Kategori: Yaşadığım Mucizeler

  • ERDEM ÇETİNKAYAMETA – YAŞADIĞIM MUCİZELER VE ANILAR

    Mutluluğumdan; nasıl şükredeceğimi bilemeyecek bir halde; sana şükürler ediyorum. Ne kadar muhteşem olduğunu tarif edecek kelimeleri bulamasam da, sana sonsuz övgülerle sesleniyorum.

    Allah’ım; bilinen ve bilinmeyen, geçmişteki ve gelecekteki tüm varlıkların içinde ebediyen en sevdiklerinden olmayı istiyorum. Ve yine o varlıkların içinde sonsuza dek seni en çok seven olayım. Sevilebilecek en güçlü şekilde seni sevebileyim. Ve lütfet; bana verdiğin her güzel şeyi ve sevgiyi, seni seven herkesle bölüşeyim.

    Kâbe’yi ilk gördüğümdeki duam sensin. Eş, çocuk, iş ve arkadaş yerine tercih ettiğim yüce DOSTUM; kutsal olan bir tek sensin. Yapabileceğim her şekilde sonsuza dek sana şükrederim.

    Bana lütfettiğin çok değerli, sevgi dolu anne ve babama da emrettiğin gibi şükrederim. Onlar beni büyüttü, hayatım boyunca ilgilenip yardım ettiler. Sen de onlara iki dünyada merhamet ve cömertlikle yaklaş, imkânlarımızı genişlet.

    Bu kitabı yazarken, lütfettiğin ilhamları ilk kendisi ile paylaştığım ve görüşleri ile daima ilahi davamıza destek olan değerli kardeşim Emine Ersoy’a da tüm kalbimle teşekkür ediyorum. Ona ve ailesine olan lütfünü, rahmetini sınırsızca arttır Allah’ım.

    Bu kitabı okuyup senin mucizelerine iman edenleri, ismin yeryüzünde yücelsin diye onu yayanları, ilahi kanunların anlaşılıp sevilsin diye birleşip fedakârca çaba gösterenleri; o müjdelenenler yap. Peygamberlerin gıpta ettikleri topluluk olmalarını sağla. Duam senin arzundur Rabbim. Bizim değil, senin arzun gerçek olsun. Biz senin içiniz ve sana döneceğiz. Her takdirine razıyız. Bizi yaratan bizim için iyi olanı bizden daha iyi bilir ve ona hazırlar. Kaderimizi sen takdir ettin ve en güzelini yazdın. Yarattığın her şey mükemmeldir.

    Muhteşem mucizelerini tüm dünyaya duyuruncaya ve sevgini dünyaya hakim kılana dek bize güç ver, sözlerimiz, el ve gözlerimiz ol. Tüm dillerde, yerde ve gökte senin kutsal ismin övgülerle anılsın. Elçilerinin getirdiği haberlerin doğruluğu, yüceliğin ve geleceği görüşün herkesçe bilinsin. Dünyayı ve sevdiklerini nurunun kaplayacağı o muhteşem güne bizi hazırla. Bize imkân ver, bizi öncü kıl ve Salihlerden olmamızı sağla. Yeryüzünde barış, zenginlik ve adaletini yaymamız için güç ver.

    Dünyanın en büyük lezzeti olan seni bilmenin ve anmanın zevkini ilelebet yaşamayı ve insanlığa öğretmemizi sağla.

    Âmin

    ERDEM ÇETİNKAYA META KİMDİR? 

    5 Ağustos 1980 yılında (23 Ramazan 1400 Hicri) Ankara’da doğdu. Babasından gelen soyadı Çetinkaya, annesinden gelen soyadı Meta’dır. Nallahan ilçesinin Bağder-i Bala ve Karahisar köyleri memleketidir.

    17 yaşında girdiği Maliye Bakanlığında 9 yıl vergi memuru olarak görev yaptı ve istifa etti. Kendi şirketini kurarak tasarım, yazılım, belgesel ve tanıtım filmleri alanlarında işler yapmaya başladı. Uluslararası büyük ajanslardan ödüller aldı.

    Allah’ın kendisine lütfettiği altın oran mucizelerini de kapsayan Kutsal Gizemler isimli yaklaşık 2 saatlik belgesel filmi pek çok dile çevirilerek tüm dünyada ve TV’lerde gösterildi. Tüm bölümleri ile dünya çapında 40 milyonu aşkın izlenme sayısına ulaşan belgeseli binlerce kişinin dine yönelmesine neden oldu.

    Türkiye’de bilim adamlarıyla birlikte hazırladığı bu belgeseli ve Altın Oran hakkında keşifleri nedeniyle, ulusal pek çok TV kanalına ve ana haberlere davet edildi ve bilgiler verdi.

    Değişik yayınevleri aracılığı ile belgeselleri kitaplaştırıldı. Ancak bizzat kendisinin kaleme aldığı ilk kitabı, beklettiği gizli 9 kitabının birleşiminden oluşan “Mucizelerin Sesi” kitabıdır. Tüm kitaplarını ücretsiz olarak makaleler halinde web sitesinde yayınlamaktadır.

    O, kitaplarında daima yeni ve söylenmemiş olanı söylemeyi, kendisine lütfedilen daha önce benzeri hiç görülmemiş mucizeleri göstermeyi tercih etti. Amacı kitap yazmak değil; Allah’ın istediği gibi olsun diye dünyayı değişime çağırmaktı.

    Kitapları (“Mucizelerin Sesi” kitabında birleştirilmiştir);

    1. Erdem Yolu; Yaşadığım Mucizeler
    2. Allah’ın Sayısı 109, Deccal’in Sayısı 911
    3. Altın Oran 1,618; Mucizeler Kitabı
    4. Altın Yol; Sırat Mucizesi
    5. Allah’ın (CC) Sırları
    6. Kıta Şekillerinde İlahi Mesajlar
    7. Güneşten Gelenler; Yecüc Mecüc
    8. Kader Sırrı ve Günahlar Kitabı
    9.  

    HAYATIM, ÇOCUĞUKLUĞUM VE DOĞUŞ 

    Ben bir tasarımcıyım. Adım Erdem Çetinkayamet’a. Evet bu benim gerçek adım ve anne babamdan aldığım soyadım.  Çetin kıyameti haber veren bir birleşime sahip olması bir tesadüf mü yoksa hikmetli bir kader kaleminin düştüğü not mu? 

    Bu yolda benimle yürüyecek herkesi yakından tanımak istiyorum. Ama beni bu yola götüren hayatımı merak edenler için yaşadıklarımın bazılarını anlatmak istiyorum. Belki aynı yolda yürümek isteyenler için bir delil ve yol gösterici ışık olur.

    23 Ramazan 1400 hicri yılında Ankara’da doğdum. Babam Nallahan’ın Kara Hisar köyünden annem Bağdere köyündendir. Yunus emre ve Taptuk Emre’nin izlerini taşır beldemiz.

    Size yaşadığım olağanüstü ve hayret uyandıran şeyleri, doğumumu ve öncesini de anlatacağım. Bunlar kişisel deneyimlerim ve merak edip ders çıkarmak isteyenler için anlatıyorum. İnanmayanlarda olacaktır ama temiz kalpleriniz doğruluğunu sesimden veya kelimelerin ruhundan tanıyacaktır.

     

    ALLAH VE RESULÜNÜ İLK GÖRÜŞÜM

    5-6 Yaşında okula başlamadan önce bir rüya görmüştüm. Bu rüyayı gördüğümde hala gecekondu da ve okula başlamamıştım.

    Rüyamda arkadaşlarımla yeşil bir dağın yamacındaki yolda oyun oynuyordum. Sonra oyunu yersiz buldum ve dağın daha yüksek yerlerine çıkmak, peygamber hikâyelerinden duyduğum gibi dağların doruklarında Allah’ı aramak istedim.

    Biraz çıkınca orada bir mağara buldum. Geniş bir kapısı vardı ve 4-5 metre kadar boşluğunun ötesinde, diğer tarafında bir pencere açılıyordu. Oradaki bahçeye benzer yeşillikli alanda kayaların yanında oturan bir yaşlı adam ile karşısında bir çocuk gördüm. O camsız mağara penceresine yaklaşıp onlara yakından baktım.

    Adamla o küçük çocuk konuşuyorlardı. Adam yaşlı, beyaz sakallı, sarıklı ve yeşil cübbeli idi. Çocuk ise köylü çocukları gibi giyinmiş ama başında kuyruğu olmayan küçük bir sarık vardı. Önlerinde açık bir rahle ve üzerinde açık duran bir kitap vardı.

    O an o çocuğa imrendim. Ne kadar şanslı ki sorularına cevap veren bilge bir muallim ile oturuyor dedim. O an birden kendimi o zatın karşısında oturan çocuğun yerinde gördüm. Çocuğun gözünden o zata bakıyordum. Yüzündeki sanki bismillah kelimesindeki Arapça harfler kaş göz şeklini almış, yüzüyle bile onu hatırlatıyordu. Kaşlarının ters be harfine benzeyişini, ters yay gibi oluşunu hala gün gibi hatırlarım.  Şöyle dedi;

    “Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur”. Bunu duyunca şaşırdım içimden yanlış mı duyuyorum diye düşünürken sonra şöyle devam etti. “Ben Hz Muhammed’im. İnsanlara İslam’ı anlatmak için gönderildim” O zaman mutmain oldum. Sonra birden onun yerine geçti ruhum ve onun gözlerinden kendimi izlemeye başladım. O kişi olmuştum. Bir çocuk olarak karşımda duran kendime bakıyordum.

     

    OLMAK İSTEDİĞİM ŞEY ve RÜYAM 

    Çocukluğumdan beri sıklıkla ne olduğunu çok iyi bilmediğim bir şeyler görürüm. Üzerime gökten gelen yeşil plazmaya benzeyen saydam bulutlar yağardı. Gelip gözlerimden içeri girerler ve başımda dolaşırlar. Onlarla konuşmaya çalıştım ama cevap vermediler. Gözümü açsam da kapasam da görüyordum ve ne olduklarını bilmiyorum. Daha çok huzurlu olduğumda ve yatağa uzandığımda, karanlıkta görürüm. Hala zaman zaman görmekteyim.

    Bir de gözlerimi kapadığımda bir göz görüyordum. Her yana dönen tek bir sağ göz. Ne olduğunu bilmiyordum. Artık onu daha az görüyorum.

    SON PEYGAMBER

    Okula başladım.  Ama okulu hiç sevmedim. Bir dergâh bulup ermiş olmak hatta peygamber olmak istiyordum. Arkadaşlarım doktor mühendis olmak isterdi. Ama ben içten içe peygamber olmak isterdim. Bir gün öğretmen Hz. Muhammed’den (as.) bahsederken, “O, son peygamberdir, ondan sonra peygamber gelmeyecektir.” dedi. Şok olmuştum. “Niye ama?” Diye düşündüm. Benim ne suçum vardı? Dünyaya geç geldim diye bundan nasıl mahrum bırakılırdım?

    Koşarak eve gittim ve yatağa kendimi atıp, yastığa başımı bastırıp ölesiye ağladım. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Tüm kapılar yüzüme kapanıyordu. İçimden şeytanın “isyan et” demesini duyuyordum. “İsyan etsem ne olacak ki? Başka gidecek Allah var mı?” Deyip çaresizlikle sindirmeye çalıştım. Sanki içimde kırılması gereken bir kapı vardı. Bir şeyler yanlıştı.

    Sonra yatağa oturup; şöyle düşündüm; “Ben de ermiş filan olurum”  ya da varsa başka Allah’a çok yakın, mucizeler gösteren ya da sırlara vakıf, olağanüstü… Bir şey ondan olayım… Yeter ki şu dünya cehenneminde karanlıkta kalmayayım, terk edilmiş biri gibi” dedim.

    ALNIMDA NUR DOĞUŞU RÜYASI

    Rüyamda apartmana taşındığımız dönemde evimizin salonunda idim, 10 yaşlarında. Önümde Kuran’ın Türkçe meali açıktı. Annem karşımda oturuyordu ve bana bakıyordu. Okurken ben, şöyle dedi; “alnında nur doğuyor”. Ben de gülümseyip hem sevinip, hem anneme “Anne yalnız peygamberlerin alnında nur doğarmış” diyorum; yanlış görüyor olabilirsin dercesine. O da tekrar bana aynı şeyi söyledi. Sonra onun gözünden kendimi gördüm. Gerçekten de alnımda güneş gibi parlayan bir ışık vardı. Sonra yeniden kendi gözümden bakmaya başladım. O an boğazımdan başıma doğru yükselen olağanüstü, tarifsiz bir güzellikte bir enerji hissettim. Dünya ve içindeki tüm mutluluklardan ve zevklerden çok daha üstün, muazzam bir histi. Çok kısa sürdü. Hayatımda hissettiğim hiç bir şey onun binde biri kadar bile güzel değildi.

    CENNETİ GÖRÜŞÜM VE MELEK ARKADAŞ 

    Maddi dünyaya hapsedilmek öyle dayanılmaz bir ağırlıktı ki. Sürekli öte âleme açılacak bir kapı arıyordum.

    Allah’a çok dua ettim. “Benim sorularıma cevap verecek, nerde ne yapacağımı söyleyecek bir melek arkadaşım olsun” dedim. Sürekli meleğimi çağırıyordum. Gelen giden olmuyordu.

    Daha sonra cinleri çağırmaya başladım. Gözümü kapatıp yapayalnızken evde, “cinler gelin haydi” diyordum. Onları görmeye çalışıyordum. O kadar şey yapmama rağmen hiç bir şey gelmiyordu. Gözümü karartmıştım sanki…

    Bir gün rüyamda annemi gördüm. Bir mağaradan çıkıp geldi. Şöyle dedi; “bir kız çocuğu varmış, meleklerle görüşüyormuş”. Anneme “Ya nasıllarmış, neye benziyorlarmış?” diye sordum. O an ellerini yana açtı; “böylelermiş” dedi. Kendisi değil ama dış çeperi, sureti melek şekline büründü. Ellerinin serçe ve yüzük parmağı bitişik, işaret ve orta parmağı da bitişik hale geldi. Sonra bir enerji yüklendi mahiyeti değişti ve o an benim beynime bir bıçak saplandı. Gördüğüm şey bu dünyadaki geometri ile açıklanabilen bir şey değildi. Beynim bakmaya güç getiremeyip çatlamak üzereydi. Sanki korku ve azamet kelimeye bürünmüş tüm haşmetiyle karşıma geçmişti. Şekiller üstü, ruhu yıldırım gibi çarpan olağanüstü bir enerji hissettim. Sabah ezanının okunması ile aniden uyandım.

    Rüyamda çığlık atıyordum. Belki de 3 ay etkisinden çıkamadım, beni suskunlaştırdı bu rüya. Hissettiğim şeyi tanımlamaya çalıştım. En azametli dağlara baktığımda kırkta biri kadar da olsa benzeri şeyler hissediyordum. O günden sonra melek görme ve arkadaş olma arzum kayboldu.

    CENNETTEN BİR PENCERE AÇILMASI

    Yine 11 yaşlarında akşam evde Türkçe Kur’an okuyordum. Gayet uyanıktım. O an karşımda karıncalanan plazma bulutu içinde bir pencere açıldı. İçinde cennet vardı. Dünyadaki şeylerden olsa da içinde; baktığın her şey ruha öyle bir lezzet veriyordu ki; bu sefer de aldığım lezzete dayanamadı ruhum. Zevkten ölünse muhakkak ölürdüm. Sadece birkaç saniye bakabildim ve ağlayarak Allah’a perdeyi kapatması için yalvardım. Aldığım zevke ve haşmete dayanamıyordum. Ölecek ya da bayılacaktım. Açılan pencere kapanmıyordu. Ayağa kalkıp telaşla dolaşmaya başladım. TV izledim ve zihnimi oyaladım. O zaman gitti.

    DÖNÜM NOKTAM; YILDIRIMIN DÜŞMESİ 

    Nerden geldiğini bilmediğim bir dua kitabı bulmuştum. İçinde hangi sureyi çok okursan ne olacağı yazılıydı. Şunu okursan bin kez, meleklerle görüşürsün, şunu oku peygamberler rüyana gelir gibi birçok şey vardı.

    Birçok şeyi okudum denedim hiç bir şey olmuyordu. Sanırım azla yetinen biri değildim. İlahi kapı açılınca da dayanamıyordum. Sanırım kendimle çeliştim ya da bir şeylerin ruhumu parçalara ayırmadan olması, bilgiye kolayca erişim gibi şeyler istedim. Evvelden korktuğum şeyler yeniden olsun diye uğraştım, korkmayacaktım ama olmuyordu. Kontrol edemiyordum.

    Dua kitaplarında yazanlarda olmayınca düşünmeye başladım ve Allah’a şöyle dedim;

    “Ben Müslüman’ım evet, ama bu bana anne babamdan geldi. Belki senin asıl hakiki dinin çok uzaklarda bir dindir, belki o dini çok az kişi biliyordur. Ben sadece küçük bir çocuğum ve bilgiye erişimim çok sınırlı. Kıldığım namazlarla ve okuduklarıma hem sorularıma tam cevap bulamıyor hem de göklerin katlarına, senin gayb bilgilerine ulaşamıyorum. Hala normal bir insanım. Acı içindeyim. Eğer Kuran senin hak kitabınsa bana şimdi bir işaret ver. Yoksa yine senin için, sana ulaşmanın yolunu bulmak için gerekirse uzak doğu dinlerine giderim, uzak ülkelerde onu ararım. Bu kitabı bırakmak üzereyim” dedim.

    Sonra düşündüm, işaret olarak ne olacağını ben seçmeliydim. Rüzgâr esse kapı açılsa işte bu işaret diye kendimi kandırabilirdim. Kolay değildi bir ömür adayacaktık. Sağlam deliller üzerinden sonuç alabilecek şekilde ilerlemem, doğru bir yol tutmam gerekiyordu.

    Dedim ki; Ben yıldırımları izlemeyi çok severim, şimdi camdan bakacağım ve hemen tam karşıma büyük bir yıldırım düşsün, işaret bu olsun.  

    Yanımda babam da vardı. Camın önüne oturdum ve baktım. 5 sn. 10 sn. geçti bir şey olmadı. Zaten çok da ümitli değildim. Ben kimdim ki? Ama gülümseyerek babama döndüm baktım ve şöyle dedim. “Yine de Kuran’dan vazgeçmeyeceğim. Her şeye rağmen kalbim onun doğru olduğunu, Muhammed’in (as.) peygamber olduğunu ve birçok güzelliği barındırdığını söylüyor”

    Bunu söylediğim anda tam karşı apartmanın tepesine dev bir yıldırım düştü. Öyle ki babamla ikimiz şiddetinden yere düştük. Kulak zarlarımız etkisinden parçalanmış gibiydi. Dev bir bomba patlamıştı sanki. Camların kesin parçalanmış olduğunu düşünerek camları kontrol etmiştik. Ama ben mutluydum. Her şeyi duyan Rabbim sesimi duymuştu. Kalplerden geçenleri duyduğunu, şu küçük kulunun sesine değer verdiğini bir kez daha göstermişti. Ah ben. Keşke ona daha layık olabilseydim.

    UYARICI BİR RÜYA

    Bir gece babam geldi ve sırtının ağrıdığını söyledi ve masaj yapmamı istedi. 1 saate yakın masaj yaptıktan sonra uyuyakaldı. Babam o zamanlar biraz sertti ve aslında benim için endişeleniyordu. Daha sonra çok daha yumuşak ve yardımsever, namazlarını eda etmeye çalışan birisine dönüşecekti.

    Ben de gidip uyudum. Rüyamda gökten bulutların arasından bir ses geldi. İlahi bir sesti ve Allah’ın sesi olduğuna emindim. Şöyle dedi;

    “Ey Erdem, Sen Salihsin,  Ama sakın TV izleme, yoksa Allah’ın gazabına uğrayanlardan olursun”

    Çok sevinçliydim, rüyada bile olsa ilk kez emin olarak Allah’ın yüce hitabı ile iletişime geçmiştim.

    İlk birkaç ay nerdeyse hiç TV izlemedim, ama daha sonra kıyısından köşesinden, temiz kirli birçok görüntüye muhatap oldu gözlerim herkes gibi… Çünkü evimizde sürekli TV izleniyordu ve benim kapattırma yetkim yoktu. Ve azap İzmir’e gönderilmemle başladı. 13 yaşında evimden ayrıldım ve 2 sene İzmir’de türlü sıkıntılara katlandım. İşkence gördüm.

    Ama ondan önce 10-13 yaşlarıma ilişkin başka anlatacaklarım var.

    İNSAN YÜZLERİ

    Dindar olan insanların yüzüne biraz bakınca onları sarıklı ve cübbeli görüyordum. Arkadaşıma bakıp onu bu şekilde gördüğümü söyledim. Namazında bir arkadaşımdı. O da nasıl görebilirsin dedi. Ben de gözlerini hiç kırpmadan bana bak dedim.  O da görmeye başlayınca ağlayıp koşarak ağabeylerine gitti.

    BAZI RÜYALAR VE DURUGÖRÜLER 

    Tanımadığım İki Âlim Melek;

    Rüyamda iki sarıklı ve cübbeli kişi, tahta bir evde diz üstü duruyorduk. Nazar edip içimdeki bir kapıyı açtılar. O an yüzlerindeki manayı gördüm, sanki Arapça harflerle dolu bir simaydılar. Etkisi öyle şiddetliydi ve tarifsiz ki bulunduğum yere yığıldım.

    29 YAŞINDA ALLAH’A TEALAYA SARILDIM

    İstanbul’daki Kutsal Gizemler Belgesel öncesi Bilim Adamları ile Yapılacak İstişare Toplantısı Günü;

    Bilim adamlarını ve âlim olarak ulaşabildiğim kimseleri güzel bir restoranda yemeğe davet ettim ve projeksiyonla onlara sunum yaparak görüşlerini aldım. İşte o gün evveli gecesi bir rüya gördüm.

    Rüyamda uzaya benzer bir yerdeydim. Boşluk vardı. Diz çökmüş sürekli ve şiddetle ağlıyordum ve Allah’ı çağırarak “keşke ayaklarını öpebilsem, yüzümü sürebilsem” diye sesleniyordum. Nereden geldiğini bilmediğim müthiş bir özlem içimi cayır cayır yakıyordu.

    O an Allah’ın ayakları göründü ve kapanıp sarılıp ağladım, çok mutlu oldum. Akabinde birden kendimi uzayda gördüm. Dünya bir nokta gibiydi, ayaklarım dünyada başım ise uzayın çok dışında bir noktadaydı. Karşımda Allah Celle Celalühü olduğunu bildiğim bir adam gördüm. Işıktan; sakalsız ve saçsız yaşlı ve ciddi, etkileyici bir insan görünümünde, tezahür etti. Bana sarıldı. Ben de ona sarıldım. O an kalbinden güçlü bir rüzgâr kalbime aktı. Rüzgârın içinde tanecikler vardı. Bir güzellikle kalbim doldu; sevgiyi hissettim. Rabbime sarıldığımda ikimizin de ayağı dünyada idi; lakin tüm kâinat minik bir zerre gibi görünüyordu.

    IŞIK DİSKİ

    Yine aynı yaşlarda bu sefer bir rüya gördüm.  Rüyamda uyuduğum odada idim ve yüzüm duvara dönüktü. Arka duvarda neredeyse tüm duvarı kaplayan bir enerji alanı açıldı. İçinden ışık fışkırıyordu ve çok parlaktı. Bu enerji alanı diğerinden farklı olarak bir hortumun her şeyi içine emmesi, her şeyi kendine mıknatıs çekmesi gibi çekiyordu. O an hissettim ki bu çekim enerjisi ahrette insanları tek bir meydan da toplayan çekim enerjisi nevindendir. İnsanlar sanki bir gökten yere düşermişçesine bir çekim alanına doğru sürüklenecekler. Kimi düşe kalka, kimi taklalar atarak, kimi de son sürat koşarak ya da uçarak o çekim alanına doğru çekilecekler. Bu durumda öleceğimi düşündüm ve Allah’a hazır olmadığımı yapmak istediğim hizmetler olduğunu söyledim. Çok korkmuştum. Somyanın demirine sımsıkı tutunuyordum son gücümle. Az kalsın tutunamayıp enerji alanı diskine doğru çekilecektim. Sonra kapı kapandı ve ben gözümü açtım.

    RÜYADA CENNET

    Rüyamda göğün son katındaydım. Cennet taşlarını gördüm. Cennette taşların üzerinde Muhammed yazdığını duymuş ama tam inanamamıştım. “O da birçok peygamberden biri” diyordum. Ama önlerinde “Muhammed”, arkalarında “Allah” yazıyordu. Yeşildiler ve taşların içi fosforlu ve yarı saydam değerli taşlar gibi parlamaktaydı.

    Ancak cennetteki görüşün, dünya görüşünden farklı olduğunu anladım. Ruhsal görüş, fiziksel görüşe dâhil oluyordu. Görülen aynı dünyadaki şekiller gibiydi. Ancak ruha dolan mana olağanüstü güzel ve dayanması zor bir düzeyde etkileyici idi. Orada sadece şekilleri değil manalarını ve taşıdıkları enerjileri de görebiliyordunuz. Onun kimliği de görülüyordu. Kimliğine bağlı ruh enerjisi de. Ruhumuza bin voltluk bir elektrik verilmişçesine baktıkça sarsılıyordum.

    “Muhammed” ismini birde arşın altında olup da kâinatı çeviren çıkrık benzeri bir mekanizmanın üzerinde yazılı gördüm. Rabbin enerjiden eli katmanları açarak geldi ve o ruh eli, havada akan bir nur gibi kavradı ve çevirdi.

    UYANIKKEN PERDE AÇILDI VE CENNETİ GÖRDÜM

    Gözlerim açıktı, hastanede ve yataktaydım; Sadece nedeni belirsiz sıradan bir hastalıktı. Gözümün önünde bir perde açıldı; büyük üstü yeşil düz yükselen kayalıklar arasından akan nehirler, şelaleler ve büyük kayaların üzerine yerleştirilmiş cennet köşklerini gördüm.

    UYANIKKEN EŞYALARIN ZİKİR ÇEKTİĞİNİ DUYDUM

    Geceleri karanlıkta saatlerce “Allah” zikrini tekrar ettiğim zamanlardan biriydi. O zamanlar 23 yaşlarındaydım. Bir gece halıya oturmuş zikir halinde iken başımı yasladığım yemek masasının sandalyelerinden çıtır çıtır ritmik sesler gelmeye başladı. Acaba ısı değişiminden mi dedim. Zikri durdurdum. Onlar da durdu. Devam ettim, onlar da devam etti. Bir kaç kez olunca, anneme seslendim. Geldi ve o da duydu. Sonra telaşa kapılıp gece 3 gibi babamı uyandırdı, o da geldi ve dinlediler. Ondan sonra ikisinde de dine karşı bir yönelim başladı.

    Zikirde hızlı yol almak isteyenin dikkat etmesi gereken bir kaç kural öğrendim. Bunları zakir kardeşlerime anlatmak isterim ki hızlı yol alalım.

       1- Hızlı hızlı zikir çekmeyin. Her bir Allah kelamını tüm zerreleriniz birden tek bir dilde söyleyene dek uğraşın. Sadece dilinizin söylediğini görünce toparlanıp yeniden tüm bedenle ve kalple söylendiğine konsantre olun.

       2- Sürekli devam edin. Yani bir gün çekip öteki gün bırakmayın. 15-20 gün sonra hayatınızda köklü değişiklikler olacaktır inşallah.

       3- Zikir çekerken burnun yanıp, gözlerin dolmuyorsa, Allah aşkı kalbine dolup ağlamıyorsan onu çağırırken bir sevgili gibi… Zikrin içi boş demektir. Vazgeçmemeli ve Allah’tan aşk dilemelidir. İyilik yaparak, en sevdiklerinden infak ederek, fedakârlık ve acı yoluyla kalp yumuşaklığı sağlanmalıdır. Allah için acı çektikçe Allah yaklaşır, yaklaşınca da sizi sever ve sevdirir.

    İçinizdeki nur içten dışa dudaklarınızı öpecek; dudaklarınıza ıslaklık geldiğini hissedeceksiniz ve kanatlarıyla sırtınızı sıvazladıklarında ürpereceksiniz inşallah.

    PEYGAMBERLE YEKAZA HALİ VE YANIMA GELEN CÜBBELİ ADAM

    Memurken istifa etmeme yakın, vergi dairesinde çalışıyorum ama en üst katta herkesten uzakta boş bir katta çalışırdım ben. Akşam namazına az kala ( gece çalışıyorduk) peygamber as’a bir aşk, bir kavuşma arzusu düştü içime. Çok gerçek gibi bir düş gördüm gözlerim açıkken. Çölde kumların arasında siyah çadırını gördüm, yanında ashabı varmış. Hissediyorum içeride oturuyorlar. Rüzgârdan çadır kapısının inip kalkışını bile görüyorum. Çadırın kapısı açılınca ben emekleyerek yüzüne bakmamaya çalışarak ağlayarak içeri giriyorum.

    O halde yanına yaklaşıyorum, içerdekiler sessiz. Ellerine sarılıp, ağlıyorum, öyle ki gözyaşlarım cübbesini ıslatıyor. Gerçekte de ağlıyorum. Özlem içinde yanıyorum adeta. Diyorum ki; “ben gelecekten geldim, ümmetinden bir Müslüman’ım. Lütfen bana dua et Ey Allah’ın resulü, dininizi yaymak istiyorum dünyaya, hizmet etmek, bu uğurda bir ömür çalışmak ve Rabbimi, sizi mutlu etmek isterim” diyorum…

    Onun da ağladığını elimi sıkı sıkı tutuğunu hissediyorum. Gözyaşlarının dizine düştüğünü hatırlıyorum. Uzun bir süre o halde kaldıktan sonra yine aynı şekilde yüzüne bakmadan çekiliyorum geri geri…

    Çünkü akşam ezanı okunuyor. Ben koşarak gidiyorum camiye, yolda bir bakıyorum sarıklı cübbeli elinde beyaz poşetli bir adam. 20 metre uzaktan kollarını açtı, sokak baya boş gibi. O güne dek orda hiç öyle birini görmemişim.Vergi dairesinin önü. Gülüyordu bana bakarak kollarını yana açıp. Ben de güldüm. “Yüzüme gülüyor, bize gülüyor zamanın İbrahim’i” dedi…

    Sonra elimi tuttu konuşmaya başladı, Arapça dualar okudu… Ben de “Allah razı olsun ama namaza geç kalıyorum” dedim. O da “bekle!” dedi…

    Ben de dinlemeye başladım. Nereli olduğumu sordu. Sonra çok ilginç bir şey oldu.

    “Sana bir şey diyeceğim” dedi… Sonra Elektrik çarpılmış gibi titremeye başladı. Cezbeye geldi… Düşecek gibi oldu tutmaya çalıştım… Nerdeyse bağırır gibi, heyecanla. “ALLAH RESULÜNÜN SANA SELAMI VAR ” dedi. Ben de şaşırdım. Kendine gelmeye çalıştı. Sonra “benim gitmem lazım” dedi. “Hoşça kal” dedi. Dua etti, öğütlerde bulundu. Ben de; “hediye kabul edersen para vereyim, yanımda başka bir şey yok” dedim. O da “kendim için değil ama yardım topladığım fakirler için kabul ederim” dedi.

    Bu arada gözleri o kadar keskin yemyeşil birini daha görmedim.

    Sonra yanımdaki tüm parayı verdim. Bana; “yok o kadar verme” dedi, ısrar ettim. Sonra “dolmuş paran kalmadı” dedi, bir kısmını geri verdi.

    Çevreden beni görüp kınamışlardı arkadaşlar. “O adamla ne konuştun? meczup mudur, sarıklı cübbeli!” diye kin tuttular.

    UYANIKKEN DUYDUĞUM SESLER VE KEŞİF

    Rüyada gibi bir halde iken; hayvanlar gibi görünen cinleri gördüm, türlü türlüydüler. Sonra insan suretinde; babama benzeyen biri geldi. Ona iki tanesini yakalayıp kurban edilmesini söyledim. O yakaladığını götürüp iki meleğe teslim etti. Kanatlı ve tüylüydüler. Onu kolayca sanki her gün birçok yaptıkları bir işmişçesine kolayca öldürüverdiler. Hatta ben onlara “Bismillah diyerek yapın.” dedim ama çok acele ettiler. O an, o iki cin öldürülünce boğazlanarak, benim vücudumdan büyük bir ağırlık kalktı; çünkü o gece yıkanmadan uyuyakalmıştım. Ve benim zayıf olduğumu ve enerjimin bana saldırmaya müsait olduğunu düşünmüşlerdi. Sonra uyandım; havada üçgen şeklinde siyah bir boyut kapısı açıldı. Bu kapı sanki arka arkaya bir aynada iç içe geçmiş üçgenler gibi, üçgen bir tünelmişçesine katmanlar halinde karanlığa ilerliyordu. Oradan bu varlıkların girişlerini ve bir boyutsal kapı olarak kullandıklarını gördüm. Sonunda kapıları kapandı ve iş bitti.

    ALTIN ORAN MUCİZESİNİN KEŞFİ

    Memuriyetten istifa ettiğimde neredeyse hiç param yoktu. Ama biraz çalıştım ve bir süre geçinecek kadar para biriktirmiştim. Allah’ı anlatan bir film çekmek istemiştim. Ama ne anlatacağımı bilmiyordum. Allah’a ellerimi kaldırıp dua ettim. “Bana, insanları İslam’a çekebilecek bir mucize nasip et.” dedim.

    İçimden dünya haritasını açmak gelmişti. Lost dizisi gibi bir yer üzerinden bir şey yapayım derken. Kâbe’nin dünyadaki yerini ölçmek aklıma geldi ve  0,61 rakamını bulmuştum. O güne dek gördüğüm bildiğim bir rakam değildi. ,

    Araştırdıkça bu rakamın sayıların şahı olduğunu ve birçok bilim adamının bu sayı için kitaplar yazdığını ve tutku ile araştırdığını görmüştüm.  O an çok büyük bir keşifle karşı karşıya olduğumu Allah’ın beni yönlendirdiğini anlamıştım.

    Bu mucizeyi anlatan bir web sitesi açtım ama insanlar çok ilgi göstermediler. Bir belgeselle anlatayım dedim ve 3 dilde bir belgesel yaptım. O zaman her gün yüz binlerce insan izledi ve birçok TV kanalı ve yayınevinden teklif gelmeye başladı.

    Arabistan kralının yardımcısı olduğunu söyleyen birisi beni yabancı numaradan aradı. Beğendiklerini söyledi ve Ankara’daki Arabistan büyükelçiliğinin benimle irtibat kuracağını söylediler. Çağırdılar görüştük. Epey oyaladılar ama vaat ettikleri destekleri vermedikleri gibi çok da vakit ve emek kaybına neden oldular.

    O günden bu yana altın oran sadece Mekke ve Kâbe ile sınırlı kalmadı. Çok derin noktalara doğru gitti ve ben son olgunlaşmış halini tüm dünya ile paylaşmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

    ALLAH’IN NİDASI

    Bir sıkıntım nedeniyle çok üzüntülüydüm. Sabaha kadar ısrarla, secdede Allah’tan benimle konuşmasını, bu kadar sıkıntının nedenini bana açmasını istedim.

    Birçok insan dünyadaki acıları, hatta bebeklerin çocukların çektiği sıkıntıları görüp dinden çıkıyorlar. Ama ben yıldızları ve kalpleri yaratanın mutlaka bir adalet sistemi olduğunu, tüm bunlar olmuşsa mantıklı bir açıklaması olduğuna inanıyordum. Bu nedenle sorumu da saygıyla “sadece sebebini merak ediyorum” diyerek soruyordum.

    Sabaha karşı Kâbe tarafından bir ses geldi. Lakin bu ses normal bir ses değildi, mana şeklinde geldi ve kalbime doldu. O kadar güçlüydü ki ve o ses öyle aşkla söylüyordu ki. Dünyanın en büyük aşkıyla söylüyordu sanki o sesin sahibi. Neredeyse kalbimi ve içinden geçtiği denizleri kaynatacak kadar güçlü, yoğun ve tarifsiz lezzette.

    Ben, benimle Türkçe konuşmasını beklerken, Arapça hitap etti. Ve ben ne dediğini bilmiyordum. Bana “Lebbeyk ya M… i” dedi…

    Ben de secdeye kapanıp konuşmaya dua etmeye başladım. Ama sesin devamı gelmedi. Duam bitince ilk iş kalkıp internetten “lebbeyk” kelimesinin ne anlama geldiğini araştırmak oldu.

    Lebbeyk; “buyur” demekmiş. Kâbe’de tavaf eden hacılar “Lebbeyk” diye seslenirmiş ve Allah da onlara “Lebbeyk” diye cevap verirmiş.

    Çok şaşırmıştım, acaba benimle neden bilmediğim bir dilde konuşmuştu.

     

    BİR SES BENİMLE KONUŞTU

    Yine çok hüzünlü olduğum bir zamandı. Günden güne yıkılıyordum derdimden ötürü. Bir haksızlığa uğruyordum. Büyük zarar görecek ve hakkımı da bir ihtimal alamayacaktım. Yalvarırken Allah’a yatağımda tavana bakarken bir ses duydum hemen yanımdan gelen.

    Türkçe olarak “Sana yardım edeceğim” dedi. Şaşırmış ama rahatlamıştım.

    Gerçekten de ondan sonra sorunlar su gibi aktı ve çözüldü.

     

    MESAJ BU SEFER REKLAM PANOSU İLE GELDİ 

    Yine hüzünlü olduğum bir zaman caddeye çıkıp biraz yürüdüm ve içimden bana yapmam gerekeni anlat, bir mesaj, işaret gönder dedim. Tüm kalbimle bunu diliyordum. Çok üzgündüm. Dolunaya baktım, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Para kazanırken yaşadığım zorluklar ve sözleşmeye riayet etmeyen insanlar ve vahşiler. Hepsinin arasında kalmıştım.

    Sonra bir işaret derken; baktım ki otobüs durağının önüne gelmişim. Tam o anda hızla bir araba gelip yanımda durdu. İki tane adam hızla indi. Ben tam bunu söylerken bu olunca endişelenmiştim. Sonra hızla arkaya döndüler ve bir reklam afişi çıkardılar. O an dedim ki evet işte bu benim işaretim…

    Astıkları panoda aynen şöyle yazıyordu; “Bu ülkede ekmeğin bir adı var. O’nu.(marka adı U’no)” Onu yaşa, onu yaşat…

    Yani ben ekmek niye böyle zor geliyor diye ağlarken, Allah kendisini yaşamadığım yaşatmadığım, gaflete düşüp tebliğe ara verdiğim için sıkıntılara duçar olduğumu söylüyordu.

    Kendime çeki düzen verdim inşallah ve Rabbim de durumumdaki sıkıntıyı giderdi.

    Çevremdeki, yazılar sesler ve resimlerin yani evrenin benimle konuştuğuna inanıyorum. Ve bu dili çözmeye çalıştım. Bu dili sizin de öğrenmenizi isterim. Allah Kuran’da “Nereye bakarsanız bakın Allah’ın yüzünü görürsünüz.” demiş. Evet, Arapçası aynen böyle ayetin. Demek ki evren Allah’ın yüzünün aldığı bir şekil. Acılar da, mutluluklar da Rabbin bize olan yüzü. Dolayısı ile gelen bilgiler, karşımıza çıkan insanlar da hiç bir şey boş değil. Hepsi ihtiyacımız olduğu için ya da yönlendirileceğimiz yere yönlendirilmek için.

    Kime cehennem, kime cennet kolaylaştırılır. Oraya gidecekseniz evren sizi oraya çağırır.

    Bir kez de benzinlikteydim, gidip marketten ödeme yapmam gerekiyordu. Birden yukardan bir kova su döküldü 2 metreye ileriye ve bana gitme dedi sanki. Ben idrak edemediğimden gittim ve döndüğümde pompacı bana “elektrikler gitti” sizi bekletmek zorundayım dedi. Acil işim olmasına rağmen orda epey bir beklemek zorunda kalmıştım.

    Bir kez de yolda giderken, radyodaki şarkıcı “hız yapma, sonra keserler cezanı” gibi şeyle söylemeye başladı. Normalde dikkat vermem sözlere ama içimden bir ses, “işte bu bir mesajdı” dedi, dikkatimi uyardı. Hâlbuki aynı şarkıyı daha önce de dinlemiştim belki ama o söz dikkatimi çekmemişti.

    Gerçekten de sadece 1 dakika içinde çevirmeye girdim ve sadece 10 km daha hızlı gittiğim için trafik cezası ödedim. Anladım ki; eğer açık ve net şekilde gerçek bir ihtiyaç ve iç yanışı hali ile arayış içinde soru sorarsanız, cevabı sizlere çevresel yollarla da gelebilir. Bunun delili; Allah’ın Kuran’da “Kuluyla perden ardından da konuşur” ayetidir. Her şey bir perdedir. Bir soru sorduğunuzda Allah’a çevrenizi dinleyin ve cevaplara hazır olun. Belki bir çocuğun sözleri belki de bir reklam panosu… Belki de dökülüveren tabaklar ve bir kova su.

    BİR YARIŞMA SESİ DİNLETİLDİ 

    Yatağımdaydım, uyanmıştım ama gözümü açacakken bir enerji gelip beni sardı. Hoştu ve bir karabasan değildi. Sanki sadece “dinle” diyordu ve irademi elimden alarak beni dinleme durumuna almıştı. Ben sadece bir kulaktım artık.

    Bu sefer de konuşanlar İngilizce konuşuyordu. Allah’tan 1’i hariç hemen hepsi bildiğim İngilizce kelimelerle konuştu. Bir yarışma sahnesinden geliyordu ses. Genç bir sunucu bayan şöyle diyordu. Six; İbrahim, (sonra beşi atladı) four; Musa. Three ( Jesus) … (sonra ikiyi atladı), sonra birinciyi açıklayacakken mikrofon el değiştirdi, sanki asıl zarfı bir başkasına verdiler. Biraz daha olgun ve bilge bir kadın sesi konuşmaya başladı. “And ONE, my favor, Erdem Çetinkaya” dedi ve ismimi 3 kez tekrar etti.

    Gözlerimi açtım, serbest bırakıldım. O kadar net duymuştum ki; tüm dünyaya ilan edildi, benimle tüm dünya duydu sandım. “Gökten gelmesi beklenen ses bu olmalı” diye düşündüm. Hemen annemin odasına koştum. Ona “sesi sende duydun mu?” dedim. O da “ne sesi?” dedi. Babam da duymamıştı. Şaşırmıştım.

    Sonra netten “my favor’u” araştırdım. “Desteklediğim” demekmiş… Neden farklı, anlamadığım dillerde benimle iletişime geçtiklerini, kim olduklarını hala bilmiyorum. Bu olduğunda henüz altın yol ve peygamberler çizgisine ilişkin mucize ilham olunmamıştı.

    “Ekleme”. Bu olaydan yaklaşık 1 yıl kadar sonra Fatiha suresindeki “ni’emeta” kelimesinin manasını araştırırken İngilizce çevirisinde “my favor” olarak yazıldığını gördüm. Neden bu şekilde ifade edildiğini daha iyi anladım.

    Rüyalarla amel edilmeyeceğini biliyorum. Lakin bu bir rüya değildi. Uyanıkken ama gözlerim kapalı iken dinlemiştim. Ve kendi bilinçaltımın ürettiği bir şey nasıl bilmediğim İngilizce kelimelerle akıcı bir şekilde bir program sunabilsin? Umarım yakında sırrını öğrenirim.

  • MUCİZELER KİTABI; YAYINDA! BİLİM DİZ ÇÖKÜYOR

    Ben Erdem Çetinkaya Meta. Çetin kıyamet hakkında sizi uyarmak için, tüm varlığın tek ilahı Allah’ın mucizeleri ile geldim. Ceddim olan Adem’e, Yunus bin Metta’ya Hz Muhammed’e, Hz. Musa’ya ve tüm elçilere selam olsun. Eski çağlarda ki mucizeleri, ölülerin dirilişini ve denizlerin yarılışını göremediniz. Ancak size sunacağım mucizeleri tüm dünya kıyamete kadar görebilecektir.

    Mucizeler, Allah’ın elçileri olan Muhammed’in, İsa’nın ve Musa’nın Rabbine aittir. Sözlerimi ve ücretsiz olan bu Mucizeler Kitabı’nı yayın. Dünyadaki herkes duyuncaya kadar her yerde anlatın ve paylaşın. Onu yaymak için malınızdan ve zamanınızdan fedakarlık edin. Böylece Rab’be sadık oluşunuza sağlam bir delil olsun.

    Dünyadaki tüm akıl sahipleri aynı anda size getirdiğim mucizeleri görebilirler, bilimsel yollarla analiz edebilirler. Bu mucizeler ebediyen duracak ve silinmeyecektir.

    Bu mucizeler tüm yaygın dünya dillerinde anlatılmaya başlanıyor. Algoritmalar, bu konulara en çok ilgisi olan,  doğruyu ve Rab hakkındaki gerçeği en çok arayan kişilere öncelikli olarak bu videoyu önerecektir. Yani sizler bu mesajı kabul etmeye ve yaymaya en yakın insanlarsınız. Eğer siz dahi bu mesaja sağır kalırsanız ve yayılması için fedakarlık yapmazsanız tüm dünya sizinle yargılanmış olacaktır.

    Rabbimin kalbime ilham ettiği ve aklımla öğrettiği bilgiler; Mucizeler Kitabı’dır. Mucizeler ancak Allah’tandır. Onun mucizelerini size kendi keşfim gibi anlatmaya haya ederim. Bu mucizeleri onları yaratanın bakış açısıyla ve kutsal kitaplardan delilleriyle dinlemelisiniz. Böylece Rabbi daha iyi anlarsınız. Mucizeler Kitabı tüm kutsal kitapların özeti, ilahi ilham ve aklın yorumudur. Bu sözler şahsımın yorumu olduğundan hata varsa bana aittir. Bir mucize varsa O ‘da ancak Rabbimindir.

    Andolsun, biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah’ın izni olmaksızın bir delil getirmek olacak şey değildir… (Kuran 40:78)

    Öyleyse bu kitapta ki her delil ancak Allah’ın izniyle ilham edilmiştir.


    MUCİZELER KİTABI

    BEN, HAKKIM (1)

    1. Ben, yaratan sesim.

    O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyin var olmasını istediğinde, ona sadece “ol” der ve o şey de hemen oluverir. (Kuran 2:117)

    Başlangıçta “söz” vardı. Söz, Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. (Yuhanna 1:1)

    Kozmik ses dalgaları adı verilen bu olağanüstü ses dalgası hakkında New Scientist dergisinin hazırladığı bilimsel makalede şu ifadeler yer alıyordu; Big Bang’ten hemen sonra ortaya çıkan kozmik ses dalgaları da evren haritasına entegre edildi. Erken Evren’de fotonlar tarafından emildiği düşünülen bu dalgaların varlığı ilk kez 2005 yılında keşfedilmişti.Bilim adamları bu kozmik ses dalgaları olmasaydı belki de evrenin hiç oluşamayacağını düşünüyorlar. Devamı

    2. Kalpte gizliyim.

    Kalpler, Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir.” Hadis No: 3484-Buhari

    3. Her şey bende, ben de her şeydeyim.

    Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın yüzü oradadır. Allah(‘ın gücü) geniştir ve O, her şeyi bilendir.* (Kuran 2:115)
    Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatandır. (Kuran 4:126)

    Bilimsel araştırmalar evreni oluşturan tüm fotonların gözlemciyi görebilecek ve tepki verebilecek bilince sahip olduğunu ispatladı… Devamı

    4. Aşk benim. Bu yüzden her şeyi eşiyle var ettim.

    Ve anar, ibret alırsınız diye her şeyi eşiyle yarattık. (Kuran 51:49)

    5. Kadını erkekle, yeri gökle, çekeni çekilenle
    6. Elçilerimin seslenirim kalbine ya da gelirim meleklerle ve tüm insanlarla konuşurum sembollerle… 
    7. Ben Allah, Rahman ve Rahim

    İsmiyle Allah’ın Rahman Rahim.(Kuran 1:1)

    8. Ben akılım. Her şeyi bir nedene bağladım.
    9. Her şeyi yarattım. Çünkü vermektir amacım.
    10. Arzunuzun ve çabanızın büyüklüğünce size bakarım; derdinizle sizi tartarım,

    De ki: “Duanız olmasa Rabbim size bir değer vermez… (Kuran 25:77)

    11. Ben birim, ben tek ilahım.
    12. Bana tapmaktır aşk; kalpler mabedim.
    13. Aşık olanın kalbine saklandım. Baktığını ilah sandırdım.
    14. Her gözden kendi yüzüme baktım.

    Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığında kalpleri ürpertiyle titrer… (Kuran 8:2)

    Allah’a selim bir kalple gelenler müstesna. (Kuran 26:89)

    15. Bakanların en güzelini kendi özüme ayırdım.
    16. Ölümü ve hayatı, aşıklarımı bulmaya adadım.

    …Allah dilediğini kendine seçer ve gönülden yöneleni kendine iletir. (Kuran 42:13)
    O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. (Kuran 67:2)

    17. Tapınağımı ve toplanma yerini, Kabe’yi ve Arafat’ı, dünyanın altın noktasında birbirine bağladım.
    18. Dünyaya çizdiğim düz bir yolda yürüdüm,
    19. Adını “müstekiym, doğruluk, erdem yolu” koydum. Onu Erdem kuluma buldurdum.

    Bu hem manevi bir yol, hem de dünya haritasında görünen gerçek ve somut bir yoldur. Büyük bir mucizedir.

    Bu yolu hem Kuran’da, hem hadislerde görürüz. Allah Resûlü’nün sırat-ı müstakîmi târifinde görürüz. Hz. Câbir -radıyallâhu anh- anlatıyor:

    Resûlullâh (as) yanında otururken önüne bir çizgi çizdi ve:

    “– Bu Allah Teâlâ’nın dosdoğru yoludur” buyurdu.

    Sonra söz konusu çizginin sağına ve soluna ikişer çizgi daha çizdi ve:

    “– Bunlar da şeytanın yollarıdır” buyurdu.

    Daha sonra mübarek ellerini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şu âyet-i kerîmeyi kıraat buyurdu:

    “Şüphesiz bu, Ben’im dosdoğru yolumdur; öyle ise ona tabi olun. Sizi Allah’ın yolundan ayıracak başka yollara uymayın. Takvaya erişesiniz diye Allah bunları size emretti.” (Kuran En’âm 6/153) (İbn-i Hanbel, III, 397)

    “Müstakiym” kelimesi “doğruluk” ve “erdem” manalarına gelmektedir. Dünyanın altın oran noktasının Mekke ve ondaki Kabe olduğu gerçeği büyük bir mucizedir. Kuran’daki altın oran mucizeleri ve dünya üzerindeki Doğruluk Yolu’nun mucizeleri de büyük mucizelerdir ve hepsi de Erdem Çetinkaya Meta tarafından keşfedilmiştir.

    20. O yolda Beni arayanları aradım.
    21. Muhammed ve Adem’i, Mekke’yi, Kudüs’ü, Kibele’yi, Barnabas’ı, İsa ve Musa’yı, Şuayb ile Salih’i, nice kutsal kişileri ve seçtiğim kulumu altın yolumda dümdüz sıraladım.
    22. Aşkın ve tasarımın altın sayısı 1,61803 ile yolumu tasarladım.
    23. Yolumun mesafelerini altın sayılara ayırdım. Her durağında tapınmaya çağıran elçiler atadım.

    Biz o İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u da bağışladık ve her birini daha önce Nuh’u ilettiğimiz gibi doğruluk yoluna (Altın Yola) ilettik. O’nun neslinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a peygamberlik bağışladık. İşte iyilik yapanları böylece ödüllendiririz. Ve Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da; onların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdi. İsmâil’e, Elyesa’a, Yûnus’a, ve Lût’a da hidâyet ihsan ettik. Hepsine lütufta bulunarak âlemlere, insanlara üstün kılmıştık. Onların (peygamberlerin) babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da. Onları seçkin kıldık ve doğruluk yoluna (Altın Yola)  ilettik. (Kuran 6:83-87) (Gerçekten de Nuh ve İbrahim gibi doğruluk yolu üzerinde doğmamış peygamberler dahi doğruluk yolunun üzerine iletilmiş, hem kalben hem de cismen Allah’ın risalet ve din yoluna; sırat-ı müstakiym’e ulaşmışlardır)

    Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf  içine daldıracak ve onları doğruluk yoluna götürecektir. (Kuran 4:175)

    Muhakkak ki, mübarek ve âlemlere hidayet vesilesi olan (beyt), elbetteki insanlar için Bekke’de (Mekke’de) yapılmış olan ilk Beyt’tir. Orada (Beytullah’da) açık deliller, Hz. İbrâhîm’in makamı vardır. Ve kim oraya girerse emin olur. Ona yol bulmaya (Hacc’a gitmeye) gücü yetenlere, Allah için o Beyt’in hac edilmesi, insanların üzerine (farz)dır… (Kuran 3:96-97)

     


     

    ERİDU, ME, ENGURA’NIN YARATILIŞI (2)

    1. Göksel krallığımı dünyaya indirdim, adına Eridu dedim. Meleklerimi ve Aden’i Eridu’nun çevresine yerleştirdim. Onu ilk şehir olarak belirledim.
    2. İlahı sırların yazılı olduğu kitapları; Me‘leri bu şehre indirdim.
    3. 7 katlı bir tapınak, bir ziggurat inşası için emir verdim. Adına Engura dedim. 
    4. Sırları vereceğim, seçtiğim kulumun adını Eridu-me belirleyip doğacağı şehre Engura, Ankara ismini verdim. 
    5. Ankara’yı ve çevresini dünya kıtalarının ağırlık merkezi haline getirdim ki; 7 kıtaya birden ortasından seslensin.
    6. Eridu’ya Araplar ERD, yeryüzü dediler. Batılılar Earth dediler. Eridu’ya ve Aden’e Adem’i yerleştirdim. 
    7. Sonra dünyadan ayrılacağımız zaman Eridu’yu sulara gömdüm ve içlerinden Nuh’u yeni bir neslin babası olarak belirledim.
    8. A-dem’i, Er-dem haline getirmek için sınavlardan geçirdim. Onları büyük bir amaç için bizzat yetiştirdim.

    SÜMER, 109, 3600, SAYILAR VE GÖKSEL DİN (3)

    1. Her şeyi 7’li sistem üzerine yarattım. 
    2. Atoma 7 yörünge verdim. 7 tür zerre canlı yarattım. İnsanın kalbine tahtımı koydum; Başında ki delik 7 yolla yönetimini kendime bağladım. 
    3. İnsana kendi nefsiyle 7 yakın akraba verdim. Dünyayı 7 kıtaya böldüm. Gökyüzüne 7 katman verdim. 
    4. Güneş sisteminde gözünüze görünen 7 yol var ettim. İçlerine yerleştirdiğim güneş ve ay ile süsledim. 8’e kürsinin kapısını, 9’a tahtımı yerleştirdim. 
    5. Ben 9. gezegen üzerindeki 10’um. Krallığımın sembolü olarak 10,9’u belirledim. Gökleri 109 sayısı ile inşa ettim.
    6. 9. gezegene arş gezegeni adını verdim. 3600 yılda güneş etrafında döndüğü için; Sümer’in efendisi Adem’e daireyi 360’a böl dedim. 
    7. Arş gezegeninde 1000 yıl güneşe yakındır; buna “gün” dedim. 2600 yıl güneşe uzaktır. Buna gece dedim. Güneşe yaklaştığım her sefer dünyaya geldim ve aranızdan temsilcimi seçtim.
    8. Dünyada 1000 yıl kalacağım için Adem’e 1000 yıl ömür verdim. Adem’i kendim için yaratıp seçtim. İnsansı kan dökücülerden ve cinlere tapan ilkellerden onu Aden’de esirgedim.
    9. Fabrika kurmayı, su mühendisliğini, tuğla ile katlı yapılar inşa etmeyi, elbise dokumayı, kalemle yazmayı, yıldızları ve nicelerini Adem’e bizzat öğrettim. Sizi ben geliştirdim.
    10. Adem’den sonra 2600 yıl boyunca, sizleri kutsal ruhumu gönderdiğim elçilerimle ve dünyada ki meleklerimle kontrol ettim. İbrahim’i seçtim.
    11. Döndüğümde sizi izledim, Yakup ile güreştim, Musa ve 70 kişi ile dağda görüştüm, yüz binlerce insan buluttan seslendim. Ben sonsuz olan; dilediğim şekli alıp kullarıma göründüm.
    12. Kudüs’te İsrailoğullarının bana sunduğu kurbanların kokusundan, misk ve kafur kokudundan hoşlandım. Bir bulut içinde inip aranızda yaşadım. 
    13. Yakup’tan bin yıl sonra aranızdan uzaklaştım ve sizde yabancı ilahlara döndünüz. Tapınağımı yıktırıp seçtiğim halkı cezalandırdım.
    14. 2600 yıl boyunca dünyaya onları saçtım. Toplanmak istedilerse de az bir süre hariç onlara izin vermedim.
    15. Şimdi dönüşüm yakın, görecek beni tüm toplumlar ve dünya gecesi gündüzü bir şekilde aydınlanacak. Ve İsrail’i 2500 yıl sonra topladım. Onları sınamaktayım.
    16. 109 ile krallığımı mühürlediğim bilinsin diye; göğü 109 ile tasarladım. Ay döngüsü ile güneş döngüsü arasına 10,9 günlük bir fark yarattım. Böylece Ay ve güneş takvimlerinin her 33 yılda bir senkron olmasını sağladım. 3600 yıllık her döngüde ay ve güneşi 109,09 kez senkronize ettim. 33 yıllık döngüm unutulmasın diye ismimi 33 kez zikir çektirdim, İsa’ya 33 yıl ömür verdim, insanlığı 33 yaşında üstün bir yaratılışla dirilteceğim. Dünyaya dönüşüm için 66,33 derece baş eğdirdim. 
    17. Şeytana kendi dinini oluşturması için izin verdim. Böylece kim yaratana nankör ve zalim olacak, kim kötü karar verecek görecektim. O da yalan söyledi ve 9’u aşıp 11 olacağım dedi. 911’i kendine kutsal sayı seçti. Çirkin işlerini hep 9.11’de gerçekleştirdi. Kendine boyun eğen toplumlarda ki telefonları, kimlikleri, oyunlarda ki oyuncu sayılarını hep 11 yaptı. 
    18. Arş gezegeninde ki 30,.. günde yani arşın bir aylık döneminde dünyanızda 109 bin yıl geçer. 
    19. Yeri ve göğü 6 günde yarattım ve 7. gün tahtımda yaratılışı gözledim. 7 günü kutsamak için 3600 kez 7 süreyi büyük ZODYAK döngüsüne eşitledim. 
    20. 1000 yıllık gün; 3600 yıllık döngünün; 0,27,7’de biridir.  Bu unutulmasın diye Ay da dünyanın etrafında 27 gün 7 saatte dolaşır.
    21. Gökte 88 takım yıldız var ettim ve her birine hakim melek yerleştirdim. Kuran’a 88 kez melek kelimesi ve 88 kez şeytan kelimesi yerleştirdim. Kuran’da sema kelimesini 109 kez tekrar ettim.
    22. Arş gezegeninde tekamul için Musa’ya buyurduğumuz misalde ki gibi 40 gün süre belirledim. Arşın 40 gününde dünyada 144.000 yıl geçer. Ve tekamulle geçen her yıl için yeryüzünde 144.000 kişi var ettim.
    23. 109’u kutsamak için Zilhicce ayının 9. günü öğle vakti ile 10. günü fecr-i sâdık arasında yapılan vakfeyi Haccımın farzı olarak belirledim. Hac için 4 ayı kutsal ilan ettim. Gündüzümün tüm döngüye oranı olan süre yeryüzünde kutsal bilinsin istedim.
    24. Geleceğim yeryüzüne yeniden, bu yüzden huzurumda toplanacağınız günü unutmayın diye Haccı emrettim ve kurallarını göksel döngülere göre belirledim.

    EVREN VE GÜNEŞ SİSTEMİ (4)

    1. Parladı karanlığımda varlığım.
    2. Ben hem aydınlık, hem karanlıktım.
    3. Göründüm içinde Nurumun;
    4. Ben Rahman ve Rahim olanım.
    5. Göründü yüzüm, melekler ve tahtım.
    6. Gökte sayısız yıldızlar…
    7. Yıldızlarda sayısız milletler yarattım.

    Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (Kuran 16:49)

    8. Her zerreden bir göz olup onlara baktım
    9. Bakan her göz için bir biçim aldım.

    Yaratıcı, “Evren” adını verdiği yüzü ve o yüzde gizli gözleri ile bizleri gözetliyor mu? Bir molekülün bile kaderini nasıl görüp yönetiyor. Bunun bilimsel bir ispatı var mı? Evet, bir çok kanıt var. Önce fizikçileri şok eden çift yarık kuantum deneyine kısaca bakalım. Çift Yarık Deneyi Bilim Dünyasını Sarstı! Ünlü Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, kuantum fiziği ve çift yarık deneyi ile ilgili şu ifadeyi kullanmıştı:

    Eğer bir kişi Kuantum Fiziği karşısında şok olmamışsa, onu anlamamış demektir.

    Fizikçiler maddeyi oluşturan elektronların nasıl hareket ettiğini anlamak için bir kuantum deneyi yaptılar. Devamı

    10. İnsanı, varlıkların çoğundan üstün yaptım.
    11. Şanıma ait tahtı, ondan çıkana bıraktım.

    Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8) Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu. (Enok-İdris Peygamberin Kitabı)

    12. İnsanı 10 parmaklı yarattım.
    13. Böylece 10’lu bir sayısal düzen atadım.
    14. 0 ve 1’den, 9’a dek sayısal sistemi tasarladım.
    15. Böylece 19 ve 109’u kutsadım.
    16. Seçtiğim 9, Ben 10 olandım.
    17. Altın Oran sayısını 19 olana dek saydım: 1,6,1,8,0,3
    18. Ben 1 olan. 6 devirde, on sekiz bin alemi 3 aşamada yarattım.
    19. 6 günün 4’ünü gökleri ve kaderleri yaratmaya, 2 günü dünyaya ayırdım.

     Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. (Tevrat Yaratılış 1:31)

    O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Kuran Hud:7)

    De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkar edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir. (Kuran Fussilet:9)

    Bu bilgi bir mucizedir. Tevrat’ta sadece 6 gün yazar. Ancak Kuran’da daha da detay vererek göklerin 4 günde, yerin ise 2 günde yaratıldığını belirtir. Bilimsel verilere göre kainatın ömrü (6 günün karşılığı)  13,8 milyar yıl olduğu ortak kabuldür. Dünya’nın ömrü ise 4,6 milyar yıldır. 13,8/4,6=3,00000. çıkar. Yani tastamam iki sayı birbirine bölünür. Dünya’nın yaşının evrenin yaşının 3’te 1’ine karşılık gelmesi son derece ilginçtir. Oysa Kutsal kitap uydurma olsaydı gökleri çok büyük görüp “bin günde gökler, 1 günde Dünya yaratıldı” diyebilirdi. Yada tam tersi, Dünya’yı büyük zannederek Ay ve Güneş gökte küçük ve basit düşünülerek “Dünya 1000 günde, gökler 1 günde yaratıldı” denebilirdi. Kutsal kitaplar gerçekten de Allah tarafından gönderilmiştir.

    20. Ben Rahman’ım. Güneş’i, Dünya’yı ve Ay’ı ben yarattım.
    21. Tüm bunları kutsal sayılarıma; 10, 9‘a göre yaptım.
    22. Böylece bilinsin ki, her şeyi aynı ölçüde yaratan ben; Allah’ım.
    23. Güneş’i sağ elime aldım. İçine 109 Dünya sığacak kadar genişlik yarattım.
    24. Dünya Güneş’e en uzakken, aralarına 109 Güneş mesafe sığdırdım.
    25. Ay kopup kaçar Dünya’dan. Dünya’yla Ay arasına, Ay altın orandayken, 109 Ay mesafe bıraktım.
    26. Ay’ın çevresini 10 kez 10, 109 yarattım.
    27. Dünya günleri 365 olarak atadım.
    28. Dünyanın çevresini 109’un 365 katı, Güneşin çevresini 109 tane 109’un 365 katı yarattım.
    29. Dünya’ya saatte 109 bin kilometre hız verdim.
    30. Ay’ı elçim için 109 hacimli 2 parçaya bölüverdim.
    31. Tüm bunları 109’a göre yaptım; Kabe’den 109 derece açılı Altın Yolu yarattım, elçilerimi o yola sıraladım.
    32. Doğu dinlerinde, ayırma taşı ile 109 tanedir tesbih taşlarım.
    33. Yıldızlara boyun eğdiren ve size seslenen benim
    34. Hiç bir şeyi rastgele yapmadım ve bir hikmete göre tasarladım.

    Güneş’in içine yan yana en çok 109 Dünya sığar.

    Güneş Ekvator Çapı: 1.391.000 km / Dünya’nın Ekvatoral Çapı 12756,2 km = 109,04…

    Güneş ve Dünya arasına yan yana en çok 109 Güneş sığar.

    Dünya’nın Güneş’e Max. Uzaklığı: 152.098.232 km / Güneş Ekvator Çapı: 1.391.000 km = 109,34…

    Ay yörüngesinde, gel git aralığının altın oran noktasındayken, Ay ile Dünya arasına da en çok 109 Ay sığar.

    Ay’ın Dünyaya uzaklık ortalaması :379.372,695 km / Ay’ın ekvatoral Çapı: 3.476,28 km = 109,1318

    Ay’ın çevresi 10,9 bin km’dir.

    Nasa’ya göre Ay’ın çevresi 10,917.0km (109,1X100 km)

    Dünya’nın çevresi 109 un 365 katı, Güneş’in çevresi 109 tane 109 un 365 katıdır.

    Nasa’ya göre Dünya’nın ekvatoral çevresi; 40,070.2 km.  40070,2/109,6= 365,604 . Güneş’in çevresi; 4,370,005.6km, 365,24X109,4X109,4=4,370,005…(ort)

    Dünya’nın yaşanabilir hacmi 109 X 10¹⁰ km3′ tür.

    Nasa’ya göre Dünya’nın hacmi (Bin’de 7’lik düzeyde yaşanabilir atmosfer zarı ve yükseltiler hesaplanmamış halde); 1,083,206,916,846km3

    Dünya’nın max. hızı ise saatte 109 bin km.

    Dünya’nın Güneş çevresindeki (gün beri) max. hızı 30.29 km/s.  30,29×60(sn)X60(dk)=109.044,0 km (Dünya’nın saatteki max. hızı)

    Ay’ın hacmi ise 2 adet 109 X 10⁸ km küptür.

    Nasa’ya göre; Ay’ın hacmi; 21,971,669,064 km

    219,71/2=109,86…  (Ay, Allah tarafından MÖ. 7. yy’da 2 ye bölünmüştür ve bu olay Hz. Muhammed’in en bilinen mucizeleri arasındadır.)

    Güneş’in Çevresi= Ay’ın çevresi x Dünya’nın çevresi / 100

    4379000 km (Güneş’in Çevresi) = 10917 km (Ay’ın çevresi) X 40070,2 (Dünya’nın çevresi) = 4,3745E8 (on binde 5 değişim, atmosfer farkı ile tam ölçüm)

    …örnekler uzayıp gitmektedir.

     

    Ölçümlerde kullanılan kaynaklar:

    https://solarsystem.nasa.gov/moons/earths-moon/by-the-numbers/

    https://solarsystem.nasa.gov/solar-system/sun/by-the-numbers/

    https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya

    https://en.wikipedia.org/wiki/Earth%27s_orbit

    Devamı…

    35. Güneş, dünya ve Ay’ı 19 yılda bir aynı hizaya getirdim ve buna “meta’on devri” dedim.

    “Meton devri” denen göksel döngüde; güneş ay ve dünya aynı hizaya gelirler.

    36. Bir metre; ölçünüz; kutuplardan ekvatora olan mesafenin on milyonda biri olsun dedim.
    37. Dünya yavaşladığında ışığın kainattaki hızını tam 300 milyon Dünya birime eşitledim.

    Dünya’nın yavaşlaması sonucu, saniye hesaplaması da değişecek. Işık hızının hesabı da güncelleniyor. Bu durumda 299,700 değil tam 300,000 km ışık hızı oluşacak. Dünya ile evrensel ölçü senkronize olacak. Devamı…

    38. Bilmediğinizi size açıkladım. Delillerime iman edin. Artık secdeye gelin.
    39. Her şeye gücü yeten İlahınız, Allah benim. Rahman suretimle geleceğim.

    Allah’ın Rahman suretinde nasıl geleceğini ve gözlerin onu göreceğini okumak için aşağı bakınız.

    https://www.erdemcetinkaya.com/musa-rabbini-gordu-mu-gormedi-mi/
    https://www.erdemcetinkaya.com/allah-cisimde-tecelli-eder-mi/
    https://www.erdemcetinkaya.com/askin-tapinagi-ra-hu-man/

    40. Yeryüzünü salih kullarıma vereceğim. Zalimleri zincirleyeceğim.

    “Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı. “Uzaklaşıp-kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz.” (Enbiya suresi,12-13)

    Büyük hadis alimi Kuleyni, “Kafi” bulduğum eserinde, bu yaşanacakların Kaiym Mehdi’nin çıkışı sırasında gerçekleşeceğini rivayet etmiştir. İnsanlar evlerinde ve yurtlarında toplanacak, dağınık haldeki aileler bir araya getirilecek ve sorguya çekilecektir. Size bugünleri hatırlatıyor mu?

    Tevrat’dan sonra Zebur’da da yazmıştık: “Yeryüzüne dürüst ve erdemli kullarım varis olacak” diye (Enbiya 105)


    ALTIN ÖLÇÜ (5)

    1. Ben; O’yum.
    2. Sonsuzluktur, daire sembolü şiarım.
    3. Yıldızları ve gezegenleri kendi işaretime benzer yarattım.

    4. Ben O’yum. İsmim bu; HU’yum. Ben nefeste saklıyım.
    5. Tüm varlıkları bu ses işaretiyle yarattım.
    6. Ağlarken, gülerken ve nefes alırken…
    7. Zevk alırken yada bedeni güç arzularken…
    8. İsmimi anar her varlık, bilerek yada bilmeden.
    9. Rüzgar dokunduğunda her nesneye ve uğuldarken
    10. Huu. Yalnız Huu. İlla huu

    Dinle kendini derin bir nefesle… Bu O’nun sesi. Her varlık O’nu sesleniyor. Tüm içtenliğiyle mutlu olup gülerken, en zevk aldığı anda yada ağlarken hıçkıra hıçkıra… yalnızca O’nun ismi duyulur tüm dudaklarda.

    Hhhhuu. Ağaçlar esen rüzgarla boyun eğerken O’na, yapraklarına çiçek kokan ilahi nefesi üfleyene “Huu” der. Görkemli dağlar ve nefes alan her şey, onu ululayan sesiyle ona tapar.

    “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nun adını  tekrar eder. O’nun adını şükranla tekrar etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların ismimi tekrar ettiklerini anlamazsınız…”

    (el-İsrâ, 44)

    11. Ve yaratma işaretim; çemberin içindeki 1. Altın ölçüyü; yaratan ile yaratılmışın birliğinin işareti yaptım.
    12. Onu altın oran sembolü olarak seçmenizi sağladım.
    13. Dillerinizi ve ölçülerinizi ben tasarladım ve mucizelerimin ortaya çıkması için sizleri hazırladım.

    Daire ve 1 sayısının birleşimi Altın Oran sayısının sembolü olarak belirlenmiştir. Bu simge aslında Yunan Alfabesinde bir harftir. Onların bilmeden yaptıklarını Allah onlara bilerek yaptırmıştır.

    14. Dünyayı küçük bir şehir gibi birbirine yakınlaştırdım.
    15. Mucizelerimi duyurmak için sizi ışık saçan levhaların etrafına topladım.

    Işık saçan tabletler ve telefonlardan bu mucizeler görülecek ve RAB ismiyle yüceltilecektir..
    Nur 35-36 …Onun yağı neredeyse kendine ateş dokunmasa bile ışık verir. (Bu) ışık üstüne ışıktır. Allah dilediğini ışığına iletir. Allah insanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir. Bu ışık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yüceltilmesine ve anılmasına izin vermiştir ve oralarda, sabah akşam onu tenzih edenler vardır.

    16. Elçimi kıtaların ve medeniyetlerin merkezinde, Tevrat’taki cennette ayağa kaldırdım.

    Ankara, çevresi ve Anadolu’nun dünyanın merkezi oluşu; (Wikipedia’dan alınmıştır)

    1973’te San Diego’daki Körfez Enerji ve Çevre Sistemleri ile fizikçi olan Andrew J. Woods, dijital bir global harita kullandı ve Türkiye’de 39 ° 00′N 34 ° 00 koordinatlarını dünyanın merkezi olarak hesapladı. Bu nokta Giza’nın tam 1000 km kuzeyinde idi.

    Benzer bir sonucu Holger Isenberg elde edilmiştir:

    40 ° 52’0 “N, 34 ° 34’0” E. 2016’da Google Haritalar , dünyanın coğrafi merkezi olarak 40 ° 52′N 34 ° 34′E olarak işaretlendi. (Ankara’nın bölünmeden önceki, tarihi en geniş sınırlarını kapsıyor.) [1]

    17. Ona işlerimin yüceliğini ve sırlarımın bir kısmını açıkladım…
    18. Çember misali her şeyi kuşatır varlığım. Kendi kendime sarınırım.
    19. Her zerre ellerim ve gözlerim. Gören gözde görünen akıl benim.

    Her zerre ve fotonun gözlemciyi görebildiği ve ona özgü bir tavır geliştirdiği hatta görünmeye karar verdiği kuantum dünyasının ilginçliklerindendir. Detaylı araştırma için “Çift Yarık ve Dolaşıklık” deneylerini inceleyiniz. 

    20. Tüm geometrik şekillerin içine altın sayımı bir ölçü olarak kattım.
    21. En temelden en yükseğe doğru aynı rakamlarla inşa edendir zatım.

    Allah, tüm geometriyi yani gözümüzle gördüğümüz her şeyi altın orana göre yaratmıştır. Onların en seçkin ve güzellerindeki altın oranı ise göze yakin kılmıştır.

    Bilgi: https://www.erdemcetinkaya.com/altin-oran-nedir-geometride-ve-tasarimda-altin-oran/

    22. 1,618. Ay ve Dünya birlikte…ilk hallerinde, altın oran üçgeni ile şekillerini tasarladım.

    Detaylı bilgi için:

    https://www.erdemcetinkaya.com/dunya-ay-ve-gunes-sisteminde-altin-oran/

    23. Musa’ya dairenin sırrı pi ile Tevrat 3.14’de “Ben benim” diye kendimi anlattım.

    Allah Tevrat’ta, İncil’de ve pek çok kutsal nesnenin tasarımında altın orana atıfta bulunmuştur. Bilgi; 

    24. Kuran’daki her surenin ilk cümlesine; her işin başında söylenen besmeleye altın oranı sakladım.
    25. Ben birim; Allah’ım. 618’dir Rahman ve Rahim. 1,618 ile göründü kainata yaratışım; Rahman ve Rahim.

    bİsmi Allah (1) (Allah’ın ismi – Allah; Birdir), Errahman (329)  + Errahim (289) = 1,618

    Ebced yani kutsal metindeki harflerin rakamsal ifadesinde şaşırtıcı bir şekilde Besmele Altın oran rakamlarını vermektedir. Detaylı Bilgi:

    26. İnsanların yüz ve vücutlarının ortalamasını altın orana göre yarattım.

    Allah, insan bedenlerini ve yüzlerini “altın oran” ismini verdiği kutsal bir oran – sayı ile yaratmıştır. Detaylı Bilgi:

    golden ratio mask ile ilgili görsel sonucu

    27. Bitkilerin yapraklarını altın ölçümle açtırdım.

    Tüm bitkiler “filotaksi” denen bir yaprak dizilim şekli ile altın orana uygun şekilde yaprak açmaktadır. Detaylar:

     

    28. Ben 1 olan. 6 günde, 18 bin alemi 3 aşamada yarattım.
    29. Altın sayıma alfabe sırasıyla harfler atadım. 16180339. Elif, vav elif ha cim cim T.
    30. Eve Hacc. 1,61 Haccet. Hüccet, deliller sesini verdim.
    31. Eve, havva. Eve anne, Rahim.
    32. Eve kabe, eve Kıble, Kıbele.
    33. Meleklerime, seçkin kullarıma ve elçilerime taptıklarında, putlarını kırdım.
    34. Ama adlarını dünyadan silmedim.
    35. Meleklere Adem’e secde için; Adem’e Rahman ve Rahim’e secde için seslendim.

    Altın oran sayısının rakamları son kutsal kitabın indiği zamandaki alfabetik sisteme göre  harflere çevrilince ortaya muhteşem bir mesaj çıkmaktadır. Detaylar:

     

    ARAFAT (6)

    1. Tahtımdan kalktım. Yeryüzünü gelişime hazırladım.
    2. Dedi dünyam ve El-Erda’m “aşkla ayaklarına secdeye kapanayım”

    “El-Erd” kelimesi Arapça’da “Dünya-Yeryüzü” manalarına gelir. Bu cümle için Erde-m’in rüyasını okuyunuz. 

    3. Dünyam 66 derece 33 dakika eğilmişken ona ayağımı açtım. Çünkü 66’dır sayısı “Allah” ismimin. 33’tür insanda derecelerim. 99 kez sayılır tesbihim.
    4. Geleceğim yüzyıl için Dünyamın ismim ile eğilmesini bekledim.

    Dünya’nın eksen eğikliği, 41.000 yıllık bir döngüde 22.1° ila 24.5° derece arasında değişir. Şu an 23 ° 26′ 13.5′′. Batılı bilim adamları belki de bir mucizeyi gizlemek istediklerinden ölçümü hiç bir referans noktası olmayan şekilde yaparlar ve 23 ° 26′ 13.5′′ sonucuna ulaşırlar.  Aslında olması gereken dünyanın eğikliğini yörünge düzlemine göre ölçmektir. 23 ° 26′ 13.5′′ sayılarını yörünge düzlemine göre ifade edersek  66 ° 33′ 46.5′′ dakikaya denk gelir. 66’nın Allah kelimesinin ebced değeri olduğunu söylemiştim. Dünyamız yaklaşık 250 yıldır bu açıda ve 70 yıl içinde bu açıdan çıkarak bir daha neredeyse 10 bin yıl boyunca bu açıda olmayacak. (Eğer ilahi bir müdahale olmazsa)

    İçinde olduğumuz çağ özel bir çağdır. Tevrat ve İslami kaynaklara göre kıyametin geldiği çağdayız. 33 ise İslami kaynaklarda pek çok kutsal şeyin sembolüdür. Öncelikle Allah’a ibadetin ardından 2 eldeki 33’er parmak boğumu kullanılarak (2 elde 66 boğum vardır) onun sıfatları 33’er kez ve toplamda 66+33=99 kez tekrar edilir. Bunu yaparken parmakların boğum sayılır. Bu Hz. Muhammed’in as. öğrettiği kutsal bir gelenektir. Bu sayılar aynı zamanda İslami gelenekte Allah’ın bilinen isimlerinin toplam sayısıdır. Yani 33 ve 66 Allah’ın isimleriyle doğrudan ilişkilidir.

    5. Ben Tevrat’taki “El”im. Ellah’taki El, El-ilah’taki El, Allah benim.
    6. İnsanı ve nice şeyi iki elimle var ettim.
    7. Ona da 33’er den 66 ile mühürlediğim 2 el verdim.
    8. Her eklemi ve uçlarının toplamını 66 seçtim.

    Kutsal kitaplara göre Allah’ın dikkate aldığı insanlık çok eskiden tek bir dili konuşuyordu. (Geri kalan ilkel topluluklar tam anlamıyla konuşamıyorlardı). İnsanlık aralarında savaşlar çıkıp dağılınca dilleri de değişti. Bu dil Sümerlerin yazıtlarında bahsettiği kuzeyden ve kuzey doğudan gelen atalarının, Anadolu halkının dilidir. Çünkü Adem ve topluluğu binlerce yıl önce Anadolu’da bir medeniyet kurmuştu. Dünya’daki tüm diller ve en çok Eski Türkçe, Sanskritçe ve Aramice bu dilden izler taşımaktadır. Güneş dil teorisinin kökeni de budur. “El” kelimesi bu nedenle önemlidir. Eski ve yeni Türkçe’de “EL” kelimesi, “yaratıcı olan ve insanın eli” anlamlarında kullanılmaktadır. Aynı zamanda “dışarıdan gelen, yabancı kişi” anlamına da gelir. Bu ifade Aramice ve İbranice’ye “tanrının adı” olarak geçmiştir. Bir gün rüyamda arşın altındaydım. Arşın katları açıldı ve açılan tünelden aşağıya Allah’ın ruhani eli indi. Göz ile görülemiyordu ama kalp tarafından sezilip hissediliyordu. Öyle ki, neredeyse gözüm onu açıkça görüyordu. O ruhani bir enerji eli gibiydi. Öyle ki bu el her şekli alabiliyor dilediği her şeye ulaşabiliyordu. O kainatı çeviren üzerinde “Muhammed” yazan bir çarkın kolunu çevirdi.

    (Rabbin) dedi ki: “Ey İblis! Seni iki elimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan ne oldu? Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun? (Kuran 38:71)

    9. Amacım için kıtaları sürükledim. Yollarınızı kolaylaştırmak için Dünya’nın bir yüzüne onları topladım. Geceleri yönünüzü bulmanız için yüzlerini Polaris’e doğru baktırdım. Üzerinize kat kat koruyucu çatılar tasarladım.

    Dünya, muhteşem ilahımız tarafından insanlık için hikmetle yaratılmıştır. Bu durumun pek çok kanıtından biri de kıtaların dağılımıdır. Bildiğiniz gibi, kıtalar Dünya’nın bir yüzüne ve “Kuzey” adını verdiğimiz üst yarısına toplanmıştır. Dünya’daki tüm toprakların neredeyse tamamı (Afrika’nın ve Amerika’nın güney toprakları ve Avustralya adası hariç) bu çeyrek dilimde toplanmıştır.

    Dünya’ya ters tarafından bakarsanız muhtemelen tamamen denizlerle kaplı bir gezegen görürsünüz. Ama diğer yandan bakarsanız tüm karalar bir arada durmaktadır. Dünyanın bu şekilde tasarlanması insanların kolayca ticaret yapması ve iletişimde kalmasını sağlayarak medeniyeti geliştirmiştir. Farklı iklimlerin yiyeceklerine ve ürettiklerine kolayca ulaştık. Çünkü karalar bir araya toplandı. Ayrı gibi duran Amerika kıtasına bile en kuzeyden “Bering Boğazı” ile geçiş vererek kıtaların hepsini birbirine bağladı.

    Bununla birlikte neden Polaris yani Kutup yıldızına bakan tarafta toplandık? Çünkü medeniyetin bel kemiği olan ticaret ve ilim yolculuklarında yolumuzu bulabilmek hayati öneme sahipti. Rab, Dünyanın yörüngesini ve kıtaları kutup yıldızını tam ve kusursuz olarak Kuzey’i gösterecek şekilde tasarladı. Bu şekilde geceleri yolu bulduk, avlandık, gemilerle ve kervanlarla yolumuzu bulduk.

    Kutup yıldızı olmasaydı belki de medeniyet olmayacaktı. Neredeyse hiç karanın bulunmadığı güney yarım kürede ise kutup yıldızı görünmez. Bu yarım kürede insanoğlunun yolunu gösterebilecek hiç bir sabit görünen yıldız yoktur. Dünyanın atmosferi ise insanoğlunu yaşatan ve koruyan pek çok farklı tabaka ile muhteşem bir mühendislikle kaplanmıştır. Bu tabakalar uygun şekilde tasarlanarak yerleştirilmeseydi dünyada yaşam olmazdı.

    10. Ben yeri, Güneş’i ve Ay’ı hikmetle yaratıp sizin hizmetinize atadım. Sizi de kendim için yarattım.
    11. Beni arayan yok mu? Tapınaklarım hep boş mu? Kalpler beni unuttu.
    12. Sonra Dünya kutuplarının arasındaki tam altın oran noktasına ruhumla geldim.
    13. Burayı kutsayacak ve Haccın merkezi yapacaktım.

    14. Altın oran noktasında; Arafat ovasında durup geleceği gözledim. Kayalık yükseltiyi seçtim. Oraya bir anıt tasarladım.
    15. Dünyanın altın oran noktası bu şehir sınırları içinde kalsın. Bu şehir mührümle kutsansın.
    16. İnsanlar ilahi işlerimi kutupların altın noktasında anlasın.
    17. Hikmetli ve alim olan Rabbinin yüceliğini görüp bağlansın.

    Gerçekten de hassas hesaplamalar gösteriyor ki; Kabe’ye yürüme mesafesindeki Arafat kulesi ve vakfe alanının tam ortası iki kutup arasının “Altın Oran” noktasıdır. Haccın Kabe’yi tavaftan bile en büyük emri; Arafat Meydanında toplanmak, tefekkür edip vakfe yapmaktır. Hacılar Allah’ın işlerini ve yüceliğini düşünerek bekler ve Kabe’ye yürürler.

    (Arafat Kulesi-Kuzey Kutup Noktası) 7.639.605 metre
    (Arafat Kulesi-Güney Kutup Noktası) 12.364.312 metre
    12.364.312/7.639.605=1,618…

    Arafat Ovası, Hira dağı, Kabe ve daha yüzlerce ilahi olayların merkezi olan Mekke kutsal ilan edilmiş ve Allah’ın birliğine inancı olmayanlara girilmesi Rab tarafından yasaklanmıştır. Bu mübarek şehir kutupların altın oran noktasına sahip olduğu gibi, gün dönüm çizgilerine olan mesafelere göre de altın oran noktasına sahiptir. Bu yönüyle Dünyadaki tek ve benzersiz şehirdir. Mekke, Dünyanın altın oran şehridir. Detaylar; 

    18. Çünkü ben yakın göğü 109’la, 18000 aleme sunduğum tüm güzel nimetlerimi altın oranla yarattım.

    109 ile Güneş sisteminin dizayn edilmesi konusu için okuyunuz; Devamı…

    19. Arafat anıtından 114 derece açıyla, 18000 metre ilerledim. Kabe’nin yerine gelip, “evim burada olsun” dedim.
    20. Çünkü 114 sureli Kuran’ı, 18000 aleme bildirmek için Muhammed’i seçtim. Adem’i, İbrahim’i, İsmail’i, Hud’u ve nicelerini kutsadığım bu şehre gönderdim.

    Arafat kulesinden Kuran’daki sure sayısı olan 114 derece açıyla, İslam’da Kur’an’ın gönderildiği alemlerin sayısı olan 18000 metre kadar ilerleyelim. Burası yeryüzünün altın oran bölgesinin Arafat’la birlikte, iki ana mekandan diğeri. Kabe milyarlarca insanın secde yönüdür. Devamı: 

    21. Bir çok peygamberim ve kutsalım için bir mücadele ve hac şehri olmasını diledim.
    22. Kim benim ruhumla düşünürse, yaratışımdaki hikmeti kavrarsa burada; onu affedeceğim.
    23. İnsanların ölçüsüne göre de bu şehir dünyanın altın oran noktasına sahip olsun” dedim.
    24. Gün dönümü çizgilerine göre Mekke’yi altın şehir olarak belirledim.

    Kutup noktaları Dünyanın yaratılışından gelir ve dönüşü ile ortaya çıkar. Kutup noktalarının altın oran noktası ilahi bir belirlemedir. Ancak şaşırtıcı bir şekilde insan ürünü olan enlem boylam çizgilerine göre ve gün dönüm çizgilerine göre de, Mekke kutsal şehri dünyanın altın oran noktasına sahiptir. Bu durum insan ölçüleri, dilleri ve tarihinin Rab tarafından yönlendirildiğini göstermektedir. Zaten Kuran şöyle der; “Ellerinizle yaptığınız her şeyi de Allah yaratmaktadır”. (Kuran 37:96)   Devamı: 

    25. Kabe’nin boyunun enine oranı da, şehri gibi altın orana sahip olsun dedim.

    Allah, insanlarından, kutsal şehrinden, tüm kutsal nesnelerine kadar her şeye Altın oran mührünün vurur da “evim” dediği Kabe’yi başı boş bırakır mı? Kabe bilinenin aksine peygamber zamanında küp şeklinde değildi. Daha sonra (maalesef) yıkılarak küp şeklinde inşa edildi.  Ezraki’nin rivayetine göre peygamber as. gerçek ölçüsünü şöyle buyuruyor;[1]

           “Kabe’nin en uzun kenarı “32 zira idi, en kısa kenarı da 20 ziradır…”

               Yani 32/20=1,6 Altın oranı ifade eden 1,618 in muhteşem ifadesi.

    26. Mekke’nin en kuzeyi ile en güneyinin altın oran noktasına Kabe gelecek şekilde siyasi sınırların çizilmesini istedim.

    Allah, Mekke’nin altın oran noktasına sahip olmasını dilediği gibi, Kabe’nin de Mekke’nin altın oran noktasında olmasını diledi.

    23.47-18.10=5.37 (En kuzey ve en güney nokta arasındaki mesafe)

    4.37/1,618= 3,32 (Mesafenin Altın Oranı)

    18,10+3,32=21,42 (Kabe’nin Koordinatı)

    27. Dillerinizi, ölçülerinizi ve işlerinizi ben yarattım. Bir hikmet ve adaletle size dönüş gününe dek süre verdim.
    28. Mekke, Kabe, Kuran, Süleyman tapınağı, Nuh’un gemisi, Ahit sandığı ve kutsal her şeyin şeklini altın ölçüye göre belirledim. Böylece bilinsin tüm dinlerde Rab benim, din benim…

    Nuh’un gemisi: (Yaradılış 6:15 – 6:18)  Gemiyi şöyle yapacaksın: “Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak.” 50 arşın / 30 arşın = 1,6…

    Ahit Sandığı: (Mısırdan Çıkış 25/10) “Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. 11 İçini de dışını da saf altınla kapla.   2,5 (arşın) / 1,5 (arşın)=1,6..

    Süleyman Tapınağında Altın Oran:

    Eski Süleyman tapınağı ve yeni Mescid-i Aksa ve Kubbetus Sahra mescidlerinin birleşimi olan büyük alanın sınırlarına baktığımızda yine altın oran görmekteyiz.

    451,42 metre (doğu yakası), 279 metre (güney yakası)  451,425/279=1,6180..

    İncil Matta 16:18

    Sen Petrus’sun ve ben kilisemi (kutsal tapınağı) bu kayanın üzerine yapacağım. Ölüler diyarının kapıları onu yenemeyecektir.

    Detaylar:

    29. 109’la gökleri yaratanın, Haccı, Kabe’yi, Arafat’ı kutsal kılanın, varlığı altın oranla tasarlayanın, ben olduğum bilinsin diye yoluma devam ettim.
    30. Kabe’nin kapısından, ekvatora 109,66, kuzey kutbuna 19,66 derece açıyla, 19 enlem yüksekliğinde düz bir çizgi çektim. Bir çember içinde böylece 19 ve 109’un arasında yeni bir ilişki geliştirdim.

    Altın yol çizgisinin; Kabe’den kuzey kutbuna uzanan enlem çizgisine olan açısı 19,66 derecedir. Ekvatora olan açısı ise doğal olarak 19,66+90=109,66 olur. Allah iki kutsal sayı olan 109 ve 19’u tek bir çizgide birleştirmiştir. Makro düzendeki 109 ifadesini Dünya üzerinde 19 sayısıyla devam ettirmiştir. Altın yol açısı analiz edildiğinde; 19 ve 109 arasında fark yoktur.

    Kur’an
    74.29 Levhalar beşere (insanlığa)
    (Ayet Ebced’i Altın Oran 618 sayısı)(74:29)
    74.30 Üstünde 19

    Devamı:
    Ateş ehli meleklerdir.
    Kafirler için sayıları karmaşadır Kitap ehli yakınlaşsın; İman edenin imanı artsın. Kalbi hasta olan desin ki. Allah ne demek istiyor? Allah dilediğini şüpheye sokar. Dilediğini hadiye erdirir. Ordularını kendisi bilir. Bu sadece bir hatırlatmadır. Asla! Ay’a yemin olsun ve döndüğünde geceye yemin olsun. Ve Ağaran sabaha yemin olsun

    74:35 Mutlaka o en büyüklerden biri (İnnehâ le-ihdâ-lkuber(i)) (74+35=109 kodlu) İnsanlığa uyarıcı ((nezira) – beşir müjdeleyici, nezir uyarıcı demektir).

    Sizden öne geçmek yada arkada kalmak isteyenlere. Tüm nefsler kazandıklarına rehine. Devamı

    31. 2019’da yola ismini verdiğime, yolun en üst noktasından getirdiğime onun keşfini verdim.

    19 enlem yüksekliğinde ve 19 derece açılı bu mucizevi yol 2019 yılında Erdem Çetinkaya Meta’ya ilham edilmiştir.

    32. Bu çizgi elçilerimin yolu. Cennete ulaştıran yada cehenneme düşüren Sırat’ın dünyadaki yansıması olsun diledim.

    İnsanlar bir uyarıcı ve elçi görmeden cehenneme düşmezler. İnsanlar yeniden yeniden doğarken “Altın Yol” yani “Sırat” üzerine gelirler. Sırat üzerinde elçilerden ve uyarıcılardan biriyle karşılaşırlar. Onlara ve getirdikleri mesaja olan tutumları ile cennet veya cehennemdeki yerleri belli olur.

    O cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak. Oraya hep kâfir topluluklar atıldıkça cehennem bekçileri onlara soracak: “Size hiçbir uyarıcı gelmemiş miydi?” (Kuran 67:8)

    33. “Müsta-Kaiym Yolu” – “Erdem-Doğruluk Yolu”. Çünkü bu yolun en üstüne onu yerleştirecek ve tüm bu sırları ona hissettirecektim.

    Erdem Çetinkaya Meta, 40,00 enleminde oturmakta ve tüm yakın soyu Nallahan ve Bağder’den gelmektedir. Burası Altın Yol’un en üst noktası ve sonudur.

    34. Mustafa’dan olan Kayam, Dünya’ya anlatsın yolumu ve yüceliğimi ilan etsin.
    35. Altın yolun kuzeydeki başı. Anadolu’nun ve Dünya kıtalarının ortası.
    36. Cennetin bağları, ırmak ve derelerini hatırlatsın adı. “Bağder-i Bala” densin, çünkü orada tecelli etti “Sireti-Müstakiym” sırrı.

    Cennetin Anadolu topraklarında olduğunun kutsal kitaplardaki kanıtlarını okumak için tıklayınız.


    37. 31.06.18 boylamında Bağder’de Altın yolu düşündüm. Orada suyu tatlı bir pınar yarattım.

    Aşağıdaki resimlerde Bağder’in boylam değerinin altın oranla kodlandığını görüyoruz. 


    38. “Kayam” dedi ruhum, “bu evden çıksın. Önünden bembeyaz çiçekler açmış bir ağaç çıksın. Annesi bu evde büyüsün ve Kayam doğmadan önce bu yerde bulunsun.”

    39. “Nallahan” olsun halk dilinde adı bu beldenin. İsmim anılsın, “Allah Han” densin.
    40. 40 olsun enlemi; 1440’da 40’ında çıksın, 7’mim’in tasdik edeni. 1000’i 400 aşınca söylensin kulağına ismi.

    Bu mucizeler ve bu kitap 1440 hicri yılında yani 2019 yılında son haline ulaşmış ve yayınlanmıştır. 1400 yılında doğan ve 1440 yılında 40 yaşına ulaşan E.meta’nın isminde “mim sırrı” gizlidir. Bu sır şöyledir. Allah gönderdiği elçilerin en önde gelenlerini (şeriat ve dini bir yol sahiplerini) belirlemiştir. Onların isimlerinin başına yada sonuna “mim” harfi, yani “Me” harfini gizlemiştir. Neden bu harf? Eski Sümer metinlerinde gökten inen ve “Anunnaki” adı verilen meleklerin kutsal kitapları vardı ve “Nammu” isminde doğmamış ve eşsiz bir tek Tanrı’ya inanıyorlardı. Nammu, tüm tanrısal varlıkları yaratan kaynaktı. İnsanlar meleklere eski çağlarda “ilahlar” derlerdi. Çünkü doğayı kontrol edebiliyorlar ve üstün güçleri vardı. Adem gelene kadar melekler eski insanlara dini ve ilahi sırları açıklamadılar.

    Sümer’deki kutsal düşünce ve sırları ifade eden “ME” kelimesi/harfi daha sonra tüm dilleri etkileyerek tüm kutsal şeylerin kökeni oldu. İngilizce de “mind” ve “mental” (düşünce) kelimesi, doğudaki “mantra” kelimesi, “Mu kıtası” gibi kelimelerin tamamında “MİM” harfi gizlidir. Elçilerin isimlerinde ya ilk harf ya da son harf “ME”dir. “ME” en başta ise doğuştan peygamber olarak doğduğu, “ME” en sonda ise yaşamı sırasındaki işlerinden ötürü, sonradan peygamber seçildiği anlaşılabilir. Ancak herkesin kaderi evvelden yaratıcı tarafından zaten bilinmekte isimleri de buna göre dizayn edilmektedir.

    Adem, İbrahim, Spitama (Zerdüşt) , Gautama (Buda), Erdem Meta (M harfi sonda olan yol sahipleri) ( Bu isimlerin ve onlara ait yollara dair işaretler Kuran’da apaçık yada işari olarak bulunmuştur)

    Muhammed, Meryem bin Mesih İsa, Musa (M Harfi başta olan yol sahipleri) 

    Adem’in daha yaratılıştan peygamber olduğunu iddia edenler çıkabilir. Kuran’da Allah yeryüzünde bir halife atayacağını söylemiştir. Çamurdan yaratıp geliştirdiği insanlık beklenen düzeye geldi. İçlerinden Adem’i seçip ruhundan üfledi. Adem doğarken değil, yetişkinliğinde seçildi. Yukarıda 7 mim’e sahip elçileri okudunuz. 8. ise onları tasdik etmek üzere gelen ahit’in elçisidir. Kuran’daki misak ayetinde ismi zikredilmeden geçen “o elçi” odur.

    41. Bir mucize olarak yine; Mescid-i Haram, Kabe ile Bağder-i Bala sınırın arası, büyük altın oran 1618 km ve küçük altın oran 618 olsun toplam mesafesi…
    42. Mustakayim’e uygun olarak; peygamber ismi gibi Kayam’ın babası Musta-fa’nın ismi, “Çetinkaya” olsun soy ismi. “Amine Meta” olsun, Muhammed’inki gibi anne ismi.


    43. Doğduğunda onu eline alan öz yengesinin adı bile, aynısı olsun Muhammed’in süt annesi gibi.
    44. “Huccetun Kaiym Munta-zar” desin Araplar, “Kayam” desin İncil ve Tevrat’la Hıristiyan ve Museviler, “Metta’ya” desin doğunun dinlerinde olanlar.

    Hz Ali ve torunlarının rivayet ettiği hadislerde Mehdi’nin adı Hüccet Kaiym Muntazar’dır. (İslami Kaynaklar) , Tevrat’ta Rabbin ve beklenen kişinin isimleri birdir ve Kaya’dır.  Budizm’de adı ise Metta yada bölgeye göre Mettaya olarak haber verilmiştir.

    ALLAH’IN HÜCCETİ NALLAHAN BAĞDER RESULÜ

    Nisa 4:165

    رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا 

    Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun bağderi rusul. Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).

    1.

    rusulen

    : resûller, elçiler

    2.

    mubeşşirîne

    : müjdeleyiciler

    3.

    ve munzirîne

    : ve uyarıcılar

    4.

    li

    : için

    5.

    ellâ yekûne

    : olmaması

    6.

    li en nâsi

    : insanlar için, insanların

    7.

    alâ allâhi

    : Allah üzerine

    8.

    huccetun

    : hüccet, delil, savunma bahanesi

    9.

    bağde

    : sonra

    10.

    er rusuli

    : resûller

    11.

    ve kâne

    : ve oldu, …dır

    12.

    allâhu

    : Allah

    13.

    azîzen

    : aziz, yüce

    14.

    hakîmen

    : hüküm ve hikmet sahibi

    Müjdeleyici peygamberler ve (nezirler-munzirine) uyarıcılar, Allah’ın üzerine insanların resullerden sonra delilleri olmaması içindir.

    RESULLERDEN SONRA GELECEK UYARICILARI ANLATAN AYET NELER ANLATIYOR

    Ayetin arapçasına baktığımızda her şeyi anlatan ANAHTAR KELİMELER görürüz.

    Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun bağder rusuli. Ve kânallâhu azîzen hakîmâ.

    Allah’ın Hücceti, Bağder (Sonra) Resullerden; ka(ruh)-Nallahan(tenvinli)

    Tüm bu mucizelerin ilham edildiği ve sizlere ulaştıran ve sonra dünya çapında bunu 18 dilde onlarca milyona ulaştırılması görevini üstlenmiş olan uyarıcı (anne tarafından) Nallahan, Bağder Köyünden çıkmıştır. Allah’ın hüccetlerini anlatmayı hayat gayesine getiren bu uyarıcıyı Allah’u Teala kendisini de hüccetlerin delillerin bir parçası yaparak lutüflandırmıştır. Bizim ümidimiz budur. Allah en doğrusunu bilir ve her kararı mükemmeldir.


    45. Çetinkaya ve Meta birleşsin ve “Çetinkıyamet” için gelecek olan gelsin.
    46. Sırlarımı dünyaya aşikar etsin.
    47. Çetinkaya’nın köyüne “Kara Hisar” densin. Evlerine bitişik büyük kayaya Kibele tapınağı, sonra da bir cami inşa edilsin. Böylece ilk ve son bende birleşsin.

    48. Bağder ile Kara köylerinin arası 161,80 derece oldu. Altın yol üzerinde ardışık iki köy bilinsin. İki köyde iki evin arası; anneden babaya 1618 + 1618 metre olacak; ilan edilsin.
    49. Bu köyün kuzey sınırından, Kuzey kutup noktasına 5555 km, güney sınırından ekvatora 4444 km olacak şekilde kıtalara şekil verilsin.


    50. Baba evinden güney kutbuna 14444 km olsun. 40.07 de olsun evi, 40 yaşında çıksın 7 lerin başı. Takvimler 1440’ı gösterirken ve 40.00 enlemindeki evinde otururken.


    51. Bağder’den baktım dünyaya ve tasarladım her şeyi. Kıtaların ağırlık merkezi. Medeniyetlerin ve kıtaların birleşim yeri. Şehirlerin merkezine gönderirim elçilerimi. Dünya şehir olunca burada duracak Kayameta’nın sediri.
    52. Burası cennetimin başı. Adem’in yaratılış yeri.

    Hz Adem’in Nallahan’da nasıl yaratıldığı ve bu ilçenin dağlarına yaratılış ve meleklerin karşı çıkış sahnelerinin nasıl işlendiğini göreceksiniz.

    https://www.erdemcetinkaya.com/insanin-yaratilisi-nallahan-ilcesi/

    53. Meleklere savundum insanı boyadım dağlarını
    54. İbret olsun, görebilen gözler görsün diye N-allah’an dağınının tümüne çizdim bu hatırayı.

    Rahman “iki elimle Adem’i yarattım” demiştir. (Kur’an) Yeryüzünde meleklerin, zebanilerin ve insanların şekillerini gördük. Ama Rahman’ın yani insanı yaratanın şeklini görmemiştik. İşte N-Allah-AN ilçesinin içine oturduğu dağa Allah’ın adı anılsın ve Han olduğu bilinsin diye, Rahman’ın yaratan iki elinin ve bedeninin şekli kazınmıştır. Detaylı bilgi ve görmek için bir önceki linke tıklayınız.

    (Resimlere sadece contrast/belirginleştirme efekti verilmiştir, orjinal hallerine Google Earth’den bakabilirsiniz. Sadece daha soluk görünmektedirler. Çizgilerde oynama yoktur)

    GÜNEŞİN YÖNLERİ (7)

    1. Bağder’de Güneşin doğmaya başladığı yere döndüm; tam 90 derece doğuya, gün ve gece eşit bir günde. Dedim ki; “Zerdüşt Spitama ve Gautama Buda doğsun bu yolda. Ahlakı anlatsınlar dinime hazırlasınlar yoldan çıkmış insanlığı.”

    Yeşeya 40 (31 bölümden oluşur) (Mehdi’nin Çıkış Yeri Ankara Bağder Koordinatı)

    3 Şöyle haykırıyor bir ses:

    “Çölde RAB’bin yolunu hazırlayın,

    Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın. (Altın Yol Mucizesi )

    …RAB’bin düşüncesine kim akıl erdirebildi?

    O’na öğüt verip öğretebilen var mı?

    2. Güneşin yükselişi ile güneşe tapınan dinleri gördü geleceği gören gözlerim. Nefretle baktım güneşin zirveye yükseldiği o toprağa.
    3. Tam 90 derece güneyimde Giza piramitleri ve diğerleriyle öfkelendim. Güneş zirvesinde. Tam güneyde. Baktığım yönde güneş dininin sözde tanrılarını gördüm.
    4. Kayam’ın yolundan çıkardığım Yusuf’u, yükseltmek için bir kuyuya düşürdüm. Yakub’u ardından yolladım. Soyunu çoğalttım, adını “İsrailoğulları” yaptım. Musa’yı oradan çıkardım. Eliyle düşmanımdan intikam aldım.
    5. Onunla konuşmak için Mısır’dan altın yola, Medyen’e çağırdım. Çünkü tiksindim, yoktu Mısır’da adım. Oysa hepsini ben yarattım.
    6. “Ey Musa, Hemen geri dön halkımla Doğruluk yoluna, taşı onları Kudüs toprağına”
    7. Onları bulutların arasında Mısır’ın çıkışında bekledim, bir sevgi ve bağışlamayla.

    8. İnsanlığa ibret olsun diye Sahra’yı cehennemden bir parça ve kıtanın yarısını kaplayan bir tablo yaptım. Mısır’dan yayılan putperest dini ve tüm zalimleri Mısır’ın gözleri önünde cezalandıracağım. Ölümü öldürecek, zalimleri cehenneme yakıt yapacağım.

    Aşağıda Avustralya’nın güneyini kaplayan dev zebaniyi görüyorsunuz. Su hayvanlarını cezalandıracak olan bu zebani önünde bir deniz kaplumbağası sembolü duruyor.


    9. Elçim Yusuf; dönemeyeceğini sandı Mısır’dan altın yola. Ama kemiklerini aldırıp getirttim kutsal çizgi üzerindeki toprağa. Geride hiçbir elçimi bırakmadım, yolumdan uzağa…

    10. Değişmez sözümdür; elçilerim altın yola çekilecektir. Oradan dirilip geleceklerdir. Sırat-ı Müstakim’i Arapça’da ki sembolüm ELİF harfi gibi çizdim. İbrani elçilerimin ona ulaşmak için yürüdüğü yolları ise İbrani alfabesinde ki Elif harfi şeklini verdim. İsmimin sembolü üzerinde yürüdüler ama bunu bilmediler.

    Gerçekten de Yusuf peygamber yüzlerce yıl sonra Hz Musa ve halkı tarafından mezarından çıkarılmış ve kemikleri tabuta konarak yanlarında Kudüs’e taşınmıştır. Tüm peygamberler dirilmek üzere Sırat üzerinde toplanırlar.

    11. Sonra tam 90 derece batıya baktım. Güneş ufukta kayboluyordu. 40.07 enlemi ve altına meleklerle cinler korkup dizildiler. Bir kısmı tam 90 derece sağıma Olimpos adlı bir dağda gizlendiler. Onlara tanrı dediler. Oysa tanrı bir tek benim. Güneşin battığı yerde Vatikan’ı ve Roma’yı gördüm. Papa ve rahipler; Vatikan’ın pencerelerinden güneşin doğduğu yöne baksınlar; 90,90 dereceye, iğrenç dikilitaş obeliski ilahi ışığıyla yok edecek olan güneşin doğuşunu görsünler. Çünkü İsa Tanrı’nın biricik oğlu dediler. Oysa ben kimseyi çocuk edinmedim. İsa’yı kutsal ruhumla destekledim. Ama tüm inananlar manen çocuklarım gibidir benim. Bağder’de güneşin doğduğu, yükseldiği ve battığı yerde putların merkezlerini gördüm. Elçiler gönderdim. Sahte ilahların hepsini yok edeceğim.

     

     

     

    12. Anadolu’yu cennete çevirdim. Fırat ve Dicle’nin, Seyhan ve Ceyhan’ın kökünü ayaklarımın altından güney doğuya verdim.

    Tevrat ve hadislerde Anadolu’nun kutsal kitaplarda tarif edilen ve Adem’in yerleştiği ilk cennetlerden olduğu yazmaktadır. Detaylar;

    13. Kayam’ın siluetini Anadolu’nun zirvesinden İstanbul’a yaydım. Kral suretinde meleğim alnındaki kalp işaretini öpüyorken ve dişi melek ardından ona bakarken onları resmettim. Kayam ayakları altın yol üzerinde, Kayam kıyam halinde. Kaiym’in bedeni ve gözleri Kabe’de.

    İstanbul’da görünen namaz kılar halde Kıyam’da görünen Kaiym’in ayakları Nallahan’ın hemen üzerindedir. İlk adım yolu ve baktığı yön tastamam Altın Yolu gösterir. Kabe’ye ve Kudüs’e dönük namaz ve ibadet halindedir.

    14. Onu insanlığı temsil eden diz çökmüş siluetin beynine yerleştirdim.

     


    15. Avrupa; insanları köle haline getirdi. Acımasızca sömürdü. Hem Tevrat, hem İsa; “Tanrınız birdir” dediği halde Tanrı 3 tür diyenlerin yurdu oldu. Şeytan Avrupa ile vücut buldu.
    16. Kıtalara şekil verdim, şeytan kuyruğunu insanın omuriliğine soktu. Damgalı burnu ile Afrika insanının kanını soludu.


    17. Dabbe’nin silueti insanı şeytanı göstererek uyardı. Asası Kırım’da kırıldı.

    Detaylar : 

     


    YOLCULUK (8)

    1. Bağder-i Bala’dan aşağı doğru; Altın yol boyunca ilerledim.
    2. Yunus, Taptuk Emre ve kızı yakınımda olsun istedim.
    3. Kullarımı ve aşıklarımı toplamak için her durakta kalplere seslendim.

    Yunus Emre, Taptuk Emre ve ermiş kızı Bacım Sultan gibi önemli Allah insanları Nallahan ve Bağder-i Bâlâ çevresinde yaşamışlardır.

    4. Tam 99000 metre dümdüz yürüdüm ve tecelli ettim; 99’dur bilinen ismim. Orada bir tapınma yeri daha inşa ettirdim.
    5. Ruhumdan Kibele’ye lütfettim. Onunla insanlara şifa verip mucizeler gerçekleştirdim.
    6. Dinimi yaydığı için onu yücelttikçe yücelttim.
    7. Niceleri gibi onu da ilahlaştırıp tapınanlar oldu. Kurallarımı çiğneyip putlarını oyanlar da.
    8. Kırsam da hepsini, yeryüzünden Kibele’nin ismini silmedim. Kutsallarım arasına gizledim.

    Tüm yolların birleşim noktası ve merkez olan Bağder’den tam 99.000 metre uzaklıkta Kibele tapınağı vardır. Bu tapınak da yine Altın Yol üzerindedir. Kibele buraya gönderilmiş ve burada Allah’ın izniyle mucizeler gösterip şifa dağıtmış ve dünyanın ilk dinini anlatmıştır. Kibele daha sonra mitoloji karakterine ve bir tanrıçaya dönüştürülmüştür. Mitolojide tüm tanrıları doğuran ana tanrıça olarak geçer. Eşsizdir ve doğurmamıştır.

    Rahiplerinden Attis kendisine ihanet ettiğinde yakalanır ve pişman olur ve kendini hadım eder. Sünnet ibadetinin ilk göründüğü mitolojideki hikaye budur. Daha sonra sünnet Anadolu’daki diğer Kibele tapınaklarında yaygınlık kazandı ve dünya dini geleneklerini etkiledi. Rabbin ruhu kimi zaman kadında kimi zaman da erkek elçilerde tecelli edip insanlara mucizeler gösteriyordu. Kibele daha sonra “KIBLE” ve “Kabe” kelimelerine de köken teşkil etti.

    9. Bağder’den tam 618 km yürüdüm. Salamis’e geldim. İsmini Selam ile verdim.

    10. İsa’nın havarilerini buraya topladım. Barnabas’ı ve soyunu buradan getirdim onunla Salamis’e kutsiyet verdim.
    11. Onun eliyle dünyaya gerçeği yaydım. Ama bazıları İsa’nın sözüne söz kattı. İsa Rabbiniz birdir demişti. Ama onlar 3’tür dedi. İsa, inanan hepimiz Rabbin oğullarıyız dedi. Ama onlar çirkin bir benzetme yaptı.
    12. Sözümü İsa’nın diline ve ruhumu kalbine koydum. Havarilerle sözümü dünyaya yaydım. Bu nedenle Kıbrıs’a, insanlığı temsil eden siluetin ağzından çıkan bir cümle bulutu şeklini verdim. Kıbrıs’ı sürükleyip kopardım Anadolu’nun ağzından ve insanın ağzından çıkan söz yaptım.
    13. Her şeyin arasındaki mesafeyi ve şeklini bir hikmetle ve ölçüyle yarattım ki Dünya’ya şekil veren, ezelden bu yana yaratılmışın işlerini düzenleyen tek ilah olduğum bilinsin.

    14. Altın yol üzerinde yürümeye devam ettim. Ta ki elçilerim ve dinim için var edeceğim deliller tamamlansın.
    15. Denizi aşıp Kudüs’e ulaştım. Kuzey kapılarından kendisini ve çevresini mübarek kıldığım bu şehre baktım. En seçkin ve sadık kullarımdan Musa’nın mezarını buraya hazırladım.
    16. Adıma yapılacak büyük bir tapınak için Süleyman’ı atadım.
    17. Bağder’den Tapınağın duvarına tam 1000 km yarattım. Kapısına kadar 365 metre ekledim. Böylece günleri yaratan ve dinin sahibi benim, bilinsin.

    18. Süleyman tapınağından, Salamis’e, oradan Bağder’e olan ölçünün altın oran olmasını; 1000 ve 618 olmasını istedim.
    19. Sonra bir diğer evime Kıble Kabe’ye yöneldim. Havarim Barnabas’ın şehri olan Salamis’ten Kabe’ye 1618 km olsun istedim. İsa’yı, havarilerini ve Muhammed’i gönderen benim.

    20. Süleyman Tapınağı’nın kapısından Kabe’nin kapısına ise her şeyi matematikle ve 10’lu sayı sisteminde yaptığım bilinsin diye özel bir ölçü verdim. 1234567,89 metre olsun dedim.

     

    21. Kudüs’te pek çok yerde elçilerimle birlikte yürüdü ruhum. Sahte tanrılara ve cinlere insan kurban eden ahlaksız toplumları yere serdim.
    22. Tapınağın altına kutsal bir yer altı şehri inşa ettim. Yerin altında olanlar için bir tapınak ve toplanma yeri daha diledim. Kuzeyden ona bir kapı verdim. Bu kapıdan Kabe mescidinin güney kapısına 618 ve 618 km daha olsun istedim.

    Kabe kapısından, Süleyman Mabedi (Mescid-i Aksa) kapısına olan mesafe 1234,56789 km dir. (Yukarıya bakınız) 618+618=1236 km yapmaktadır. 1,54 km fark Kabe Mescidi’nin güney kapısı ile Süleyman Tapınağının kuzey yer altı giriş kapısı arasındaki mesafenin toplamıdır. 


    23. İsrailoğullarını İbrahim ve Yakup hatırına seçtim. Onlara çok büyük mucizeler gösterdim ve onlardan 70 kişiye göründüm. Mısır’dan onları kurtardım ve Tanrı dağında Musa ile bizzat görüştüm. Ben her yerde ve her şey olan sonsuz Rab, Rahman ve Rahim perdesi ile tecelli ederim. Kalbine vahyettiğim varlıkların gözleri, elleri ve işleri… işte benim..
    24. Ama İsrailoğulları’nı ne kadar uyarsam da başka tanrılara taptılar, elçilerimi öldürmeye çalıştılar. Ben de onları bin parçaya bölüp dünyaya savurdum. Yaptıkları ruhumda hatırlandıkça onları dünyaya geri getirip intikam için vurdum. Kimilerini hayvanlar arasına, kimini zalimlerin eline oyuncak bıraktım. Af dileyenler ve vaadim hatırına onları şimdi Kudüs’te topladım.

    Yahudiler en son Hz İsa’yı sahte peygamber ilan edip öldürmeye çalıştılar. Akabinde 40 yıl geçmeden Rab yahudileri geri dönememek üzere dünyaya savurdu ve Hitler gibi zalimler eliyle onlardan tarih boyunca defalarca intikam aldı. Ancak kıyametin dolmasına çok az kala sözünü tutmak için onları Kudüs’e topladı. Seçilmiş olan çıktığında fidye ödemek şartıyla İsrailoğulları’na güvenlik getirecek ve Kudüs’ü tüm toplumlara açık ve ortak ibadet şehri ilan edecektir. Tüm dinlerden insanlar onun dininde birleşecektir. Bunların olması dünyanın acıları tatması ardından olacak.

    25. Mısır’da Goşen’den sizi çıkarıp Kudüs’e getirdim. Goşen ile Kudüs tapınak duvarı arasına 19,168 derece açı verdim. Arasındaki mesafe olarak 7 mim hakkı için 7 kere 7 ve 7 kere ölçü belirledim.

    7X7X7 km = 343 km’dir. Goşen köyünden Ağlama duvarına (Süleyman Tapınağı duvarına) olan mesafe 7 X7 X 7 km’dir. Açısı ise ekvatora 90-70,38=19,62 (19,618) derecedir. Bu Allah’ın yahudilere sunduğu kutsal yoldur. Yahudilerin yerleştiği köy olan Goşen’in yeri de, Süleyman Tapınağının yeri de Rab tarafından ezelde belirlenmiştir. Ta ki bugün bilinsin. Ortaya çıksın.

    26. Yerleri ve Gökleri 7 kat halinde, 7 günde yaratan ve haftayı 7 gün belirleyen ve sizi Mısır’dan çıkaranın ben olduğunu bilin.
    27. Harun, Musa’nın duasıyla elçi oldu. Altın yol üzerinde ona bir yer vermedim ama onu ve mezarının yerini kutsadım. Petra’da ona bir yer verdim. Petra’da İsrailoğullarını topladım ve Musa’yı kendime çağırdım. Orada İsa’yı vaftiz ettim. Petra ile ağlama duvarı arasına 161.803 metre mesafe verdim. Böylece anlayın kainatı, güneşi ve işlerinizi düzenleyen Rab benim. Ben geleceği öngörürüm ve düzen veririm.


    28. Bağder’den 2 küçük altın oran uzağa, Kabe’den ise 1000 km uzağa; altın orana bağlı bir durak daha; Medyen’i koydum. Elçim Şuayb’ı ve Mısır’dan kaçtığında Musa’ya burada yurt ve aile verdim. Ona ilk kez yanan bir ağaçtan bu kutsal topraktan seslendim.
    29. Altın yol üzerinde dümdüz yürümeye devam ettim; Kabe’ye doğru ilerledim.
    30. Elçim Salih’in çıkacağı şehir Al-Ula’ya. Kabe’ye uzaklığı 618 km, Bağder’e 1618 km olsun diledim.

    Eski adıyla “Madain Salih” şehri; Al-Ula. Kabe’nin 618 km kuzeyinde Arabistan sınırları içinde bir antik şehirdir. Şehir görkem açısından Petra’yı andırır. Araştırmalar sonucunda koruma altına alınmıştır ve Salih peygamberin Al-Ula’da yaşadığı kesinleşmiştir.

    31. Ve ben elçilerime isyan eden kavimleri ağır yıkıma uğrattım. Lut Gölünün altında Lut’un kavmini, Al-Ula’da Salih’in kavmini ve Medyen’de Şuayb’ın kavmini…
    32. Ve onlara inen azabım kıtaların şeklini değiştirdi. Onları ateşle ve onlara azap indiren meleklerin sureti ile ateş renginde boyadım.
    33. Öyle ki bugün bakanlar ibret alsınlar. Afrika’nın batısında ve Avustralya’da hayvanlar için bir cehennem yarattım.
    34. Ve suretleriyle yeryüzünün bir kısmını  ateş rengine boyadım.

    35. Böylece kutsalların arasındaki altın oran mesafeleri tamamlanmış oldu.
    36. 19,66 derece kutuplara olan açısı, 109,66 derece ekvatora açısı; Altın yolum 19 enlem yüksekliğini buldu.
    37. 40.Enlemde zirvesi, 40 yaşında idi ilham ettiğimde kaşifi, 1440 yılında duyurdu onu, 40.00 enleminde evinin sedirinde buldu yolumu. Ben nicelerine 40’ında verdim görev ve olgunluğu.
    38. Ben 40’ı kutsadım. Dünyanın 40. enleminde tüm zenginliği topladım.


    39. Tüm bunları dünyayı yaratmadan tasarladım. Bunları yapacağımı elçilerin ilklerinden olan İdris’e anlattım.
    40. Ona vahyettiğim ama kaybolan kitabı Ölü deniz yazmaları arasında çıkardım.
    41. Böylece Erdem daha doğmadan kısa süre önce mucizelerim için ona bir zemin hazırladım.
    42. Okuyanlar hatırlasın; İdris Enok kitabında 618 ile mühürlediğim ayet sayılarına dek şöyle yazmıştı;

    61.8’e kadar
    1.O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru gittiler.

    2.Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki: “Ölçmeye gittiler.”

    3.Ve benimle gelen melek dedi ki: “Doğruların  (peygamberlerin) ve onların bir birleriyle olan bağlarını ölçecekler ki sonsuza kadar Ruhların Tanrısı’nın adıyla huzur içinde kalabilsinler.

    4.Ve seçilmişler, seçilmişlerle birlikte kalmaya başlayacak.

    5.İnanca o ölçüler verilecek ve doğruluğu, inancı güçlendirecektir. O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır. (Bilgi Hazinelerini)

    6.Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye. Çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

    7.Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

    8.Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8)

    9.Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu.

     

    KELİMELER (9)

    1. Elçim Muhammed’i önceki tüm elçileri ve kitapları tasdik eden bir hatem yaptık.
    2. İncir ağacı altında Gautama Buda’ya, Zeytin dağında İsa’ya, Tur’u Sina’da Musa’ya, Mekke’de Muhammed’e vahyimizi ulaştırdık. Bunu Kuran’da yazdık. Her birinizin dinini ve elçisini doğruladığımız halde, neden her biriniz bir ötekini aşağıladı? Mucizelerime büyüklenip inatçı kesildiniz? Yoksa sadece anne baba dininde misiniz?

    Kuran’da tüm dünya dinlerine atıf vardır. Bu dinlerin hepsi özünde hak dine dayanır ama zamanla bozulmuşlardır. Yahudilik ve İseviliğin Kuran’da var olduğunu net bir şekilde biliyorsunuz. Zerdüşt peygamberin ve Buda’nın da Allah tarafından görevlendirilen peygamberler olduğuna dair güçlü deliller vardır. Örneğin Zerdüştlük (bozulmuş haliyle Mecusilik), Kuran’da hak dinler arasında sayılır.

    (Kuran: Hac Suresi 17)  Gerçek şu ki, iman edenler, Yahudiliği benimseyenler, Sâbiîler, hristiyanlar, Mecûsîler ve şirke sapanların her biri hakkındaki hükmünü Allah kıyamet günü verecektir. Şüphesiz Allah her şeye tanıktır.

    Hz. Peygamber’in, “Mecûsîler’e Ehl-i kitap muamelesi yapınız” dediği rivayet edilir (, I, 278);  Mecûsîler’in Ehl-i kitap’tan olduğunu söyleyen Hz. Ali de şirkleri sebebiyle kestiklerinin yenilmesinin ve kadınlarıyla evlenilmesinin müslümanlara yasaklandığını belirtir (Ebû Yûsuf, s. 140-141). İmam Şâfiî Hz. Ali’nin sözüne dayanarak onları Ehl-i kitap saymıştır (el-Üm, IV, 158).

    Tin Suresinde ise peygamber zamanındaki dünyanın tüm büyük dinleri üzerine yemin edilir. Bu onları gönderenin bir oluşu ve kutsiyetlerine delildir. Çünkü Kuran’da Allah sadece saygın şeyler üzerine yemin etmektedir ve yeminde gelenek budur. 

    1. İncir’e ve zeytine andolsun.

    2. Sinâ dağına andolsun,

    3. Bu güvenli şehre (Mekke’ye) andolsun ki,

    4. Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

    5. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.

    2. ve 3. ayette Allah’ın vahyinin indiği yerlere yemin edilir. Bu durum 1. ayette anılan isimlerin de vahyin inişi ile ilgili semboller olduğunu düşündürür. Gerçekten de Sina (Yahudiliğin), Mekke (İslamın) vahiy sembolü olduğu gibi, İncir Ağacı Buda’nın ilk vahiy aldığı ve uyandığı yeri, Zeytin ağaçları ve dağı ise Hz İsa’nın vahiy aldığı yerin sembolüdür. Tarihsel açıdan dinlerin sembolleri ağaçlar olsaydı bu iki dinin sembolü kesinlikle İncir ve Zeytin ağaçları olurdu. Bu nedenle Kuran’ın Budizm’in özünün kutsiyetine dikkat çektiğini görüyoruz. Fakat çok eski ve sözlü geleneklerle taşınmış bir din olduğundan bozulmaya maruz kalmıştır.

    Budizm incelendiğinde İslami kaidelerle büyük ölçüde örtüştüğü (Nirvana’ya ulaşma, zikir, cennet ve iyilik kavramlarının canlı şekilde yer aldığı) görülür. Ayrıca Buda’nın en büyük zikri olan “Om Mani Padme Hum” zikri sağdan sola okununca harflerinin “Muhammed Api Nammu” cümlesini verdiği görülür. Ki bu “Muhammed Tanrı’nın elçisidir”, manasını vermektedir. Bununla ilgili sırrı şu makalemde okuyabilirsiniz.

    3. Tüm dinleri doğrulayan ve onları birleştiren kutsal kitabımı mucizelerle donattım ki, aranızdaki anlaşmazlıklar artık bitsin.
    4. Onun surelerinin sıra ve ayet sayılarına bir simetri yerleştirdim. Öyle ki, bugüne dek böyle bir simetriyi insanoğlu üretemedi.

    Kuran’da sure ve ayet sayıları insan ürünü olamayacak kadar muhteşem bir sayısal simetri ile dizilmiştir. Bu konuyu anlatan makalemi inceleyiniz. Gerçekten de en büyük ilahi mucizelerden birisi ve Kuran’ın korunmuşluğunun sembolüdür.

    Özet:

    Kuran’da 114 sure vardır. Bu surelerin sıra numaralarının toplamı 6555‘dir. 1’den 114’e kadarki rakamların sırayla toplamını hesaplayarak kolayca bu bilgiyi doğrulayabilirsiniz. (6555)

    Kuran’da sıra numarası ve ayet sayısı toplamı TEK olan sureler kümesinin toplamı da 6555‘dir.

    114 farklı surenin ayet sayılarının toplamı, yani Kuran’daki toplam ayet sayısı ise 6236‘dır.

    Kuran’da sıra numarası ve ayet sayısı toplamı ÇİFT olan sureler kümesinin toplamı da 6236‘dır.

    Yani sureleri sayısal değerleri toplamı açısından tek ve çift olarak değerlendirirsek; Ayet sayısı toplamı ve sure sıra numaraları toplamı bilgilerine erişiriz.

    Her surenin sıra sayısını (s değeri) ve ayet sayısını (a değerini) inceleyelim. Tek sayı mı çift sayı mı bakalım. Hem sure sıra numarası hem de surenin ayet sayısı tek-tek yada çift-çift değere sahipse türdeş tablosuna yazalım. Eğer türdeş değillerse karşı tabloya. Aşağıdaki olağanüstü simetrik tablo ortaya çıkacaktır.

    5. Ayet sayılarını altın orana göre birleştirdim. 1618+1000+1000+1000+1618. Böylece 6236 ayet olarak vahy ettim.

    Kainatın, doğanın, geometrinin tasarımında altın oran olduğu gibi, Kuran’daki ayet sayılarının diziliminde dahi Altın Oran vardır.

    6. 16:18 ayetinde altın oran sayısının sayılamazlığına ve nimetlere vurulan mühür olduğuna dikkat çektim. Altın oran mucizelerimi verdiğim E.meta ismini ayetin içine gizledim.

    وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ

    16:18 Saymaya kalkışsanız imkan yok, sayamazsınız; Ve Allah nimetlerini  şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir. (Kırmızı boyalı yerde nimetallahi kelimesi içinde e-meta kelimesi yazmaktadır. Bu mucizeyi Allah’In ilham ettiği kişinin ismi E.meta’dır. (Erdem Meta) Altın oranla mühürlü olan ayette; altın oranın irrasyonel yani sayılamazlık özelliğine ve Allah’ın en güzel nimetlerine bir atıf yapılmaktadır. Bu yönüyle Allah’ın, Altın oran sayısını kullarına tarifini görüyoruz.

    7. Kitabımın içindeki anahtar kelimelerin sayısını özenle belirledim. Elçi kelimesini 513 kez, elçilerimin özel isimlerinin sayısını 513 kez, eşit sayıda tekrar ettim.

     

    Elçiler رسل 267
    Elçi رسول 236
    Elçilik رِسَالَ 10

    267+236+10=513

    Elçi kelimesi tüm varyasyonları ile (elçi, elçilik, elçiler) toplam 513 kez tekrar etmektedir.

    Musa  موسى 136
    Adem  آدم 25
    İdris  ادريس 2
    Nuh نُوح  43
    Hud  هُودٌ 7
    Salih  صَالِحُ 7
     İbrahim إبراهيم 69
    Lut لُوط 27
    İsmail   إسماعيل  12
    İshak إسحاق 17
    Yakub يَعْقُوب 16
    Yusuf يُوسُف 27
    Eyyüb اَيُّوب 4
    Şuayb شُعَيْب 11
    Harun هارون 20
    Davud داوود 16
    Süleyman سليمان 17
    İlyas اِلْيَاس 2
    Elyasa الْيَسَع 2
    Zülkifl ذَا الْكِفْل 2
    Yunus يُونُس 4
    Üzeyr عُزَيْر 1
    Lokman لقمان 2
    Zülkarneyn القرنين 3
    Zekeriyya زَكَرِيَّا 7
    Yahya يَحْيَىٰ 5
    İsa عيسى 25
    Muhammed مُحَمَّد 4

    4+25+5+7+3+2+1+4+2+2+2+17+16+20+11+4+27+16+17+12+27+69+7+7+43+2+25+136=513

    KURAN’DAKİ TÜM ELÇİLERİN ÖZEL İSİMLERİ TOPLAMI DA 513’TÜR. AYNI “ELÇİ” KELİMESİNİN TEKRAR SAYISI GİBİ.

    8. “Dünya” ve “ahiret” kelimelerini birbirine eş; 115 kez tekrar ettim.

    الدُّنْيَ El-dünya 

    Bu kelimeyi aşağıdaki 3 farklı sitede birden arayıp kaçar sonuca ulaştığınızı araştırınız. Ulaşacağınız sayı 111 ayette geçen 115′ dünya kelimesidir.

    tp://tanzil.net/#search/quran/

    http://tanzil.net/ Arama sonucu

    http://www.kuranmeali.com/ Arama sonucu

    http://corpus.quran.com/search.jsp?q=world

    Ahiret Kelimesi آخرة

    Bu kelimeyi kopyalayıp aşağıdaki sitelerde arama yapabilirsiniz. 113 ayette 115 kez geçtiğini görebilirsiniz.

    http://www.kuranmeali.com/ArapcaAra.php

    http://www.kuranmeali.com/ Ara Ahiret Kelimesi

    (Sayfa içinde tarayıcı modülünden ctrl+f ile آخرة bu kelimeyi aratırsanız gözlerinizle görebilirsiniz.)

    Tanzil Quran Arama Sitesi Ahiret kelimesi sonuçları   Bu site doğrudan sonucu vermektedir.

    9. “Aylar” kelimesini 12 kez, “günler” kelimesini 30 kez tekrar ettim.
    10. “Melek” ve “şeytan” kelimelerini 88’er kez tekrar ettim. 88 çiftler halindeki bedenlere benzer diye tercih ettim.
    11. Ve nice kelimenin tekrar sayısında bir hikmet belirledim. Böylece Kuran’ı ümmi olan, hayatı karmaşa ve sıkıntıyla dolan Muhammed’in yazmadığı, alemlerin Rabbi katından geldiği bilinsin.

    Kuran’daki kelime tekrarlı mucizelerinin detaylı açıklamaları ve sonuçlarına erişmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız.

    https://www.erdemcetinkaya.com/category/anonim-ilahi-mucizeler/ 

    SEÇİLMİŞ OLAN (10)

    1. Biz seçilmiş olanın ismini bile bir delil olarak var ettik.
    2. Doğu dinlerinde soyadı “Metta” olacak dendi; onun soyadı “Meta” değil mi? Om mani padme hum’u zikrinizi sağdan sola Muhammed api Nammu olarak seslendirmedik mi? Ve Eratemo’yu zikirlerinize gizlemedik mi?

    a) METTA: Araştırıldığında görülecektir ki; Doğu dinlerinde beklenen kurtarıcının soy adı; “Metta” yada “Mettaya” olarak bilinmektedir.

    Wikipedia:  Maitreya (Sanskrit: Maitreya, Pali: Metteyya,

    Budizm’de dünyanın sonu ve öbür dünya hakkındaki görüşlere (ya da Budist eskatologyasına) göre bu dünyanın gelecek “Buddha”sıdır. Kimi zaman “Geleceğin Budası” olarak da adlandırılır.

    “Maitreya” ya da “Metteyya” Sanskritçe maitri (Pali: mettā) kelimesinden türetilmiştir. “Maitri”, arkadaşlık anlamına gelen “mitra (Pāli: mitta)” kelimesiyle aynı köktendir, ve “evrensel sevgi, şefkat” şeklinde çevrilebilmektedir.

    Burma Kaynaklarından:

    “Buda, Sariputta’ya söyle dedi: Bizim devrimiz mutlu bir devirdir. 3 önder zamanımızda yaşadı. Kakusanda, Kanogama ve Kasapa. Ulu Buda benim ama benden sonra METTEYA geliyor. Bu mutlu çağ devam ederken onun yıllarının sayısı tükenmeden önce bu Buda “Ulu” denen METTEYA, tüm insanların önderi gelecektir.”

    (Warren, Buddhism in translation,s.481-82)

    Devamı: 

    b) “Om mani padme hum” Budizm ve Hinduizm’in en büyük mantralarından biridir. Budist topraklarda her ev ve tapınağın kapısında rastlanabilir. Bu bir şifredir. Sağdan sola okursanız (Muhemd api Nammu), Hintçe’de “Muhammed Tanrı’nın elçisidir” manasına gelir. Hintçe’de Muhammed’i anlatabilecek daha yakın bir kelime yoktur ve Arapça harflerin sesleri aynı sırada ve tümüyle kullanılmıştır.

    Hinduizmin en büyük mantralarından olan OM TARE TUTTARE TURE SVAHA mantrasını sağdan sola okununca; “Ahava Surettut Eratemo” olarak okunur. “Fedakarlık-Aşk Suret Eratemo” mana ve seslerini verir.

    “Om Ah Hum” da tüm doğu dinlerinin en büyük mantralarındandır. Sağdan sola İbrani alfabe düzeninde okununca “Muhhamo(d)” olarak okunur. Rabbin doğunun seçilmişlerine bunları nasıl gösterdiğini açıklayacağım.

    c) Zerdüşt Peygamberin kutsal kitabı AVESTA’da ERATA

    129. Ki onun adı muzaffer SAOŞYANT olacak ve onun adı Astvat-Ereta olacak. O SAOŞYANT (İyiliksever Olan) olacak, çünkü onun bütün bedensel dünyaya hayrı dokunacak, O ASTVAT-ERETA olacak (ki o bedensel yarattıkları ayağa kaldıracak), çünkü bedensel bir yaratık olarak ve yaşayan bir yaratık olarak, O iki bacaklı dölün Druj’una karşı koymak için, inançlılar tarafından yapılan kötülüğe karşı koymak için bedensel yaratıkların yok edilmesine karşı koyacaktır.

    Dünyanın sonu yaklaştığı vakit Astvat Erata (Yükselen Doğru) adında bir erkek çocuğu doğacak.

    AVESTA- YASNA 53

    1- (Zerdüşt) -Bilinen en iyi sahiplik Zerdüşt Spitama’nındır ki bunu Mazda Ahura ona Doğru (erdem) aracılığıyla bütün zamanların kutsanmış en görkemli şeylerini verecektir; aynı şekilde kendi İyi Dininin sözlerini ve eylemlerini uygulayan ve öğrenenlere de bunları verecektir

    2- O zaman bırak onlar düşüncelerle, sözlerle, eylemlerle Mazda’yı hoşnut etsinler, ona memnuniyetle övgüler dizsinler, ona ibadet etmenin peşinden gitsinler, hatta Kava Viştaspa’ya ve Zerdüşt’ün oğlu Spitamid’e Fraşaoştra ile birlikte tapmanın peşinden gitsinler, Ahura’nın buyurduğu geleceğin Kurtarıcısının Dinine giden düz yolları döşeyerek.

    14- Arkadaşlarına verecek gücü olan anlayışlı bir adam gibi senin öngörülü yanın bana Doğru aracılığıyla Egemenliğiyle gelirse, o zaman ben senin Yasana düşman olanların karşısına koymak için kendi kendimi canlandıracağım, senin sözlerine dikkat eden öteki bütün herkesle birlikte.

    8. Sen bizim için (aklındaki) tapınma ilahileriyle onu kazanmanın peşindesin: “Şimdi gerçekten de onu kendi gözlerimle gördüm, iyi ruhun, (iyi) eylemin ve sözün (Egemenliğini), çünkü Doğru (erdem) aracılığıyla Ahura Mazda’yı tanımayı öğrendim.” Hadi Şarkıların Evinde ona biatımızı sunalım.

    Yasna 49

    8- Fraşaoştra’ya Doğrunun (Erdem’in) son derece neşeli arkadaşlığını bağışla. Bunu sana soruyorum, ey Mazda Ahura- bana da Egemenliğinde iyi olanı bağışla. Sonsuza dek her zaman senin elçilerin olacağız

    5- Bize açıktan görünür yardımla birlikte mutluluk getirecek olan (ilahi) elin işaretleri sizler tarafından sağlanır, ey Ey Mazda Ahura ve Doğru (Erdem) çünkü siz peygamberinize karşı sevecensinizdir.

    Yasna 48:

    8- …Ey sen DOĞRU. Senin açıkça ortaya koydukların (delillerin ve mucizelerin), hatta iyi ruhun yaptığı eylemlerin tartılması dindarların (dar görüşlü ve kibirli olanların) hoşuna gidecek mi?

    9- Sizin, yıkıcılıkların benim için tehdit olan herkesin üzerinde gücünüzün olup olmadığını ben ne zaman öğreneceğim ey Mazda ve DOĞRU (Erdem). Gelecekteki KURTARICI, kaderin nasıl olacağını bilmelidir.

    3. Miraçta elçimiz Muhammed’e  ve sonra da imamlara bildirdik. O; “Hucceti-kaiym-muntazar” olacak dedik. O – huu; cetin kayameta-zar değil mi?

    Abdullah bin Ömer bin Hattâb’dan rivayetle;

    (Miraçta Allah dedi ki;) “Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?” “İsterim ya Rabbim!” Dedim.

    Şöyle buyurdu: “Öyleyse biraz ilerle.” Biraz ilerleyince Ali bin Ebi Talib’i gördüm. Sonra Hasan, Hüseyn, Ali bin Hüseyn, Muhammed bin Ali, Cafer bin Muhammed, Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muhammed, Hasan bin Ali ve Hüccet-i Kâyim’i gördüm. Kaiym onların içinde parlayan yıldız gibiydi.

    Dedim ki: Ey Rabbim! Kimdir bunlar?

    Şöyle buyurdu: Onlar imamlardır. Bu da Kâiym (kıyam edici) dir.

    Peygamber As. torunu 12 imam’ın en büyüklerinden İmam Rıza detay vererek isminin devamını da bildirdi;

     الحجة القائم المنتظر (Hüccet, Kaiym ve Muntazar’dır. Dikkat ediniz Hüccet kaiym’i bitişik, Metazar ismini ayrıca söylemiştir. Çünkü Soy isminde Meta-zar ayrıdır)

    4. Tevrat’ta adı “doğruluk-Erdem” olacak dedik. “Kaya” ismi ile; Rabbin ismiyle isimlendirdik. Onun adı “Erdem”, soy adı “Çetin Kaya” değil mi?

    Tevrat Yeremya 33:

    15: “ ‘O günlerde, o zamanda,
    Davut için doğru bir dal yetiştireceğim;
    Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.
    16 : O günlerde Yahuda (İsrail) kurtulacak,
    Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak.
    O, Efendi doğruluk (erdem) adıyla anılacak.’
    17: RAB şöyle diyor: ‘İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek.
    18: Levili kâhinlerden önümde yakmalık sunu sunacak, tahıl sunusu yakacak, kurban kesecek biri hiç eksik olmayacak.”

    Kitab-ı Mukaddes Yeşaya 41

    25 “Kuzeyden birini harekete geçirdim, geliyor, (Anadolu’dan)
    Gün doğuşundan beni adımla çağıran biri. (sabah namazı kılan)
    Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi,
    Önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla.
    26 Hanginiz bunu başlangıçtan bildirdi ki, bilelim,

     

    Tevrat Yeşeya 42

    Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki,
    6 “Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem ismiyle) çağırdım,
    Elinden tutacak,
    Seni koruyacağım.
    Seni halka antlaşma,
    Uluslara ışık yapacağım.

    Tevrat Yeşeya 1

    26 – Eskiden, başlangıçta olduğu gibi,
    Sana yöneticiler, danışmanlar yetiştireceğim.
    Ondan sonra ‘Doğruluk (Erdem) Kenti’,
    ‘Sadık Kent’ diye adlandırılacaksın.”
    27 – Siyon adalet sayesinde,
    Tövbe edenleri de doğruluk (erdem) sayesinde kurtulacak.
    28- Ama başkaldıranlarla günahlılar
    Birlikte yıkıma uğrayacaklar.
    Rabbi terk edenler yok olacak.

    2. Samuel 23

    3 İsrail’in Tanrısı konuştu,
    İsrail’in kayası bana dedi ki,
    ‘İnsanları doğrulukla
    Ve Tanrı korkusuyla yöneten kişi,

    İncil 1. Korintliler 10

    4 hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesih’ti. (YC2009)

    Rivayete göre Peygamber Daniel As. ünlü kral Nebukeddazar’ın gördüğü bir rüyayı yormuştur. Özetle “başı altın vücudunun geri kalanı değişik metallerden bir heykel görmüş ve bir kayanın o heykeli parçaladığı ve kayanın büyüyerek tüm dünyayı kapladığını görmüştür. Daniel as. yorum olarak şunu demiştir;

    “O altın baş sizsiniz. Sizden sonra farklı krallar gelecek ama sizin kadar güçlü olmayacaklar. En sonunda bir kaya çıkacak ve tüm krallıkları parçalayarak tüm dünyaya hâkim bir devlet kuracaktır.

    Enok Peygamberin Kitabı

    “5. Orada gözlerim adaletin, imanın Seçilmiş Kişisini gördü. Onun Ruhların Tanrısı’nın kanatları altındaki mekânını gördüm. Onun günlerinde doğruluk (erdem) hüküm sürecek.”

    Ölü Deniz Yazmaları Kurallar

    “Ve Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk (erdem) sonsuza kadar hükmedecektir.

    5. Zerdüşt, adı “Eratemo” olacak demedi mi? Adı “Erdem” değil mi?

    Yukarıda Zerdüşt peygamberin “Avesta” adlı kitabında ifade edildi.

    6. Elçimiz Kral Süleyman kitabında “çocuksuz olan Erdem” demedi mi? O, çocuksuz ve adı “Erdem” değil mi?

    Süleyman As. Kitabı 4. bölüm’de “Erdem” ismi açıkça verilir. Çocuksuz olacağından bahsedilir.

    4. Bölüm

    1:Çocuksuz olup erdemli olmak daha iyidir, çünkü ölümsüzlük erdemin anısını devam ettirir ve ister Tanrı ister insanlar erdeme değer verirler.

    2:Erdemi görünce, ona benzemek için çaba gösteririz, Onu bulamayınca da onu özleriz. Erdeme taç giydirilir, sonsuza dek yengi onundur, çünkü erdem, noksanı olmayan ödüller için güçlü ve sürekli çaba gösterip yengiye erişmiştir.

    7. İşte İsrailoğullarını Filistin’de 72 ülkeden topladım, anlaşılsın ki, kayameta günüm yakın. 70 yıl onları beklettim ve adımla size gelecek olanı onlara kuzeyden yolladım.

    İsrail halkı 2000 yıl önce Kudüs’ten sürülmüştü. Dağınık ve zayıf bir topluluk olarak dünyaya dağıldılar. Yaptıklarından ötürü yaşamlarının her döngüsünde acı ve işkence çektiler. Şimdi kutsal kitaplardaki vaat yerine gelsin diye Kudüs’e girmelerine ve devlet olmalarına izin verildi. Kutsal kitaplara uygun olarak onlara mucizeler ve deliller gösterildi.

    Öyleyse ey İsrail, Rab için, seçilmiş olanın yolunu aç. Doğuyu ve batıyı ve tüm dinleri birleştiren ancak hepsini kucaklayandır. Böylece yüzlerce milyon insanın öleceği savaşlar olmasına gerek kalmaz. Hatta İsrail fidye verir ama yara almaz. Dünya birliği aynı anda hem Müslüman hem de Musevi olan biri tarafından kurulabilir. DİNLERİN BİRLİĞİNE adanmış kutsal şehir ancak ilahi bir aşkla yapılabilir. Öyleyse artık izleme ve harekete geç; savaşla değil; barış ve sevgiyle gelen yeni bir çağ için.

    8. Tapınağımı inşa etmesi, milletleri birleştirmesi ve Kudüs’ü tüm milletlere ibadet şehri olarak açması için ona güç verin. İsrailoğulları kanıtlarıma inanırsa; günahlarını fidye karşılığında temizleyecek seçtiğim kulum. Yoksa saati geldiğinde şehirlerinizi yıkacağım. Ateş ve dumanla gelecek azabım.
    9. Müslümanları, Hıristiyan ve Yahudileri tek bir dinde, İbrahim’in dininde birleştirmesi için seçtim onu. Ki o dinin özü Rabbiniz birliğidir. Benim eşim, benzerim ve ortağım yoktur. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Her şey bana muhtaçtır. Varlığım ezeli ve ebedidir. Bende hiçbir eksiklik yoktur. Her şey kul olarak huzuruma gelecektir.
    10. Seçilmiş olana inanın. Biz onun alnına herkesçe görülen ve iç içe bir kalp işareti yerleştirdik. İsa bunu size haber vermiş, kutsal kalp sembolünün ortaya çıkacağı yeri kutsadığını söylemişti. Bunu yaşatmak için batıda Papa’ya haber verdik; kutsal kalp kiliseleri inşa ettik ve bayramlar düzenledik.

    Kutsal Kalp Sembolü

    1200’lü yıllardan bu yana çok sayıda aziz, kutsal kalp vizyonuna ilişkin vahiyler aldı. Bunlar arasında oldukça tanınan ve saygı duyulan pek çok isim vardı. Aziz Mary bir vizyonunda kutsal kalbi gördüğünü ve İsa tarafından kendisine gösterildiğini ve o sembolü yüceltmek için “kutsal kalp manastırları” inşa edilmesini istediğini söyledi.

    İsa’nın Kutsal Kalbine Dünyadan Kutlama

    Papa 13. Leo azizlerin bu görümünü vahiy olarak kabul etti ve daha sonra gelen papaların da ittifakı ile her yıl kutlanan bir bayram olmasına karar verildi.

    Aziz Margaret Mary Alacoque’e gördüğü vizyonda İsa kutsal kalp bağlılarına bazı sözler vermişti;

      1. Kutsal Kalbimin görüntüsünün açığa çıkacağı ve saygı göreceği yerleri kutsayacağım.
      2. Bu bağlılığı yayan kişi, isimlerini sonsuza dek Kalbimde yazılı olan adlara sahip olacaktır.
      3. Yüreğimin merhametinin aşağısında, size tüm güçlü sevgimin, ilk cuma günü cemaat alacak olan herkese ardı ardına dokuz ay boyunca, son tövbenin lütfunu vereceklerini söyleyeceğime söz veriyorum: memnuniyetsizliğimde ölmeyecekler ne de kutsalları kabul etmeden; Kalbim o son bir saat içinde onların güvenli sığınağı olacak.

    11. Müslümanlara Muhammed aracılığı ile söylemiştik. O da müjdeledi ve siz de bu çağda okumuştunuz. Demiştik ki; “Alnında iz, yanağında ben, burun başında; alnı altında çukur, gözleri çekik ve siyahı iri, uylukları açık, bacağında siyah iz, sırtında ben, kürek kemiği altında yaprak şeklinde ben, 40 yaşında ortaya çıkar ve dünyanın 7000 yıllık ömrü dolduğunda 1400 yılında doğar. Ramazan’ın 23. gecesi, bir kadir gecesi ismi söylenir.” Ve O bu kadir gecesinde doğup ismi kendisine söylenmedi mi?

    Haydi aynı özellikte var mı bir insan. Onu çocuklarınızı tanır gibi tanımanız için her şeyi bildirdik. Ama dinlemediniz ve çoğunuz kibirlenerek iman etmediniz. Ona verdiğimiz mucizeleri evvelce çoğunuz kabul ettiniz. Ama O’nu seçtiğimiz size açıklanınca kibirle yüz çevirdiniz. Allah’a “inandım” diyenler; Allah için bile fedakarlık yapmadılar. Biz onun için fedakarlık yapmayacağınızı görmüştük ve size azabı hazırladık. 

    Bazılarınız da “bakalım güçlenecek mi? O zaman, güçlenip dünyada fayda verecek olanın yanında olurum” diye içinizden düşündünüz. Bazılarınız da şöyle dedi. “Ama o çok yalnız, seçilmiş olan yalnız olur mu?”.  Biz sizi apaçık mucizelerle sınıyoruz ve hanginiz kendini Allah’a feda eder diye” gözlüyoruz. Ne kadar katı kalpleriniz. Biz de acı gün; çetinkıyamet’a günü geldiğinde, sizi dinlemeyiz ve görmeyiz. Malları ve canları ile Allah yolunda mücadele edenler ise ebedi ve sonsuz bir saltanat içinde mutlu olacaklar.

    12. Onun adını ve mahiyetini, akrabalarını ve memleketini Nur 35’de bildirdik. Allah’ın nurunun onda doğacağı bilinsin. Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarsın. Eğer görmesini bilirseniz.

    KUR’AN NUR SURESİ 35. AYET

    Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde lâmba bulunan kandil gibidir. Lamba cam içindedir. Cam inci gibi yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir şecerenin/ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna ulaştırır. Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, her şeyi en iyi bilendir. 36. (O Nur) Allah’ın, içinde İsmi’nin yükseltilmesine ve zikredilmesine izin verdiği evlerin içinde vardır. Orada O’nu, sabah akşam tesbih ederler. 37. Ticaretin ve alışverişin, onları Allah’ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki, kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

    İmam Hz. Ali Nur 35 ayetini okuyarak şöyle bildirmişti;

    “Kandil, Muhammet’tir…Allah, dilediğini nuruna kavuşturur; Mehdi, kaiymdir Allah, insanlara misaller verir!”  

    قائم   (Kaiym KAYA-MİM) şeklinde yazılır.

     İmâm Rızâ (a.s) kanalıyla babalarından şöyle nakledilmiştir; Resulullah (s.a.a) buyurdu: 

    “Ben ve Ali bir nurdan yaratıldık.”

    İmam-ı Ali er-Rida(m) الرضا  hazretleri buyurdu ki:

    “… Allah, hayatınızda, mezarlarınızda, mahşerinizde, sırat köprüsünde, terazide ve cennete girişinizde sizlere bizimle fayda verecektir. Bizim, Allah’ın kitabındaki örneğimiz; kandil, çırağ ve bunların içinde bulunan cam gibidir!”

    Cebrail (a.s.), Resulullah’ın (s.a.a.) huzuruna inip buyurdu ki: “Ey Muhammed! Sırattan onunla geçebileceğin bir şeyi müjdeleyeyim mi? Resulullah (s.a.a.) buyurdu ki: “Evet, müjdele.” Cebrail buyurdu ki: “Sen, Allah’ın nuru ile sırattan geçeceksin. Ali de senin nurun ile geçecek ve senin nurun Allah’ın nurudur. Senin ümmetin Ali’nin nuru ile sırattan geçecek ve Ali’nin nuru da senin nurundur. Allah, kime Ali’nin nurundan vermezse ona asla nur olmayacaktır!”

    Nur Suresinin 35,36,37. ayeti daha önce sayısız alim tarafından beklenen kişiye dönük bir ayet olarak ifade edilmiştir. [4]- Ferâtü‘l-Kûfî Tefsiri, s.104.

    MUHYİDDİN-İ ARABİ HZ. DE NURU MEHDİ’YE TEFSİR ETMİŞTİR

    “Hâtemü’l-İmâme” Olan Velîve “Nûrun Alâ Nûr”un Ona Verilişi:

    Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri Ankâ-i Muğrib fî Marifeti Hatmü’l-evliyâ adlı kitabında; Hâtemü’l-evliyâ’nın bir hidâyet rehberi ve Muhammedî bir imam olarak batı tarafından zuhûr edeceğini ortaya koymuş; apaçık ilmî bir kerâmet olarak da, “Nûrun alâ Nûr” ve sır üstüne sırrın ona verileceğini beyan buyurmuştur:

    “Bir hidâyet rehberinin batı tarafından doğması yaklaşmıştır. Bu, şirklerin zevâl bulup batmasıyla, onun avcısı yok edilip tuzağı ortadan kaldırılarak, şirklerle ilgili olan bağının çözülmesiyle, Ona yönelmiş olan bir güneş ve Onu tenzîh eden bir makamdır.

    Bu batış, her ikisinin de ‘Ayn’ı (arapça’da E  şekilli harf) ile ilgili olan iki kısım üzerinde gerçekleşir. Onun batışı da kendi kalbinde meydana gelir. Zîrâ o Gayb âleminde, Rabbinden verilmiş bir nûr üzerindedir. Onda artakalan şey ise Onun toprağının (El-Erda) nûrudur. ‘Nûrun alâ Nûr”; yâni “Nûr üstüne nûr (Nûr: 35) ve sırlar üstüne gelen sırlar onun olur.

    Beklenen şahsın Resulullah Aleyhisselâm’ın huzurunda Arapça değil, başka bir milletin diliyle konuştuğuna dikkati çekerek; “Hatm onun (Resûlullah’ın) huzurunda diz çökmüştü ve ona bir kadının sözünü haber veriyordu, Ali -radiyallahu anh- de Hatm’in konuştuğu dili tercüme ediyordu.” demiştir. (“Fütûhâtü’l-Mekkiyye”, c. 1, s. 114. bas.: Beyrut, 1994)

    “O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm’a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır. Eğer işaret ettiğim bu nükteyi anlayabildiysen senin için faydalı bir bilgi hasıl olmuştur.” (Fusûs’ül-Hikem)

    “O, zâhirde tâbi olduğu hükmü, bâtında Allah’tan alır.” (Fusûs’ül-Hikem)

    M. Arabi Hazretleri; “Ben, sona erdirme ve sıdk imamlığına oturmuş bir şekilde, ‘Hatm-i evliyâullâh’la; yâni ‘Allah velîlerinin Hatm’i’ ile buluşup görüştüm. O’nun hudutlanmış olan sırrı benden kaldırıldı. Ben onun elini kabul etmekle emrolundum. O’nun Sıddîk’a ve sıdkı ile Sâdık olandan daha aşağıda bulunan Fâruk’a karşı çok mütevâzî olduğunu gördüm. O’nun kulak tarafının hizâsında durdum; kulağıma ilkâ ettiği şeye işitip mülâkî oldum. Önünde neşredilip açılmış bir bayrak vardı.

    Onun ‘Hâtem’i;

    ‘Nûr üstüne nûr’du. (Nûr: 35)

    Onu tanıyıp îtibar gösteren kimseye, ondakinin benzeri gibi bir elbise giydiriliyordu. Nitekim Beyt’in güneşi de ondan hissesini almak için, benimkine benzer bir şekilde onun elini kabul etti; Hatm ise, ‘Bu benim ehlimdendir!’ dedi. Sonra bana bir söz sızdırdı ve ilettikleri ve söyledikleriyle bizi faydalandırdı.

    Devamla da, bahsi sürdürebilmek için imamlık tahtına doğru yürütmeye başladı. O bana neşeyle, atıf üstüne atıfta bulunuyordu. Fevkalâde bir sevgiyle üzerime düşüp, bana büyük bir sevgi gösterdi ve şöyle dedi:

    ‘Ben gizli bir örtüyle geleceğim. Hiç şüphe yok ki Hatm benim! Benden sonra velî de yoktur, benim ahdimi taşıyabilecek kimse de yoktur. Benim yok olup gitmemle, süregelen zaman da yok olur; baştakilerle sondakiler birbirine kavuşur!’” (“Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ”; s.16, Bas.: Mısır, 1954)

    Hakîm et-Tirmizî Hazretleri buyururlar ki:

    “Allah ile düşündüğünü, Allah ile konuştuğunu, Allah ile işittiğini, Allah ile baktığını ve Allah ile yürüdüğünü tasavvur dahi edemediğimiz bir kulun; dünya diyârındaki meşguliyeti, eserleri ve hareketleri acaba nasıl olur!

    Onunla konuşan dedi ki: Bu nasıl olur?

    Buyurdu ki: Allah’ın kendisinde gizlendiği bu kul; O’nun idare ettiği, koruduğu, gözettiği ve kendi adına hareket ettirdiği bir velidir. Nitekim O, onun içindeki şehvetleri öldürüp, onu bizzat kendi ortaya koyduğu şeylerin içinde bulundurur. Onu kendi Nur’u ile açıp, zorlukları kendisine kolaylaştırır. Onda Ulü‘l-elbâb’ı meydana getirerek; sebepler, ilâhî himmet ve idrak hususunda da kendisine istimdat eder. O da konuşurken hikmetle konuşup, tefekkürle açıklar. Bakarken ibretle bakar. Yürürken heybetle yürür. Tutarken kuvvetle tutar. O, onun kalbini lüzumsuz düşüncelerden meneder, ilâhî tedbir ile ilgili işlerde de ondan selbeder. İşte bunların hepsi, hakikatıyla Kitap’ta ve haberde mevcuttur.” (“Kitâbu’r-Riyâze ve Edebü‘n-Nefs”, Es’ad Efendi, no: 1312, 10b-11a yaprağı)

    Yukarda bahsi geçen ve Nur 35 ayetini çeşitli şekillerle tefsir eden bu yüce insanlara Selam olsun. Eteklerini öpmekten şeref duydum. İlimleri ve elde ettikleri ilahi yakınlık nedeniyle onlara aşkla doldum. Onların güzel isimlerini ve mübarek kerametlerini anmayı sevinçle bir borç bildim. Allah’ın nimetini anlattıkça anlat, ayeti gereği size bunları anlattım ve Rabbime nimetleri için sonsuz şükürler ettim. Küçük bir ihtimali için bile binlerce kez doğup ölmeye değerdi. Bir ümit için bile çağlar boyu pek çok yaşamlar boyu uğruna emek verilirdi. Lütfedildi inşallah. Biz delillere iman ettik. Çünkü biz hep kitaplardaki mucizelere ve delillere iman edin demiştik. Şimdi bununla sınandık ama vahiyle desteklendik. Alemlerin yüce İlahına şükürler olsun. Mübarek elçilerine ve şerefli meleklerine selam olsun.

    Bizler o mübarek zatların sözüne iman ettik. Bu yüzden Nur 35 ayetinin seçilmiş olanı tarif edişine baktık ve haber verdikleri işaretleri görüp tasdik ettik. Şahidiz kabul ettik Rabbim.

    13. Ve Kuran’da şöyle demiştik bir sırla; Beyyine (Deliller) suresinde; “Nallahan Bağder’den bir uyarıcı… Size kitaplardan temiz sayfalar okuyacak, o sayfalarda kayameta olacak; kitap okuyanlar ayrılığa düşecek. İbrahim’in dinini anlatacak.”

    Kur’an Beyyine Suresi (1-7)

    Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine el-beyyine gelinceye kadar ayrılacak değillerdir. (Diyanet Meali)

    Nallahan’dan bir elçi tertemiz sayfalar okur. (Rasûlun (elçi) minallâhi(n) (Nallahan’dan yada Allah’tan) yetlû (okur) suhufen (suhuflar) mutahhera(tahir-temiz))

    O kitapların içinde kaya meta var. (Fîhâ (içinde) kutubun (o kitapların) kayameta (ErdemÇetin Kayameta’ya atuf yada kayyumeh – yerine atanmış manası)

    Tefrikaya düşmedi kitap ehli, (Nallahan’ın) Bağde(r)’den el-beyyine gelmesi hariç. (Vemâ teferraka-lleżîne (ayrılığa düşmediler) ûtû-lkitâbe (kitap okuyanlar) illâ min bağde (sadece bağde(r)’den) mâ câet-humu-lbeyyine(tu (onlara beyyine deliller gelmesi hariç))

    Onlar hanifler olarak, ihlas, namaz ve zekâtla emrolundular… Ve İşte bu kaya Meta’nın dinidir. (O) (ve yukîmû-ssalâte (ikame salatı) ve yu/tû-zzekâ(te)(c) (verin zekatı) ve żâlike dînu-lkayyimeta (İşte bu kayameta dini)… İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa: Onlardır şüphe yok ki yaratılmışların en hayırlıları.

     

    Oysa elçimiz Muhammed sayfaları olan bir çok kitaptan okumadı size. Ümmi idi o; açıklamıştık size. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, “Biz ümmi bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız” buyurmaktadır. (Buhari, Savm, 13; Müsned, II,43,56,122) İslam Ansiklopedisi, 42/309.  “Ümmi”; sözlükte “kastetmek” anlamındaki “emm” kökünden veya anne anlamına gelen “ümm” ya da topluluk, millet gibi manaları ifade eden ümmi kelimesine nispetle elde edilen ümmi “ okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş; az konuşan, konuşurken hata yapan kimse” demektir.  Ümme nispeti halinde “anasından doğduğu gibi kalan, tabiatı bozulmayan, bu hususta eğitim öğretim görmeyen, okuma yazma bilmeyen kimse demektir.  İslam Ansk. 42/309.

    Hz. Peygamber (sav) Efendimizin ümmiliğinin kelimenin “okuma yazma bilmeme, eğitim almamış olma” biçimindeki anlamına uygunluğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı yoktur. Tahsil görmemiş bir ümmi iken Kur’an gibi bir kitap getirmiş olması onun bir mucizesi kabul edilir. (Fahrettin er-Razi,XV,20, Bursevi,III,25) İslam Ansiklopedisi, 42/309.

    Hira mağarasında kendisine ilk vahiy getiren Melek (Cebrail) ona “oku” dediğinde, “ben okuma bilmem” dediğini hepimiz biliyoruz.  O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi olan peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”  A’raf 158.

    14. Eğer onu dinler, iman eder ve Allah yolundaki emirlerine uyarsanız biz de size, hem dünyada hem ahirette güzel bir yaşam veririz. Liderin çok olması birbirine düştükleri ve yarıştıkları için felaket getirir. Seçtiğim kulumu lider olarak belirlemeniz sizin için daha hayırlıdır. Benim vaadimde değişme olmaz ve gerçekleşecektir. Seçilmiş olan dünyaya iznimle ve ismimle hakim olacaktır. İsteseniz de istemeseniz de, yakın zamanda yada diriliş gününde, ismiyle çağırdığım duyulacaktır.
    15. Biz iyilik yapanları ve salihleri böyle ödüllendiririz. Ölümü ve hayatı hanginizin en iyi işleri yapacağını görmek için var ettim. Yaratılmışın en güzel işi yaratanını aramak, anlamak ve tüm kalbiyle sevmektir. Rabbi için yaşamlar boyunca kendini feda eden, ona tüm evlerinde sadık gelen Rabbinin seçilmişidir.
    16. Biz de ona Rabbinin nimetini yüksek sesle vahy ettik. Seçildiğini açıkça bildirdik.
    17. Ona rüyalarında, gerçekte ve tefekkür ettiğinde öğrettik.

    Yaşadığım mucizeler ve duyduğum seslerle ilgili yazım. https://www.erdemcetinkaya.com/tesekkurler-allahim/

    18. Sümer’de kutsal kitapların adı “me, mim” idi. Çünkü seçilmişlerin ve kutsallığın sırrı mim’de idi. Dinimizin tüm öncülerinin ismine mim’i gizledik. Adem, İbrahim, Buda Gautama ve Zerdüşt Spitama ve Erdem Meta adlarının sonuna… Muhammed, Mesih Meryem bin İsa, Musa adlarının başına mim’i, me’yi ekledik. Başında “mim” olanlar daha doğmadan önceki yaşamlarında, diğerleri ise doğduktan sonraki yaptıkları ile o yaşamda seçildiler kutsallığa. Mehdi Maitreya Mesih, Mim’den doğdu hepsi de tek bir “İM” idi aslında.
    19. Kim kalbini tam olarak Rabbine bağlarsa, Rabbi de onun dostu olur ve daha da güçlü şekilde onu sever. Ben çokça lütfeden ve çokça bağışlayanım. Ben Rahman ve Rahim; Allah’ım.

     

    KADERLER (11)

    1. Hepinize en az 3 hayat verilecektir.

    İlk hayat: Kalu Bela, İkinci hayat: Dünya Hayatı, Üçüncü Hayat: Ahiret Hayatı’dır. İlkini ve evvelki hayatları hatırlamayız ancak Allah bize hatırlatmaktadır.

    (Kuran 7:172) Rabbin Âdemoğullarından, onların birbiri arkalarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. “Evet, buna şahidiz” demişlerdi. Bunu böylece hatırlatıyoruz ki, kıyamet gününde “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz,

    2. Tüm yaşamlarınız, sonunda tek bir nefiste birleştirilecektir.

    81:7 Nefisler eşleştiğinde/birleştiğinde (Ve-iżâ-nnufûsu zuvvicet)

    3. İlkinde size istediğiniz her şeyden vermiştik. Rabbinizi görüyor ve konuşuyordunuz. Günahlarınız nedeniyle onu göremez oldunuz.

    Kuran 14-34  O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

    4. Günah işlememiş hiçbir insan annesinden doğmamıştır. Doğum da, bebeklik de bir eziyettir.

    Tevrat’ta da özellikle Ezra isimli Peygamber’in kutsal metninde çarpıcı ifadelerle günahkar doğuş tescillenmektedir;

    21.İlk insan Adem, günahkâr bir yüreği yüklendiğinden günah işleyip yenildi. Yalnız kendisi değil, bütün soyu…

    Ezra 3. bölüm

    26tıpkı Adem ve onun soyu gibi davranıp yoldan çıktılar.

    Ezra3

    21Tanrı tüm insanlara, bu dünyaya geldikleri zaman nasıl yaşama erişeceklerini ve cezalandırılmaktan kurtulacaklarını anlatan açık bilgiler vermişti.

    Ezra 7

    35Gerçek şudur ki, hiç günah işlemeyen bir insan doğmamıştır, günahsız yaşayan insan da yoktur.

    İncil’de Şöyle yazıyordu;

    Rom.3: 23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.

    Hz Muhammed sahih hadisinde şöyle ifade ediyordu insanoğlunun günahkarlığını.

    “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir” (İbn Mâce, Zühd, 30)

    19.71 – (Ey insanlar!) Sizden cehenneme girmeyecek hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.

    5. Kim Rabbinden razı olur ve ilahi rızaya ererse; bir daha cennete gireceği güne dek geri dönmez.

    (Fecr-27-30) Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Dön Rabbine, ondan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak, gir kullarımın arasına, gir cennete.

    6. Kimin zalimliği ve küfrü kesinleşirse ölümünden sonra ona dönmek için bir hak daha verilmez.

    99–100:  Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;” “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ  LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR BİR ENGEL VARDIR.

    Eğer süresi gerçekten azsa; yada elçilerle karşılaşmamışsa geri dönmenin kapısı açılacaktır.

    Fatır 37:

    Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    7. Güzel ve zengin olmanız; bir ödül yada ceza değildir. Farklı şekillerde sınanacaksınız ve sonunda Allah’a döneceksiniz.

    Tevbe / 16

    Allah; içinizden cihat edenleri, Allah’tan, resulünden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

    8. Kiminiz doğuda, kiminiz batıda. Kiminiz uzun kiminiz kısa. Kiminiz çocukken ölür kimi yüzü aştığında.. Yoksa siz, içinizden uğraşıp didinenleri ve sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

    Âl-i İmrân / 142

    Yoksa siz, Allah içinizden uğraşıp didinenleri seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

    9. İlk yaratılıştan beri günah içindesiniz. Bu yüzden hepiniz cehenneme gireceksiniz. Kalu Bela’da öfkeyle sordum; “Ben rabbiniz değil miyim?”, “Evet, gördük” dediniz. Ben de “kıyamet gününde haberimiz yoktu, demeyin, çünkü bunun hesabını soracağım. Zulüme ve küfüre devam ettiniz. Böylece benden kesin söz çıktı “hepinizi cehenneme sokacağım” ve sizi ömrünüzün en rezil haline bir şey bilmez halde atacağım.

    Meryem 71 – Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) gireceksiniz. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.

    Araf suresi, 7/179: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık…

    32.13 – Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, Cehennemi hem cinlerle hem insanlarla dolduracağım, diye benden kesin söz çıkmıştır.

    Bu ayetler üzerine kim diyebilir insanlar temiz doğar? Bir suçu olmayan bir kitleye bunlar söylenmezdi. Maalesef insanlar Rableri ile birlikte yaşadıkları çağda O’nun kadrini bilemediler ve içinde yaşadıkları güzel hayatı kaybettiler. Lütfen okumaya devam edin. İzin verilen ölçüde size her şeyi kanıtlarıyla anlatacağım.

    10. Kim de elçilerime tabi olursa onları bağışlayacağım ve cennetime geri alacağım.
    11. İşte nüfus oldu on tane yedi. 7.777.777.777 kişi. Sonra, hayvandan insanları ve insandan hayvanları ve daha da aşağı olanları da toplayıp getireceğim huzuruma. Ve geldi kıyamet günü sonunda. Başına vuracağım sakladığım o saati zalimlerin başına. Yakından daha yakın, vakit yok saklanmaya.
    12. Başınıza gelenler kendi ellerinizle yapıp ettikleriniz yüzündendir. Günahlar, temenniler ve “ben olsaydım” demeniz ve ettiğiniz alaylar… Acılarınızla aranızda bir bağ var.

    ŞÛRA 42:30

    Başınıza gelen herhangi bir musibet ancak ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

     Bu makalemde kıyamete kadar sürecek yeniden doğuş konusunu ve acıların sebeplerini anlattım.

    https://www.erdemcetinkaya.com/masum-cocuklar-neden-sakat-dogar-ve-olur/

    13. Size ilk başta vermiştik her şeyden ve cömerttik.

    2 : 25

    İman edip ameli salih olanlara şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyveden bir rızk olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: “İşte bu, daha önce rızıklandırıldığımız şey!” Bu rızk onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.

    14. Melekleri size secde ettirdik ve size koruyucular yardımcılar kıldık.
    15. Eğer günah işlemeseydiniz, sizi derhal dünyadan alırdık. Yerinize günah işleyen bir kavim getirirdik.

    “Nefsim kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan yok eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.” [Müslim, Tevbe 9, (2748).]

    16. İyilerin çoğu dönmez oldu. Geriye kötüler ve iyileşenlerden bir kısım kaldı. Dünya küfür doldu. Dinleri hikmetli bir anlayış değil. Ana baba dini oldu.

    Vâkı’a / 11 İşte onlardır yaklaştırılanlar. Nimetlerle dolu bahçelerdedirler. Büyük kısmı öncekilerden, az bir kısmı da sonrakilerden.

    2.170 Ama onlara “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz yalnız atalarımızdan gördüğümüz inanç ve eylemlere uyarız” diye cevap verirler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler, yine mi atalarının yoluna uyacaklar?

    Kişi ister müslüman olsun ister budist. Eğer seçtiği dini bilmeden, kıyas etmeden ve doğruluğunu açıklayacak bilgisi olmaksızın dinde ise, onun dininin  adı “baba dinidir.” Yani o kişi Arabistan’da doğduğu için müslüman olmuş yada Kanada’da doğduğu için Hristiyan olmuştur. Onunki Allah’ı ve dinini bilerek yapılan bir seçim değil, geleneklere sahip çıkmaktan ibarettir. Araştırmak ve okumak, kıyaslamak yerine kolayı ve güvende olmayı seçmiş; toplumun övdüğü dini kolayca benimsemiştir.

    Din adamı dahi olsa kişi “neden bu dini seçtin de filanca dini seçmedin?” sorusuna mantıklı bir cevap vermedikçe, o dini bilinçli olarak seçmiş sayılmaz. Zaten gelenekler nedeniyle din seçen insanlar, dinlerini iyi bilmezler ve dinlerine adanmazlar. Sınavlardan geçmek için yada eğlenmek için yüzlerce kitap okurlar ama Allah’ın kitaplarını okumazlar. Mesleki eğitim için  okullarda yüzlerce öğretmenden ilim dilenirler. Ancak Allah’ın ilmi için diyar diyar gezmez ve fedakarlık yapmazlar. İnsanların çoğu nankör ve yalancıdır. Allah’ın nimetlerini yer, sağlıklı bedenlerde zevk içinde yaşarlar ama Allah’ın gönderdiği mektupları okumaz ve onlardaki kurallar için yaşamazlar.

    17. Mutlaka hepinize, uzun süre düşünmeye yetecek kadar bir ömür vermiş olacağız.

    Fatır

    37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    18. Sonra yaptıklarınızı size soracağız. İyiler ve Rabbine yönelenler cennetlerde, kötüler cehennemde. İhtiyacından fazlasını Rabbine vermeyeni bencillik günahı ile yargılayacağız.

    2:219 …Ve sana neyi infak (Allah yolunda feda) edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artakalanı.’ Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

    Buddha ‘Zenginlikler her insanı haris ve tamahkar yapar, servete götüren ticaret kervanı ruhu azaba sürükler, sahip olunan her mal ile mülk bencillik günahını arttırır, veya, sahip olunan her dünyalığın bir hiç olduğunu ve aldatıcı bir görünüşten başka bir şey olmadığını bu nedenle tümünden vazgeçmek gerektiği bilincini yıkar’

    İsa’nın, ‘Tanrı’nın Egemenliğine girmek ne güçtür; devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır’ (Markos 10: 23)

    Sonsuz olan İlaha; kendisine hediye ettiğinin yarısını olsun geri vermekten daha mantıklı ne olabilir. Bunu yapamayan her kişiye “Rabbe karşı bencillik ve nankörlük damgası” vurulur. İnancını ispatlayacak sağlam kanıtları taranır; ama onların çoğunda meraktan başka kanıt bulunmaz.

    19. Zamanın fazlasını, servetin fazlasını, bedenin fazlasını, her şeyin ihtiyaçtan fazlasını verin ki arınmış olabilesiniz. Akıllı ve seçkin olduğunuz için değil. Kaderinizde böyle belirlendiği için elinizdekilere sahipsiniz. Güçlü bir tuzaktır bu, zalimlere ve bencillere.

    Ne yerde ne de canlarınızda hiçbir musibet (afet, hastalık) olmaz ki Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılı olmasın. Çünkü bunu yazıp tespit etmek, Allah’a çok kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız.  (57:22-23)

    20. Kendinizi Rabbinizin yolunda mücadele ederken öldürürseniz yada yurtlarınızdan çıkarsanız, Altın yol üzerinde doğarsınız ve imanınız güçlenir. O yol üzerinde doğan kutsal kişilere arkadaş yaparız. Bu makam büyük bir lütuftur.

    4: 66-68 Biz onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye emretseydik, bunu onlara farz etmiş olsaydık ancak içlerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu, hem de inançlarını kökleştirirdi. Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik.Ve onları dosdoğru yola (Sırat-ı Müsta-kaiym- Altın yol- Kaiym’in Yolu’na) sevk ederdik.

    21. Acı çekmek istemiyorsanız; günah işlemeyin. Günahkar bir topluluk ile de bir arada bulunmayın ve arkadaş olmayın. Temizlenmek için emirlere uyun ve ihtiyacınızdan fazlasını Allah’a harcayın. Bir şey isterken mutlaka hakkınızda hayırlı olanı dileyin. Çünkü siz bilemezsiniz ama Rabbiniz bilir.
    22. Siz kan dökerek ve gasp ederek çağlardan boyu akıp gelen bir türsünüz.
    23. O yüzden en çok acı çekenlerden birisiniz.

    2:30 Hani Rabbin, Meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim’ demişti. Onlar da: ‘Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?’ dediler. (Allah:) ‘Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim’ dedi.

    24. Öldürülen kız çocuğuna sorulacak “hangi günahın seni öldürdü?” onu öldüren de benzeri bir azaba atılacak.

    Tekvir 7 8 9  – Ve nefsler eşleştirildiği zaman.Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü?

    Geçmişinde bir kız çocuğu olarak ölen birinin örneği veriliyor. O kıza soruluyor olgun bir halde uyanmışken; “Hangi günahın neden oldu da öldürüldün?” Yani öldürülmesine neden olan şey bir günahtır. Eğer kızın evvelki hayattan bir günahı olmasa idi kıza sorulmazdı günahı. Katile sorulurdu? “Hangi günahı yüzünden kızı öldürdün, ey zalim” denirdi. Kız hiç bir şey bilmez bir halde göründüğü halde kıza sorulacaktır. Çünkü cevap kızdadır. Katilde değil. Katil sadece kaderin hükmünü yerine getirmek için davet edilmiş gönüllü bir zalimdir. O da kendi gelecek kaderini ve cezasını hazırlar.

    25. Doğu dinlerinde yeniden doğuş inancı vardı ama onu bozdular ve birbirlerine karşı aşağılamak için kullandılar.
    26. Biz de üzerini örttük. Çünkü masum insan dünyaya gelmemiştir. Sağlıklı, güzel ve zengin olan insana özenme. Kim bilir belki de insanların en aşağısı bir haldedir. Öyle ki ona suçlarını arttıracak imkanlar verilmiştir. O kendini feda ederse ancak kurtulabilir.
    27. Sıkıntı veriyoruz. Çünkü neden yaratıldığınızı unutuyorsunuz ve sahte ilahlara tapıyorsunuz. Size dokunmadığı için kötülüklere ve zalimlere sessiz kalıyorsunuz.
    28. Kimileri de soruyor; “biliyorsa kim cennetlik ve kim cehennemlik, neden yaşatıyor bizi? Doğrudan atsaydı oraya.”
    29. Rabbiniz biliyor, ama siz bilmiyorsunuz. Ve cehenneme atarken kötüyü, isyan edecekti o kötü insan, diyecekti ki “ben iyi olurdum eğer bir yaşasam.” Ve iyi olacak olanı cennete koysaydım; isyan edecekti çokları; diyeceklerdi “ama o bunu hak edecek bir şey yapmadı.”
    30. Hikmetledir her işim. Geleceği bildim ve olacakları öngörüp yazdım. Bilsem de her şeyi; sizin neyi hak ettiğinizi görmenizi sağladım. Ve olacağını öngördüğümü yaratıp görmek istedim.
    31. Dediler ki; “madem çok merhametli ve lütufkar, herkesi yaratıp cennete koysaydı, bizi sınamasaydı”
    32. Hepinizi ilk yarattığımda bir cennete koymuş ve istediğiniz her şeyden vermiştim. Sizi sınamıyordum da oysa. Fakat sizi, kendi aklınızı ve nimetleri kendi kötülüğünüze kullanmayın ve kendinize zulmetmeyin diye uyardım. Ama dinlemediniz.
    33. Ben kötü yarattığım için kötü olmadınız. Ben seçim yapabilen ve istediğini söyleyebilecek varlıklar yarattım, nimetlerle donattım. Ama bazısı kötülüğü seçti. Ve iyilerin yücelmesi ve belirginleşmesi hatırına ve her şekilde uyarılmış olsunlar diye onları hemen yok etmedim. Onlara zaman verdim.
    34. Dediler ki; “daha yaratmadan yok etseydi kötüleri ve kimse cehenneme gitmeseydi.”
    35. Gördüm ki; kötülüğü ve ona sebep olan özgür iradeyi yok edince, iyilik de yok oldu. Ve kötülerin iğrençliği sebebiyle iyiliği ve cenneti de yok etmedim. Ve ben; sayıları az olsa da, dostlarım olacaklar için kötülerin küfrüne sabrettim. Ve ben; hak etmeyen hiç kimseye kötülük etmedim. Ve hatta kötülüklerinizin çoğunu affedip gizledim.
    36. Sordular; az yaşadık, ömrümüz sınırlıydı, ama cezamız sonsuz oldu? Adil mi bu?
    37. Unutmayı size bir rahmet olarak yarattım. Ama ben unutmadım. Adıma yapılan her hakaret ve kullarıma yapılan her kötülük, sonsuza dek canlıdır ruhumda.
    38. Bu yüzden beni razı eden; sonsuza dek hatırası ile kalır katımda. Kötülük edenin de bana etkisi sonsuza dek iğrenmedir yanımda.
    39. Ve Rabbiniz kainatın ışığıdır. Size kalbini açmıştır. Hoş söylerseniz size cennetler yaratır. Onun mutluluğuyla kainat rengarenk bir şekil alır. Öyleyse sözünüz çok büyüktür. Ve öfkelenirse Rabbiniz; yıldızları yerinden koparır ve kötülüğün doğduğu şehirleri tümden yere batırır.
    40. Sonsuzluğu etkileyen, cezasının yada ödülünün de sonsuz olacağını bilmelidir.
    41. Kötüleri uyardık. Uyarmadığımız kimseyi azaba atmadık. O yüzden onlara bir acıma yoktur.
    42. Kimi de diyor ki; “bizim beynimiz kıttır, bunu da yaratan Allah’tır. Anlamadıysak ve yanlış yolu seçtiysek bu Tanrı’nın suçu olmalıdır”
    43. Rabbiniz kimseye kötülük etmez ve aptala çevirmez. Ancak siz yaşamdan yaşama akarken, yaptıklarınızla kendinize akıl ve yetenekler edinir yada bunları kaybedersiniz. Öyleyse ahmak doğanlar Rabbini suçlamasın. Kendi ellerinin kötü işleri için ağlasın. Belki Rabbiniz ona bir yol gösterir ve acıyarak anlayış verir.
    44. Doğru tavır ne olmalı diye soruyorlar.
    45. Yıldızları ve çok daha büyük olan bilmediklerinizi, sayısız görünen ve görünmeyenleri yaratan benim. Siz de bu duruma şahitsiniz. Öyleyse Rabbinizi yüceltin.
    46. Aklınızın almadığı bir soruyla karşılaşır ve aciziyet içine düşerseniz şöyle deyin; “Şahidiz ki; o her şeyi en güzel şekilde yaratan, ilmi aklı ve gücü çok büyük olandır. Onu anlamıyorsak bu onun kusurlu oluşundan değil, bizim kusurlu oluşumuzdan ve onu anlamaya yetecek bilgi ve akla erişememiş olduğumuzdandır”
    47. Ben kimseyi bilgisiz olduğu için suçlamayacağım. Çünkü Rabbine kıyasla herkes bir ölçüde eksiktir. Ama ben kendi eksik olduğuna bakmadan, kıt bir akıl ve az bir bilgi ile Rabbini kötü yargılayanı, yargılayacağım. O acizliğini görmedi mi? Ne kendi yaratılışını çözebildi ne de rabbinin yaratılmış olmaksızın her şeyi nasıl yarattığını. Dağları, Güneş’i ve Ay’ı. Öyleyse o güvenmeli ve teslim olmalı!
    48. Soru sorun, cevap arayın ama bulana dek sabredin. Çünkü cevabını bulamadınız yada sui zanna düştünüz diye Rabbiniz kusurlu değildir. O çok yüce ve çok merhametlidir. Bilgisi ve gücü sınırsızdır. Her şeye kadirdir. Öyleyse secde edin.