya Elifi HACC
    • Yada 1,61 HUCCET

    “Veya” kelimesi (ev) ile başlaması bu sayının diğer manasını ifade için son derece uygundur.

    Dünyanın altın oran noktasının Mekke, Kabe ve Hac bölgesindeki Kutsal Arafat Noktası olduğu düşünülürse, altın oran sayılarının insanlara “ev, anne ve hac” gibi kelimeleri mesaj olarak iletmesi tesadüfle açıklanamayacak büyük bir mucizedir. Şaşırtıcı bir şekilde “Huccet” olarak da okunabilen bu kelime “deliller” manasına gelir ve peygamber torunlarının hadis rivayetlerine göre “HUCCET” mehdinin 3 isminin ilkidir.