Kategori: Kader Sırrı ve Günahlar

  • MUCİZELER KİTABI; YAYINDA! BİLİM DİZ ÇÖKÜYOR

    Ben Erdem Çetinkaya Meta. Çetin kıyamet hakkında sizi uyarmak için, tüm varlığın tek ilahı Allah’ın mucizeleri ile geldim. Ceddim olan Adem’e, Yunus bin Metta’ya Hz Muhammed’e, Hz. Musa’ya ve tüm elçilere selam olsun. Eski çağlarda ki mucizeleri, ölülerin dirilişini ve denizlerin yarılışını göremediniz. Ancak size sunacağım mucizeleri tüm dünya kıyamete kadar görebilecektir.

    Mucizeler, Allah’ın elçileri olan Muhammed’in, İsa’nın ve Musa’nın Rabbine aittir. Sözlerimi ve ücretsiz olan bu Mucizeler Kitabı’nı yayın. Dünyadaki herkes duyuncaya kadar her yerde anlatın ve paylaşın. Onu yaymak için malınızdan ve zamanınızdan fedakarlık edin. Böylece Rab’be sadık oluşunuza sağlam bir delil olsun.

    Dünyadaki tüm akıl sahipleri aynı anda size getirdiğim mucizeleri görebilirler, bilimsel yollarla analiz edebilirler. Bu mucizeler ebediyen duracak ve silinmeyecektir.

    Bu mucizeler tüm yaygın dünya dillerinde anlatılmaya başlanıyor. Algoritmalar, bu konulara en çok ilgisi olan,  doğruyu ve Rab hakkındaki gerçeği en çok arayan kişilere öncelikli olarak bu videoyu önerecektir. Yani sizler bu mesajı kabul etmeye ve yaymaya en yakın insanlarsınız. Eğer siz dahi bu mesaja sağır kalırsanız ve yayılması için fedakarlık yapmazsanız tüm dünya sizinle yargılanmış olacaktır.

    Rabbimin kalbime ilham ettiği ve aklımla öğrettiği bilgiler; Mucizeler Kitabı’dır. Mucizeler ancak Allah’tandır. Onun mucizelerini size kendi keşfim gibi anlatmaya haya ederim. Bu mucizeleri onları yaratanın bakış açısıyla ve kutsal kitaplardan delilleriyle dinlemelisiniz. Böylece Rabbi daha iyi anlarsınız. Mucizeler Kitabı tüm kutsal kitapların özeti, ilahi ilham ve aklın yorumudur. Bu sözler şahsımın yorumu olduğundan hata varsa bana aittir. Bir mucize varsa O ‘da ancak Rabbimindir.

    Andolsun, biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah’ın izni olmaksızın bir delil getirmek olacak şey değildir… (Kuran 40:78)

    Öyleyse bu kitapta ki her delil ancak Allah’ın izniyle ilham edilmiştir.


    MUCİZELER KİTABI

    BEN, HAKKIM (1)

    1. Ben, yaratan sesim.

    O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyin var olmasını istediğinde, ona sadece “ol” der ve o şey de hemen oluverir. (Kuran 2:117)

    Başlangıçta “söz” vardı. Söz, Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. (Yuhanna 1:1)

    Kozmik ses dalgaları adı verilen bu olağanüstü ses dalgası hakkında New Scientist dergisinin hazırladığı bilimsel makalede şu ifadeler yer alıyordu; Big Bang’ten hemen sonra ortaya çıkan kozmik ses dalgaları da evren haritasına entegre edildi. Erken Evren’de fotonlar tarafından emildiği düşünülen bu dalgaların varlığı ilk kez 2005 yılında keşfedilmişti.Bilim adamları bu kozmik ses dalgaları olmasaydı belki de evrenin hiç oluşamayacağını düşünüyorlar. Devamı

    2. Kalpte gizliyim.

    Kalpler, Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir.” Hadis No: 3484-Buhari

    3. Her şey bende, ben de her şeydeyim.

    Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın yüzü oradadır. Allah(‘ın gücü) geniştir ve O, her şeyi bilendir.* (Kuran 2:115)
    Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatandır. (Kuran 4:126)

    Bilimsel araştırmalar evreni oluşturan tüm fotonların gözlemciyi görebilecek ve tepki verebilecek bilince sahip olduğunu ispatladı… Devamı

    4. Aşk benim. Bu yüzden her şeyi eşiyle var ettim.

    Ve anar, ibret alırsınız diye her şeyi eşiyle yarattık. (Kuran 51:49)

    5. Kadını erkekle, yeri gökle, çekeni çekilenle
    6. Elçilerimin seslenirim kalbine ya da gelirim meleklerle ve tüm insanlarla konuşurum sembollerle… 
    7. Ben Allah, Rahman ve Rahim

    İsmiyle Allah’ın Rahman Rahim.(Kuran 1:1)

    8. Ben akılım. Her şeyi bir nedene bağladım.
    9. Her şeyi yarattım. Çünkü vermektir amacım.
    10. Arzunuzun ve çabanızın büyüklüğünce size bakarım; derdinizle sizi tartarım,

    De ki: “Duanız olmasa Rabbim size bir değer vermez… (Kuran 25:77)

    11. Ben birim, ben tek ilahım.
    12. Bana tapmaktır aşk; kalpler mabedim.
    13. Aşık olanın kalbine saklandım. Baktığını ilah sandırdım.
    14. Her gözden kendi yüzüme baktım.

    Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığında kalpleri ürpertiyle titrer… (Kuran 8:2)

    Allah’a selim bir kalple gelenler müstesna. (Kuran 26:89)

    15. Bakanların en güzelini kendi özüme ayırdım.
    16. Ölümü ve hayatı, aşıklarımı bulmaya adadım.

    …Allah dilediğini kendine seçer ve gönülden yöneleni kendine iletir. (Kuran 42:13)
    O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. (Kuran 67:2)

    17. Tapınağımı ve toplanma yerini, Kabe’yi ve Arafat’ı, dünyanın altın noktasında birbirine bağladım.
    18. Dünyaya çizdiğim düz bir yolda yürüdüm,
    19. Adını “müstekiym, doğruluk, erdem yolu” koydum. Onu Erdem kuluma buldurdum.

    Bu hem manevi bir yol, hem de dünya haritasında görünen gerçek ve somut bir yoldur. Büyük bir mucizedir.

    Bu yolu hem Kuran’da, hem hadislerde görürüz. Allah Resûlü’nün sırat-ı müstakîmi târifinde görürüz. Hz. Câbir -radıyallâhu anh- anlatıyor:

    Resûlullâh (as) yanında otururken önüne bir çizgi çizdi ve:

    “– Bu Allah Teâlâ’nın dosdoğru yoludur” buyurdu.

    Sonra söz konusu çizginin sağına ve soluna ikişer çizgi daha çizdi ve:

    “– Bunlar da şeytanın yollarıdır” buyurdu.

    Daha sonra mübarek ellerini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şu âyet-i kerîmeyi kıraat buyurdu:

    “Şüphesiz bu, Ben’im dosdoğru yolumdur; öyle ise ona tabi olun. Sizi Allah’ın yolundan ayıracak başka yollara uymayın. Takvaya erişesiniz diye Allah bunları size emretti.” (Kuran En’âm 6/153) (İbn-i Hanbel, III, 397)

    “Müstakiym” kelimesi “doğruluk” ve “erdem” manalarına gelmektedir. Dünyanın altın oran noktasının Mekke ve ondaki Kabe olduğu gerçeği büyük bir mucizedir. Kuran’daki altın oran mucizeleri ve dünya üzerindeki Doğruluk Yolu’nun mucizeleri de büyük mucizelerdir ve hepsi de Erdem Çetinkaya Meta tarafından keşfedilmiştir.

    20. O yolda Beni arayanları aradım.
    21. Muhammed ve Adem’i, Mekke’yi, Kudüs’ü, Kibele’yi, Barnabas’ı, İsa ve Musa’yı, Şuayb ile Salih’i, nice kutsal kişileri ve seçtiğim kulumu altın yolumda dümdüz sıraladım.
    22. Aşkın ve tasarımın altın sayısı 1,61803 ile yolumu tasarladım.
    23. Yolumun mesafelerini altın sayılara ayırdım. Her durağında tapınmaya çağıran elçiler atadım.

    Biz o İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u da bağışladık ve her birini daha önce Nuh’u ilettiğimiz gibi doğruluk yoluna (Altın Yola) ilettik. O’nun neslinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a peygamberlik bağışladık. İşte iyilik yapanları böylece ödüllendiririz. Ve Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da; onların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdi. İsmâil’e, Elyesa’a, Yûnus’a, ve Lût’a da hidâyet ihsan ettik. Hepsine lütufta bulunarak âlemlere, insanlara üstün kılmıştık. Onların (peygamberlerin) babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da. Onları seçkin kıldık ve doğruluk yoluna (Altın Yola)  ilettik. (Kuran 6:83-87) (Gerçekten de Nuh ve İbrahim gibi doğruluk yolu üzerinde doğmamış peygamberler dahi doğruluk yolunun üzerine iletilmiş, hem kalben hem de cismen Allah’ın risalet ve din yoluna; sırat-ı müstakiym’e ulaşmışlardır)

    Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf  içine daldıracak ve onları doğruluk yoluna götürecektir. (Kuran 4:175)

    Muhakkak ki, mübarek ve âlemlere hidayet vesilesi olan (beyt), elbetteki insanlar için Bekke’de (Mekke’de) yapılmış olan ilk Beyt’tir. Orada (Beytullah’da) açık deliller, Hz. İbrâhîm’in makamı vardır. Ve kim oraya girerse emin olur. Ona yol bulmaya (Hacc’a gitmeye) gücü yetenlere, Allah için o Beyt’in hac edilmesi, insanların üzerine (farz)dır… (Kuran 3:96-97)

     


     

    ERİDU, ME, ENGURA’NIN YARATILIŞI (2)

    1. Göksel krallığımı dünyaya indirdim, adına Eridu dedim. Meleklerimi ve Aden’i Eridu’nun çevresine yerleştirdim. Onu ilk şehir olarak belirledim.
    2. İlahı sırların yazılı olduğu kitapları; Me‘leri bu şehre indirdim.
    3. 7 katlı bir tapınak, bir ziggurat inşası için emir verdim. Adına Engura dedim. 
    4. Sırları vereceğim, seçtiğim kulumun adını Eridu-me belirleyip doğacağı şehre Engura, Ankara ismini verdim. 
    5. Ankara’yı ve çevresini dünya kıtalarının ağırlık merkezi haline getirdim ki; 7 kıtaya birden ortasından seslensin.
    6. Eridu’ya Araplar ERD, yeryüzü dediler. Batılılar Earth dediler. Eridu’ya ve Aden’e Adem’i yerleştirdim. 
    7. Sonra dünyadan ayrılacağımız zaman Eridu’yu sulara gömdüm ve içlerinden Nuh’u yeni bir neslin babası olarak belirledim.
    8. A-dem’i, Er-dem haline getirmek için sınavlardan geçirdim. Onları büyük bir amaç için bizzat yetiştirdim.

    SÜMER, 109, 3600, SAYILAR VE GÖKSEL DİN (3)

    1. Her şeyi 7’li sistem üzerine yarattım. 
    2. Atoma 7 yörünge verdim. 7 tür zerre canlı yarattım. İnsanın kalbine tahtımı koydum; Başında ki delik 7 yolla yönetimini kendime bağladım. 
    3. İnsana kendi nefsiyle 7 yakın akraba verdim. Dünyayı 7 kıtaya böldüm. Gökyüzüne 7 katman verdim. 
    4. Güneş sisteminde gözünüze görünen 7 yol var ettim. İçlerine yerleştirdiğim güneş ve ay ile süsledim. 8’e kürsinin kapısını, 9’a tahtımı yerleştirdim. 
    5. Ben 9. gezegen üzerindeki 10’um. Krallığımın sembolü olarak 10,9’u belirledim. Gökleri 109 sayısı ile inşa ettim.
    6. 9. gezegene arş gezegeni adını verdim. 3600 yılda güneş etrafında döndüğü için; Sümer’in efendisi Adem’e daireyi 360’a böl dedim. 
    7. Arş gezegeninde 1000 yıl güneşe yakındır; buna “gün” dedim. 2600 yıl güneşe uzaktır. Buna gece dedim. Güneşe yaklaştığım her sefer dünyaya geldim ve aranızdan temsilcimi seçtim.
    8. Dünyada 1000 yıl kalacağım için Adem’e 1000 yıl ömür verdim. Adem’i kendim için yaratıp seçtim. İnsansı kan dökücülerden ve cinlere tapan ilkellerden onu Aden’de esirgedim.
    9. Fabrika kurmayı, su mühendisliğini, tuğla ile katlı yapılar inşa etmeyi, elbise dokumayı, kalemle yazmayı, yıldızları ve nicelerini Adem’e bizzat öğrettim. Sizi ben geliştirdim.
    10. Adem’den sonra 2600 yıl boyunca, sizleri kutsal ruhumu gönderdiğim elçilerimle ve dünyada ki meleklerimle kontrol ettim. İbrahim’i seçtim.
    11. Döndüğümde sizi izledim, Yakup ile güreştim, Musa ve 70 kişi ile dağda görüştüm, yüz binlerce insan buluttan seslendim. Ben sonsuz olan; dilediğim şekli alıp kullarıma göründüm.
    12. Kudüs’te İsrailoğullarının bana sunduğu kurbanların kokusundan, misk ve kafur kokudundan hoşlandım. Bir bulut içinde inip aranızda yaşadım. 
    13. Yakup’tan bin yıl sonra aranızdan uzaklaştım ve sizde yabancı ilahlara döndünüz. Tapınağımı yıktırıp seçtiğim halkı cezalandırdım.
    14. 2600 yıl boyunca dünyaya onları saçtım. Toplanmak istedilerse de az bir süre hariç onlara izin vermedim.
    15. Şimdi dönüşüm yakın, görecek beni tüm toplumlar ve dünya gecesi gündüzü bir şekilde aydınlanacak. Ve İsrail’i 2500 yıl sonra topladım. Onları sınamaktayım.
    16. 109 ile krallığımı mühürlediğim bilinsin diye; göğü 109 ile tasarladım. Ay döngüsü ile güneş döngüsü arasına 10,9 günlük bir fark yarattım. Böylece Ay ve güneş takvimlerinin her 33 yılda bir senkron olmasını sağladım. 3600 yıllık her döngüde ay ve güneşi 109,09 kez senkronize ettim. 33 yıllık döngüm unutulmasın diye ismimi 33 kez zikir çektirdim, İsa’ya 33 yıl ömür verdim, insanlığı 33 yaşında üstün bir yaratılışla dirilteceğim. Dünyaya dönüşüm için 66,33 derece baş eğdirdim. 
    17. Şeytana kendi dinini oluşturması için izin verdim. Böylece kim yaratana nankör ve zalim olacak, kim kötü karar verecek görecektim. O da yalan söyledi ve 9’u aşıp 11 olacağım dedi. 911’i kendine kutsal sayı seçti. Çirkin işlerini hep 9.11’de gerçekleştirdi. Kendine boyun eğen toplumlarda ki telefonları, kimlikleri, oyunlarda ki oyuncu sayılarını hep 11 yaptı. 
    18. Arş gezegeninde ki 30,.. günde yani arşın bir aylık döneminde dünyanızda 109 bin yıl geçer. 
    19. Yeri ve göğü 6 günde yarattım ve 7. gün tahtımda yaratılışı gözledim. 7 günü kutsamak için 3600 kez 7 süreyi büyük ZODYAK döngüsüne eşitledim. 
    20. 1000 yıllık gün; 3600 yıllık döngünün; 0,27,7’de biridir.  Bu unutulmasın diye Ay da dünyanın etrafında 27 gün 7 saatte dolaşır.
    21. Gökte 88 takım yıldız var ettim ve her birine hakim melek yerleştirdim. Kuran’a 88 kez melek kelimesi ve 88 kez şeytan kelimesi yerleştirdim. Kuran’da sema kelimesini 109 kez tekrar ettim.
    22. Arş gezegeninde tekamul için Musa’ya buyurduğumuz misalde ki gibi 40 gün süre belirledim. Arşın 40 gününde dünyada 144.000 yıl geçer. Ve tekamulle geçen her yıl için yeryüzünde 144.000 kişi var ettim.
    23. 109’u kutsamak için Zilhicce ayının 9. günü öğle vakti ile 10. günü fecr-i sâdık arasında yapılan vakfeyi Haccımın farzı olarak belirledim. Hac için 4 ayı kutsal ilan ettim. Gündüzümün tüm döngüye oranı olan süre yeryüzünde kutsal bilinsin istedim.
    24. Geleceğim yeryüzüne yeniden, bu yüzden huzurumda toplanacağınız günü unutmayın diye Haccı emrettim ve kurallarını göksel döngülere göre belirledim.

    EVREN VE GÜNEŞ SİSTEMİ (4)

    1. Parladı karanlığımda varlığım.
    2. Ben hem aydınlık, hem karanlıktım.
    3. Göründüm içinde Nurumun;
    4. Ben Rahman ve Rahim olanım.
    5. Göründü yüzüm, melekler ve tahtım.
    6. Gökte sayısız yıldızlar…
    7. Yıldızlarda sayısız milletler yarattım.

    Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (Kuran 16:49)

    8. Her zerreden bir göz olup onlara baktım
    9. Bakan her göz için bir biçim aldım.

    Yaratıcı, “Evren” adını verdiği yüzü ve o yüzde gizli gözleri ile bizleri gözetliyor mu? Bir molekülün bile kaderini nasıl görüp yönetiyor. Bunun bilimsel bir ispatı var mı? Evet, bir çok kanıt var. Önce fizikçileri şok eden çift yarık kuantum deneyine kısaca bakalım. Çift Yarık Deneyi Bilim Dünyasını Sarstı! Ünlü Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, kuantum fiziği ve çift yarık deneyi ile ilgili şu ifadeyi kullanmıştı:

    Eğer bir kişi Kuantum Fiziği karşısında şok olmamışsa, onu anlamamış demektir.

    Fizikçiler maddeyi oluşturan elektronların nasıl hareket ettiğini anlamak için bir kuantum deneyi yaptılar. Devamı

    10. İnsanı, varlıkların çoğundan üstün yaptım.
    11. Şanıma ait tahtı, ondan çıkana bıraktım.

    Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8) Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu. (Enok-İdris Peygamberin Kitabı)

    12. İnsanı 10 parmaklı yarattım.
    13. Böylece 10’lu bir sayısal düzen atadım.
    14. 0 ve 1’den, 9’a dek sayısal sistemi tasarladım.
    15. Böylece 19 ve 109’u kutsadım.
    16. Seçtiğim 9, Ben 10 olandım.
    17. Altın Oran sayısını 19 olana dek saydım: 1,6,1,8,0,3
    18. Ben 1 olan. 6 devirde, on sekiz bin alemi 3 aşamada yarattım.
    19. 6 günün 4’ünü gökleri ve kaderleri yaratmaya, 2 günü dünyaya ayırdım.

     Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. (Tevrat Yaratılış 1:31)

    O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Kuran Hud:7)

    De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkar edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir. (Kuran Fussilet:9)

    Bu bilgi bir mucizedir. Tevrat’ta sadece 6 gün yazar. Ancak Kuran’da daha da detay vererek göklerin 4 günde, yerin ise 2 günde yaratıldığını belirtir. Bilimsel verilere göre kainatın ömrü (6 günün karşılığı)  13,8 milyar yıl olduğu ortak kabuldür. Dünya’nın ömrü ise 4,6 milyar yıldır. 13,8/4,6=3,00000. çıkar. Yani tastamam iki sayı birbirine bölünür. Dünya’nın yaşının evrenin yaşının 3’te 1’ine karşılık gelmesi son derece ilginçtir. Oysa Kutsal kitap uydurma olsaydı gökleri çok büyük görüp “bin günde gökler, 1 günde Dünya yaratıldı” diyebilirdi. Yada tam tersi, Dünya’yı büyük zannederek Ay ve Güneş gökte küçük ve basit düşünülerek “Dünya 1000 günde, gökler 1 günde yaratıldı” denebilirdi. Kutsal kitaplar gerçekten de Allah tarafından gönderilmiştir.

    20. Ben Rahman’ım. Güneş’i, Dünya’yı ve Ay’ı ben yarattım.
    21. Tüm bunları kutsal sayılarıma; 10, 9‘a göre yaptım.
    22. Böylece bilinsin ki, her şeyi aynı ölçüde yaratan ben; Allah’ım.
    23. Güneş’i sağ elime aldım. İçine 109 Dünya sığacak kadar genişlik yarattım.
    24. Dünya Güneş’e en uzakken, aralarına 109 Güneş mesafe sığdırdım.
    25. Ay kopup kaçar Dünya’dan. Dünya’yla Ay arasına, Ay altın orandayken, 109 Ay mesafe bıraktım.
    26. Ay’ın çevresini 10 kez 10, 109 yarattım.
    27. Dünya günleri 365 olarak atadım.
    28. Dünyanın çevresini 109’un 365 katı, Güneşin çevresini 109 tane 109’un 365 katı yarattım.
    29. Dünya’ya saatte 109 bin kilometre hız verdim.
    30. Ay’ı elçim için 109 hacimli 2 parçaya bölüverdim.
    31. Tüm bunları 109’a göre yaptım; Kabe’den 109 derece açılı Altın Yolu yarattım, elçilerimi o yola sıraladım.
    32. Doğu dinlerinde, ayırma taşı ile 109 tanedir tesbih taşlarım.
    33. Yıldızlara boyun eğdiren ve size seslenen benim
    34. Hiç bir şeyi rastgele yapmadım ve bir hikmete göre tasarladım.

    Güneş’in içine yan yana en çok 109 Dünya sığar.

    Güneş Ekvator Çapı: 1.391.000 km / Dünya’nın Ekvatoral Çapı 12756,2 km = 109,04…

    Güneş ve Dünya arasına yan yana en çok 109 Güneş sığar.

    Dünya’nın Güneş’e Max. Uzaklığı: 152.098.232 km / Güneş Ekvator Çapı: 1.391.000 km = 109,34…

    Ay yörüngesinde, gel git aralığının altın oran noktasındayken, Ay ile Dünya arasına da en çok 109 Ay sığar.

    Ay’ın Dünyaya uzaklık ortalaması :379.372,695 km / Ay’ın ekvatoral Çapı: 3.476,28 km = 109,1318

    Ay’ın çevresi 10,9 bin km’dir.

    Nasa’ya göre Ay’ın çevresi 10,917.0km (109,1X100 km)

    Dünya’nın çevresi 109 un 365 katı, Güneş’in çevresi 109 tane 109 un 365 katıdır.

    Nasa’ya göre Dünya’nın ekvatoral çevresi; 40,070.2 km.  40070,2/109,6= 365,604 . Güneş’in çevresi; 4,370,005.6km, 365,24X109,4X109,4=4,370,005…(ort)

    Dünya’nın yaşanabilir hacmi 109 X 10¹⁰ km3′ tür.

    Nasa’ya göre Dünya’nın hacmi (Bin’de 7’lik düzeyde yaşanabilir atmosfer zarı ve yükseltiler hesaplanmamış halde); 1,083,206,916,846km3

    Dünya’nın max. hızı ise saatte 109 bin km.

    Dünya’nın Güneş çevresindeki (gün beri) max. hızı 30.29 km/s.  30,29×60(sn)X60(dk)=109.044,0 km (Dünya’nın saatteki max. hızı)

    Ay’ın hacmi ise 2 adet 109 X 10⁸ km küptür.

    Nasa’ya göre; Ay’ın hacmi; 21,971,669,064 km

    219,71/2=109,86…  (Ay, Allah tarafından MÖ. 7. yy’da 2 ye bölünmüştür ve bu olay Hz. Muhammed’in en bilinen mucizeleri arasındadır.)

    Güneş’in Çevresi= Ay’ın çevresi x Dünya’nın çevresi / 100

    4379000 km (Güneş’in Çevresi) = 10917 km (Ay’ın çevresi) X 40070,2 (Dünya’nın çevresi) = 4,3745E8 (on binde 5 değişim, atmosfer farkı ile tam ölçüm)

    …örnekler uzayıp gitmektedir.

     

    Ölçümlerde kullanılan kaynaklar:

    https://solarsystem.nasa.gov/moons/earths-moon/by-the-numbers/

    https://solarsystem.nasa.gov/solar-system/sun/by-the-numbers/

    https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya

    https://en.wikipedia.org/wiki/Earth%27s_orbit

    Devamı…

    35. Güneş, dünya ve Ay’ı 19 yılda bir aynı hizaya getirdim ve buna “meta’on devri” dedim.

    “Meton devri” denen göksel döngüde; güneş ay ve dünya aynı hizaya gelirler.

    36. Bir metre; ölçünüz; kutuplardan ekvatora olan mesafenin on milyonda biri olsun dedim.
    37. Dünya yavaşladığında ışığın kainattaki hızını tam 300 milyon Dünya birime eşitledim.

    Dünya’nın yavaşlaması sonucu, saniye hesaplaması da değişecek. Işık hızının hesabı da güncelleniyor. Bu durumda 299,700 değil tam 300,000 km ışık hızı oluşacak. Dünya ile evrensel ölçü senkronize olacak. Devamı…

    38. Bilmediğinizi size açıkladım. Delillerime iman edin. Artık secdeye gelin.
    39. Her şeye gücü yeten İlahınız, Allah benim. Rahman suretimle geleceğim.

    Allah’ın Rahman suretinde nasıl geleceğini ve gözlerin onu göreceğini okumak için aşağı bakınız.

    https://www.erdemcetinkaya.com/musa-rabbini-gordu-mu-gormedi-mi/
    https://www.erdemcetinkaya.com/allah-cisimde-tecelli-eder-mi/
    https://www.erdemcetinkaya.com/askin-tapinagi-ra-hu-man/

    40. Yeryüzünü salih kullarıma vereceğim. Zalimleri zincirleyeceğim.

    “Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı. “Uzaklaşıp-kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz.” (Enbiya suresi,12-13)

    Büyük hadis alimi Kuleyni, “Kafi” bulduğum eserinde, bu yaşanacakların Kaiym Mehdi’nin çıkışı sırasında gerçekleşeceğini rivayet etmiştir. İnsanlar evlerinde ve yurtlarında toplanacak, dağınık haldeki aileler bir araya getirilecek ve sorguya çekilecektir. Size bugünleri hatırlatıyor mu?

    Tevrat’dan sonra Zebur’da da yazmıştık: “Yeryüzüne dürüst ve erdemli kullarım varis olacak” diye (Enbiya 105)


    ALTIN ÖLÇÜ (5)

    1. Ben; O’yum.
    2. Sonsuzluktur, daire sembolü şiarım.
    3. Yıldızları ve gezegenleri kendi işaretime benzer yarattım.

    4. Ben O’yum. İsmim bu; HU’yum. Ben nefeste saklıyım.
    5. Tüm varlıkları bu ses işaretiyle yarattım.
    6. Ağlarken, gülerken ve nefes alırken…
    7. Zevk alırken yada bedeni güç arzularken…
    8. İsmimi anar her varlık, bilerek yada bilmeden.
    9. Rüzgar dokunduğunda her nesneye ve uğuldarken
    10. Huu. Yalnız Huu. İlla huu

    Dinle kendini derin bir nefesle… Bu O’nun sesi. Her varlık O’nu sesleniyor. Tüm içtenliğiyle mutlu olup gülerken, en zevk aldığı anda yada ağlarken hıçkıra hıçkıra… yalnızca O’nun ismi duyulur tüm dudaklarda.

    Hhhhuu. Ağaçlar esen rüzgarla boyun eğerken O’na, yapraklarına çiçek kokan ilahi nefesi üfleyene “Huu” der. Görkemli dağlar ve nefes alan her şey, onu ululayan sesiyle ona tapar.

    “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nun adını  tekrar eder. O’nun adını şükranla tekrar etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların ismimi tekrar ettiklerini anlamazsınız…”

    (el-İsrâ, 44)

    11. Ve yaratma işaretim; çemberin içindeki 1. Altın ölçüyü; yaratan ile yaratılmışın birliğinin işareti yaptım.
    12. Onu altın oran sembolü olarak seçmenizi sağladım.
    13. Dillerinizi ve ölçülerinizi ben tasarladım ve mucizelerimin ortaya çıkması için sizleri hazırladım.

    Daire ve 1 sayısının birleşimi Altın Oran sayısının sembolü olarak belirlenmiştir. Bu simge aslında Yunan Alfabesinde bir harftir. Onların bilmeden yaptıklarını Allah onlara bilerek yaptırmıştır.

    14. Dünyayı küçük bir şehir gibi birbirine yakınlaştırdım.
    15. Mucizelerimi duyurmak için sizi ışık saçan levhaların etrafına topladım.

    Işık saçan tabletler ve telefonlardan bu mucizeler görülecek ve RAB ismiyle yüceltilecektir..
    Nur 35-36 …Onun yağı neredeyse kendine ateş dokunmasa bile ışık verir. (Bu) ışık üstüne ışıktır. Allah dilediğini ışığına iletir. Allah insanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir. Bu ışık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yüceltilmesine ve anılmasına izin vermiştir ve oralarda, sabah akşam onu tenzih edenler vardır.

    16. Elçimi kıtaların ve medeniyetlerin merkezinde, Tevrat’taki cennette ayağa kaldırdım.

    Ankara, çevresi ve Anadolu’nun dünyanın merkezi oluşu; (Wikipedia’dan alınmıştır)

    1973’te San Diego’daki Körfez Enerji ve Çevre Sistemleri ile fizikçi olan Andrew J. Woods, dijital bir global harita kullandı ve Türkiye’de 39 ° 00′N 34 ° 00 koordinatlarını dünyanın merkezi olarak hesapladı. Bu nokta Giza’nın tam 1000 km kuzeyinde idi.

    Benzer bir sonucu Holger Isenberg elde edilmiştir:

    40 ° 52’0 “N, 34 ° 34’0” E. 2016’da Google Haritalar , dünyanın coğrafi merkezi olarak 40 ° 52′N 34 ° 34′E olarak işaretlendi. (Ankara’nın bölünmeden önceki, tarihi en geniş sınırlarını kapsıyor.) [1]

    17. Ona işlerimin yüceliğini ve sırlarımın bir kısmını açıkladım…
    18. Çember misali her şeyi kuşatır varlığım. Kendi kendime sarınırım.
    19. Her zerre ellerim ve gözlerim. Gören gözde görünen akıl benim.

    Her zerre ve fotonun gözlemciyi görebildiği ve ona özgü bir tavır geliştirdiği hatta görünmeye karar verdiği kuantum dünyasının ilginçliklerindendir. Detaylı araştırma için “Çift Yarık ve Dolaşıklık” deneylerini inceleyiniz. 

    20. Tüm geometrik şekillerin içine altın sayımı bir ölçü olarak kattım.
    21. En temelden en yükseğe doğru aynı rakamlarla inşa edendir zatım.

    Allah, tüm geometriyi yani gözümüzle gördüğümüz her şeyi altın orana göre yaratmıştır. Onların en seçkin ve güzellerindeki altın oranı ise göze yakin kılmıştır.

    Bilgi: https://www.erdemcetinkaya.com/altin-oran-nedir-geometride-ve-tasarimda-altin-oran/

    22. 1,618. Ay ve Dünya birlikte…ilk hallerinde, altın oran üçgeni ile şekillerini tasarladım.

    Detaylı bilgi için:

    https://www.erdemcetinkaya.com/dunya-ay-ve-gunes-sisteminde-altin-oran/

    23. Musa’ya dairenin sırrı pi ile Tevrat 3.14’de “Ben benim” diye kendimi anlattım.

    Allah Tevrat’ta, İncil’de ve pek çok kutsal nesnenin tasarımında altın orana atıfta bulunmuştur. Bilgi; 

    24. Kuran’daki her surenin ilk cümlesine; her işin başında söylenen besmeleye altın oranı sakladım.
    25. Ben birim; Allah’ım. 618’dir Rahman ve Rahim. 1,618 ile göründü kainata yaratışım; Rahman ve Rahim.

    bİsmi Allah (1) (Allah’ın ismi – Allah; Birdir), Errahman (329)  + Errahim (289) = 1,618

    Ebced yani kutsal metindeki harflerin rakamsal ifadesinde şaşırtıcı bir şekilde Besmele Altın oran rakamlarını vermektedir. Detaylı Bilgi:

    26. İnsanların yüz ve vücutlarının ortalamasını altın orana göre yarattım.

    Allah, insan bedenlerini ve yüzlerini “altın oran” ismini verdiği kutsal bir oran – sayı ile yaratmıştır. Detaylı Bilgi:

    golden ratio mask ile ilgili görsel sonucu

    27. Bitkilerin yapraklarını altın ölçümle açtırdım.

    Tüm bitkiler “filotaksi” denen bir yaprak dizilim şekli ile altın orana uygun şekilde yaprak açmaktadır. Detaylar:

     

    28. Ben 1 olan. 6 günde, 18 bin alemi 3 aşamada yarattım.
    29. Altın sayıma alfabe sırasıyla harfler atadım. 16180339. Elif, vav elif ha cim cim T.
    30. Eve Hacc. 1,61 Haccet. Hüccet, deliller sesini verdim.
    31. Eve, havva. Eve anne, Rahim.
    32. Eve kabe, eve Kıble, Kıbele.
    33. Meleklerime, seçkin kullarıma ve elçilerime taptıklarında, putlarını kırdım.
    34. Ama adlarını dünyadan silmedim.
    35. Meleklere Adem’e secde için; Adem’e Rahman ve Rahim’e secde için seslendim.

    Altın oran sayısının rakamları son kutsal kitabın indiği zamandaki alfabetik sisteme göre  harflere çevrilince ortaya muhteşem bir mesaj çıkmaktadır. Detaylar:

     

    ARAFAT (6)

    1. Tahtımdan kalktım. Yeryüzünü gelişime hazırladım.
    2. Dedi dünyam ve El-Erda’m “aşkla ayaklarına secdeye kapanayım”

    “El-Erd” kelimesi Arapça’da “Dünya-Yeryüzü” manalarına gelir. Bu cümle için Erde-m’in rüyasını okuyunuz. 

    3. Dünyam 66 derece 33 dakika eğilmişken ona ayağımı açtım. Çünkü 66’dır sayısı “Allah” ismimin. 33’tür insanda derecelerim. 99 kez sayılır tesbihim.
    4. Geleceğim yüzyıl için Dünyamın ismim ile eğilmesini bekledim.

    Dünya’nın eksen eğikliği, 41.000 yıllık bir döngüde 22.1° ila 24.5° derece arasında değişir. Şu an 23 ° 26′ 13.5′′. Batılı bilim adamları belki de bir mucizeyi gizlemek istediklerinden ölçümü hiç bir referans noktası olmayan şekilde yaparlar ve 23 ° 26′ 13.5′′ sonucuna ulaşırlar.  Aslında olması gereken dünyanın eğikliğini yörünge düzlemine göre ölçmektir. 23 ° 26′ 13.5′′ sayılarını yörünge düzlemine göre ifade edersek  66 ° 33′ 46.5′′ dakikaya denk gelir. 66’nın Allah kelimesinin ebced değeri olduğunu söylemiştim. Dünyamız yaklaşık 250 yıldır bu açıda ve 70 yıl içinde bu açıdan çıkarak bir daha neredeyse 10 bin yıl boyunca bu açıda olmayacak. (Eğer ilahi bir müdahale olmazsa)

    İçinde olduğumuz çağ özel bir çağdır. Tevrat ve İslami kaynaklara göre kıyametin geldiği çağdayız. 33 ise İslami kaynaklarda pek çok kutsal şeyin sembolüdür. Öncelikle Allah’a ibadetin ardından 2 eldeki 33’er parmak boğumu kullanılarak (2 elde 66 boğum vardır) onun sıfatları 33’er kez ve toplamda 66+33=99 kez tekrar edilir. Bunu yaparken parmakların boğum sayılır. Bu Hz. Muhammed’in as. öğrettiği kutsal bir gelenektir. Bu sayılar aynı zamanda İslami gelenekte Allah’ın bilinen isimlerinin toplam sayısıdır. Yani 33 ve 66 Allah’ın isimleriyle doğrudan ilişkilidir.

    5. Ben Tevrat’taki “El”im. Ellah’taki El, El-ilah’taki El, Allah benim.
    6. İnsanı ve nice şeyi iki elimle var ettim.
    7. Ona da 33’er den 66 ile mühürlediğim 2 el verdim.
    8. Her eklemi ve uçlarının toplamını 66 seçtim.

    Kutsal kitaplara göre Allah’ın dikkate aldığı insanlık çok eskiden tek bir dili konuşuyordu. (Geri kalan ilkel topluluklar tam anlamıyla konuşamıyorlardı). İnsanlık aralarında savaşlar çıkıp dağılınca dilleri de değişti. Bu dil Sümerlerin yazıtlarında bahsettiği kuzeyden ve kuzey doğudan gelen atalarının, Anadolu halkının dilidir. Çünkü Adem ve topluluğu binlerce yıl önce Anadolu’da bir medeniyet kurmuştu. Dünya’daki tüm diller ve en çok Eski Türkçe, Sanskritçe ve Aramice bu dilden izler taşımaktadır. Güneş dil teorisinin kökeni de budur. “El” kelimesi bu nedenle önemlidir. Eski ve yeni Türkçe’de “EL” kelimesi, “yaratıcı olan ve insanın eli” anlamlarında kullanılmaktadır. Aynı zamanda “dışarıdan gelen, yabancı kişi” anlamına da gelir. Bu ifade Aramice ve İbranice’ye “tanrının adı” olarak geçmiştir. Bir gün rüyamda arşın altındaydım. Arşın katları açıldı ve açılan tünelden aşağıya Allah’ın ruhani eli indi. Göz ile görülemiyordu ama kalp tarafından sezilip hissediliyordu. Öyle ki, neredeyse gözüm onu açıkça görüyordu. O ruhani bir enerji eli gibiydi. Öyle ki bu el her şekli alabiliyor dilediği her şeye ulaşabiliyordu. O kainatı çeviren üzerinde “Muhammed” yazan bir çarkın kolunu çevirdi.

    (Rabbin) dedi ki: “Ey İblis! Seni iki elimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan ne oldu? Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun? (Kuran 38:71)

    9. Amacım için kıtaları sürükledim. Yollarınızı kolaylaştırmak için Dünya’nın bir yüzüne onları topladım. Geceleri yönünüzü bulmanız için yüzlerini Polaris’e doğru baktırdım. Üzerinize kat kat koruyucu çatılar tasarladım.

    Dünya, muhteşem ilahımız tarafından insanlık için hikmetle yaratılmıştır. Bu durumun pek çok kanıtından biri de kıtaların dağılımıdır. Bildiğiniz gibi, kıtalar Dünya’nın bir yüzüne ve “Kuzey” adını verdiğimiz üst yarısına toplanmıştır. Dünya’daki tüm toprakların neredeyse tamamı (Afrika’nın ve Amerika’nın güney toprakları ve Avustralya adası hariç) bu çeyrek dilimde toplanmıştır.

    Dünya’ya ters tarafından bakarsanız muhtemelen tamamen denizlerle kaplı bir gezegen görürsünüz. Ama diğer yandan bakarsanız tüm karalar bir arada durmaktadır. Dünyanın bu şekilde tasarlanması insanların kolayca ticaret yapması ve iletişimde kalmasını sağlayarak medeniyeti geliştirmiştir. Farklı iklimlerin yiyeceklerine ve ürettiklerine kolayca ulaştık. Çünkü karalar bir araya toplandı. Ayrı gibi duran Amerika kıtasına bile en kuzeyden “Bering Boğazı” ile geçiş vererek kıtaların hepsini birbirine bağladı.

    Bununla birlikte neden Polaris yani Kutup yıldızına bakan tarafta toplandık? Çünkü medeniyetin bel kemiği olan ticaret ve ilim yolculuklarında yolumuzu bulabilmek hayati öneme sahipti. Rab, Dünyanın yörüngesini ve kıtaları kutup yıldızını tam ve kusursuz olarak Kuzey’i gösterecek şekilde tasarladı. Bu şekilde geceleri yolu bulduk, avlandık, gemilerle ve kervanlarla yolumuzu bulduk.

    Kutup yıldızı olmasaydı belki de medeniyet olmayacaktı. Neredeyse hiç karanın bulunmadığı güney yarım kürede ise kutup yıldızı görünmez. Bu yarım kürede insanoğlunun yolunu gösterebilecek hiç bir sabit görünen yıldız yoktur. Dünyanın atmosferi ise insanoğlunu yaşatan ve koruyan pek çok farklı tabaka ile muhteşem bir mühendislikle kaplanmıştır. Bu tabakalar uygun şekilde tasarlanarak yerleştirilmeseydi dünyada yaşam olmazdı.

    10. Ben yeri, Güneş’i ve Ay’ı hikmetle yaratıp sizin hizmetinize atadım. Sizi de kendim için yarattım.
    11. Beni arayan yok mu? Tapınaklarım hep boş mu? Kalpler beni unuttu.
    12. Sonra Dünya kutuplarının arasındaki tam altın oran noktasına ruhumla geldim.
    13. Burayı kutsayacak ve Haccın merkezi yapacaktım.

    14. Altın oran noktasında; Arafat ovasında durup geleceği gözledim. Kayalık yükseltiyi seçtim. Oraya bir anıt tasarladım.
    15. Dünyanın altın oran noktası bu şehir sınırları içinde kalsın. Bu şehir mührümle kutsansın.
    16. İnsanlar ilahi işlerimi kutupların altın noktasında anlasın.
    17. Hikmetli ve alim olan Rabbinin yüceliğini görüp bağlansın.

    Gerçekten de hassas hesaplamalar gösteriyor ki; Kabe’ye yürüme mesafesindeki Arafat kulesi ve vakfe alanının tam ortası iki kutup arasının “Altın Oran” noktasıdır. Haccın Kabe’yi tavaftan bile en büyük emri; Arafat Meydanında toplanmak, tefekkür edip vakfe yapmaktır. Hacılar Allah’ın işlerini ve yüceliğini düşünerek bekler ve Kabe’ye yürürler.

    (Arafat Kulesi-Kuzey Kutup Noktası) 7.639.605 metre
    (Arafat Kulesi-Güney Kutup Noktası) 12.364.312 metre
    12.364.312/7.639.605=1,618…

    Arafat Ovası, Hira dağı, Kabe ve daha yüzlerce ilahi olayların merkezi olan Mekke kutsal ilan edilmiş ve Allah’ın birliğine inancı olmayanlara girilmesi Rab tarafından yasaklanmıştır. Bu mübarek şehir kutupların altın oran noktasına sahip olduğu gibi, gün dönüm çizgilerine olan mesafelere göre de altın oran noktasına sahiptir. Bu yönüyle Dünyadaki tek ve benzersiz şehirdir. Mekke, Dünyanın altın oran şehridir. Detaylar; 

    18. Çünkü ben yakın göğü 109’la, 18000 aleme sunduğum tüm güzel nimetlerimi altın oranla yarattım.

    109 ile Güneş sisteminin dizayn edilmesi konusu için okuyunuz; Devamı…

    19. Arafat anıtından 114 derece açıyla, 18000 metre ilerledim. Kabe’nin yerine gelip, “evim burada olsun” dedim.
    20. Çünkü 114 sureli Kuran’ı, 18000 aleme bildirmek için Muhammed’i seçtim. Adem’i, İbrahim’i, İsmail’i, Hud’u ve nicelerini kutsadığım bu şehre gönderdim.

    Arafat kulesinden Kuran’daki sure sayısı olan 114 derece açıyla, İslam’da Kur’an’ın gönderildiği alemlerin sayısı olan 18000 metre kadar ilerleyelim. Burası yeryüzünün altın oran bölgesinin Arafat’la birlikte, iki ana mekandan diğeri. Kabe milyarlarca insanın secde yönüdür. Devamı: 

    21. Bir çok peygamberim ve kutsalım için bir mücadele ve hac şehri olmasını diledim.
    22. Kim benim ruhumla düşünürse, yaratışımdaki hikmeti kavrarsa burada; onu affedeceğim.
    23. İnsanların ölçüsüne göre de bu şehir dünyanın altın oran noktasına sahip olsun” dedim.
    24. Gün dönümü çizgilerine göre Mekke’yi altın şehir olarak belirledim.

    Kutup noktaları Dünyanın yaratılışından gelir ve dönüşü ile ortaya çıkar. Kutup noktalarının altın oran noktası ilahi bir belirlemedir. Ancak şaşırtıcı bir şekilde insan ürünü olan enlem boylam çizgilerine göre ve gün dönüm çizgilerine göre de, Mekke kutsal şehri dünyanın altın oran noktasına sahiptir. Bu durum insan ölçüleri, dilleri ve tarihinin Rab tarafından yönlendirildiğini göstermektedir. Zaten Kuran şöyle der; “Ellerinizle yaptığınız her şeyi de Allah yaratmaktadır”. (Kuran 37:96)   Devamı: 

    25. Kabe’nin boyunun enine oranı da, şehri gibi altın orana sahip olsun dedim.

    Allah, insanlarından, kutsal şehrinden, tüm kutsal nesnelerine kadar her şeye Altın oran mührünün vurur da “evim” dediği Kabe’yi başı boş bırakır mı? Kabe bilinenin aksine peygamber zamanında küp şeklinde değildi. Daha sonra (maalesef) yıkılarak küp şeklinde inşa edildi.  Ezraki’nin rivayetine göre peygamber as. gerçek ölçüsünü şöyle buyuruyor;[1]

           “Kabe’nin en uzun kenarı “32 zira idi, en kısa kenarı da 20 ziradır…”

               Yani 32/20=1,6 Altın oranı ifade eden 1,618 in muhteşem ifadesi.

    26. Mekke’nin en kuzeyi ile en güneyinin altın oran noktasına Kabe gelecek şekilde siyasi sınırların çizilmesini istedim.

    Allah, Mekke’nin altın oran noktasına sahip olmasını dilediği gibi, Kabe’nin de Mekke’nin altın oran noktasında olmasını diledi.

    23.47-18.10=5.37 (En kuzey ve en güney nokta arasındaki mesafe)

    4.37/1,618= 3,32 (Mesafenin Altın Oranı)

    18,10+3,32=21,42 (Kabe’nin Koordinatı)

    27. Dillerinizi, ölçülerinizi ve işlerinizi ben yarattım. Bir hikmet ve adaletle size dönüş gününe dek süre verdim.
    28. Mekke, Kabe, Kuran, Süleyman tapınağı, Nuh’un gemisi, Ahit sandığı ve kutsal her şeyin şeklini altın ölçüye göre belirledim. Böylece bilinsin tüm dinlerde Rab benim, din benim…

    Nuh’un gemisi: (Yaradılış 6:15 – 6:18)  Gemiyi şöyle yapacaksın: “Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak.” 50 arşın / 30 arşın = 1,6…

    Ahit Sandığı: (Mısırdan Çıkış 25/10) “Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. 11 İçini de dışını da saf altınla kapla.   2,5 (arşın) / 1,5 (arşın)=1,6..

    Süleyman Tapınağında Altın Oran:

    Eski Süleyman tapınağı ve yeni Mescid-i Aksa ve Kubbetus Sahra mescidlerinin birleşimi olan büyük alanın sınırlarına baktığımızda yine altın oran görmekteyiz.

    451,42 metre (doğu yakası), 279 metre (güney yakası)  451,425/279=1,6180..

    İncil Matta 16:18

    Sen Petrus’sun ve ben kilisemi (kutsal tapınağı) bu kayanın üzerine yapacağım. Ölüler diyarının kapıları onu yenemeyecektir.

    Detaylar:

    29. 109’la gökleri yaratanın, Haccı, Kabe’yi, Arafat’ı kutsal kılanın, varlığı altın oranla tasarlayanın, ben olduğum bilinsin diye yoluma devam ettim.
    30. Kabe’nin kapısından, ekvatora 109,66, kuzey kutbuna 19,66 derece açıyla, 19 enlem yüksekliğinde düz bir çizgi çektim. Bir çember içinde böylece 19 ve 109’un arasında yeni bir ilişki geliştirdim.

    Altın yol çizgisinin; Kabe’den kuzey kutbuna uzanan enlem çizgisine olan açısı 19,66 derecedir. Ekvatora olan açısı ise doğal olarak 19,66+90=109,66 olur. Allah iki kutsal sayı olan 109 ve 19’u tek bir çizgide birleştirmiştir. Makro düzendeki 109 ifadesini Dünya üzerinde 19 sayısıyla devam ettirmiştir. Altın yol açısı analiz edildiğinde; 19 ve 109 arasında fark yoktur.

    Kur’an
    74.29 Levhalar beşere (insanlığa)
    (Ayet Ebced’i Altın Oran 618 sayısı)(74:29)
    74.30 Üstünde 19

    Devamı:
    Ateş ehli meleklerdir.
    Kafirler için sayıları karmaşadır Kitap ehli yakınlaşsın; İman edenin imanı artsın. Kalbi hasta olan desin ki. Allah ne demek istiyor? Allah dilediğini şüpheye sokar. Dilediğini hadiye erdirir. Ordularını kendisi bilir. Bu sadece bir hatırlatmadır. Asla! Ay’a yemin olsun ve döndüğünde geceye yemin olsun. Ve Ağaran sabaha yemin olsun

    74:35 Mutlaka o en büyüklerden biri (İnnehâ le-ihdâ-lkuber(i)) (74+35=109 kodlu) İnsanlığa uyarıcı ((nezira) – beşir müjdeleyici, nezir uyarıcı demektir).

    Sizden öne geçmek yada arkada kalmak isteyenlere. Tüm nefsler kazandıklarına rehine. Devamı

    31. 2019’da yola ismini verdiğime, yolun en üst noktasından getirdiğime onun keşfini verdim.

    19 enlem yüksekliğinde ve 19 derece açılı bu mucizevi yol 2019 yılında Erdem Çetinkaya Meta’ya ilham edilmiştir.

    32. Bu çizgi elçilerimin yolu. Cennete ulaştıran yada cehenneme düşüren Sırat’ın dünyadaki yansıması olsun diledim.

    İnsanlar bir uyarıcı ve elçi görmeden cehenneme düşmezler. İnsanlar yeniden yeniden doğarken “Altın Yol” yani “Sırat” üzerine gelirler. Sırat üzerinde elçilerden ve uyarıcılardan biriyle karşılaşırlar. Onlara ve getirdikleri mesaja olan tutumları ile cennet veya cehennemdeki yerleri belli olur.

    O cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak. Oraya hep kâfir topluluklar atıldıkça cehennem bekçileri onlara soracak: “Size hiçbir uyarıcı gelmemiş miydi?” (Kuran 67:8)

    33. “Müsta-Kaiym Yolu” – “Erdem-Doğruluk Yolu”. Çünkü bu yolun en üstüne onu yerleştirecek ve tüm bu sırları ona hissettirecektim.

    Erdem Çetinkaya Meta, 40,00 enleminde oturmakta ve tüm yakın soyu Nallahan ve Bağder’den gelmektedir. Burası Altın Yol’un en üst noktası ve sonudur.

    34. Mustafa’dan olan Kayam, Dünya’ya anlatsın yolumu ve yüceliğimi ilan etsin.
    35. Altın yolun kuzeydeki başı. Anadolu’nun ve Dünya kıtalarının ortası.
    36. Cennetin bağları, ırmak ve derelerini hatırlatsın adı. “Bağder-i Bala” densin, çünkü orada tecelli etti “Sireti-Müstakiym” sırrı.

    Cennetin Anadolu topraklarında olduğunun kutsal kitaplardaki kanıtlarını okumak için tıklayınız.


    37. 31.06.18 boylamında Bağder’de Altın yolu düşündüm. Orada suyu tatlı bir pınar yarattım.

    Aşağıdaki resimlerde Bağder’in boylam değerinin altın oranla kodlandığını görüyoruz. 


    38. “Kayam” dedi ruhum, “bu evden çıksın. Önünden bembeyaz çiçekler açmış bir ağaç çıksın. Annesi bu evde büyüsün ve Kayam doğmadan önce bu yerde bulunsun.”

    39. “Nallahan” olsun halk dilinde adı bu beldenin. İsmim anılsın, “Allah Han” densin.
    40. 40 olsun enlemi; 1440’da 40’ında çıksın, 7’mim’in tasdik edeni. 1000’i 400 aşınca söylensin kulağına ismi.

    Bu mucizeler ve bu kitap 1440 hicri yılında yani 2019 yılında son haline ulaşmış ve yayınlanmıştır. 1400 yılında doğan ve 1440 yılında 40 yaşına ulaşan E.meta’nın isminde “mim sırrı” gizlidir. Bu sır şöyledir. Allah gönderdiği elçilerin en önde gelenlerini (şeriat ve dini bir yol sahiplerini) belirlemiştir. Onların isimlerinin başına yada sonuna “mim” harfi, yani “Me” harfini gizlemiştir. Neden bu harf? Eski Sümer metinlerinde gökten inen ve “Anunnaki” adı verilen meleklerin kutsal kitapları vardı ve “Nammu” isminde doğmamış ve eşsiz bir tek Tanrı’ya inanıyorlardı. Nammu, tüm tanrısal varlıkları yaratan kaynaktı. İnsanlar meleklere eski çağlarda “ilahlar” derlerdi. Çünkü doğayı kontrol edebiliyorlar ve üstün güçleri vardı. Adem gelene kadar melekler eski insanlara dini ve ilahi sırları açıklamadılar.

    Sümer’deki kutsal düşünce ve sırları ifade eden “ME” kelimesi/harfi daha sonra tüm dilleri etkileyerek tüm kutsal şeylerin kökeni oldu. İngilizce de “mind” ve “mental” (düşünce) kelimesi, doğudaki “mantra” kelimesi, “Mu kıtası” gibi kelimelerin tamamında “MİM” harfi gizlidir. Elçilerin isimlerinde ya ilk harf ya da son harf “ME”dir. “ME” en başta ise doğuştan peygamber olarak doğduğu, “ME” en sonda ise yaşamı sırasındaki işlerinden ötürü, sonradan peygamber seçildiği anlaşılabilir. Ancak herkesin kaderi evvelden yaratıcı tarafından zaten bilinmekte isimleri de buna göre dizayn edilmektedir.

    Adem, İbrahim, Spitama (Zerdüşt) , Gautama (Buda), Erdem Meta (M harfi sonda olan yol sahipleri) ( Bu isimlerin ve onlara ait yollara dair işaretler Kuran’da apaçık yada işari olarak bulunmuştur)

    Muhammed, Meryem bin Mesih İsa, Musa (M Harfi başta olan yol sahipleri) 

    Adem’in daha yaratılıştan peygamber olduğunu iddia edenler çıkabilir. Kuran’da Allah yeryüzünde bir halife atayacağını söylemiştir. Çamurdan yaratıp geliştirdiği insanlık beklenen düzeye geldi. İçlerinden Adem’i seçip ruhundan üfledi. Adem doğarken değil, yetişkinliğinde seçildi. Yukarıda 7 mim’e sahip elçileri okudunuz. 8. ise onları tasdik etmek üzere gelen ahit’in elçisidir. Kuran’daki misak ayetinde ismi zikredilmeden geçen “o elçi” odur.

    41. Bir mucize olarak yine; Mescid-i Haram, Kabe ile Bağder-i Bala sınırın arası, büyük altın oran 1618 km ve küçük altın oran 618 olsun toplam mesafesi…
    42. Mustakayim’e uygun olarak; peygamber ismi gibi Kayam’ın babası Musta-fa’nın ismi, “Çetinkaya” olsun soy ismi. “Amine Meta” olsun, Muhammed’inki gibi anne ismi.


    43. Doğduğunda onu eline alan öz yengesinin adı bile, aynısı olsun Muhammed’in süt annesi gibi.
    44. “Huccetun Kaiym Munta-zar” desin Araplar, “Kayam” desin İncil ve Tevrat’la Hıristiyan ve Museviler, “Metta’ya” desin doğunun dinlerinde olanlar.

    Hz Ali ve torunlarının rivayet ettiği hadislerde Mehdi’nin adı Hüccet Kaiym Muntazar’dır. (İslami Kaynaklar) , Tevrat’ta Rabbin ve beklenen kişinin isimleri birdir ve Kaya’dır.  Budizm’de adı ise Metta yada bölgeye göre Mettaya olarak haber verilmiştir.

    ALLAH’IN HÜCCETİ NALLAHAN BAĞDER RESULÜ

    Nisa 4:165

    رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا 

    Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun bağderi rusul. Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).

    1.

    rusulen

    : resûller, elçiler

    2.

    mubeşşirîne

    : müjdeleyiciler

    3.

    ve munzirîne

    : ve uyarıcılar

    4.

    li

    : için

    5.

    ellâ yekûne

    : olmaması

    6.

    li en nâsi

    : insanlar için, insanların

    7.

    alâ allâhi

    : Allah üzerine

    8.

    huccetun

    : hüccet, delil, savunma bahanesi

    9.

    bağde

    : sonra

    10.

    er rusuli

    : resûller

    11.

    ve kâne

    : ve oldu, …dır

    12.

    allâhu

    : Allah

    13.

    azîzen

    : aziz, yüce

    14.

    hakîmen

    : hüküm ve hikmet sahibi

    Müjdeleyici peygamberler ve (nezirler-munzirine) uyarıcılar, Allah’ın üzerine insanların resullerden sonra delilleri olmaması içindir.

    RESULLERDEN SONRA GELECEK UYARICILARI ANLATAN AYET NELER ANLATIYOR

    Ayetin arapçasına baktığımızda her şeyi anlatan ANAHTAR KELİMELER görürüz.

    Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun bağder rusuli. Ve kânallâhu azîzen hakîmâ.

    Allah’ın Hücceti, Bağder (Sonra) Resullerden; ka(ruh)-Nallahan(tenvinli)

    Tüm bu mucizelerin ilham edildiği ve sizlere ulaştıran ve sonra dünya çapında bunu 18 dilde onlarca milyona ulaştırılması görevini üstlenmiş olan uyarıcı (anne tarafından) Nallahan, Bağder Köyünden çıkmıştır. Allah’ın hüccetlerini anlatmayı hayat gayesine getiren bu uyarıcıyı Allah’u Teala kendisini de hüccetlerin delillerin bir parçası yaparak lutüflandırmıştır. Bizim ümidimiz budur. Allah en doğrusunu bilir ve her kararı mükemmeldir.


    45. Çetinkaya ve Meta birleşsin ve “Çetinkıyamet” için gelecek olan gelsin.
    46. Sırlarımı dünyaya aşikar etsin.
    47. Çetinkaya’nın köyüne “Kara Hisar” densin. Evlerine bitişik büyük kayaya Kibele tapınağı, sonra da bir cami inşa edilsin. Böylece ilk ve son bende birleşsin.

    48. Bağder ile Kara köylerinin arası 161,80 derece oldu. Altın yol üzerinde ardışık iki köy bilinsin. İki köyde iki evin arası; anneden babaya 1618 + 1618 metre olacak; ilan edilsin.
    49. Bu köyün kuzey sınırından, Kuzey kutup noktasına 5555 km, güney sınırından ekvatora 4444 km olacak şekilde kıtalara şekil verilsin.


    50. Baba evinden güney kutbuna 14444 km olsun. 40.07 de olsun evi, 40 yaşında çıksın 7 lerin başı. Takvimler 1440’ı gösterirken ve 40.00 enlemindeki evinde otururken.


    51. Bağder’den baktım dünyaya ve tasarladım her şeyi. Kıtaların ağırlık merkezi. Medeniyetlerin ve kıtaların birleşim yeri. Şehirlerin merkezine gönderirim elçilerimi. Dünya şehir olunca burada duracak Kayameta’nın sediri.
    52. Burası cennetimin başı. Adem’in yaratılış yeri.

    Hz Adem’in Nallahan’da nasıl yaratıldığı ve bu ilçenin dağlarına yaratılış ve meleklerin karşı çıkış sahnelerinin nasıl işlendiğini göreceksiniz.

    https://www.erdemcetinkaya.com/insanin-yaratilisi-nallahan-ilcesi/

    53. Meleklere savundum insanı boyadım dağlarını
    54. İbret olsun, görebilen gözler görsün diye N-allah’an dağınının tümüne çizdim bu hatırayı.

    Rahman “iki elimle Adem’i yarattım” demiştir. (Kur’an) Yeryüzünde meleklerin, zebanilerin ve insanların şekillerini gördük. Ama Rahman’ın yani insanı yaratanın şeklini görmemiştik. İşte N-Allah-AN ilçesinin içine oturduğu dağa Allah’ın adı anılsın ve Han olduğu bilinsin diye, Rahman’ın yaratan iki elinin ve bedeninin şekli kazınmıştır. Detaylı bilgi ve görmek için bir önceki linke tıklayınız.

    (Resimlere sadece contrast/belirginleştirme efekti verilmiştir, orjinal hallerine Google Earth’den bakabilirsiniz. Sadece daha soluk görünmektedirler. Çizgilerde oynama yoktur)

    GÜNEŞİN YÖNLERİ (7)

    1. Bağder’de Güneşin doğmaya başladığı yere döndüm; tam 90 derece doğuya, gün ve gece eşit bir günde. Dedim ki; “Zerdüşt Spitama ve Gautama Buda doğsun bu yolda. Ahlakı anlatsınlar dinime hazırlasınlar yoldan çıkmış insanlığı.”

    Yeşeya 40 (31 bölümden oluşur) (Mehdi’nin Çıkış Yeri Ankara Bağder Koordinatı)

    3 Şöyle haykırıyor bir ses:

    “Çölde RAB’bin yolunu hazırlayın,

    Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın. (Altın Yol Mucizesi )

    …RAB’bin düşüncesine kim akıl erdirebildi?

    O’na öğüt verip öğretebilen var mı?

    2. Güneşin yükselişi ile güneşe tapınan dinleri gördü geleceği gören gözlerim. Nefretle baktım güneşin zirveye yükseldiği o toprağa.
    3. Tam 90 derece güneyimde Giza piramitleri ve diğerleriyle öfkelendim. Güneş zirvesinde. Tam güneyde. Baktığım yönde güneş dininin sözde tanrılarını gördüm.
    4. Kayam’ın yolundan çıkardığım Yusuf’u, yükseltmek için bir kuyuya düşürdüm. Yakub’u ardından yolladım. Soyunu çoğalttım, adını “İsrailoğulları” yaptım. Musa’yı oradan çıkardım. Eliyle düşmanımdan intikam aldım.
    5. Onunla konuşmak için Mısır’dan altın yola, Medyen’e çağırdım. Çünkü tiksindim, yoktu Mısır’da adım. Oysa hepsini ben yarattım.
    6. “Ey Musa, Hemen geri dön halkımla Doğruluk yoluna, taşı onları Kudüs toprağına”
    7. Onları bulutların arasında Mısır’ın çıkışında bekledim, bir sevgi ve bağışlamayla.

    8. İnsanlığa ibret olsun diye Sahra’yı cehennemden bir parça ve kıtanın yarısını kaplayan bir tablo yaptım. Mısır’dan yayılan putperest dini ve tüm zalimleri Mısır’ın gözleri önünde cezalandıracağım. Ölümü öldürecek, zalimleri cehenneme yakıt yapacağım.

    Aşağıda Avustralya’nın güneyini kaplayan dev zebaniyi görüyorsunuz. Su hayvanlarını cezalandıracak olan bu zebani önünde bir deniz kaplumbağası sembolü duruyor.


    9. Elçim Yusuf; dönemeyeceğini sandı Mısır’dan altın yola. Ama kemiklerini aldırıp getirttim kutsal çizgi üzerindeki toprağa. Geride hiçbir elçimi bırakmadım, yolumdan uzağa…

    10. Değişmez sözümdür; elçilerim altın yola çekilecektir. Oradan dirilip geleceklerdir. Sırat-ı Müstakim’i Arapça’da ki sembolüm ELİF harfi gibi çizdim. İbrani elçilerimin ona ulaşmak için yürüdüğü yolları ise İbrani alfabesinde ki Elif harfi şeklini verdim. İsmimin sembolü üzerinde yürüdüler ama bunu bilmediler.

    Gerçekten de Yusuf peygamber yüzlerce yıl sonra Hz Musa ve halkı tarafından mezarından çıkarılmış ve kemikleri tabuta konarak yanlarında Kudüs’e taşınmıştır. Tüm peygamberler dirilmek üzere Sırat üzerinde toplanırlar.

    11. Sonra tam 90 derece batıya baktım. Güneş ufukta kayboluyordu. 40.07 enlemi ve altına meleklerle cinler korkup dizildiler. Bir kısmı tam 90 derece sağıma Olimpos adlı bir dağda gizlendiler. Onlara tanrı dediler. Oysa tanrı bir tek benim. Güneşin battığı yerde Vatikan’ı ve Roma’yı gördüm. Papa ve rahipler; Vatikan’ın pencerelerinden güneşin doğduğu yöne baksınlar; 90,90 dereceye, iğrenç dikilitaş obeliski ilahi ışığıyla yok edecek olan güneşin doğuşunu görsünler. Çünkü İsa Tanrı’nın biricik oğlu dediler. Oysa ben kimseyi çocuk edinmedim. İsa’yı kutsal ruhumla destekledim. Ama tüm inananlar manen çocuklarım gibidir benim. Bağder’de güneşin doğduğu, yükseldiği ve battığı yerde putların merkezlerini gördüm. Elçiler gönderdim. Sahte ilahların hepsini yok edeceğim.

     

     

     

    12. Anadolu’yu cennete çevirdim. Fırat ve Dicle’nin, Seyhan ve Ceyhan’ın kökünü ayaklarımın altından güney doğuya verdim.

    Tevrat ve hadislerde Anadolu’nun kutsal kitaplarda tarif edilen ve Adem’in yerleştiği ilk cennetlerden olduğu yazmaktadır. Detaylar;

    13. Kayam’ın siluetini Anadolu’nun zirvesinden İstanbul’a yaydım. Kral suretinde meleğim alnındaki kalp işaretini öpüyorken ve dişi melek ardından ona bakarken onları resmettim. Kayam ayakları altın yol üzerinde, Kayam kıyam halinde. Kaiym’in bedeni ve gözleri Kabe’de.

    İstanbul’da görünen namaz kılar halde Kıyam’da görünen Kaiym’in ayakları Nallahan’ın hemen üzerindedir. İlk adım yolu ve baktığı yön tastamam Altın Yolu gösterir. Kabe’ye ve Kudüs’e dönük namaz ve ibadet halindedir.

    14. Onu insanlığı temsil eden diz çökmüş siluetin beynine yerleştirdim.

     


    15. Avrupa; insanları köle haline getirdi. Acımasızca sömürdü. Hem Tevrat, hem İsa; “Tanrınız birdir” dediği halde Tanrı 3 tür diyenlerin yurdu oldu. Şeytan Avrupa ile vücut buldu.
    16. Kıtalara şekil verdim, şeytan kuyruğunu insanın omuriliğine soktu. Damgalı burnu ile Afrika insanının kanını soludu.


    17. Dabbe’nin silueti insanı şeytanı göstererek uyardı. Asası Kırım’da kırıldı.

    Detaylar : 

     


    YOLCULUK (8)

    1. Bağder-i Bala’dan aşağı doğru; Altın yol boyunca ilerledim.
    2. Yunus, Taptuk Emre ve kızı yakınımda olsun istedim.
    3. Kullarımı ve aşıklarımı toplamak için her durakta kalplere seslendim.

    Yunus Emre, Taptuk Emre ve ermiş kızı Bacım Sultan gibi önemli Allah insanları Nallahan ve Bağder-i Bâlâ çevresinde yaşamışlardır.

    4. Tam 99000 metre dümdüz yürüdüm ve tecelli ettim; 99’dur bilinen ismim. Orada bir tapınma yeri daha inşa ettirdim.
    5. Ruhumdan Kibele’ye lütfettim. Onunla insanlara şifa verip mucizeler gerçekleştirdim.
    6. Dinimi yaydığı için onu yücelttikçe yücelttim.
    7. Niceleri gibi onu da ilahlaştırıp tapınanlar oldu. Kurallarımı çiğneyip putlarını oyanlar da.
    8. Kırsam da hepsini, yeryüzünden Kibele’nin ismini silmedim. Kutsallarım arasına gizledim.

    Tüm yolların birleşim noktası ve merkez olan Bağder’den tam 99.000 metre uzaklıkta Kibele tapınağı vardır. Bu tapınak da yine Altın Yol üzerindedir. Kibele buraya gönderilmiş ve burada Allah’ın izniyle mucizeler gösterip şifa dağıtmış ve dünyanın ilk dinini anlatmıştır. Kibele daha sonra mitoloji karakterine ve bir tanrıçaya dönüştürülmüştür. Mitolojide tüm tanrıları doğuran ana tanrıça olarak geçer. Eşsizdir ve doğurmamıştır.

    Rahiplerinden Attis kendisine ihanet ettiğinde yakalanır ve pişman olur ve kendini hadım eder. Sünnet ibadetinin ilk göründüğü mitolojideki hikaye budur. Daha sonra sünnet Anadolu’daki diğer Kibele tapınaklarında yaygınlık kazandı ve dünya dini geleneklerini etkiledi. Rabbin ruhu kimi zaman kadında kimi zaman da erkek elçilerde tecelli edip insanlara mucizeler gösteriyordu. Kibele daha sonra “KIBLE” ve “Kabe” kelimelerine de köken teşkil etti.

    9. Bağder’den tam 618 km yürüdüm. Salamis’e geldim. İsmini Selam ile verdim.

    10. İsa’nın havarilerini buraya topladım. Barnabas’ı ve soyunu buradan getirdim onunla Salamis’e kutsiyet verdim.
    11. Onun eliyle dünyaya gerçeği yaydım. Ama bazıları İsa’nın sözüne söz kattı. İsa Rabbiniz birdir demişti. Ama onlar 3’tür dedi. İsa, inanan hepimiz Rabbin oğullarıyız dedi. Ama onlar çirkin bir benzetme yaptı.
    12. Sözümü İsa’nın diline ve ruhumu kalbine koydum. Havarilerle sözümü dünyaya yaydım. Bu nedenle Kıbrıs’a, insanlığı temsil eden siluetin ağzından çıkan bir cümle bulutu şeklini verdim. Kıbrıs’ı sürükleyip kopardım Anadolu’nun ağzından ve insanın ağzından çıkan söz yaptım.
    13. Her şeyin arasındaki mesafeyi ve şeklini bir hikmetle ve ölçüyle yarattım ki Dünya’ya şekil veren, ezelden bu yana yaratılmışın işlerini düzenleyen tek ilah olduğum bilinsin.

    14. Altın yol üzerinde yürümeye devam ettim. Ta ki elçilerim ve dinim için var edeceğim deliller tamamlansın.
    15. Denizi aşıp Kudüs’e ulaştım. Kuzey kapılarından kendisini ve çevresini mübarek kıldığım bu şehre baktım. En seçkin ve sadık kullarımdan Musa’nın mezarını buraya hazırladım.
    16. Adıma yapılacak büyük bir tapınak için Süleyman’ı atadım.
    17. Bağder’den Tapınağın duvarına tam 1000 km yarattım. Kapısına kadar 365 metre ekledim. Böylece günleri yaratan ve dinin sahibi benim, bilinsin.

    18. Süleyman tapınağından, Salamis’e, oradan Bağder’e olan ölçünün altın oran olmasını; 1000 ve 618 olmasını istedim.
    19. Sonra bir diğer evime Kıble Kabe’ye yöneldim. Havarim Barnabas’ın şehri olan Salamis’ten Kabe’ye 1618 km olsun istedim. İsa’yı, havarilerini ve Muhammed’i gönderen benim.

    20. Süleyman Tapınağı’nın kapısından Kabe’nin kapısına ise her şeyi matematikle ve 10’lu sayı sisteminde yaptığım bilinsin diye özel bir ölçü verdim. 1234567,89 metre olsun dedim.

     

    21. Kudüs’te pek çok yerde elçilerimle birlikte yürüdü ruhum. Sahte tanrılara ve cinlere insan kurban eden ahlaksız toplumları yere serdim.
    22. Tapınağın altına kutsal bir yer altı şehri inşa ettim. Yerin altında olanlar için bir tapınak ve toplanma yeri daha diledim. Kuzeyden ona bir kapı verdim. Bu kapıdan Kabe mescidinin güney kapısına 618 ve 618 km daha olsun istedim.

    Kabe kapısından, Süleyman Mabedi (Mescid-i Aksa) kapısına olan mesafe 1234,56789 km dir. (Yukarıya bakınız) 618+618=1236 km yapmaktadır. 1,54 km fark Kabe Mescidi’nin güney kapısı ile Süleyman Tapınağının kuzey yer altı giriş kapısı arasındaki mesafenin toplamıdır. 


    23. İsrailoğullarını İbrahim ve Yakup hatırına seçtim. Onlara çok büyük mucizeler gösterdim ve onlardan 70 kişiye göründüm. Mısır’dan onları kurtardım ve Tanrı dağında Musa ile bizzat görüştüm. Ben her yerde ve her şey olan sonsuz Rab, Rahman ve Rahim perdesi ile tecelli ederim. Kalbine vahyettiğim varlıkların gözleri, elleri ve işleri… işte benim..
    24. Ama İsrailoğulları’nı ne kadar uyarsam da başka tanrılara taptılar, elçilerimi öldürmeye çalıştılar. Ben de onları bin parçaya bölüp dünyaya savurdum. Yaptıkları ruhumda hatırlandıkça onları dünyaya geri getirip intikam için vurdum. Kimilerini hayvanlar arasına, kimini zalimlerin eline oyuncak bıraktım. Af dileyenler ve vaadim hatırına onları şimdi Kudüs’te topladım.

    Yahudiler en son Hz İsa’yı sahte peygamber ilan edip öldürmeye çalıştılar. Akabinde 40 yıl geçmeden Rab yahudileri geri dönememek üzere dünyaya savurdu ve Hitler gibi zalimler eliyle onlardan tarih boyunca defalarca intikam aldı. Ancak kıyametin dolmasına çok az kala sözünü tutmak için onları Kudüs’e topladı. Seçilmiş olan çıktığında fidye ödemek şartıyla İsrailoğulları’na güvenlik getirecek ve Kudüs’ü tüm toplumlara açık ve ortak ibadet şehri ilan edecektir. Tüm dinlerden insanlar onun dininde birleşecektir. Bunların olması dünyanın acıları tatması ardından olacak.

    25. Mısır’da Goşen’den sizi çıkarıp Kudüs’e getirdim. Goşen ile Kudüs tapınak duvarı arasına 19,168 derece açı verdim. Arasındaki mesafe olarak 7 mim hakkı için 7 kere 7 ve 7 kere ölçü belirledim.

    7X7X7 km = 343 km’dir. Goşen köyünden Ağlama duvarına (Süleyman Tapınağı duvarına) olan mesafe 7 X7 X 7 km’dir. Açısı ise ekvatora 90-70,38=19,62 (19,618) derecedir. Bu Allah’ın yahudilere sunduğu kutsal yoldur. Yahudilerin yerleştiği köy olan Goşen’in yeri de, Süleyman Tapınağının yeri de Rab tarafından ezelde belirlenmiştir. Ta ki bugün bilinsin. Ortaya çıksın.

    26. Yerleri ve Gökleri 7 kat halinde, 7 günde yaratan ve haftayı 7 gün belirleyen ve sizi Mısır’dan çıkaranın ben olduğunu bilin.
    27. Harun, Musa’nın duasıyla elçi oldu. Altın yol üzerinde ona bir yer vermedim ama onu ve mezarının yerini kutsadım. Petra’da ona bir yer verdim. Petra’da İsrailoğullarını topladım ve Musa’yı kendime çağırdım. Orada İsa’yı vaftiz ettim. Petra ile ağlama duvarı arasına 161.803 metre mesafe verdim. Böylece anlayın kainatı, güneşi ve işlerinizi düzenleyen Rab benim. Ben geleceği öngörürüm ve düzen veririm.


    28. Bağder’den 2 küçük altın oran uzağa, Kabe’den ise 1000 km uzağa; altın orana bağlı bir durak daha; Medyen’i koydum. Elçim Şuayb’ı ve Mısır’dan kaçtığında Musa’ya burada yurt ve aile verdim. Ona ilk kez yanan bir ağaçtan bu kutsal topraktan seslendim.
    29. Altın yol üzerinde dümdüz yürümeye devam ettim; Kabe’ye doğru ilerledim.
    30. Elçim Salih’in çıkacağı şehir Al-Ula’ya. Kabe’ye uzaklığı 618 km, Bağder’e 1618 km olsun diledim.

    Eski adıyla “Madain Salih” şehri; Al-Ula. Kabe’nin 618 km kuzeyinde Arabistan sınırları içinde bir antik şehirdir. Şehir görkem açısından Petra’yı andırır. Araştırmalar sonucunda koruma altına alınmıştır ve Salih peygamberin Al-Ula’da yaşadığı kesinleşmiştir.

    31. Ve ben elçilerime isyan eden kavimleri ağır yıkıma uğrattım. Lut Gölünün altında Lut’un kavmini, Al-Ula’da Salih’in kavmini ve Medyen’de Şuayb’ın kavmini…
    32. Ve onlara inen azabım kıtaların şeklini değiştirdi. Onları ateşle ve onlara azap indiren meleklerin sureti ile ateş renginde boyadım.
    33. Öyle ki bugün bakanlar ibret alsınlar. Afrika’nın batısında ve Avustralya’da hayvanlar için bir cehennem yarattım.
    34. Ve suretleriyle yeryüzünün bir kısmını  ateş rengine boyadım.

    35. Böylece kutsalların arasındaki altın oran mesafeleri tamamlanmış oldu.
    36. 19,66 derece kutuplara olan açısı, 109,66 derece ekvatora açısı; Altın yolum 19 enlem yüksekliğini buldu.
    37. 40.Enlemde zirvesi, 40 yaşında idi ilham ettiğimde kaşifi, 1440 yılında duyurdu onu, 40.00 enleminde evinin sedirinde buldu yolumu. Ben nicelerine 40’ında verdim görev ve olgunluğu.
    38. Ben 40’ı kutsadım. Dünyanın 40. enleminde tüm zenginliği topladım.


    39. Tüm bunları dünyayı yaratmadan tasarladım. Bunları yapacağımı elçilerin ilklerinden olan İdris’e anlattım.
    40. Ona vahyettiğim ama kaybolan kitabı Ölü deniz yazmaları arasında çıkardım.
    41. Böylece Erdem daha doğmadan kısa süre önce mucizelerim için ona bir zemin hazırladım.
    42. Okuyanlar hatırlasın; İdris Enok kitabında 618 ile mühürlediğim ayet sayılarına dek şöyle yazmıştı;

    61.8’e kadar
    1.O günlerde o meleklere uzun ölçüm şeritleri (mezurolar-metreler) verildi. Melekler kendilerine kanatlar alıp uçtular ve kuzeye doğru gittiler.

    2.Meleğe sordum: “Neden ölçüm şeritleri alıp gittiler?” O da dedi ki: “Ölçmeye gittiler.”

    3.Ve benimle gelen melek dedi ki: “Doğruların  (peygamberlerin) ve onların bir birleriyle olan bağlarını ölçecekler ki sonsuza kadar Ruhların Tanrısı’nın adıyla huzur içinde kalabilsinler.

    4.Ve seçilmişler, seçilmişlerle birlikte kalmaya başlayacak.

    5.İnanca o ölçüler verilecek ve doğruluğu, inancı güçlendirecektir. O ölçüler dünyanın derinliklerinin tüm sırlarını ortaya çıkaracaktır. (Bilgi Hazinelerini)

    6.Çölün yok ettiği, vahşi hayvanların yediği, denizdeki balıkların yediği kişiler Seçilmiş Olan’ın gününde dönüp orada dursun diye. Çünkü Ruhların Tanrısı’nın önünde hiçbiri yok edilmeyecek ve hiçbiri yok edilemez.

    7.Ve göklerin üzerinde oturan herkes bir emir aldı; onlara tek bir güç, tek bir ses ve ateşe benzer tek bir ışık verildi.

    8.Sözleri ile önce Seçilmiş Olan’ı kutsadılar, yücelttiler ve bilgelikle onurlandırdılar. Bilgeliği sözlerle, yaşam nefesi ile verdiler. (61:8)

    9.Ruhların Tanrısı Seçilmiş Olan’ı onurlu tahtına oturttu.

     

    KELİMELER (9)

    1. Elçim Muhammed’i önceki tüm elçileri ve kitapları tasdik eden bir hatem yaptık.
    2. İncir ağacı altında Gautama Buda’ya, Zeytin dağında İsa’ya, Tur’u Sina’da Musa’ya, Mekke’de Muhammed’e vahyimizi ulaştırdık. Bunu Kuran’da yazdık. Her birinizin dinini ve elçisini doğruladığımız halde, neden her biriniz bir ötekini aşağıladı? Mucizelerime büyüklenip inatçı kesildiniz? Yoksa sadece anne baba dininde misiniz?

    Kuran’da tüm dünya dinlerine atıf vardır. Bu dinlerin hepsi özünde hak dine dayanır ama zamanla bozulmuşlardır. Yahudilik ve İseviliğin Kuran’da var olduğunu net bir şekilde biliyorsunuz. Zerdüşt peygamberin ve Buda’nın da Allah tarafından görevlendirilen peygamberler olduğuna dair güçlü deliller vardır. Örneğin Zerdüştlük (bozulmuş haliyle Mecusilik), Kuran’da hak dinler arasında sayılır.

    (Kuran: Hac Suresi 17)  Gerçek şu ki, iman edenler, Yahudiliği benimseyenler, Sâbiîler, hristiyanlar, Mecûsîler ve şirke sapanların her biri hakkındaki hükmünü Allah kıyamet günü verecektir. Şüphesiz Allah her şeye tanıktır.

    Hz. Peygamber’in, “Mecûsîler’e Ehl-i kitap muamelesi yapınız” dediği rivayet edilir (, I, 278);  Mecûsîler’in Ehl-i kitap’tan olduğunu söyleyen Hz. Ali de şirkleri sebebiyle kestiklerinin yenilmesinin ve kadınlarıyla evlenilmesinin müslümanlara yasaklandığını belirtir (Ebû Yûsuf, s. 140-141). İmam Şâfiî Hz. Ali’nin sözüne dayanarak onları Ehl-i kitap saymıştır (el-Üm, IV, 158).

    Tin Suresinde ise peygamber zamanındaki dünyanın tüm büyük dinleri üzerine yemin edilir. Bu onları gönderenin bir oluşu ve kutsiyetlerine delildir. Çünkü Kuran’da Allah sadece saygın şeyler üzerine yemin etmektedir ve yeminde gelenek budur. 

    1. İncir’e ve zeytine andolsun.

    2. Sinâ dağına andolsun,

    3. Bu güvenli şehre (Mekke’ye) andolsun ki,

    4. Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

    5. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.

    2. ve 3. ayette Allah’ın vahyinin indiği yerlere yemin edilir. Bu durum 1. ayette anılan isimlerin de vahyin inişi ile ilgili semboller olduğunu düşündürür. Gerçekten de Sina (Yahudiliğin), Mekke (İslamın) vahiy sembolü olduğu gibi, İncir Ağacı Buda’nın ilk vahiy aldığı ve uyandığı yeri, Zeytin ağaçları ve dağı ise Hz İsa’nın vahiy aldığı yerin sembolüdür. Tarihsel açıdan dinlerin sembolleri ağaçlar olsaydı bu iki dinin sembolü kesinlikle İncir ve Zeytin ağaçları olurdu. Bu nedenle Kuran’ın Budizm’in özünün kutsiyetine dikkat çektiğini görüyoruz. Fakat çok eski ve sözlü geleneklerle taşınmış bir din olduğundan bozulmaya maruz kalmıştır.

    Budizm incelendiğinde İslami kaidelerle büyük ölçüde örtüştüğü (Nirvana’ya ulaşma, zikir, cennet ve iyilik kavramlarının canlı şekilde yer aldığı) görülür. Ayrıca Buda’nın en büyük zikri olan “Om Mani Padme Hum” zikri sağdan sola okununca harflerinin “Muhammed Api Nammu” cümlesini verdiği görülür. Ki bu “Muhammed Tanrı’nın elçisidir”, manasını vermektedir. Bununla ilgili sırrı şu makalemde okuyabilirsiniz.

    3. Tüm dinleri doğrulayan ve onları birleştiren kutsal kitabımı mucizelerle donattım ki, aranızdaki anlaşmazlıklar artık bitsin.
    4. Onun surelerinin sıra ve ayet sayılarına bir simetri yerleştirdim. Öyle ki, bugüne dek böyle bir simetriyi insanoğlu üretemedi.

    Kuran’da sure ve ayet sayıları insan ürünü olamayacak kadar muhteşem bir sayısal simetri ile dizilmiştir. Bu konuyu anlatan makalemi inceleyiniz. Gerçekten de en büyük ilahi mucizelerden birisi ve Kuran’ın korunmuşluğunun sembolüdür.

    Özet:

    Kuran’da 114 sure vardır. Bu surelerin sıra numaralarının toplamı 6555‘dir. 1’den 114’e kadarki rakamların sırayla toplamını hesaplayarak kolayca bu bilgiyi doğrulayabilirsiniz. (6555)

    Kuran’da sıra numarası ve ayet sayısı toplamı TEK olan sureler kümesinin toplamı da 6555‘dir.

    114 farklı surenin ayet sayılarının toplamı, yani Kuran’daki toplam ayet sayısı ise 6236‘dır.

    Kuran’da sıra numarası ve ayet sayısı toplamı ÇİFT olan sureler kümesinin toplamı da 6236‘dır.

    Yani sureleri sayısal değerleri toplamı açısından tek ve çift olarak değerlendirirsek; Ayet sayısı toplamı ve sure sıra numaraları toplamı bilgilerine erişiriz.

    Her surenin sıra sayısını (s değeri) ve ayet sayısını (a değerini) inceleyelim. Tek sayı mı çift sayı mı bakalım. Hem sure sıra numarası hem de surenin ayet sayısı tek-tek yada çift-çift değere sahipse türdeş tablosuna yazalım. Eğer türdeş değillerse karşı tabloya. Aşağıdaki olağanüstü simetrik tablo ortaya çıkacaktır.

    5. Ayet sayılarını altın orana göre birleştirdim. 1618+1000+1000+1000+1618. Böylece 6236 ayet olarak vahy ettim.

    Kainatın, doğanın, geometrinin tasarımında altın oran olduğu gibi, Kuran’daki ayet sayılarının diziliminde dahi Altın Oran vardır.

    6. 16:18 ayetinde altın oran sayısının sayılamazlığına ve nimetlere vurulan mühür olduğuna dikkat çektim. Altın oran mucizelerimi verdiğim E.meta ismini ayetin içine gizledim.

    وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ

    16:18 Saymaya kalkışsanız imkan yok, sayamazsınız; Ve Allah nimetlerini  şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir. (Kırmızı boyalı yerde nimetallahi kelimesi içinde e-meta kelimesi yazmaktadır. Bu mucizeyi Allah’In ilham ettiği kişinin ismi E.meta’dır. (Erdem Meta) Altın oranla mühürlü olan ayette; altın oranın irrasyonel yani sayılamazlık özelliğine ve Allah’ın en güzel nimetlerine bir atıf yapılmaktadır. Bu yönüyle Allah’ın, Altın oran sayısını kullarına tarifini görüyoruz.

    7. Kitabımın içindeki anahtar kelimelerin sayısını özenle belirledim. Elçi kelimesini 513 kez, elçilerimin özel isimlerinin sayısını 513 kez, eşit sayıda tekrar ettim.

     

    Elçiler رسل 267
    Elçi رسول 236
    Elçilik رِسَالَ 10

    267+236+10=513

    Elçi kelimesi tüm varyasyonları ile (elçi, elçilik, elçiler) toplam 513 kez tekrar etmektedir.

    Musa  موسى 136
    Adem  آدم 25
    İdris  ادريس 2
    Nuh نُوح  43
    Hud  هُودٌ 7
    Salih  صَالِحُ 7
     İbrahim إبراهيم 69
    Lut لُوط 27
    İsmail   إسماعيل  12
    İshak إسحاق 17
    Yakub يَعْقُوب 16
    Yusuf يُوسُف 27
    Eyyüb اَيُّوب 4
    Şuayb شُعَيْب 11
    Harun هارون 20
    Davud داوود 16
    Süleyman سليمان 17
    İlyas اِلْيَاس 2
    Elyasa الْيَسَع 2
    Zülkifl ذَا الْكِفْل 2
    Yunus يُونُس 4
    Üzeyr عُزَيْر 1
    Lokman لقمان 2
    Zülkarneyn القرنين 3
    Zekeriyya زَكَرِيَّا 7
    Yahya يَحْيَىٰ 5
    İsa عيسى 25
    Muhammed مُحَمَّد 4

    4+25+5+7+3+2+1+4+2+2+2+17+16+20+11+4+27+16+17+12+27+69+7+7+43+2+25+136=513

    KURAN’DAKİ TÜM ELÇİLERİN ÖZEL İSİMLERİ TOPLAMI DA 513’TÜR. AYNI “ELÇİ” KELİMESİNİN TEKRAR SAYISI GİBİ.

    8. “Dünya” ve “ahiret” kelimelerini birbirine eş; 115 kez tekrar ettim.

    الدُّنْيَ El-dünya 

    Bu kelimeyi aşağıdaki 3 farklı sitede birden arayıp kaçar sonuca ulaştığınızı araştırınız. Ulaşacağınız sayı 111 ayette geçen 115′ dünya kelimesidir.

    tp://tanzil.net/#search/quran/

    http://tanzil.net/ Arama sonucu

    http://www.kuranmeali.com/ Arama sonucu

    http://corpus.quran.com/search.jsp?q=world

    Ahiret Kelimesi آخرة

    Bu kelimeyi kopyalayıp aşağıdaki sitelerde arama yapabilirsiniz. 113 ayette 115 kez geçtiğini görebilirsiniz.

    http://www.kuranmeali.com/ArapcaAra.php

    http://www.kuranmeali.com/ Ara Ahiret Kelimesi

    (Sayfa içinde tarayıcı modülünden ctrl+f ile آخرة bu kelimeyi aratırsanız gözlerinizle görebilirsiniz.)

    Tanzil Quran Arama Sitesi Ahiret kelimesi sonuçları   Bu site doğrudan sonucu vermektedir.

    9. “Aylar” kelimesini 12 kez, “günler” kelimesini 30 kez tekrar ettim.
    10. “Melek” ve “şeytan” kelimelerini 88’er kez tekrar ettim. 88 çiftler halindeki bedenlere benzer diye tercih ettim.
    11. Ve nice kelimenin tekrar sayısında bir hikmet belirledim. Böylece Kuran’ı ümmi olan, hayatı karmaşa ve sıkıntıyla dolan Muhammed’in yazmadığı, alemlerin Rabbi katından geldiği bilinsin.

    Kuran’daki kelime tekrarlı mucizelerinin detaylı açıklamaları ve sonuçlarına erişmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız.

    https://www.erdemcetinkaya.com/category/anonim-ilahi-mucizeler/ 

    SEÇİLMİŞ OLAN (10)

    1. Biz seçilmiş olanın ismini bile bir delil olarak var ettik.
    2. Doğu dinlerinde soyadı “Metta” olacak dendi; onun soyadı “Meta” değil mi? Om mani padme hum’u zikrinizi sağdan sola Muhammed api Nammu olarak seslendirmedik mi? Ve Eratemo’yu zikirlerinize gizlemedik mi?

    a) METTA: Araştırıldığında görülecektir ki; Doğu dinlerinde beklenen kurtarıcının soy adı; “Metta” yada “Mettaya” olarak bilinmektedir.

    Wikipedia:  Maitreya (Sanskrit: Maitreya, Pali: Metteyya,

    Budizm’de dünyanın sonu ve öbür dünya hakkındaki görüşlere (ya da Budist eskatologyasına) göre bu dünyanın gelecek “Buddha”sıdır. Kimi zaman “Geleceğin Budası” olarak da adlandırılır.

    “Maitreya” ya da “Metteyya” Sanskritçe maitri (Pali: mettā) kelimesinden türetilmiştir. “Maitri”, arkadaşlık anlamına gelen “mitra (Pāli: mitta)” kelimesiyle aynı köktendir, ve “evrensel sevgi, şefkat” şeklinde çevrilebilmektedir.

    Burma Kaynaklarından:

    “Buda, Sariputta’ya söyle dedi: Bizim devrimiz mutlu bir devirdir. 3 önder zamanımızda yaşadı. Kakusanda, Kanogama ve Kasapa. Ulu Buda benim ama benden sonra METTEYA geliyor. Bu mutlu çağ devam ederken onun yıllarının sayısı tükenmeden önce bu Buda “Ulu” denen METTEYA, tüm insanların önderi gelecektir.”

    (Warren, Buddhism in translation,s.481-82)

    Devamı: 

    b) “Om mani padme hum” Budizm ve Hinduizm’in en büyük mantralarından biridir. Budist topraklarda her ev ve tapınağın kapısında rastlanabilir. Bu bir şifredir. Sağdan sola okursanız (Muhemd api Nammu), Hintçe’de “Muhammed Tanrı’nın elçisidir” manasına gelir. Hintçe’de Muhammed’i anlatabilecek daha yakın bir kelime yoktur ve Arapça harflerin sesleri aynı sırada ve tümüyle kullanılmıştır.

    Hinduizmin en büyük mantralarından olan OM TARE TUTTARE TURE SVAHA mantrasını sağdan sola okununca; “Ahava Surettut Eratemo” olarak okunur. “Fedakarlık-Aşk Suret Eratemo” mana ve seslerini verir.

    “Om Ah Hum” da tüm doğu dinlerinin en büyük mantralarındandır. Sağdan sola İbrani alfabe düzeninde okununca “Muhhamo(d)” olarak okunur. Rabbin doğunun seçilmişlerine bunları nasıl gösterdiğini açıklayacağım.

    c) Zerdüşt Peygamberin kutsal kitabı AVESTA’da ERATA

    129. Ki onun adı muzaffer SAOŞYANT olacak ve onun adı Astvat-Ereta olacak. O SAOŞYANT (İyiliksever Olan) olacak, çünkü onun bütün bedensel dünyaya hayrı dokunacak, O ASTVAT-ERETA olacak (ki o bedensel yarattıkları ayağa kaldıracak), çünkü bedensel bir yaratık olarak ve yaşayan bir yaratık olarak, O iki bacaklı dölün Druj’una karşı koymak için, inançlılar tarafından yapılan kötülüğe karşı koymak için bedensel yaratıkların yok edilmesine karşı koyacaktır.

    Dünyanın sonu yaklaştığı vakit Astvat Erata (Yükselen Doğru) adında bir erkek çocuğu doğacak.

    AVESTA- YASNA 53

    1- (Zerdüşt) -Bilinen en iyi sahiplik Zerdüşt Spitama’nındır ki bunu Mazda Ahura ona Doğru (erdem) aracılığıyla bütün zamanların kutsanmış en görkemli şeylerini verecektir; aynı şekilde kendi İyi Dininin sözlerini ve eylemlerini uygulayan ve öğrenenlere de bunları verecektir

    2- O zaman bırak onlar düşüncelerle, sözlerle, eylemlerle Mazda’yı hoşnut etsinler, ona memnuniyetle övgüler dizsinler, ona ibadet etmenin peşinden gitsinler, hatta Kava Viştaspa’ya ve Zerdüşt’ün oğlu Spitamid’e Fraşaoştra ile birlikte tapmanın peşinden gitsinler, Ahura’nın buyurduğu geleceğin Kurtarıcısının Dinine giden düz yolları döşeyerek.

    14- Arkadaşlarına verecek gücü olan anlayışlı bir adam gibi senin öngörülü yanın bana Doğru aracılığıyla Egemenliğiyle gelirse, o zaman ben senin Yasana düşman olanların karşısına koymak için kendi kendimi canlandıracağım, senin sözlerine dikkat eden öteki bütün herkesle birlikte.

    8. Sen bizim için (aklındaki) tapınma ilahileriyle onu kazanmanın peşindesin: “Şimdi gerçekten de onu kendi gözlerimle gördüm, iyi ruhun, (iyi) eylemin ve sözün (Egemenliğini), çünkü Doğru (erdem) aracılığıyla Ahura Mazda’yı tanımayı öğrendim.” Hadi Şarkıların Evinde ona biatımızı sunalım.

    Yasna 49

    8- Fraşaoştra’ya Doğrunun (Erdem’in) son derece neşeli arkadaşlığını bağışla. Bunu sana soruyorum, ey Mazda Ahura- bana da Egemenliğinde iyi olanı bağışla. Sonsuza dek her zaman senin elçilerin olacağız

    5- Bize açıktan görünür yardımla birlikte mutluluk getirecek olan (ilahi) elin işaretleri sizler tarafından sağlanır, ey Ey Mazda Ahura ve Doğru (Erdem) çünkü siz peygamberinize karşı sevecensinizdir.

    Yasna 48:

    8- …Ey sen DOĞRU. Senin açıkça ortaya koydukların (delillerin ve mucizelerin), hatta iyi ruhun yaptığı eylemlerin tartılması dindarların (dar görüşlü ve kibirli olanların) hoşuna gidecek mi?

    9- Sizin, yıkıcılıkların benim için tehdit olan herkesin üzerinde gücünüzün olup olmadığını ben ne zaman öğreneceğim ey Mazda ve DOĞRU (Erdem). Gelecekteki KURTARICI, kaderin nasıl olacağını bilmelidir.

    3. Miraçta elçimiz Muhammed’e  ve sonra da imamlara bildirdik. O; “Hucceti-kaiym-muntazar” olacak dedik. O – huu; cetin kayameta-zar değil mi?

    Abdullah bin Ömer bin Hattâb’dan rivayetle;

    (Miraçta Allah dedi ki;) “Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?” “İsterim ya Rabbim!” Dedim.

    Şöyle buyurdu: “Öyleyse biraz ilerle.” Biraz ilerleyince Ali bin Ebi Talib’i gördüm. Sonra Hasan, Hüseyn, Ali bin Hüseyn, Muhammed bin Ali, Cafer bin Muhammed, Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muhammed, Hasan bin Ali ve Hüccet-i Kâyim’i gördüm. Kaiym onların içinde parlayan yıldız gibiydi.

    Dedim ki: Ey Rabbim! Kimdir bunlar?

    Şöyle buyurdu: Onlar imamlardır. Bu da Kâiym (kıyam edici) dir.

    Peygamber As. torunu 12 imam’ın en büyüklerinden İmam Rıza detay vererek isminin devamını da bildirdi;

     الحجة القائم المنتظر (Hüccet, Kaiym ve Muntazar’dır. Dikkat ediniz Hüccet kaiym’i bitişik, Metazar ismini ayrıca söylemiştir. Çünkü Soy isminde Meta-zar ayrıdır)

    4. Tevrat’ta adı “doğruluk-Erdem” olacak dedik. “Kaya” ismi ile; Rabbin ismiyle isimlendirdik. Onun adı “Erdem”, soy adı “Çetin Kaya” değil mi?

    Tevrat Yeremya 33:

    15: “ ‘O günlerde, o zamanda,
    Davut için doğru bir dal yetiştireceğim;
    Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.
    16 : O günlerde Yahuda (İsrail) kurtulacak,
    Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak.
    O, Efendi doğruluk (erdem) adıyla anılacak.’
    17: RAB şöyle diyor: ‘İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek.
    18: Levili kâhinlerden önümde yakmalık sunu sunacak, tahıl sunusu yakacak, kurban kesecek biri hiç eksik olmayacak.”

    Kitab-ı Mukaddes Yeşaya 41

    25 “Kuzeyden birini harekete geçirdim, geliyor, (Anadolu’dan)
    Gün doğuşundan beni adımla çağıran biri. (sabah namazı kılan)
    Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi,
    Önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla.
    26 Hanginiz bunu başlangıçtan bildirdi ki, bilelim,

     

    Tevrat Yeşeya 42

    Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki,
    6 “Ben, RAB, seni doğrulukla (erdem ismiyle) çağırdım,
    Elinden tutacak,
    Seni koruyacağım.
    Seni halka antlaşma,
    Uluslara ışık yapacağım.

    Tevrat Yeşeya 1

    26 – Eskiden, başlangıçta olduğu gibi,
    Sana yöneticiler, danışmanlar yetiştireceğim.
    Ondan sonra ‘Doğruluk (Erdem) Kenti’,
    ‘Sadık Kent’ diye adlandırılacaksın.”
    27 – Siyon adalet sayesinde,
    Tövbe edenleri de doğruluk (erdem) sayesinde kurtulacak.
    28- Ama başkaldıranlarla günahlılar
    Birlikte yıkıma uğrayacaklar.
    Rabbi terk edenler yok olacak.

    2. Samuel 23

    3 İsrail’in Tanrısı konuştu,
    İsrail’in kayası bana dedi ki,
    ‘İnsanları doğrulukla
    Ve Tanrı korkusuyla yöneten kişi,

    İncil 1. Korintliler 10

    4 hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesih’ti. (YC2009)

    Rivayete göre Peygamber Daniel As. ünlü kral Nebukeddazar’ın gördüğü bir rüyayı yormuştur. Özetle “başı altın vücudunun geri kalanı değişik metallerden bir heykel görmüş ve bir kayanın o heykeli parçaladığı ve kayanın büyüyerek tüm dünyayı kapladığını görmüştür. Daniel as. yorum olarak şunu demiştir;

    “O altın baş sizsiniz. Sizden sonra farklı krallar gelecek ama sizin kadar güçlü olmayacaklar. En sonunda bir kaya çıkacak ve tüm krallıkları parçalayarak tüm dünyaya hâkim bir devlet kuracaktır.

    Enok Peygamberin Kitabı

    “5. Orada gözlerim adaletin, imanın Seçilmiş Kişisini gördü. Onun Ruhların Tanrısı’nın kanatları altındaki mekânını gördüm. Onun günlerinde doğruluk (erdem) hüküm sürecek.”

    Ölü Deniz Yazmaları Kurallar

    “Ve Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk (erdem) sonsuza kadar hükmedecektir.

    5. Zerdüşt, adı “Eratemo” olacak demedi mi? Adı “Erdem” değil mi?

    Yukarıda Zerdüşt peygamberin “Avesta” adlı kitabında ifade edildi.

    6. Elçimiz Kral Süleyman kitabında “çocuksuz olan Erdem” demedi mi? O, çocuksuz ve adı “Erdem” değil mi?

    Süleyman As. Kitabı 4. bölüm’de “Erdem” ismi açıkça verilir. Çocuksuz olacağından bahsedilir.

    4. Bölüm

    1:Çocuksuz olup erdemli olmak daha iyidir, çünkü ölümsüzlük erdemin anısını devam ettirir ve ister Tanrı ister insanlar erdeme değer verirler.

    2:Erdemi görünce, ona benzemek için çaba gösteririz, Onu bulamayınca da onu özleriz. Erdeme taç giydirilir, sonsuza dek yengi onundur, çünkü erdem, noksanı olmayan ödüller için güçlü ve sürekli çaba gösterip yengiye erişmiştir.

    7. İşte İsrailoğullarını Filistin’de 72 ülkeden topladım, anlaşılsın ki, kayameta günüm yakın. 70 yıl onları beklettim ve adımla size gelecek olanı onlara kuzeyden yolladım.

    İsrail halkı 2000 yıl önce Kudüs’ten sürülmüştü. Dağınık ve zayıf bir topluluk olarak dünyaya dağıldılar. Yaptıklarından ötürü yaşamlarının her döngüsünde acı ve işkence çektiler. Şimdi kutsal kitaplardaki vaat yerine gelsin diye Kudüs’e girmelerine ve devlet olmalarına izin verildi. Kutsal kitaplara uygun olarak onlara mucizeler ve deliller gösterildi.

    Öyleyse ey İsrail, Rab için, seçilmiş olanın yolunu aç. Doğuyu ve batıyı ve tüm dinleri birleştiren ancak hepsini kucaklayandır. Böylece yüzlerce milyon insanın öleceği savaşlar olmasına gerek kalmaz. Hatta İsrail fidye verir ama yara almaz. Dünya birliği aynı anda hem Müslüman hem de Musevi olan biri tarafından kurulabilir. DİNLERİN BİRLİĞİNE adanmış kutsal şehir ancak ilahi bir aşkla yapılabilir. Öyleyse artık izleme ve harekete geç; savaşla değil; barış ve sevgiyle gelen yeni bir çağ için.

    8. Tapınağımı inşa etmesi, milletleri birleştirmesi ve Kudüs’ü tüm milletlere ibadet şehri olarak açması için ona güç verin. İsrailoğulları kanıtlarıma inanırsa; günahlarını fidye karşılığında temizleyecek seçtiğim kulum. Yoksa saati geldiğinde şehirlerinizi yıkacağım. Ateş ve dumanla gelecek azabım.
    9. Müslümanları, Hıristiyan ve Yahudileri tek bir dinde, İbrahim’in dininde birleştirmesi için seçtim onu. Ki o dinin özü Rabbiniz birliğidir. Benim eşim, benzerim ve ortağım yoktur. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Her şey bana muhtaçtır. Varlığım ezeli ve ebedidir. Bende hiçbir eksiklik yoktur. Her şey kul olarak huzuruma gelecektir.
    10. Seçilmiş olana inanın. Biz onun alnına herkesçe görülen ve iç içe bir kalp işareti yerleştirdik. İsa bunu size haber vermiş, kutsal kalp sembolünün ortaya çıkacağı yeri kutsadığını söylemişti. Bunu yaşatmak için batıda Papa’ya haber verdik; kutsal kalp kiliseleri inşa ettik ve bayramlar düzenledik.

    Kutsal Kalp Sembolü

    1200’lü yıllardan bu yana çok sayıda aziz, kutsal kalp vizyonuna ilişkin vahiyler aldı. Bunlar arasında oldukça tanınan ve saygı duyulan pek çok isim vardı. Aziz Mary bir vizyonunda kutsal kalbi gördüğünü ve İsa tarafından kendisine gösterildiğini ve o sembolü yüceltmek için “kutsal kalp manastırları” inşa edilmesini istediğini söyledi.

    İsa’nın Kutsal Kalbine Dünyadan Kutlama

    Papa 13. Leo azizlerin bu görümünü vahiy olarak kabul etti ve daha sonra gelen papaların da ittifakı ile her yıl kutlanan bir bayram olmasına karar verildi.

    Aziz Margaret Mary Alacoque’e gördüğü vizyonda İsa kutsal kalp bağlılarına bazı sözler vermişti;

      1. Kutsal Kalbimin görüntüsünün açığa çıkacağı ve saygı göreceği yerleri kutsayacağım.
      2. Bu bağlılığı yayan kişi, isimlerini sonsuza dek Kalbimde yazılı olan adlara sahip olacaktır.
      3. Yüreğimin merhametinin aşağısında, size tüm güçlü sevgimin, ilk cuma günü cemaat alacak olan herkese ardı ardına dokuz ay boyunca, son tövbenin lütfunu vereceklerini söyleyeceğime söz veriyorum: memnuniyetsizliğimde ölmeyecekler ne de kutsalları kabul etmeden; Kalbim o son bir saat içinde onların güvenli sığınağı olacak.

    11. Müslümanlara Muhammed aracılığı ile söylemiştik. O da müjdeledi ve siz de bu çağda okumuştunuz. Demiştik ki; “Alnında iz, yanağında ben, burun başında; alnı altında çukur, gözleri çekik ve siyahı iri, uylukları açık, bacağında siyah iz, sırtında ben, kürek kemiği altında yaprak şeklinde ben, 40 yaşında ortaya çıkar ve dünyanın 7000 yıllık ömrü dolduğunda 1400 yılında doğar. Ramazan’ın 23. gecesi, bir kadir gecesi ismi söylenir.” Ve O bu kadir gecesinde doğup ismi kendisine söylenmedi mi?

    Haydi aynı özellikte var mı bir insan. Onu çocuklarınızı tanır gibi tanımanız için her şeyi bildirdik. Ama dinlemediniz ve çoğunuz kibirlenerek iman etmediniz. Ona verdiğimiz mucizeleri evvelce çoğunuz kabul ettiniz. Ama O’nu seçtiğimiz size açıklanınca kibirle yüz çevirdiniz. Allah’a “inandım” diyenler; Allah için bile fedakarlık yapmadılar. Biz onun için fedakarlık yapmayacağınızı görmüştük ve size azabı hazırladık. 

    Bazılarınız da “bakalım güçlenecek mi? O zaman, güçlenip dünyada fayda verecek olanın yanında olurum” diye içinizden düşündünüz. Bazılarınız da şöyle dedi. “Ama o çok yalnız, seçilmiş olan yalnız olur mu?”.  Biz sizi apaçık mucizelerle sınıyoruz ve hanginiz kendini Allah’a feda eder diye” gözlüyoruz. Ne kadar katı kalpleriniz. Biz de acı gün; çetinkıyamet’a günü geldiğinde, sizi dinlemeyiz ve görmeyiz. Malları ve canları ile Allah yolunda mücadele edenler ise ebedi ve sonsuz bir saltanat içinde mutlu olacaklar.

    12. Onun adını ve mahiyetini, akrabalarını ve memleketini Nur 35’de bildirdik. Allah’ın nurunun onda doğacağı bilinsin. Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarsın. Eğer görmesini bilirseniz.

    KUR’AN NUR SURESİ 35. AYET

    Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde lâmba bulunan kandil gibidir. Lamba cam içindedir. Cam inci gibi yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir şecerenin/ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna ulaştırır. Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, her şeyi en iyi bilendir. 36. (O Nur) Allah’ın, içinde İsmi’nin yükseltilmesine ve zikredilmesine izin verdiği evlerin içinde vardır. Orada O’nu, sabah akşam tesbih ederler. 37. Ticaretin ve alışverişin, onları Allah’ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki, kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

    İmam Hz. Ali Nur 35 ayetini okuyarak şöyle bildirmişti;

    “Kandil, Muhammet’tir…Allah, dilediğini nuruna kavuşturur; Mehdi, kaiymdir Allah, insanlara misaller verir!”  

    قائم   (Kaiym KAYA-MİM) şeklinde yazılır.

     İmâm Rızâ (a.s) kanalıyla babalarından şöyle nakledilmiştir; Resulullah (s.a.a) buyurdu: 

    “Ben ve Ali bir nurdan yaratıldık.”

    İmam-ı Ali er-Rida(m) الرضا  hazretleri buyurdu ki:

    “… Allah, hayatınızda, mezarlarınızda, mahşerinizde, sırat köprüsünde, terazide ve cennete girişinizde sizlere bizimle fayda verecektir. Bizim, Allah’ın kitabındaki örneğimiz; kandil, çırağ ve bunların içinde bulunan cam gibidir!”

    Cebrail (a.s.), Resulullah’ın (s.a.a.) huzuruna inip buyurdu ki: “Ey Muhammed! Sırattan onunla geçebileceğin bir şeyi müjdeleyeyim mi? Resulullah (s.a.a.) buyurdu ki: “Evet, müjdele.” Cebrail buyurdu ki: “Sen, Allah’ın nuru ile sırattan geçeceksin. Ali de senin nurun ile geçecek ve senin nurun Allah’ın nurudur. Senin ümmetin Ali’nin nuru ile sırattan geçecek ve Ali’nin nuru da senin nurundur. Allah, kime Ali’nin nurundan vermezse ona asla nur olmayacaktır!”

    Nur Suresinin 35,36,37. ayeti daha önce sayısız alim tarafından beklenen kişiye dönük bir ayet olarak ifade edilmiştir. [4]- Ferâtü‘l-Kûfî Tefsiri, s.104.

    MUHYİDDİN-İ ARABİ HZ. DE NURU MEHDİ’YE TEFSİR ETMİŞTİR

    “Hâtemü’l-İmâme” Olan Velîve “Nûrun Alâ Nûr”un Ona Verilişi:

    Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri Ankâ-i Muğrib fî Marifeti Hatmü’l-evliyâ adlı kitabında; Hâtemü’l-evliyâ’nın bir hidâyet rehberi ve Muhammedî bir imam olarak batı tarafından zuhûr edeceğini ortaya koymuş; apaçık ilmî bir kerâmet olarak da, “Nûrun alâ Nûr” ve sır üstüne sırrın ona verileceğini beyan buyurmuştur:

    “Bir hidâyet rehberinin batı tarafından doğması yaklaşmıştır. Bu, şirklerin zevâl bulup batmasıyla, onun avcısı yok edilip tuzağı ortadan kaldırılarak, şirklerle ilgili olan bağının çözülmesiyle, Ona yönelmiş olan bir güneş ve Onu tenzîh eden bir makamdır.

    Bu batış, her ikisinin de ‘Ayn’ı (arapça’da E  şekilli harf) ile ilgili olan iki kısım üzerinde gerçekleşir. Onun batışı da kendi kalbinde meydana gelir. Zîrâ o Gayb âleminde, Rabbinden verilmiş bir nûr üzerindedir. Onda artakalan şey ise Onun toprağının (El-Erda) nûrudur. ‘Nûrun alâ Nûr”; yâni “Nûr üstüne nûr (Nûr: 35) ve sırlar üstüne gelen sırlar onun olur.

    Beklenen şahsın Resulullah Aleyhisselâm’ın huzurunda Arapça değil, başka bir milletin diliyle konuştuğuna dikkati çekerek; “Hatm onun (Resûlullah’ın) huzurunda diz çökmüştü ve ona bir kadının sözünü haber veriyordu, Ali -radiyallahu anh- de Hatm’in konuştuğu dili tercüme ediyordu.” demiştir. (“Fütûhâtü’l-Mekkiyye”, c. 1, s. 114. bas.: Beyrut, 1994)

    “O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm’a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır. Eğer işaret ettiğim bu nükteyi anlayabildiysen senin için faydalı bir bilgi hasıl olmuştur.” (Fusûs’ül-Hikem)

    “O, zâhirde tâbi olduğu hükmü, bâtında Allah’tan alır.” (Fusûs’ül-Hikem)

    M. Arabi Hazretleri; “Ben, sona erdirme ve sıdk imamlığına oturmuş bir şekilde, ‘Hatm-i evliyâullâh’la; yâni ‘Allah velîlerinin Hatm’i’ ile buluşup görüştüm. O’nun hudutlanmış olan sırrı benden kaldırıldı. Ben onun elini kabul etmekle emrolundum. O’nun Sıddîk’a ve sıdkı ile Sâdık olandan daha aşağıda bulunan Fâruk’a karşı çok mütevâzî olduğunu gördüm. O’nun kulak tarafının hizâsında durdum; kulağıma ilkâ ettiği şeye işitip mülâkî oldum. Önünde neşredilip açılmış bir bayrak vardı.

    Onun ‘Hâtem’i;

    ‘Nûr üstüne nûr’du. (Nûr: 35)

    Onu tanıyıp îtibar gösteren kimseye, ondakinin benzeri gibi bir elbise giydiriliyordu. Nitekim Beyt’in güneşi de ondan hissesini almak için, benimkine benzer bir şekilde onun elini kabul etti; Hatm ise, ‘Bu benim ehlimdendir!’ dedi. Sonra bana bir söz sızdırdı ve ilettikleri ve söyledikleriyle bizi faydalandırdı.

    Devamla da, bahsi sürdürebilmek için imamlık tahtına doğru yürütmeye başladı. O bana neşeyle, atıf üstüne atıfta bulunuyordu. Fevkalâde bir sevgiyle üzerime düşüp, bana büyük bir sevgi gösterdi ve şöyle dedi:

    ‘Ben gizli bir örtüyle geleceğim. Hiç şüphe yok ki Hatm benim! Benden sonra velî de yoktur, benim ahdimi taşıyabilecek kimse de yoktur. Benim yok olup gitmemle, süregelen zaman da yok olur; baştakilerle sondakiler birbirine kavuşur!’” (“Ankâ-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ”; s.16, Bas.: Mısır, 1954)

    Hakîm et-Tirmizî Hazretleri buyururlar ki:

    “Allah ile düşündüğünü, Allah ile konuştuğunu, Allah ile işittiğini, Allah ile baktığını ve Allah ile yürüdüğünü tasavvur dahi edemediğimiz bir kulun; dünya diyârındaki meşguliyeti, eserleri ve hareketleri acaba nasıl olur!

    Onunla konuşan dedi ki: Bu nasıl olur?

    Buyurdu ki: Allah’ın kendisinde gizlendiği bu kul; O’nun idare ettiği, koruduğu, gözettiği ve kendi adına hareket ettirdiği bir velidir. Nitekim O, onun içindeki şehvetleri öldürüp, onu bizzat kendi ortaya koyduğu şeylerin içinde bulundurur. Onu kendi Nur’u ile açıp, zorlukları kendisine kolaylaştırır. Onda Ulü‘l-elbâb’ı meydana getirerek; sebepler, ilâhî himmet ve idrak hususunda da kendisine istimdat eder. O da konuşurken hikmetle konuşup, tefekkürle açıklar. Bakarken ibretle bakar. Yürürken heybetle yürür. Tutarken kuvvetle tutar. O, onun kalbini lüzumsuz düşüncelerden meneder, ilâhî tedbir ile ilgili işlerde de ondan selbeder. İşte bunların hepsi, hakikatıyla Kitap’ta ve haberde mevcuttur.” (“Kitâbu’r-Riyâze ve Edebü‘n-Nefs”, Es’ad Efendi, no: 1312, 10b-11a yaprağı)

    Yukarda bahsi geçen ve Nur 35 ayetini çeşitli şekillerle tefsir eden bu yüce insanlara Selam olsun. Eteklerini öpmekten şeref duydum. İlimleri ve elde ettikleri ilahi yakınlık nedeniyle onlara aşkla doldum. Onların güzel isimlerini ve mübarek kerametlerini anmayı sevinçle bir borç bildim. Allah’ın nimetini anlattıkça anlat, ayeti gereği size bunları anlattım ve Rabbime nimetleri için sonsuz şükürler ettim. Küçük bir ihtimali için bile binlerce kez doğup ölmeye değerdi. Bir ümit için bile çağlar boyu pek çok yaşamlar boyu uğruna emek verilirdi. Lütfedildi inşallah. Biz delillere iman ettik. Çünkü biz hep kitaplardaki mucizelere ve delillere iman edin demiştik. Şimdi bununla sınandık ama vahiyle desteklendik. Alemlerin yüce İlahına şükürler olsun. Mübarek elçilerine ve şerefli meleklerine selam olsun.

    Bizler o mübarek zatların sözüne iman ettik. Bu yüzden Nur 35 ayetinin seçilmiş olanı tarif edişine baktık ve haber verdikleri işaretleri görüp tasdik ettik. Şahidiz kabul ettik Rabbim.

    13. Ve Kuran’da şöyle demiştik bir sırla; Beyyine (Deliller) suresinde; “Nallahan Bağder’den bir uyarıcı… Size kitaplardan temiz sayfalar okuyacak, o sayfalarda kayameta olacak; kitap okuyanlar ayrılığa düşecek. İbrahim’in dinini anlatacak.”

    Kur’an Beyyine Suresi (1-7)

    Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine el-beyyine gelinceye kadar ayrılacak değillerdir. (Diyanet Meali)

    Nallahan’dan bir elçi tertemiz sayfalar okur. (Rasûlun (elçi) minallâhi(n) (Nallahan’dan yada Allah’tan) yetlû (okur) suhufen (suhuflar) mutahhera(tahir-temiz))

    O kitapların içinde kaya meta var. (Fîhâ (içinde) kutubun (o kitapların) kayameta (ErdemÇetin Kayameta’ya atuf yada kayyumeh – yerine atanmış manası)

    Tefrikaya düşmedi kitap ehli, (Nallahan’ın) Bağde(r)’den el-beyyine gelmesi hariç. (Vemâ teferraka-lleżîne (ayrılığa düşmediler) ûtû-lkitâbe (kitap okuyanlar) illâ min bağde (sadece bağde(r)’den) mâ câet-humu-lbeyyine(tu (onlara beyyine deliller gelmesi hariç))

    Onlar hanifler olarak, ihlas, namaz ve zekâtla emrolundular… Ve İşte bu kaya Meta’nın dinidir. (O) (ve yukîmû-ssalâte (ikame salatı) ve yu/tû-zzekâ(te)(c) (verin zekatı) ve żâlike dînu-lkayyimeta (İşte bu kayameta dini)… İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa: Onlardır şüphe yok ki yaratılmışların en hayırlıları.

     

    Oysa elçimiz Muhammed sayfaları olan bir çok kitaptan okumadı size. Ümmi idi o; açıklamıştık size. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, “Biz ümmi bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız” buyurmaktadır. (Buhari, Savm, 13; Müsned, II,43,56,122) İslam Ansiklopedisi, 42/309.  “Ümmi”; sözlükte “kastetmek” anlamındaki “emm” kökünden veya anne anlamına gelen “ümm” ya da topluluk, millet gibi manaları ifade eden ümmi kelimesine nispetle elde edilen ümmi “ okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş; az konuşan, konuşurken hata yapan kimse” demektir.  Ümme nispeti halinde “anasından doğduğu gibi kalan, tabiatı bozulmayan, bu hususta eğitim öğretim görmeyen, okuma yazma bilmeyen kimse demektir.  İslam Ansk. 42/309.

    Hz. Peygamber (sav) Efendimizin ümmiliğinin kelimenin “okuma yazma bilmeme, eğitim almamış olma” biçimindeki anlamına uygunluğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı yoktur. Tahsil görmemiş bir ümmi iken Kur’an gibi bir kitap getirmiş olması onun bir mucizesi kabul edilir. (Fahrettin er-Razi,XV,20, Bursevi,III,25) İslam Ansiklopedisi, 42/309.

    Hira mağarasında kendisine ilk vahiy getiren Melek (Cebrail) ona “oku” dediğinde, “ben okuma bilmem” dediğini hepimiz biliyoruz.  O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi olan peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”  A’raf 158.

    14. Eğer onu dinler, iman eder ve Allah yolundaki emirlerine uyarsanız biz de size, hem dünyada hem ahirette güzel bir yaşam veririz. Liderin çok olması birbirine düştükleri ve yarıştıkları için felaket getirir. Seçtiğim kulumu lider olarak belirlemeniz sizin için daha hayırlıdır. Benim vaadimde değişme olmaz ve gerçekleşecektir. Seçilmiş olan dünyaya iznimle ve ismimle hakim olacaktır. İsteseniz de istemeseniz de, yakın zamanda yada diriliş gününde, ismiyle çağırdığım duyulacaktır.
    15. Biz iyilik yapanları ve salihleri böyle ödüllendiririz. Ölümü ve hayatı hanginizin en iyi işleri yapacağını görmek için var ettim. Yaratılmışın en güzel işi yaratanını aramak, anlamak ve tüm kalbiyle sevmektir. Rabbi için yaşamlar boyunca kendini feda eden, ona tüm evlerinde sadık gelen Rabbinin seçilmişidir.
    16. Biz de ona Rabbinin nimetini yüksek sesle vahy ettik. Seçildiğini açıkça bildirdik.
    17. Ona rüyalarında, gerçekte ve tefekkür ettiğinde öğrettik.

    Yaşadığım mucizeler ve duyduğum seslerle ilgili yazım. https://www.erdemcetinkaya.com/tesekkurler-allahim/

    18. Sümer’de kutsal kitapların adı “me, mim” idi. Çünkü seçilmişlerin ve kutsallığın sırrı mim’de idi. Dinimizin tüm öncülerinin ismine mim’i gizledik. Adem, İbrahim, Buda Gautama ve Zerdüşt Spitama ve Erdem Meta adlarının sonuna… Muhammed, Mesih Meryem bin İsa, Musa adlarının başına mim’i, me’yi ekledik. Başında “mim” olanlar daha doğmadan önceki yaşamlarında, diğerleri ise doğduktan sonraki yaptıkları ile o yaşamda seçildiler kutsallığa. Mehdi Maitreya Mesih, Mim’den doğdu hepsi de tek bir “İM” idi aslında.
    19. Kim kalbini tam olarak Rabbine bağlarsa, Rabbi de onun dostu olur ve daha da güçlü şekilde onu sever. Ben çokça lütfeden ve çokça bağışlayanım. Ben Rahman ve Rahim; Allah’ım.

     

    KADERLER (11)

    1. Hepinize en az 3 hayat verilecektir.

    İlk hayat: Kalu Bela, İkinci hayat: Dünya Hayatı, Üçüncü Hayat: Ahiret Hayatı’dır. İlkini ve evvelki hayatları hatırlamayız ancak Allah bize hatırlatmaktadır.

    (Kuran 7:172) Rabbin Âdemoğullarından, onların birbiri arkalarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. “Evet, buna şahidiz” demişlerdi. Bunu böylece hatırlatıyoruz ki, kıyamet gününde “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz,

    2. Tüm yaşamlarınız, sonunda tek bir nefiste birleştirilecektir.

    81:7 Nefisler eşleştiğinde/birleştiğinde (Ve-iżâ-nnufûsu zuvvicet)

    3. İlkinde size istediğiniz her şeyden vermiştik. Rabbinizi görüyor ve konuşuyordunuz. Günahlarınız nedeniyle onu göremez oldunuz.

    Kuran 14-34  O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

    4. Günah işlememiş hiçbir insan annesinden doğmamıştır. Doğum da, bebeklik de bir eziyettir.

    Tevrat’ta da özellikle Ezra isimli Peygamber’in kutsal metninde çarpıcı ifadelerle günahkar doğuş tescillenmektedir;

    21.İlk insan Adem, günahkâr bir yüreği yüklendiğinden günah işleyip yenildi. Yalnız kendisi değil, bütün soyu…

    Ezra 3. bölüm

    26tıpkı Adem ve onun soyu gibi davranıp yoldan çıktılar.

    Ezra3

    21Tanrı tüm insanlara, bu dünyaya geldikleri zaman nasıl yaşama erişeceklerini ve cezalandırılmaktan kurtulacaklarını anlatan açık bilgiler vermişti.

    Ezra 7

    35Gerçek şudur ki, hiç günah işlemeyen bir insan doğmamıştır, günahsız yaşayan insan da yoktur.

    İncil’de Şöyle yazıyordu;

    Rom.3: 23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.

    Hz Muhammed sahih hadisinde şöyle ifade ediyordu insanoğlunun günahkarlığını.

    “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir” (İbn Mâce, Zühd, 30)

    19.71 – (Ey insanlar!) Sizden cehenneme girmeyecek hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.

    5. Kim Rabbinden razı olur ve ilahi rızaya ererse; bir daha cennete gireceği güne dek geri dönmez.

    (Fecr-27-30) Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Dön Rabbine, ondan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak, gir kullarımın arasına, gir cennete.

    6. Kimin zalimliği ve küfrü kesinleşirse ölümünden sonra ona dönmek için bir hak daha verilmez.

    99–100:  Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;” “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ  LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR BİR ENGEL VARDIR.

    Eğer süresi gerçekten azsa; yada elçilerle karşılaşmamışsa geri dönmenin kapısı açılacaktır.

    Fatır 37:

    Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    7. Güzel ve zengin olmanız; bir ödül yada ceza değildir. Farklı şekillerde sınanacaksınız ve sonunda Allah’a döneceksiniz.

    Tevbe / 16

    Allah; içinizden cihat edenleri, Allah’tan, resulünden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

    8. Kiminiz doğuda, kiminiz batıda. Kiminiz uzun kiminiz kısa. Kiminiz çocukken ölür kimi yüzü aştığında.. Yoksa siz, içinizden uğraşıp didinenleri ve sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

    Âl-i İmrân / 142

    Yoksa siz, Allah içinizden uğraşıp didinenleri seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

    9. İlk yaratılıştan beri günah içindesiniz. Bu yüzden hepiniz cehenneme gireceksiniz. Kalu Bela’da öfkeyle sordum; “Ben rabbiniz değil miyim?”, “Evet, gördük” dediniz. Ben de “kıyamet gününde haberimiz yoktu, demeyin, çünkü bunun hesabını soracağım. Zulüme ve küfüre devam ettiniz. Böylece benden kesin söz çıktı “hepinizi cehenneme sokacağım” ve sizi ömrünüzün en rezil haline bir şey bilmez halde atacağım.

    Meryem 71 – Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) gireceksiniz. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.

    Araf suresi, 7/179: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık…

    32.13 – Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, Cehennemi hem cinlerle hem insanlarla dolduracağım, diye benden kesin söz çıkmıştır.

    Bu ayetler üzerine kim diyebilir insanlar temiz doğar? Bir suçu olmayan bir kitleye bunlar söylenmezdi. Maalesef insanlar Rableri ile birlikte yaşadıkları çağda O’nun kadrini bilemediler ve içinde yaşadıkları güzel hayatı kaybettiler. Lütfen okumaya devam edin. İzin verilen ölçüde size her şeyi kanıtlarıyla anlatacağım.

    10. Kim de elçilerime tabi olursa onları bağışlayacağım ve cennetime geri alacağım.
    11. İşte nüfus oldu on tane yedi. 7.777.777.777 kişi. Sonra, hayvandan insanları ve insandan hayvanları ve daha da aşağı olanları da toplayıp getireceğim huzuruma. Ve geldi kıyamet günü sonunda. Başına vuracağım sakladığım o saati zalimlerin başına. Yakından daha yakın, vakit yok saklanmaya.
    12. Başınıza gelenler kendi ellerinizle yapıp ettikleriniz yüzündendir. Günahlar, temenniler ve “ben olsaydım” demeniz ve ettiğiniz alaylar… Acılarınızla aranızda bir bağ var.

    ŞÛRA 42:30

    Başınıza gelen herhangi bir musibet ancak ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

     Bu makalemde kıyamete kadar sürecek yeniden doğuş konusunu ve acıların sebeplerini anlattım.

    https://www.erdemcetinkaya.com/masum-cocuklar-neden-sakat-dogar-ve-olur/

    13. Size ilk başta vermiştik her şeyden ve cömerttik.

    2 : 25

    İman edip ameli salih olanlara şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyveden bir rızk olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: “İşte bu, daha önce rızıklandırıldığımız şey!” Bu rızk onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.

    14. Melekleri size secde ettirdik ve size koruyucular yardımcılar kıldık.
    15. Eğer günah işlemeseydiniz, sizi derhal dünyadan alırdık. Yerinize günah işleyen bir kavim getirirdik.

    “Nefsim kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan yok eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.” [Müslim, Tevbe 9, (2748).]

    16. İyilerin çoğu dönmez oldu. Geriye kötüler ve iyileşenlerden bir kısım kaldı. Dünya küfür doldu. Dinleri hikmetli bir anlayış değil. Ana baba dini oldu.

    Vâkı’a / 11 İşte onlardır yaklaştırılanlar. Nimetlerle dolu bahçelerdedirler. Büyük kısmı öncekilerden, az bir kısmı da sonrakilerden.

    2.170 Ama onlara “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz yalnız atalarımızdan gördüğümüz inanç ve eylemlere uyarız” diye cevap verirler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler, yine mi atalarının yoluna uyacaklar?

    Kişi ister müslüman olsun ister budist. Eğer seçtiği dini bilmeden, kıyas etmeden ve doğruluğunu açıklayacak bilgisi olmaksızın dinde ise, onun dininin  adı “baba dinidir.” Yani o kişi Arabistan’da doğduğu için müslüman olmuş yada Kanada’da doğduğu için Hristiyan olmuştur. Onunki Allah’ı ve dinini bilerek yapılan bir seçim değil, geleneklere sahip çıkmaktan ibarettir. Araştırmak ve okumak, kıyaslamak yerine kolayı ve güvende olmayı seçmiş; toplumun övdüğü dini kolayca benimsemiştir.

    Din adamı dahi olsa kişi “neden bu dini seçtin de filanca dini seçmedin?” sorusuna mantıklı bir cevap vermedikçe, o dini bilinçli olarak seçmiş sayılmaz. Zaten gelenekler nedeniyle din seçen insanlar, dinlerini iyi bilmezler ve dinlerine adanmazlar. Sınavlardan geçmek için yada eğlenmek için yüzlerce kitap okurlar ama Allah’ın kitaplarını okumazlar. Mesleki eğitim için  okullarda yüzlerce öğretmenden ilim dilenirler. Ancak Allah’ın ilmi için diyar diyar gezmez ve fedakarlık yapmazlar. İnsanların çoğu nankör ve yalancıdır. Allah’ın nimetlerini yer, sağlıklı bedenlerde zevk içinde yaşarlar ama Allah’ın gönderdiği mektupları okumaz ve onlardaki kurallar için yaşamazlar.

    17. Mutlaka hepinize, uzun süre düşünmeye yetecek kadar bir ömür vermiş olacağız.

    Fatır

    37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    18. Sonra yaptıklarınızı size soracağız. İyiler ve Rabbine yönelenler cennetlerde, kötüler cehennemde. İhtiyacından fazlasını Rabbine vermeyeni bencillik günahı ile yargılayacağız.

    2:219 …Ve sana neyi infak (Allah yolunda feda) edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artakalanı.’ Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;

    Buddha ‘Zenginlikler her insanı haris ve tamahkar yapar, servete götüren ticaret kervanı ruhu azaba sürükler, sahip olunan her mal ile mülk bencillik günahını arttırır, veya, sahip olunan her dünyalığın bir hiç olduğunu ve aldatıcı bir görünüşten başka bir şey olmadığını bu nedenle tümünden vazgeçmek gerektiği bilincini yıkar’

    İsa’nın, ‘Tanrı’nın Egemenliğine girmek ne güçtür; devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır’ (Markos 10: 23)

    Sonsuz olan İlaha; kendisine hediye ettiğinin yarısını olsun geri vermekten daha mantıklı ne olabilir. Bunu yapamayan her kişiye “Rabbe karşı bencillik ve nankörlük damgası” vurulur. İnancını ispatlayacak sağlam kanıtları taranır; ama onların çoğunda meraktan başka kanıt bulunmaz.

    19. Zamanın fazlasını, servetin fazlasını, bedenin fazlasını, her şeyin ihtiyaçtan fazlasını verin ki arınmış olabilesiniz. Akıllı ve seçkin olduğunuz için değil. Kaderinizde böyle belirlendiği için elinizdekilere sahipsiniz. Güçlü bir tuzaktır bu, zalimlere ve bencillere.

    Ne yerde ne de canlarınızda hiçbir musibet (afet, hastalık) olmaz ki Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılı olmasın. Çünkü bunu yazıp tespit etmek, Allah’a çok kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız.  (57:22-23)

    20. Kendinizi Rabbinizin yolunda mücadele ederken öldürürseniz yada yurtlarınızdan çıkarsanız, Altın yol üzerinde doğarsınız ve imanınız güçlenir. O yol üzerinde doğan kutsal kişilere arkadaş yaparız. Bu makam büyük bir lütuftur.

    4: 66-68 Biz onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye emretseydik, bunu onlara farz etmiş olsaydık ancak içlerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu, hem de inançlarını kökleştirirdi. Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik.Ve onları dosdoğru yola (Sırat-ı Müsta-kaiym- Altın yol- Kaiym’in Yolu’na) sevk ederdik.

    21. Acı çekmek istemiyorsanız; günah işlemeyin. Günahkar bir topluluk ile de bir arada bulunmayın ve arkadaş olmayın. Temizlenmek için emirlere uyun ve ihtiyacınızdan fazlasını Allah’a harcayın. Bir şey isterken mutlaka hakkınızda hayırlı olanı dileyin. Çünkü siz bilemezsiniz ama Rabbiniz bilir.
    22. Siz kan dökerek ve gasp ederek çağlardan boyu akıp gelen bir türsünüz.
    23. O yüzden en çok acı çekenlerden birisiniz.

    2:30 Hani Rabbin, Meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim’ demişti. Onlar da: ‘Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?’ dediler. (Allah:) ‘Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim’ dedi.

    24. Öldürülen kız çocuğuna sorulacak “hangi günahın seni öldürdü?” onu öldüren de benzeri bir azaba atılacak.

    Tekvir 7 8 9  – Ve nefsler eşleştirildiği zaman.Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü?

    Geçmişinde bir kız çocuğu olarak ölen birinin örneği veriliyor. O kıza soruluyor olgun bir halde uyanmışken; “Hangi günahın neden oldu da öldürüldün?” Yani öldürülmesine neden olan şey bir günahtır. Eğer kızın evvelki hayattan bir günahı olmasa idi kıza sorulmazdı günahı. Katile sorulurdu? “Hangi günahı yüzünden kızı öldürdün, ey zalim” denirdi. Kız hiç bir şey bilmez bir halde göründüğü halde kıza sorulacaktır. Çünkü cevap kızdadır. Katilde değil. Katil sadece kaderin hükmünü yerine getirmek için davet edilmiş gönüllü bir zalimdir. O da kendi gelecek kaderini ve cezasını hazırlar.

    25. Doğu dinlerinde yeniden doğuş inancı vardı ama onu bozdular ve birbirlerine karşı aşağılamak için kullandılar.
    26. Biz de üzerini örttük. Çünkü masum insan dünyaya gelmemiştir. Sağlıklı, güzel ve zengin olan insana özenme. Kim bilir belki de insanların en aşağısı bir haldedir. Öyle ki ona suçlarını arttıracak imkanlar verilmiştir. O kendini feda ederse ancak kurtulabilir.
    27. Sıkıntı veriyoruz. Çünkü neden yaratıldığınızı unutuyorsunuz ve sahte ilahlara tapıyorsunuz. Size dokunmadığı için kötülüklere ve zalimlere sessiz kalıyorsunuz.
    28. Kimileri de soruyor; “biliyorsa kim cennetlik ve kim cehennemlik, neden yaşatıyor bizi? Doğrudan atsaydı oraya.”
    29. Rabbiniz biliyor, ama siz bilmiyorsunuz. Ve cehenneme atarken kötüyü, isyan edecekti o kötü insan, diyecekti ki “ben iyi olurdum eğer bir yaşasam.” Ve iyi olacak olanı cennete koysaydım; isyan edecekti çokları; diyeceklerdi “ama o bunu hak edecek bir şey yapmadı.”
    30. Hikmetledir her işim. Geleceği bildim ve olacakları öngörüp yazdım. Bilsem de her şeyi; sizin neyi hak ettiğinizi görmenizi sağladım. Ve olacağını öngördüğümü yaratıp görmek istedim.
    31. Dediler ki; “madem çok merhametli ve lütufkar, herkesi yaratıp cennete koysaydı, bizi sınamasaydı”
    32. Hepinizi ilk yarattığımda bir cennete koymuş ve istediğiniz her şeyden vermiştim. Sizi sınamıyordum da oysa. Fakat sizi, kendi aklınızı ve nimetleri kendi kötülüğünüze kullanmayın ve kendinize zulmetmeyin diye uyardım. Ama dinlemediniz.
    33. Ben kötü yarattığım için kötü olmadınız. Ben seçim yapabilen ve istediğini söyleyebilecek varlıklar yarattım, nimetlerle donattım. Ama bazısı kötülüğü seçti. Ve iyilerin yücelmesi ve belirginleşmesi hatırına ve her şekilde uyarılmış olsunlar diye onları hemen yok etmedim. Onlara zaman verdim.
    34. Dediler ki; “daha yaratmadan yok etseydi kötüleri ve kimse cehenneme gitmeseydi.”
    35. Gördüm ki; kötülüğü ve ona sebep olan özgür iradeyi yok edince, iyilik de yok oldu. Ve kötülerin iğrençliği sebebiyle iyiliği ve cenneti de yok etmedim. Ve ben; sayıları az olsa da, dostlarım olacaklar için kötülerin küfrüne sabrettim. Ve ben; hak etmeyen hiç kimseye kötülük etmedim. Ve hatta kötülüklerinizin çoğunu affedip gizledim.
    36. Sordular; az yaşadık, ömrümüz sınırlıydı, ama cezamız sonsuz oldu? Adil mi bu?
    37. Unutmayı size bir rahmet olarak yarattım. Ama ben unutmadım. Adıma yapılan her hakaret ve kullarıma yapılan her kötülük, sonsuza dek canlıdır ruhumda.
    38. Bu yüzden beni razı eden; sonsuza dek hatırası ile kalır katımda. Kötülük edenin de bana etkisi sonsuza dek iğrenmedir yanımda.
    39. Ve Rabbiniz kainatın ışığıdır. Size kalbini açmıştır. Hoş söylerseniz size cennetler yaratır. Onun mutluluğuyla kainat rengarenk bir şekil alır. Öyleyse sözünüz çok büyüktür. Ve öfkelenirse Rabbiniz; yıldızları yerinden koparır ve kötülüğün doğduğu şehirleri tümden yere batırır.
    40. Sonsuzluğu etkileyen, cezasının yada ödülünün de sonsuz olacağını bilmelidir.
    41. Kötüleri uyardık. Uyarmadığımız kimseyi azaba atmadık. O yüzden onlara bir acıma yoktur.
    42. Kimi de diyor ki; “bizim beynimiz kıttır, bunu da yaratan Allah’tır. Anlamadıysak ve yanlış yolu seçtiysek bu Tanrı’nın suçu olmalıdır”
    43. Rabbiniz kimseye kötülük etmez ve aptala çevirmez. Ancak siz yaşamdan yaşama akarken, yaptıklarınızla kendinize akıl ve yetenekler edinir yada bunları kaybedersiniz. Öyleyse ahmak doğanlar Rabbini suçlamasın. Kendi ellerinin kötü işleri için ağlasın. Belki Rabbiniz ona bir yol gösterir ve acıyarak anlayış verir.
    44. Doğru tavır ne olmalı diye soruyorlar.
    45. Yıldızları ve çok daha büyük olan bilmediklerinizi, sayısız görünen ve görünmeyenleri yaratan benim. Siz de bu duruma şahitsiniz. Öyleyse Rabbinizi yüceltin.
    46. Aklınızın almadığı bir soruyla karşılaşır ve aciziyet içine düşerseniz şöyle deyin; “Şahidiz ki; o her şeyi en güzel şekilde yaratan, ilmi aklı ve gücü çok büyük olandır. Onu anlamıyorsak bu onun kusurlu oluşundan değil, bizim kusurlu oluşumuzdan ve onu anlamaya yetecek bilgi ve akla erişememiş olduğumuzdandır”
    47. Ben kimseyi bilgisiz olduğu için suçlamayacağım. Çünkü Rabbine kıyasla herkes bir ölçüde eksiktir. Ama ben kendi eksik olduğuna bakmadan, kıt bir akıl ve az bir bilgi ile Rabbini kötü yargılayanı, yargılayacağım. O acizliğini görmedi mi? Ne kendi yaratılışını çözebildi ne de rabbinin yaratılmış olmaksızın her şeyi nasıl yarattığını. Dağları, Güneş’i ve Ay’ı. Öyleyse o güvenmeli ve teslim olmalı!
    48. Soru sorun, cevap arayın ama bulana dek sabredin. Çünkü cevabını bulamadınız yada sui zanna düştünüz diye Rabbiniz kusurlu değildir. O çok yüce ve çok merhametlidir. Bilgisi ve gücü sınırsızdır. Her şeye kadirdir. Öyleyse secde edin.

  • KUR’AN’DA MUCİZE “KORONA VİRÜSÜ”, “VEBA” VE “AIDS” KELİMELERİ

    Uyarı: Bu yazı bir kaç kez , “Halkın kutsal saydığı değerleri aşağılamak” iddiasıyla adli makamlara şikayet edilmiştir. İlahiyat uzmanlarının yaptığı tetkikler ve savcılık incelemesi akabinde şu ana dek bir suç unsuruna rastlanmamış ve araştırmanın değeri nedeniyle ilahiyat uzmanlarınca takdir edilmiştir. Muhtemelen cahil yada art niyetli insanların şikayetleri sonucu KURAN’da KORONA kelimesinin yanlış değerlendirilmesi sonucu bu art niyetli şikayetler gelmekte resmi kurumlar boş yere meşgul edilmektedir.

    Bu yazı ve araştırma yüce Kuran’ı ve Allah’ın geleceğe dönük işaretlerini kutsal metinlerden kavrama çabasıyla ele alınmıştır ve yüzbinlerce okuyucum nazarında ilgi ve hikmet nazarıyla karşılanmıştır. Bu uyarı yazısının eklenmesine rağmen şikayet eden taraflar hakkında “iftira” suçuyla haklarında savcılığa suç duyurusunda bulunma hakkımızı kullanabileceğimizi hatırlatır, yazıyı iyi niyetli ve işinin ehli din alimleriyle birlikte incelemden hakkımızda sui zan edilmemesini, iftira atılmamasını rica ederiz.

    ——

    Bu sabah 7.40 civarında haberlerde Çin’i saran Korona virüsünün hızla yayıldığına ilişkin haberleri izliyorduk. Kur’an’da Allah’ın her şeyi açıkladığı hatırıma getirildi ve Kur’an’da bu kelimeyi aratmak istedim. Gördüğüm ayetlerin hikmetli mesajları karşısında ellerimi defalarca hayretle dizime vurdum ve Allah’ı yücelttim. O geleceği ve her şeyi bilen, çok adil ve hikmetli olandır.

    …Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler. (Kuran 6:38)

    Allah’u Teala, Kur’an’ın mucizevi ve her şeyden bahseden yüce bir kitap olduğunu ilan etmiştir. Allah böyle derken; dünyayı ve tüm insanlığı eşi görülmemiş şekilde evlerine hapseden ve şimdiden ekonomileri çökerten KORONA / KOVİD isimli virüsün, “Kur’an’da işaret edilerek yada üstü kapalı halde bile yoktur” demek, Allah’a ve Kur’an’a atılmış bir iftira olsa gerektir.

    Sizler de COVID ( Kaf, Vav, Nun) yada “KAF, RA, NUN “(Arapça KORONA yazılışı) harflerinin Kur’an’da yan yana geldiği yerleri arayın. Meallerde elbette “KORONA” yazmamaktadır ve yazması da beklenemez. Çünkü bu hem yeni bir kelimedir hem de belki açıkça yazsa, küffar ona bu ismi vermeyecekti. Ayetlerin asıl ve bilinen manalarını temel olarak kabul ediyoruz ve bu manalar değişsin demiyoruz. Ancak bu harflerin içinde yer aldığı ayetlerin;  virüsü ve bu günümüzü adeta bir mucize gibi anlattığını görünce aşağıda ayetleri sıralamak istedik. Bir tane bile cennetliklerden bahseden ayette geçse idi, bu çalışmamızı yok sayardık. Ama tümü, bağlanmış, ateş içinde, engellere hapsedilmiş, kimsenin kurtaramayacağı insanlardan bahsedilmektedir. Gördüğümüz bu bilgiyi gizlemek Kur’an’a ihanetti.

    Yeni eklendi: Kur’an’da ayrıca “KOVİD” kelimesini de araştırdım ve aynı muhteşem mucizeyi gördüm. Lütfen bu linkten inceleyiniz.

    https://www.erdemcetinkaya.com/kuranda-kovid-kelimesi-mucize/

    İŞTE KUR’AN’DA “CORONA VİRÜSÜ” (KORONA)

    MÜSLÜMANLARIN KUR’AN HAKKINDAKİ  BÜYÜK CEHALETİ

    Kur’an’ın orjinalinde hareke yani sesli harfler yoktur. Araplar günümüzde bile hareke kullanmazlar ve cümlenin gelişinden mantıklı gördükleri manayı verecek şekilde kelimeyi tahmin ederler. Peki bu harekeler Kur’an’a ne zaman yerleştirildi? Haccac-ı Zalim adı verilen ve binlerce Müslümanı öldüren Emevi komutanı tarafından bizzat oluşturulduğuna dair hakim görüş vardır. Harekeler peygamber as. zamanında kesin olarak yoktu. Hatta Peygamber zamanındaki Kur’an-ı Kerim yazmalarında harflerdeki noktaların da çoğu bulunmazdı.

    Aşağıdaki resimde Hz. Muhammed (as.)’ın diğer ülke krallarına gönderdiği ilk Arapça metinlerde, harflerde bırakın harekeyi nokta bile olmadığı görünmektedir. Allah dilese idi, hem hareke hem de noktalar koydurarak Kur’an’ın tek çeşit okunmasını isterdi. Ama Allah buna izin vermemiştir. Çünkü Allah Kur’an okuyanları düşündürtmek, farklı manalarla farklı ilimlere ulaştırmak istemiştir. Kalplerinde kötülük olanlar onda çirkin manalar görürler. Ama Allah’a saygısı olanlar o harfleri Kur’an’ın ruhuna uygun ve mucizeler görerek okurlar ve Allah’a çokça şükredip onu yüceltirler.

    Hz. Muhammed’in İmparator Heraklius’a Mektubu

    İlk nüshalardan birkaç örnek. Bazı eski nüshalarda bazı harflerin noktaları daha sonradan kırmızı ile yerleştirilmiş. Ama hiç birinde hareke yok.

    Hz. Peygamber sağlığında Kur’an’ın harekelerinin farklı okunuşlarına izin vermişti.

    Hz. Ömer (ra) şöyle der: 

    “Hişam b. Hakim’in Furkan suresini, okuduğumuz şekilden başka türlü okuduğunu işittim. Çünkü Hz. Peygamber (asm), bu sureyi bana okumuştu. Ona okumasını bitirinceye kadar mühlet verdim, sonra onu elbisesinden yakalayıp, Peygamber’e (asm) getirdim: 

    “Ya Resulallah! Bundan, Furkan suresini bize öğrettiğinden başka şekilde okuduğunu işittim.” dedi. 

    Peygamberimiz (asm) ona “oku” dedi, o da evvelce benim işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Peygamberimiz (asm): 

    “Böyle nazil oldu.” dedi. Bana “oku” dedi, ben de okudum. 

    “Bu böyle nazil oldu. Kur’ân yedi harf üzerine nazil olmuştur. Hangisi kolayınıza gelirse onu okuyun.” dedi. (Buhari) 

    Görülüyor ki; Peygamber as. Kur’an’ın farklı okunuşlarına izin verse de sahabeler bunu dejenerasyon olarak görüp şiddetle karşı çıkıyordu. Halbuki Allah resulü bu farklılığa uygun şekilde farklı türevleri ile bazı ayetlerin manasını zenginleştirerek okumaktaydı. Örneğin; Harut ile Marut; iki Melek miydi yoksa İki Melik, yani kral mıydı? Bazıları “melik” diye okur bazıları “melek” diye. İkisi de farklı olsa da derinleştirici ve mantıklı bir anlam vardır. Bana göre her ikisi aynı anda doğrudur. Bu Kur’an’ın mucizevi yönüdür. Hatta ne melik ne melek, sadece bilgiye “MALİK” de olabilirler. Hepsi de güzeldir.

    Yalnız, günümüze ulaştırılan hareke ve okuma sisteminin Allah’ın izni ile bizlere ulaştığını ve Kur’an’ın Allah’ın korumasında olduğuna ilişkin ayetleri düşünürsek, hepimizin mevcut hareke yapısını kabul etmesi ve saygı göstermesi gerekir. Bununla birlikte harekelerin güçlü bir sözlü gelenekle günümüze aktarıldığını hatırlamak da gereklidir. Benim burada yaptığım çalışma, harekeleri (sesli harfleri) değiştirme çabası değildir.  Günümüzde ortaya çıkan “Korona” gibi yeni kelimeleri ifade eden harflerin hangi ayet içinde yan yana geçtiğini aramaya ve bu şekilde geleceğe verilmiş mesajları anlama çabasıdır.

    Eğer Allah, araştıran ve derin ilimle ilgilenen insanlar için bu delilleri gücünü göstermek için yaptıysa ve bizler buna iman ettiysek bizim açımızdan bir risk yoktur. Ama bir kişi, bu mucizeyi Allah koydu da, bunu reddeder ve yalanlarsa o zaman Allah’ın delilini, mucizesini yalanladığı ve yok saydığı için cehennemlik olacaktır. Yani bir mucize varlığına iman etmek risksizdir. Ama onu yalanlamak ve aşağılamak Allah’ı yalanlamak ve eleştirmek olabilir. O nedenle dikkatli olmalıdır.

    KUR’AN’DA “KORONA (KAF, RA, NUN )” HARFLERİNİN YAN YANA GELDİĞİ YERLERİ İNCELEYELİM

    Arapça’da KORONA; kaf, ra ve nun ile yazılır.

    قرن

    Bu kelimeyi Kur’an’da aratınca şu 15 ayete ulaşırız.

    HELAK EDİLENLER

    En’âm  6/6

    الم يروا كم اهلكنا من قبلهم من قرن مكناهم في…

    Elem yerav kem ehleknâ min kablihim min (karnin) korona…

    Görmediler mi helak ettik nice kabileyi korona’dan…

    Kur’an, dünyanın tüm milletlerine ve tüm dillere hitap eden bir harf sistemi ile yazılmıştır. Onda sesli harfler bulunmaz. Böylece farklı anlamlarda yorumlanarak bir ayet, birden çok anlama ulaşılabilir.

    Not: Bazıları ahmakça bir yaklaşımla “ayetleri yanlış okuyorsunuz” demektedir. Onlar, Kur’an’ın orjinalinde hareke ve noktalar olmadığını bilmiyorlar. Ayrıca elbette biz de klasik okunuşunu da kabul ediyoruz. Yaptığımız iş, Kur’an’ın asıl manasını kabul ederek; bu harflerin anlamlı şekilde bir araya gelişinin başka bir mucizeyi ortaya çıkarışını göstermektedir.

    En’âm  6/6  Görmediler mi onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlara, yeryüzünde size vermediğimiz imkanları, kudretleri vermiş, onları yeryüzüne yerleştirmiştik, üstlerine bol bol yağmur yağdırmıştık, ayaklarını bastıkları yerlerden ırmaklar akıtmıştık, fakat sonra suçları yüzünden helak ettik onları ve onlardan sonra da başka başka nesiller meydana getirdik.

    Bu ayetin ilk cümlesindeki “karn” yani “nesil” kelimesi içinde geçmektedir. İlk cümle helak edilen insanları anlatmaktadır ve bunun onların suçları yüzünden yapıldığı anlatılır.

     

    1449 yılına işaretle

    “YAKINLAŞTIRILIRLAR” VE “ZİNCİRLENİRLER”

    İbrahim  14/49

    وترى المجرمين يومئذ مقرنين في الاصفاد

    Veterâ-lmucrimîne yevme-iżin (mukarranîne) mu-korana -ne fî-l-asfâd(i)

    Görürsün suçluları o gün korona’lı ve bezler içinde.

    Burada ise “KORONA” kelimesinin harfleri “yakınlaşmış; mukarranîne” kelimesinin içine gizlenmiştir. “Al asfad” yani “bezler” kelimesini sözlüklerden incelediğimizde “bağ”, “bezler”, “kelepçeler” kelimelerine ulaşırız. “Tutsak etmek, bağlamak” anlamları da vardır. Google Translate en yakın “bezler” kelimesini önermektedir. “Tutsak” olarak da çevrilse, “bezler” olarak da çevrilse muazzam bir anlama sahiptir. Tüm Çin, evlerinde tutsak ve ağızlarına virüsü engellemeye çalışan bezler bağlamış halde beklemektedir.  Adeta bir hapis içinde sonlarına dair korku içindedirler.

    Ayetin sayı nosu 1449 yılını verir. İslami takvime göre 1441 yılındayız. Bu yıldan 7-8 yıl sonrasına kadar uzanan bir kargaşa ve helak döneminde miyiz? Yorum sizin.

    Dipnot: Erdem Çetinkıyameta’nın binlerce kişiyi İslam dinine çeken, tüm dünyada milyonlarca kez izlenen mucizeler belgeselini siz de izleyin. Allah ona “Altın Oran, Kabe, Mekke ve Kuran mucizelerini” VE DAHA NİCELERİNİ vermiştir.

    Sitesinden makaleler halinde ücretsiz okuyabildiğiniz kitapların, dünyaya yayılması için e-kitaplardan alın.

    Erdem Çetinkaya Meta’nın e-kitaplarını indirmek için: www.kutsalgizemler.com

    ZULKARNEYN ZULMEDENLERE AZAP EDİYOR

    Kehf  18/83

    ويسٔلونك عن ذي القرنين قل ساتلوا عليكم منه ذكرا

    Veyes-elûneke ‘an żî-lkarneyn(i)(s) kul seetlû ‘aleykum minhu żikrâ(n)

    Bu ayette korona Zülkarneyn (AS.) kelimesi içinde geçiyor. Bakalım Allah ona ne diyor?

    Kehf  18/86

    لقرنين اما ان تعذب واما ان تتخذ فيهم حسنا

    Hattâ iżâ beleġa maġribe-şşemsi vecedehâ taġrubu fî ‘aynin hami-etin vevecede ‘indehâ kavmâ(en)(k) kulnâ yâżâ-lkarneyni immâ en tu’ażżibe ve-immâ en tetteḣiże fîhim husnâ(n)

    Dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara…Dedi ki: Zulmedeni azaplandırırız, sonra da Rabbinin tapısına götürülür de Rabbi, onu şiddetli bir azaba uğratır.

    Kehf  18/94 Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi ödeyelim mi?”

    Yine “KORONA” geçen bu ayette Çinlileri seddin arkasında tutup, onların dışarı çıkmasını engelleyecek bir engel yapılmasından bahsedilmesi şaşırtıcıdır.

     

    Meryem  19/74

    وكم اهلكنا قبلهم من قرن هم احسن اثاثا ورءيا

    Onlardan önce nice nesiller helak ettik ki mal bakımından da daha güzel mallara sahipti onlar, gösteriş bakımından da.

     

    Mü’minûn  23/31

    Sonra onların ardından, başka bir nesil meydana getirdik.

    ثم انشأنا من بعدهم قرنا اخرين

     

    [the_ad id=”2357″]

     

    SIKIŞIK -KORONALI BİR YERDE ÖLMEYİ DİLERLER

    Furkân  25/13

    واذا القوا منها مكانا ضيقا مقرنين دعوا هنالك ثبورا

    Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık (KORONALI) bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar.

    Ve-iżâ ulkû minhâ mekânen dayyikan mu-korona-ne de’av hunâlike śubûrâ(n)

     

    EVLERİNİZDE OTURUN

    Ahzâb  33/33

    وقرن في بيوتكن ولا تبرجن تبرج الجاهلية الاولى…

    Ve KORANA fî buyûtikunne velâ teberracne teberruce-lcâhiliyyeti-l-ûlâ

    KORONA içinde oturun evlerinizde, burçlar içinde ilk cahiller gibi…

     

    Sâd  38/3

    كم اهلكنا من قبلهم من قرن فنادوا ولات حين مناص

    Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Feryat ettiler ama kurtuluş vakti değildi.

     

    BAĞLARLA BAĞLANMIŞLAR

    Sâd  38/38

    واخرين مقرنين في الاصفاد

    Ve âḣarîne mu-korana-ne fî-l-asfâd(i)

    Ve bir başka kısmı da bukağılarla bağlanmıştı.

    Fil asfad; “Bağlar-bukağılar” manasına gelmektedir.

    Mu korana: Koranalanmış, demektir. (Klasik okunuşta mukarranîne diye okunur ve birbirine bağlanmış demektir)

     

    Fussilet  41/25

    وقيضنا لهم قرناء فزينوا لهم ما بين ايديهم وما خلفهم و

    Ve kayyadnâ lehum KORONA-E fezeyyenû lehum mâ beyne eydîhim vemâ

    Biz onlara birtakım yakınlar (KORONA) musallat ettik. Onlar, kendilerine önlerindekini ve arkalarındakini süslü gösterdiler. Kendilerinden önce geçmiş olan cin ve insan toplulukları içinde (uygulanan) söz, onlar için de hak oldu. Çünkü onlar hüsrana uğrayanlardı.

     

    Zuhruf  43/13

    لتستوا على ظهوره ثم تذكروا نعمة ربكم اذا استويتم عليه وتقولوا سبحان الذي سخر لنا هذا وما كنا له مقرنين

    O, bütün çiftleri yaratan ve gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var edendir. Ki sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman, Rabbinizin verdiği nimeti anasınız ve şöyle diyesiniz: “Emrimiz altına almaya gücümüz yetmediği halde, bunları bize musahhar eden Allah, münezzeh ve yücedir.”

     

    ÜLKELERİ DOLAŞIP SARMIŞLAR

    Kâf  50/36

    Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Ülkeleri dolaşmışlardı. (Ama) kaçacak bir yer var mı?

    وكم اهلكنا قبلهم من قرن هم اشد منهم بطشا فنقبوا في البلاد هل من محيص

    Değerli kardeşlerim, Allah’ın gösterdiği bu mucizeleri herkesle paylaşmak üzerinize farzdır. Çünkü duydunuz gördünüz. Paylaşmazsanız ve yaymazsanız sorumlu olursunuz. Allah’ın dinine yardım edin ki; size de musibet bulaşmasın.

     

    KUR’AN’DA “AIDS/HIV” VİRUSU

    Aids yada diğer adıyla HIV virüsü yaklaşık 180 yıllık geçmişi olan bir hastalığa sebep olmuş ve 35 milyona yakın insanı öldürmüştür. Kur’an’da bu iki kelimeyi de arattığımızda yine helak edilmiş toplumların karşımıza çıkması ilginçtir.

    عاد وثمود 

    “Aids” kelimesinin tamamı bu formda geçer ve lanetlenip gazaba uğratılmış “Ad ve Semud” kelimesinin birleşimi olarak karşımıza çıkar. (Elif, ye ve vav harfi Arapça’da ekseriyetle ses uzatma harfi olarak kullanılır ve okunmadan geçilir. Bu nedenle onları kelime içinde ama sesi değiştirmeyen harfler olarak kabul ettik). Kur’an’da bu harfler hep “Ad ve Semud” kelime grubunun içinde yer almıştır.

    “HIV” kelimesi ise tek bir ayette geçmektedir.

    Kâri’a  101/9

    فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌۜ

    Fe-ummuhu hâviye(tun)

    Onları anası HIV’dir. / Onların anası (haviye) ATEŞ’tir.

    Evet sadece Kur’an’da “HIV” harfleri sıralı ve yan yana  “Haviye” yani “Ateş” kelimesinin içinde geçer . Devamında şöyle der; “Onun ne olduğunu ne bilirsin? O, pek kızgın bir ateştir.”

     

    KUR’AN’DA VEBA

    Pek çok kişi “Korona yazıyor ama Veba daha çok can aldı, o niye Kuran yok?” dediler. Ben de dedim ki; “Allah’ın kitabında eksik yoktur”. Ve hemen bakmaya başladım. Öncelikle veba ile ilgili Wikipedia adlı ansiklopedi sitesinin verdiği bilgiye baktım.

    Kur’an analizlerimden anladım ki, Allah tüm dünyaya ve dillere hitap ederken insanlığın ortak dil ve değerlerine göre kelimeleri seçmektedir. Aynı zamanda hastalığın en etkili yeri Avrupa olduğundan ve bu mucizenin ortaya çıktığı zamanda dahi dünyanın hakim dili İngilizce olduğundan, “veba” kelimesinin İngilizce’sini aramam gerektiğine karar verdim.

    Wikipedia şöyle diyordu; (Türkçe Sitesi)

    Kara ÖlümKara Veba ya da Büyük Veba Salgını, 1347-1351 yılları arasında Avrupa‘da büyük yıkıma yol açan veba salgınıdırAsya‘nın güney batısında başlayarak 1340’lı yılların sonlarında Avrupa’ya ulaşmıştır. Salgına Yersinia pestis adı verilen bir bakterinin yol açtığı düşünülmektedir.

    Amerika’daki Kızılderili Soykırımları‘ndan sonra bilinen bütün büyük salgınlardan ve savaşlardan daha fazla can alan salgında Fransız vakanüvis Jean Froissart‘ın gerçeğe yakın olduğu kabul edilen saptamasına göre Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte biri öldü. Salgın Orta DoğuHindistan ve Çin de dahil olmak üzere 75-200 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır.

    İngilizce sitesinde hastalığın isminin hakim dil tarafından “Pestilence” olarak tanımlandığını gördüm. Kur’an’da bu şekilde aramanın doğru olduğunu düşündüm.

    Eski Arapça’da harflerde hareke ve hatta noktaların çoğu kullanılmıyordu. Bunu Hz. Muhammed’in krallara gönderdiği mektupların müzelerdeki kayıtlarında ve bazı eski Kur’an nüshalarında görebiliyoruz.

     

    “PESTİLENCE” SESİ KUR’ANDA SADECE TEK AYETTE GEÇER

    Arapça’da “pe” harfi ve sesi nerdeyse hiç kullanılmadığından “BESTİLENCE” olarak aramaya karar verdim. Çünkü Kur’an, mevcut kelime ve harflerle hem geçmişe hem geleceğe mesajlar veriyordu.

    56:5

    وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ

    Ve busseti-lcibâlu bessâ(n)

    Bu kelimenin sesini veren 6 harfin yan yana geçtiği tek yer olarak; Vakia suresi 5. ayetini gördüm. “VAKIA; VAKA” demektir. ADLİ; TIBBİ önemli olayları ve hastalıkları ve olumsuz durumları, belaları anlatmak için kullanılır.

    Bu ayetin içinde بُسَّتِ الْجِ – be-se-te-e-le (n)-ce harfleri yan yanaydı.

    “N yani nun harfi nerede?” diye sorabilirsiniz. Arapça’da “n” sesi için çoğu zaman bir hareke kullanılır ve bu ses harfle verilmez. Bu nedenle “Bestelence”deki te’ye tenvin işareti konarak harf yapısı değiştirilmeden de “pestelence” okunacak şekilde yazılabilir.

    سَّتِالًجِ

    Yani Kur’an’ın orijinal ve harekesiz metninde bu ayeti “bestelence” şeklinde okuyabiliriz. Ancak bu tespitimizin ayetin geri kalanı ile anlamlı olması gereklidir ki geleceğe bu şekilde şifreli ve gizli bir mesaj vermiştir diyebilelim. Ayetin orijinal ve klasik manası şöyle meallendirilmiş:

    (5.Ayet) Vakia: Dağlar bir serpilişle serpildiği…

    Peki bu ayeti detaylı analiz eder ve günümüze bakacak şekilde yeniden yorumlarsak ne sonuca ulaşırız?

    Ve busseti-lcibâlu bessâ(n)

    Ve (ve sonra) – bestelence (veba), bâlu (bela-işemek-pislik-önemli-yığınla), bessa (serpiştirildi, dağıtıldı.)

    بَالُ Balu kelimesinin manasını kanıtlamak için size Arapça sözlükten aldığım ekran görüntüsünü göstereceğim.

     

     

    Arapça’da hareke olmadığı için yukarıdaki anlamların her birisi ile de yorumlanabilir.

    Yani özetle ayet geleceğe dönük olarak şöyle demektedir.

    SURE-İ VAKİA: (VAK’A) “Ve bestelence pisliği dağıtıldı.”

    Devamı ise çok anlamlı bir şekilde veba mikrobunun yayılışını anlatır şekilde; “Tanecikler yayılır.” diye ayete devam eder.

    Korona virüsü Çin’de yayıldı. Çünkü Çin milyonlarca Türk’ü haksız yere öldürmüştü. Aynı zamanda dinlere ve Tanrı inancına karşıydı. Peki Veba neden gerçekleşmişti? Avrupa nüfusunun neden üçte birini yok etti. Bunu anlamak için Avrupa tarihine bakmak gereklidir.

    Biliyoruz ki Veba’nın yani “pestelence”nin en büyük darbesi Avrupa’da 14. yy ‘da oldu. Avrupa, o güne dek üst üste 9 haçlı seferi yaptı. Veba kendini göstermeye başladığında Avrupa’da düzen bozuldu ve haçlı seferleri de bu nedenle durdu. Avrupalılar 200 yıl süren, 9 seferde milyonlarca Müslüman ve Yahudiyi katledip çok büyük topraklar ele geçirdiler.  Ancak öldürdüklerinden daha fazla insan kendi topraklarında veba yüzünden acı şekilde can verdi. Allah suç işleyen toplumların günahkarlarını yeniden dünyaya getirerek onlara azap etmektedir. Bu konu hakkında yazdığım kitabı ücretsiz olarak okuyunuz.

    Vaka Suresinin ilk 6 ayeti şöyle;

      1. Vak’a vaki olduğunda
      2. Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
      3. Alçaltır, yüceltir.
      4. Yer şiddetle sarsılır
      5. Ve pestelence belası dağıtılır
      6. Tanecikler yayılır.

    Daha onlarca kelime üzerine araştırma yapıyorum. Sizler de merak ettiklerinizi sormak ve araştırmamı istediğiniz kelimelere bakmam için lütfen yorum yazın ve bildirimleri açın. Böylece haberdar olursunuz.

     

    KUR’AN’DA DİĞER GİZLİ KELİMELER VE KOORDİNAT MUCİZELERİ

    https://www.erdemcetinkaya.com/kuranda-ki-farkli-koordinatlar-mucizeleri/

    https://www.erdemcetinkaya.com/1-durak-mekke-kabe-koordinat-mucizesi/

     

    (Yeni yazılarda bildirim almak için sol altta duran zil ikonuna tıklayınız ve bildirimleri kabul et tuşuna basınız)

    (Keywords: Korona Virüsü, Corona, Koruna, Coruna, Korana Virüsü)

     

     

  • APAÇIK ŞEKİLDE KAFİR OLAN TÜM İNSANLIK (AYET: HEPİNİZ CEHENNEME GİRECEKSİNİZ!)

    Bu tepki çeken başlıktaki söz nedeniyle okuyanlar irkildi, benim sözüm zannedip kınadılar. Oysa bu söz Allah’ındır.

    “Sizden oraya (cehenneme) varmayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.” (Kuran 19.71)

    “Andolsun ki biz, cinlerin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık…” (7.179)

    Cehennem’den esenlik içinde kurtulacak insan oranı Hz. Muhammed’in sözüne göre, siyah bir öküz üzerindeki tek beyaz kıl kadardır. Yani 7 milyarda 700 kişi cennetlik belki ya vardır ya yoktur günümüzde. Çünkü ayet şöyle der; “İşte Allah’a yakın olanlar, bunlardır. Çoğu öncekilerden, birazı da sonrakilerden” (Vakia 11-15).  Şimdi bu durumun nasıl bu hale geldiğini insanların neredeyse tümünün nasıl kafir olduğunu bizzat göreceksiniz. Hz Muhammed’in as.’ın  “Bir zaman gelecek, insanlar camileri doldurur, içlerinde tek mümin yoktur.” anlamındaki hadisinin rivayetine, Hakim en-Nisaburi, “Senedi sahih” demiştir.

    Son kutsal kitap Kuran’a inanmayan, araştırmadığı ve kesin delillere sahip olmadığı halde Hz. Muhammed’e (as.), Kuran’a, onu ve mucizelerini indiren Allah’a “yalancı” diyen herkesin zalimliğinden ötürü küfre düştüğü ve ebedi cehennemlik olduğu açıktır. Kuran’ın bir ayetini bile inkar kişiyi “kafir” ve “ebedi cehennemlik” tanımının içine sokar. Peki Kuran’a ve vicdana göre kişiyi kafir ve ebedi cehennemlik yapan eylemler nedir? Tüm insanlık neredeyse istisnasız nasıl bunu yapmış? Birlikte analiz edelim ve korkuyla titreyelim. İnsanları uyaralım. Çünkü incelediğimizde görüyoruz ki; şu an yeryüzünde cennete girebilecek insan sayısı belki 40 kişi yoktur. Nasıl mı?

     

    KURAN’A İMAN ETMEK FARZ, (OKUMADIĞI HALDE) İNANMADIĞI HALDE “İNANDIM” DEMEK KAFİRLİKTİR!

    Soruyorum size, insanın baştan sona dikkatli ve analiz ederek okumadığı bir metne “inandım” diyebilmesi mümkün müdür? Bilmiyor ki içindekileri inansın. Bir örnekle “müslümanım” diyen insanların bile  %99’unun nasıl küfre düştüğünü anlatayım. Mesela şehrinizdeki kütüphanede “RABBİN SON SIRRI” isimli bir kitap olsa. Size sorsalar “bu kitaba iman ettin mi? Yani inanıyor musun?” diye. Siz de “evet” deseniz. Herkes güler. Çünkü insanların çoğu bu kitabı hiç okumamış yada bir kaç sayfasını ancak aktarabilecek konumdadır. Ya da sağdan soldan duyduğu bir kaç cümle vardır kitaptan. Ama aslında kitaba değil tv’de denk geldiği insanlara iman etmiştir; kitabın kendisine değil.

    İnsanları yoldan çevirip Kuran’daki ayetlerden bazılarını okuyun ve bunlar “Satanistlerin kitabında yazıyor” deyin. Kuran’da ne yazdığını bilmedikleri için hemen “Aaa… bu nasıl kötü zalim bir kitapmış” derler. Onlar ne okumuş ne de anlamıştır Kuran’ı. Ama okumadıkları, bilmedikleri cümlelere “inandım” derler. Onlar sadece Allah’ı kandırmaya çalışıyorlar. Peki bunu neden yapıyorlar? Sadece kendilerini güvende tutmak ve vicdanlarını rahatlatmak için.

    Zaten Kuran’ın umurlarında bile olmadığı açık değil midir? Bir öğretmen, bir doktor, bir mühendis yada hatta bir işçi olmak için bile çocukluk yıllarından başlayarak yüzlerce sınavdan geçiriliyor insanlar. Ve bu sırada yüzlerce kitabı okumak hatta ezberlemek zorunda kalıyorlar. Pahalı dershanelere ve özel öğretmenlere gidiyor, kitabı anlamak için arkadaşlarından ve akrabalarından yardım dileniyor, hatta sabahlara kadar çalışıyorlar. Ne için? “Biraz daha çok maaş almak yada “az daha iyi bir not ile geçebildim” diyebilmek için. Peki bu sahtekar ve münafıklar ordusu, Allah’ın inanmayı ve okumayı farz kıldığı, “her gün mutlaka okuyun” dediği, “inanmayan onu yaşamayan, ondaki kanunlara aykırı hareket eden ebedi olarak işkence görür, uyan da ebedi cennet hayatı yaşar” dediği, Kuran’ı baştan sona bu şekilde sora sora, düşüne düşüne, araya araya kim okuyor? Cami hocaları bile Kuran’ın Türkçesini bir kez baştan sona ya okumamış yada okumuş unutmuş. Bir ayet soruyorsun “bu Kuran’da var mı?” diyor.

    Bu durumda Kuran’a “yalan” diyen dünyanın %70’i, ve “Kuran harika ve hepsine inandım” diyen ama çok az okumuş olan geriye kalanların %99’u, küffar sınıfında yer almış oluyor. Zaten eylemleri ve Kuran’ı okumaya önem vermeyişleri ile cennet ve cehenneme inanmadıklarını da ispat etmiş bulunmaktalar. Polisten korkan istese bile suç işlemez değil mi? Ama Allah’ın yasaklarını her gün binlerce kez çiğneyenler, Allah’tan, polisten yada bir kaç kişinin kınamasından korktuğu kadar korkmamaktadırlar.

    Zaten İslam ülkesinde doğanların neredeyse tamamının Müslüman olması, batıda doğanların hemen hepsinin Hristiyan olması insanların din seçmediğini, sadece gelenek olarak çevresine uyuverdiğini kanıtlamaktadır. Gelenekle başlayan sahiplenme ve çevre baskısından kaçış, düşünmenin ve araştırmanın zorluğu insanları içlerinde bulunduğu toplumun dinine bağlamaktadır. Aslında insanlar doğruyu değil, rahatı ve huzuru ararlar; yanlış ve zalimce olsa bile.

     

    KURAN’IN “TASDİK ETTİM” DEDİĞİ TEVRAT VE İNCİL’E  İMAN FARZ İSE; ONLARI DA OKUMADAN “İNANDIM” DEMEK ALAY ETMEK DEĞİL MİDİR?

    Bir kişi gelse, size dese ki; “bu yeni gördüğün kitaplara iman et, içinde yazan her şeye inan!” Sen de “tamam inanırım” desen ve onları alıp atsan, o kişiye hakaret değil midir? Allah Kuran’da pek çok yerde defalarca evvelki kitapları tasdik ettiğini bildirmiştir. İman ile mükellefiz. Ama okumadan “iman ettim” demek kolaycılıktır, yalancılıktır. İnanmanın içinde bilmek vardır. Aniden biri size sorsa; “inandın mı”? diye, siz “Neye?” diye sorarsınız değil mi? Çünkü neye inanacağınızı bilmiyorsanız inanabilir misiniz? Hayır, ama siz neye inanacağınızı bilmeden “inandım” derseniz, o zaman ya şaka yapmış gibi görünürsünüz yada ciddiye almadığınız için başınızdan savmış sahtekar bir insan gibi olursunuz.

    Allah’ın bize “onları tasdik ettim, onlar da bendendir, onlara da iman edin” demesi, onları da okumakla bizi mükellef kılmaz mı? Hayatımız boyunca yüzlerce kitap okuduk, ama bir İncil’i, bir Tevrat’ı okumadıysak, nasıl açıklarız Allah’a seni her şeyden önemli gördük, yüce gördük diye? Sahtekarlıkların ortaya çıkacağı gün yakındır.

    Her aklı başında insan kabul eder ki, bir kişi uzaktaki dünyanın ve evrenin Kralı olan babasından gelen mektubu dikkatlice okur.  Okuduğu mektupta “evvelce benim adımla gelen Tevrat ve İncil mektubu da benimdir, onlara da inan” derse. Sizin zaten okumuş olduğunuzu yada okuyacağınızı umarak dediği açıktır. Babasına değer veren her insan onun gönderdiği mektupları kesinlikle okur. Hatta kesin olmasa, babasının yazmış olduğu yada bir kaç cümle eklemiş olduğu mektupları bile onun hakkında bilgi edinme ve onun sevgisini kazanabilme umuduyla okuyacaktır. Bir kişi sevdiğinin gönderdiği mektupları da tekrar tekrar okur. Allah’ın mektupları nefsani ve şehvet dolu bir aşktan doğan mektuplardan daha mı küçüktür?

    Bazıları “Tevrat ve İncil tahrif edilmiştir, biz ne okuruz ne de onlara iman ederiz” derler. Öyle olsa Allah; “O kitaplara iman etmeyin, çünkü o kitapları ben göndermedim, benim gönderdiklerimin tümü kayboldu ve geriye hiç bir şey kalmadı, sakın Tevrat ve İncil’e inanmayın, tasdik etmiyorum, uzak durun” diye ayetler olması gerekmez miydi? Tam tersine Allah, Hz Muhammed zamanındaki Yahudileri azarlamaktadır.

    Maide 43: “Nasıl oluyor da (Yahudiler) içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat, yanlarındayken senin hükmüne baş vuruyorlar, sonra da gene bu hükümden yüz çeviriyorlar? Onlar, zaten inanmamışlardır.”

    Hz. Muhammed zamanındaki ve hatta daha eski zamanlardaki Tevrat nüshaları bugün hala müzelerdedir. Yani Kuran’da anlatılan Tevrat ile günümüzdeki aynıdır. Dolayısı ile Allah Yahudileri “Tevrat’taki açık hükümlere uymayı emretmiştir”. Bozulmuş olsaydı “ona uyun” der miydi hiç?

    Kuran’da; Hz. Peygamber’e, kendisine anlatılan olaylardan şüphe ederse, Tevrat’ı okuyanlara sorması tavsiye edilmektedir. “Tevrat’ı getirip okuyun” diyerek Yahudilere meydan okuyan Kurân ayeti de, bir bakıma, o dönemde mevcut Tevrat’taki bir hükmü tasdik etmiş olmaktadır. Hıristiyanların İncil’e uymaları Kur’an’ın emirleri arasında yer almaktadır.

    Kur’ân’ın ifadesine göre, Tevrat’ta Yahudilere cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas emredilmiştir. Kur’ân’ın Tevrat’ta bulunduğunu söylediği bu buyruk bugünkü Tevrat’ta vardır. Keza, Enbiyâ sûresinde (21/105) belirtildiğine göre, Zebûr’da şöyle yazılmıştır: “Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır”. Mevcut Kutsal Kitap’ta 37. Mezmur’un 29. cümlesinde bu ifadeyi görmek mümkündür. Zaten Kuran’da anlatılan olayların çoğu daha geniş ve detaylı şekilde Tevrat’ta ve İncil’de anlatılmaktadır. Kur’an onların üzerinden tasdik amaçlı kısaca geçmiştir.

    Kuran’da kitap ehlinin tahrifatı; “kitaptan bazı bölümleri halktan gizlemek, dilleri eğip bükerek yazılı metnin manasını tahrif etmek, bazı kelimeleri gerçek anlamından saptırarak farklı bir kelime gibi okumak” gibi ifade edilmiştir. Gizlenen bu kitapları Allah daha sonra ortaya çıkarmıştır. (İdris peygamberin kitabı ve Süleyman peygamberin kitabı gibi…). Kuran’da kendi elleriyle yazıp “bu Allah’tandır” diyenler de eleştirilmiştir. Ama bunların yazdığının Yahudilerin ellerinde olan Tevrat olmadığı açıktır. Çünkü o devirlerde şimdide olduğu gibi pek çok kişi özellikle yeni İnciller yazıyor ve “bu bana vahiyle geldi” diyordu. Yani bunu antik eser olarak değil de kendini peygamber ilan etmek suretiyle yazdığı kitabın Allah’tan geldiğini söylüyorlardı. Bu kitaplar ise Hz. Muhammed’den 1000 yıl önce toplanmış Tevrat ve 600 yıl önce yazılmış İncil ile ilgili değildi.

    Dolayısı ile “inandım” diyebilmek için, içindekini bilmek şarttır. Ben bir işçime bir “iş kuralları listesi” yollasam, “Bunu iyice anla, önceki gönderdiklerimle birlikte iman et, oku ve inanıp uygula” desem, o da okumadan altına imza atıp eğlencesine devam etse, ona mutlaka hesap sorarım. O, kendini şöyle savunur; “Sana o kadar güvendim ki ve onu getirenlere, senden olduğuna daha okumadan inandım”. İşte bu düzeni bozucu, işe zarar veren sahtekarca bir cevaptır. İş verenin kural listeleri yollamaktan amacı işçinin iyice okuyup uygulamasıdır ve bunun için de, iman etmesi gerekir. Yani iman okuduktan sonra başlayabilir. “İman edin” demek, “okuyun ve kabul edin” demektir. Tekrara gerek yok umarım anlaşılmıştır.

    Konuyla ilgili detaylı bilgi isteyenlerin diyanetin hazırladığı makaleye göz atmaları önerilir. Objektif yazmaya çalışmışlar. https://islamansiklopedisi.org.tr/tahrif–kitap

     

    FAİZ YİYENLER VE MECBUR KALMADIKÇA FAİZ YEDİREREK FAİZ SİSTEMİNİ DEVAM ETTİRENLER EBEDİ CEHENNEMLİK İLAN EDİLMİŞTİR

    Ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte kısaca faizin kötülüğünden bahsedelim ki” neden ebedi cehennemlik yapar bu küçük suç?” denmesin. Allah geleceği görmüş ve daima kendi düşmanlarının dünyadaki faiz ve banka sistemlerinin gizli sahipleri olduğunu görmüştür. Devletin iş yapanlara ve ihtiyaç sahiplerine faizsiz (altın yada benzeri değerlere eşitlenmiş) şekilde borç vermesi gerekir. Devlet bu görevini yerine getirmediği için zaten zengin olan sermaye sahipleri herhangi bir üretim yapmadan hızla piyasadaki tüm zenginliği kendilerine toplamakta ve halkı fakirleştirmektedirler. Eğer bankalar fes edilse ve devletleştirilse, bankaların elde ettiği geliri devlet halk adına elde etmiş olsa, birden tüm halkın gelirinde çok büyük bir artış olurdu. Fakirlik azalırdı. Ama bu olağanüstü kârlar, belli örgütlerin ellerinden toplanır ve bu kişiler daima Allah’ın düşmanı olmuş kişiler olarak olması kaderlerinde yazılıdır.

    • Bakara Suresi, 275. ayet:Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.”
    • Bakara Suresi, 279. ayet:Şayet böyle yapmazsanız (faiz sistemini terk etmezseniz), Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz.”

    Allah’ın düşmanı ilan ettiği kurumlarla ve o kurumlara hizmet edenlerle çalışmak, kişiyi Allah’ın düşmanlarının ortakları ve destekçileri haline getirir. Eğer kişi hayati düzeyde mecbur değilse yapmamalıdır. Ben kredi kartı kullanıyorum, yoksa iş yapamıyorum. Ama kazancımı arttırarak Allah’ın düşmanları ile etkili şekilde savaşmaya gayret ediyorum. yani onlara 3 kuruş verip 3000 kat zarar veriyorum. Bu da mecburiyetten yapılmış stratejik bir adımdır. Müslümanlar da, ancak mallarını Allah yolunda harcayanlar değillerse ufak tefek sayılan bu şekildeki kusurları ve iş ortaklıkları hoş görülmeyecektir. Bankalarla hayati önemi olmaksızın yada Allah yolunda düşmanları ile savaşa büyük maddi imkan için yapılan ticaret dışında çalışan herkes ebedi cehennemlik olma durumuna düşmüştür.

    Bankada çalışan da, çaycı olan da, ona ekmek götüren de, parasını orda faizsiz bile olsa tutan da kutsal kitaba göre onların yardımcısı, güçlendiricisi, kölesi sayılır ve onlardan ayrı tutulmaz. Hatta onlar büyük dünyevi menfaat için ahiretlerini sattıkları halde, diğerleri küçük bir fark için ahiretlerini sattıklarından onlar daha büyük kınanırlar. Eğer parasının evinde çalınmasından korkan varsa; devlet bankasının kasasına koysun. Bundan da korkan varsa, son çare olarak devlet bankasına faizsiz yada altın hesabı ile yatırsın. Bu şekilde faiz sistemine hizmet için kullananların eline bile geçse kazanılan para halka dönecektir. Ama bu son çaredir ve bu konuda bir garanti yoktur. Şahsım bankada para tutmamaya özen göstermektedir. Tutacağı zaman da az miktarda ve devlet bankasını kullanmaktadır.

    “İslami banka” diye bir şey söz konusu olamaz. Bu bir kandırmacadır. Zaten bu kurumların sahtekarlığını daima faize yakın kar payı vermesinden ve hiç zarar etmemesinden, borcunuzu ödeyemediğinizde katlanmış şekilde aynı banka gibi sizden daha fazla bedel istemesinden anlayabilirsiniz…

    Bir ev hanımı bile olsanız, bunlardan anlamayıp babanızın yada evinizdekilerin bankalarla çalıştığını biliyorsanız, siz de sorumlusunuz. Böyle bir hanımın Allah düşmanları ile aynı evde olması uygun değildir. Allah kendisine düşman olanlarla dostluğu yasaklamıştır. Kuran okumayanlara bunları anlatmak zordur.

     

    MEHDİ’Yİ ARAMAYAN VE DELİLLERİNE İMAN ETMEYEN KAFİR OLMUŞTUR

    Dünyadaki neredeyse tüm dinler; kıyamete yakın bir zamanda Allah’ın seçtiği bir görevlinin yeryüzüne gönderileceğini kutsal kitaplarında yazmışlardır. Kuran’da bu konu açıkça dile getirilir ama yorumları ve kelimelerin anlamları bozularak bu gerçek gizlenir. Bunu “Kuran’da Mehdi” isimli makalemden okuyabilir ve delillerini görebilirsiniz.

    Madem Kur’an dahil tüm kutsal kitaplar ve yüzlerce hadis; bu kişiyi bildirmiştir, o zaman onu aramak, delillerini bulunca da ona iman etmek farzdır. Seçilmiş ve Allah yolundaki işlerinde kendisine yardım edilmesi gereken bir lider geleceği açıkça tüm dinlerde bildirilmiştir. Böyle bir konuda “Mehdi yok, uydurma” demek, “Mehdi gelirse gelsin bana ne?” demek, işaretleri mucizevi şekilde uyan ve mucize gösteren bir kişiye “Mehdi sen değilsin sahtekar yada hastasın” demek, kişiyi kafir yapar.

    Bu yazının konusu olmadığından kutsal metinlerde onun işaretleri bahsine girmeyeceğim. Ama bunları araştırmak, okumak ve onu aramak en büyük ibadetlerden biridir. Neden? Çünkü onun gelişi ve galibiyeti tüm dünyaya Allah’ın dinini, cennet kanunlarını, masum ve ezilmişlerin kurtuluşunu, kötülüğün bitişini, mutluluğun hakimiyetini sağlayacaksa; ona destek vermek hayırların en büyüğüdür. Onu aramak arayışların en büyüğüdür. Hizmettir, hizmetlerin en büyüğüdür. Ancak insanlar artık her çıkana, araştırmadan alay ve hakaretle yaklaşmakta. “Al bir deli daha çıkmış” diye kötü söz söylemektedir. Ya o hakiki olan kişi bu sefer ona denk geldiyse? Hz İsa’ya bakanlar şöyle diyordu; “Şu obur ve ayyaş adam mı mesih seçilmiş? (incil)” Hz Muhammed’e bakan Ebu cehil “bu çirkin adam mı, peygamber seçildi?”. Hz Musa’ya bakanlar “Bu katil olmuş ve konuşması düzgün olmayan adam mı peygamber?” dediler. O nedenle kutsal kitapları iyi bilin ve bir insanın Mehdi olup olmadığını bir sarraf gibi anlamanın bilgisini edinin. Onun işaretleri ve göstereceği mucizeleri kutsal kitaplarda yazılmıştır.

    Bazıları da Hz Muhammed’in ömrünün sonunda erişeceği Arabistan’a hakim olup ardından binlerce kişilik ordusunun olacağı ile ilgili evvelden bildirilmiş olan kutsal yazıyı ona hatırlatıp dediler ki; “Sen kafirsin, yalancısın, onun büyük ordusu ve hakimiyeti olacak, sense fakirsin ve yalnızsın, sana kölelerden başkası inanmıyor”. Allah ona vadettiğini bir şekilde gelecekte verecekti. Ama bunu söyleyen insanlar o günleri görmeden öldüler yada kafir olup savaştılar, Müslümanları öldürdüler. Doğuştan gelen kanıtlarına ve diğer mucizelerine aldırış etmediler. Zamana dayalı ortaya çıkacak olan işaretlerine odaklandılar. Çünkü onlar akıllıca düşünemeyen, iman etmek istemeyen zalim kimselerdi. Ayıp aramak ve her şeyi kötülemek onların genel ruh haliydi. Allah da onlara hidayet vermek istemedi.

     

    KURAN’DA AÇIK HÜKÜMLER VARKEN, BİR ALİMİN YADA BİR HADİS RİVAYETÇİSİNİN YADA BİR DİN ADAMININ SÖZÜNÜ YEĞLEMEK

    Kur’an kendini şöyle tanımlar; “Apaçık, anlaşılır bir kitaptır.  İçinde eksik hiç bir şey yoktur. Her şeyden yeterince bahsedilmiştir. Onu bırakıp, yetersiz görüp başka sözler aramak küfürdür, derin düşünenler için gittikçe artan şekilde çok bilgi verir”.

    Bu ayetlere rağmen, filanca kişi şöyle rivayet etmiş, Kuran’da aksi yazsa da ben buna inanırım demek büyük küfürdür. Hiç kimse Hz Muhammed’in ağzından o sözlerin çıktığını doğrudan duymadı. Ondan ona aktarılmış sözlerle, Kur’an kıyaslanamaz. Maalesef pek çok konuda Kuran’daki açık hükümler bırakılıp kim olduğunu bilmediğimiz kişilerin rivayetlerine güveniyoruz. Eğer Kuran ayetlerinde aksi yazıyorsa bunlara itibar edilmez. Ama Kuran’daki hükümleri destekleyen rivayetlerse ve hatta bir mucizeyi ortaya çıkarıyorlarsa o zaman onların Hz Muhammed as dan geldiğine emin oluruz.

    Günümüzde en büyük alim denen kişilerin bile yaptığı hatalar; “Kur’an der ki; elbiseyi avretlerinizi örtmeniz için indirdik, kadınlar örtülerini göğüslerinin üzerine vurup kapatsın”. Ama sözde alimler derler ki; Kadın avretini değil tüm vücudunu kapatmalıdır. Erkek görürse canı çeker. Ya Kadın? Kadın görürse istemez mi? Hem akla, hem vicdana aykırı görüşleri rivayetlerle süsleyerek Kur’an ile yarıştırırlar.

    Bununla birlikte Hanefilikte ve diğer mezheplerde de olan, namaz kılmayanın hapsedilmesi, dövülmesi ve öldürülmesi hükümleri, zina edenin taşlanması hükmü, Kur’an bırakılıp rivayetlerin yanlış yorumlanması ile elde edilmiş küfre giren saçmalıklardır. Sorunca yüzlerce hadis bilen insanların yüzlerce ayeti ezbere bilmemesi anlaşılır durum değildir. Kişi hem Kuran okumalı hem de Kuran’ı iyi anlamasını sağlayan başka kitaplar da okumalıdır.

     

    İLAHİ KANUNLARIN GELMESİ VE UYGULANMASI İÇİN SAMİMİYETLE ÇABA HARCAMAYAN LİDERLERE OY VERMEK YADA DESTEKLEMEK

    “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”(Kuran 5:44)

    Başlıktaki durum insanı kafir yaptığı gibi, ilahın kanunları gelsin diye çaba harcayanları desteklememek de insanı büyük günahkar durumuna düşürür. Eğer baştaki yöneticiler Müslümansa, toplum kafir bile olsa Allah’ın kanunlarını uygulamalı ve topluma bu kanunların herkes için en güzel kanunlar olduğunu, herkesin bu kanunlardan istifade edeceğini anlatmalı ve Allah’ın kanunlarını sürekli layık olduğu şekilde övmelidir.  Bir devlet adamından beklenen şeyler şunlardır;

    1- Ancak ilahi kanunlar, insanlığı ve toplumu kurtarabileceği için; ilahi kanunların en iyi şekilde anlaşılmasını, araştırılmasını ve tespit edilmesini sağlayacak komisyonlar kurmak. Komisyonlara sınav ile adil şekilde en alim insanları toplamak. Sadece Kuran’ı bilen değil aynı zamanda uzmanlık alanı olan kişilerin en iyilerini seçmek.

    2- Bu komisyonca netleştirilen ilahi kanunların topluma hatta dünyaya benimsetilmesi için savaşlara ayrılan bütçelerden bile büyük bir bütçe ile halka tanıtım ve sevdirme çalışması yapılmalıdır. Çünkü bu kanunlar, savaşları bitirip dünyayı cennete çevirebilir.

    3- Yani Kuran’ın ve kanunlarının, mucizelerinin dünyaya ve topluma yayılması için azami çaba göstermeyen bir lider, Allah’a hakkını yerini getirmiş olmaz. Maalesef Hz Muhammed’den bu yana tebliğ ve dünyaya hakkın ilanı aşkında olan bir lider gelmedi, görünmedi.

    Kuran; Allah’ın kanunları yerine kendi akıllarınca kanun yapan liderleri “Tagut”, onlara tabi olan halkları da “Tagut’a tapanlar” olarak niteler. Yönetim sisteminin adının ne olduğu önemli değildir. Cumhuriyet, Krallık… Önemli olan kanunların hangi esaslar temel alınarak yazıldığı ve uygulandığıdır. Bu nedenle yönetim sistemini yada yöneticileri değil, kanunları değiştirmeliyiz. Liderler de Allah’ın kanunlarını reddediyor yada anlaşılması için yeterli çaba göstermiyorlarsa o zaman onların da yerlerine başkalarının seçilmesi için çaba gösterilmelidir.

    “Ve böylece, her şehirde oranın günahkârlarını, ileri gelenler kıldık ki, orada tuzak kursunlar! Halbuki ancak kendilerine tuzak kurarlar da farkına varmazlar.” Kur’an; Enam 123

    Bazıları “oy vermek küfürdür” diyorlar. Hayır, doğru kişilere oy verilmeli ve onların galibiyeti için canla, malla her şekilde çaba harcanmalıdır. Zamanın önemli bir cihadı da budur.

    ALTINI GÜMÜŞÜ (PARAYI ) BİRİKTİRMEK

    Bu bölümde insanı kafir etmeyen ancak cehennemde yanmasına vesile olan en büyük etkenlerden birine son olarak değineceğim. Parayı, altını, gümüşü ve fazla serveti yığmak… Başka büyük günahlarla birleşince kişiyi cehennemde çok uzun süreler tutabilir. 1 dakikasına katlanamadığımız bir acının, yüz bin yıl olması sizi rahatlatır mı? Sonsuz kalmayacak bile olsanız 10 dakikası yetmez mi? Ve Allah neden malın biriktirilmesinden tiksinir? Size bunu anlatacağım.

    “Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

    O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı”! Denilecek.” Tevbe:34-35

    Altın ve gümüşü biriktirmek sadece hahamlara ve din adına para toplayanlara değil, her insana yasaklanmıştır. Ama onların biriktirmesi daha da çirkindir.

    “Arkadan çekiştiren ve yüzüne karşı alay edenlerin vay haline! Ki o, mal biriktirip tekrar tekrar sayar. Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır. Hayır, andolsun ki o, kırıp geçiren cehenneme atılacaktır! Kırıp geçiren cehennemin ne olduğunu sen bilir misin?” (104/1-5)

    Müminlerin Emiri İmam Ali’den rivayete edildiğine göre, vergisi ödensin veya ödenmesin, dört bin dirhemden fazla biriktirmek, ‘hazine yığmak’ yasağı kapsamına girer. Bu miktardan az biriktirme ise harcama olarak değerlendirilir.

    “Ayyaşi” İmam Bakır’ın bu ayet ile ilgili bir soruya verdiği cevapta, hazine yığmanın iki bin dirhemden fazla biriktirme anlamına geldiğini nakleder. Ölçüdeki farklılık, hayat şartlarındaki ve kamu ekonomisindeki değişimden doğmuştur. Gerçekten, geçim için gerekli olana her şey, harcama niteliğinde olup, salt biriktirme ve yığma amacıyla elde etmek ise, bu yasak kapsamına girer.

    ALLAH TAMAMLAYICI AYETİ İNDİRİYOR

    Sonra mallarından neyi vereceklerini soruyorlar. De ki: Kendilerini sıkmayanını, sıkıntıya düşürmeyenini, fazlasını. İşte Allah, delillerini size böylece bildirir, ta ki düşünesiniz.* (2:219 Kuran)

    El-Humeze Süresi; kısa, korkutucu ve düşündürücü ayetleriyle servet biriktirmenin sosyal ve moral etkilerini ve sonuçlarını ortaya sermektedir:

    El-Khasal’da rivayet edildiğine göre yüce Peygamber şöyle buyurmuştur: “Atalarınızın dinarları ve dirhemleri onları mahvetti, sizi de mahvedecektir.” Mecmu’atul –Beyan’da rivayet edilir ki; “onlar, altın ve gümüşü biriktirenler…” (9/34) ayeti nazil olduğunda Peygamber üç defa “Altın ve gümüş kahrolsun!” diye haykırdı. Bu ifade sahabeyi şaşırttı. Ömer hemen sordu: “Hangi tür serveti kendimiz için isteyebiliriz?” Peygamber şu cevabı erdi: “Hamd eden bir dil, şükreden bir kalp, imanlı ve size manevi yönden destek olacak bir eş isteyin!”

    Kâfi’de rivayet edildiğine göre, İmam Sadık’tan soruldu: “Ne miktar servet üzerinden vergi (zekât) alınmalıdır?” İmam: “Siz gönüllü ödemeler ve resmi vergiyi (zekât) mi kastediyorsunuz?” diye sordu. “Evet” cevabını alınca şöyle devam etti: “Resmi vergi (zekât) her bin (lira ve altın) üzerinden yüzde yirmi beş oranında alınır. Gönüllü ödeme ise, Müslüman kardeşinizin ihtiyaç duyduğu miktar kadardır. Allah serveti size emrettiğiniz şekilde harcamanız için ihsan etti. Onu kendinize saklamanız için değil.”

    Başka bir olayda şöyle oldu;

    Hz. İbni Abbas (r.a.) der ki bu ayet inince bu hal Müslümanlara ağır geldi. Şöyle dediler: Biz evladımıza bir şey bırakmayacak mıyız? Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) “ben Resulullah’la görüşüp durumu size aktarırım” dedi. Hz. Sevban (r.a.) ile Efendimize gittiler. Bu ayeti Hz.
    Peygamber’e (s.a.v.) sordular. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah zekâtı emretti ki zekâtın dışında kalan paranın (malın) temiz olduğu anlaşılsın. Allah mirası emretti ki sizden sonra miras olarak bırakabileceğiniz mal kalsın.” Efendimizin bu açıklamasını duyan Hz. Ömer tekbir getirdi. (Şevkati, Fethül Kadir, 2, 357)

    Ancak bu hadis diğer ayetlere ters değildir; şöyle ki: Zekat İslam devletine verilen özel bir vergidir. Devlet vergiyi Allah’ın Kuran’da saydığı yerlerden birisine hayır için harcamakla mükelleftir. Bunun dışına harcayamaz. İhtiyacınızdan fazlasını Allah yoluna verin ise; zekattan bağımsız başka bir şeydir. Buna İnfak denir. Allah 3 türlü maddi fedakarlık emretmiştir. Sadaka, İnfak, Zekat.

    Sadaka; Sıdk yani “sadakat” kökünden gelir. Kişinin sadakatini ispatlayan her türlü fedakarlıktır. Kapsamı maldan daha geniştir. Gülümseme bile sadaka sayılabilir. Yada iş yapmak, hizmet etmek sadaka olarak görülebilir. Yeter ki sadakati ispatlasın.

    Zekat: İslam devletine verilir. 20 dirhemden sonraki her altın için 40’da birdir. Devlet bununla Kuran’da tarif edilen yerlere harcama yapmakla mükelleftir. Devlet anayasasına eklenmelidir.

    İnfak: Her Müslümanın ihtiyacından fazlasını vermesi gerekir. Ancak ihtiyaç kişinin iş yerinin büyüklüğüne, iş döngüsüne ve aile büyüklüğüne ve daha çok faktöre bağlı olduğundan miktarı belirtilmemiştir. İsteyen kendi vicdan ve aklı ile belirler ancak bu onu ahirette zora sokabilir. Ancak alim kişileri toplayıp belli ücretle kendisini tanıtmadan makul bir tutar belirlenmesini isteyebilir. Alimler onu ve durumunu değerlendirir ve onun infak için ayırması gereken tutarı yada ihtiyaç miktarını belirlerler. İstişare ile hüküm verdiği için sorumluluk ondan gitmiş olur.

    Miras konusuna gelince; ev, araç, at, tarla, dükkan, ev eşyaları vb şeyler her insanın ihtiyacıdır. Bunlarda miras olarak bırakılabileceği için Allah miras ayetlerini indirmiştir.

    GÜZELLİKLER YASAK DEĞİLDİR

    “Ey Âdemoğulları, namaz kılacağınız her vakit, elbisenizi giyin, süslenin ve yiyin, için, israf etmeyin, şüphe yok ki o, müsrifleri sevmez. (Kuran 7:31) De ki: “Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve ziyneti ve (her türlü) temiz rızkı (ve nimeti) haram kılmak kim(in haddine) dir?” De ki: “Bunlar dünya hayatında da mü’minlerindir. Ahirette de sadece onlar içindir.” Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktayız. (Kuran 7:32)

    Peygamberlerin çoğunun büyük koyun sürüleri vardı. Onlar altın ve gümüşten de öte durduğu yerde çoğalırdı. Aynı zamanda onları satın alarak da biriktirirlerdi. Ama onlar için bir yasak yada kınama getirilmemişti. Peki bu servet edinme konusunda sır, sınır nedir?

    SONUÇ

    Ayetleri ve hadisleri birleştirince anlıyoruz ki; kişinin ihtiyacından fazlasını biriktirmesi yasaklanmıştır. Peki büyük fabrikalar kapatılsın, büyük sürüler kesilip dağıtılsın mı? Hayır elbette. Çünkü onlar da binlerce insanın ihtiyacını karşılamaktadır. Burada fabrika yada sürü sahibi şunu yapmalıdır. Eline geçen parayı ya tekrar üretime ayırıp daha çok insanın ihtiyacını karşılamalıdır yada ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Artan malı da Allah yolunda harcamalıdır. Bunun dışında bir formül yoktur. Bazıları sorabilir; kötü gün parası biriktirmeyelim mi? Hayatın türlü türlü hali var. Bunun cevabı yine Kuran’da saklıdır. Üst limit 7 yıldır. Yusuf kıtlık ile ilgili rüya görününce onu tabir etti. tabiri belki çıkardı belki çıkmazdı. Sonuçta bu bir rüya. İşte kişi böyle bir ilham alır ve durumların kötüleşeceğini görürse, o zaman 7 yıllık yiyeceğini ve minimum geçim ücretini biriktirebilir. Yusuf yaptıysa herkes yapabilir. O da halkın 7 yıllık buğdayını biriktirmişti. Yani bir insan ayda 10 altın ile geçinebiliyorsa; kötü bir durumu haber almak yada ön görmek kaydı ile 7 yıllık altın kadar elinde tutabilir. Ancak bunun için sağlam nedenleri ve açıklaması olması şarttır. Eğer böyle bir neden yoksa kişinin iş döngüleri önemlidir. memur için aylık veya yıllık döngüler söz konusu olabilir. Çiftçi için ise 1 yada 2 yıllık iş döngüleri vardır. Buna göre yeterli miktarda iş döndürücü nakiti biriktirmesinde, saklamasında sakınca yoktur.

    Peki ya yaşlılık? yaşlanınca bana ne olur kim bakar? diyorsanız. Emekli aylığı için prim ödemenizde sakınca yoktur bu biriktirmek sayılmaz, sizin paranızla devlet başkalarına yaşlılara hastalara yardım eder. Önemli olan paranın toprak altında yada kasada atıl halde tutulmamasıdır. Emeklilik sistemi olmayan ülkelerde ve koşullarda ise, kişinin yaşlanınca ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde gelir getirici bir tarla, dükkan vb bir varlık almak için para biriktirmesinde sakınca yoktur.

    Peki spor araba, 3 tane ev, şato vb şeyler alabilir miyiz? Açıktır ki bunların hiç birisi ihtiyaç tanımı içine girmez. Güzel şeyler, anlamlı ve kaliteli şeyler kullanmanızda, en güzel elbiseleri giymenizde sakınca yoktur. Allah bunları sever. Güzellik de bir ihtiyaçtır. Ancak marka giymek bir ihtiyaç değildir. Aynı kalitede ve güzellikte daha uygun fiyatlı bir ürün varsa kişi onu seçmelidir. Daima “bu güzellik benim ihtiyacım mı?” diye sormalıdır. Buradan anlıyoruz ki; standart ölçülerde bir yaşam Allah’ı rahatsız etmez. Çok zengin de olabilirsiniz, bin adet fabrikanız olabilir. Bunlar çok güzel şeylerdir ve takdir gerektirir. Ancak oradan kazandığınız parayı daha faydalı bir üretime yada Allah yoluna harcamıyorsanız, toprak altında yada kasada altın gibi birikip atıl hale düşüyorsa yada oturamayacağınız evleri arsaları alıp öylece tutuyorsanız; işte bunlar kalp hastalığıdır. Kemik toplayan aç gözlü köpeklerin yakalandığı hastalıktan farkı yoktur. Bu tür köpekler binlerce kemik veya leşi toprağa gömer. Daima taze yemek bulduğu için onları hiç yemez ama daima biriktirir. Hatta yolculuk yaptığı ve oradan hiç geçmeyeceğini bildiği bir yere dahi kemik gömer. Önemli olan başkasının olmamasıdır sanki. Kendisi yiyemese de, oturamasa da, kullanamasa da önemli değildir. Başkalarına engel olması ona haz verir.

    Peki Allah neden malın insanlarla paylaşılmasını veya daha çok üretim için riske atılmasını ve mutlaka üretimin insanlara ulaştırılmasını istemektedir? Çünkü zenginlik ve sahip olduğumuz her şey, akıl, beden ve dünya Allah’ındır. Onu dilediğine verir. Bizler kazandıklarımızı kendimize ait ve kendi üstünlüğümüzden zannediyoruz. Oysa bizi böcek yada sakat olarak yaratabilirdi. Başarı Allah’ındır. Kazancın en büyük payı onundur. O, bizlerin vicdan ve merhamet sınavında ne kadar hayranlık duyulacak insanlar olduğunu görmek istedi. Kiminin de ne kadar bencil ve köpek mizaçlı olduğunu görmek istedi.  Bu nedenle şartlarımızı eşit kılmadı ve bizleri sınadı. Kişi kazanıyorsa bunu kendi yüceliğinden bilmemelidir. Merhamet etmeyen birine, hataları ortaya döküldüğü gün ceza verilirken merhamet edilmez. Çünkü o da merhamet etmemişti.

     

     

     

     

  • MUSEVİLİK, İSEVİLİK, BUDİZM, HİNDUİZM ve ZERDÜŞTLÜKTE YENİDEN DOĞUŞ (2. Kitap 23. Bölüm)

    TÜM DÜNYA DİNLERİNDE GÜNAHKÂR DOĞUŞ VE YENİDEN BEDENLENME

    Dünyanın yarısına yakını yeniden doğuş inancına sahip yani Hindu ve Budist’tir. Bu dinlerde bilinen şekilde bir kıyamet anlayışı olmasa da kurtarıcının gelişi ile birlikte başlayacak bir dönüşüm çağından bahsedilir. Tüm dinlerin özü bir olduğundan birinde unutulan yada gizlenen bir özellik bir diğerinde ortaya çıkmaktadır.

    Sümer’de Günahkâr Doğuş

    Sümer tabletlerinde Eyüp As.’ın hikayesine benzer bir hikaye vardır. Bu metnin yazıldığı tabletin bir kısmı Philadelphia Ünİversitesi’nde, diğer kısmı istanbul Arkeoloji Müzelerinde bulundu.

    Bunlar ayrı ayn okunup birleştirilince 135 satıra ulaşan şiir tarzında yazılmış bir hikâye ortaya çıktı. Fakat parçaların birçok yeri kırık veya bozuk olduğundan metnin tümü tam olarak elde edilemedi.

    Bu hikayede günahkar doğuşu anlatan şöyle bir bölüm bulunmakta;

    Tanrım, beni var eden babam, yüzünü kaldır,

    Ne zamana kadar beni İhmal edecek, beni korumayacaksın?

    Ne kadar zaman beni rehbersiz bırakacaksın?

    Bir doğru söz söylüyor akıllı bilginler,

    ‘Asla günahsız bir çocuk annesinden doğamaz,

    Günahsız bir genç, en eski zamandan beri yoktu.’”

     

    HİNDUİZMDE GÜNAHKÂR DOĞUŞ

    Brahma; Evrenin bizzat kendisi. Yaratıcı Brahma’nın olduğu yer. Görülen görülmeyen her şey. Ruhun yaşam döngüsünden kurtulup ulaşmaya çalıştığı yer. Kutsal Veda’ların çıkış noktası. Hindular, sayısı 330 olan diğer tanrıların da ona hizmet ettiğini düşünüyorlar.

    Ruh, Brahma’nın içinde olduğu mokşa’ya yada farklı bir deyimle Nirvana’ya ulaşana kadar tekrar tekrar Dünya’ya geliyor. Amaç tekrar tekrar dünyaya gelmek değil. Bir an önce mokşa’ya ulaşıp döngüden çıkmak. Döngüden çıkan olgunlaşmış ruh Brahma’ya ulaşıp Brahman ile bütünleşiyor.

    Olgunlaşamamış olan ruhlar ise reenkarnasyon ile sebep sonuç yasası da diyebileceğimiz karmalarına bağlı olarak başka bir bedende Dünya’ya dönüyor. Her yeniden doğuş ile ruh olgunlaşıp mokşa’ya daha fazla yaklaşıyor.

    Kur’an ve hadislerden anladığım 3 ve daha fazla yaşam döngüsünden tek farkı onların bu döngünün sonsuza dek devam edeceğine inanmaları. Aslında İslam inancında da 3. yada son yaşamımız ebedi olacağından; bir şekilde sonsuz bir döngü oluşacağına ve son döngü de Rabbin hayatları kalıcı hale getireceğinden yani ölümü yok edeceğinden bahsedebiliriz.

    Ölümün yok olması zaten beklenen bir sonuç. Öyle yada böyle, insanlığın kaderinde ölümü yok etmek vardır. Rabbin eliyle yada meleğinin yada bir vesile aracılığıyla; farketmez. Ölüm ölecektir.

     

    BUDİZM’DE YENİDEN DOĞUŞ

    Budizm’de Buda, derecesi çok yüksek bir tanrı-ruh olan Vişnu’nun enkarnesidir. Budizm’de Buda tüm tanrıları reddetse de Hinduizmin etkisinden tam kopulamamıştır. Buda, aydınlanma ve döngüden çıkışın ancak ruhsal olgunluğa ulaşılarak gerçek olacağını söylüyordu. Bunun için kast sistemini reddetti. İçsel bir yolculuğa çıkılarak aydınlığa-nura ulaşılacağını anlatıyordu. Bir prens olmasına rağmen nefis tezkiyesi ve dilenerek yaptığı ruhsal eğitim onun öğrencilerine has bir terbiye metodu idi.

    Budizme göre; ‘Koruyucu’ olan Vişnu, yeryüzüne enkarne olduğunda aldığı biçimlerden biriyle gösterilir. Vişnu, yeryüzüne dokuz kez gelmiştir. Onuncu bedenlenişinde “Kalki” isminde ve at üstünde geleceğine inanılmaktadır. Eski enkarnasyonlarında çeşitli hayvan bedenlerinde ya da “Narsingh” ismiyle bilinen yarı aslan – yarı insan şeklinde biçimlenmişti. Ramayana destanına göre yedinci enkarnasyonunda, ideal insanın ve bir kahramanın olması gereken şeklini gösteren Rama şeklinde belirdi. Rama, aynı zamanda Hanuman gibi ikincil derecedeki tanrıları da oluşturdu. (Onların tanrı dedikleri, kutsallar – melek ve ruhlar yada cin krallarına verdikleri isimlerdir. Hakikatte yer ve gökteki her şey Allah’a yani Brahma’ya kulluk eder ve ondan başka ilah yoktur. Tüm dualar onadır ve her şey ona muhtaçtır)

    “Buda, şöyle dedi: Ben dünyaya gelen ilk Buda değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O, benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir… Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: O, maitreya-mitra-mettaya olarak bilinecek. (Farklı isimleri bulunmaktadır)

     

    YAHUDİLİK VE HRİSTİYANLIKTA GÜNAHKÂR DOĞUŞ

    Bildiğiniz üzere Hristiyanlıkta, doğan her çocuğun vaftiz edilmesi şarttır. Bu günahkar doğan bebeğin temizlenmesine yardımcı olacak su ile yapılan dini bir ayindir.

    Bir çok din adamı Adem ve Havva’nın günahlarını çektiğimizi söylüyor. Ama gerçek bu değil.

    Hez.18: 20 Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. (diyor Tanah – Kitab-ı Mukaddes)

    Yaratıcının dedelerimizin günahını bize yüklemesi akıl ve vicdanla, adaletle açıklanamaz. Onlar yanılıyorlardı.

    Tevrat’ta da özellikle Ezra isimli Peygamber’in kutsal metninde çarpıcı ifadelerle günahkar doğuş tescillenmektedir;

    21.İlk insan Adem, günahkâr bir yüreği yüklendiğinden günah işleyip yenildi. Yalnız kendisi değil, bütün soyu…

    Ezra 3. bölüm

    26Tıpkı Adem ve onun soyu gibi davranıp yoldan çıktılar.

    Ezra3

    21Tanrı tüm insanlara, bu dünyaya geldikleri zaman nasıl yaşama erişeceklerini ve cezalandırılmaktan kurtulacaklarını anlatan açık bilgiler vermişti.

    Ezra 7

    35Gerçek şudur ki, hiç günah işlemeyen bir insan doğmamıştır, günahsız yaşayan insan da yoktur.

    Ezra 8

    “Tanrı Musa’ya dedi ki; İsrail halkına söyle: Bir kadın, erkek çocuk doğurursa, yedi gün boyunca törensel olarak kirli sayılacaktır, tıpkı adet döneminde kirli sayıldığı gibi. Ve sekizinci günde, sünnet derisinin (üstderisinin) eti sünnet edilecek. Onun kanının saflaşması 33 gün sürecek. Bu süre boyunca kutsal olan hiçbir şeye dokunmayacak, mabede gelmeyecek. Eğer kız doğurursa, iki hafta için kirli sayılacak, kan-saflaşması 66 gün sürecek” (Leviticus. 12:1-5).”

    İncil’de Şöyle yazıyordu;

    Rom.3: 23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.

    Hz. Muhammed, sahih hadiste şöyle ifade ediyordu insanoğlunun günahkarlığını.

    “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir” (İbn Mâce, Zühd, 30)

    19.71 – (Ey insanlar!) Sizden cehenneme girmeyecek hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.

  • NEREDEYSE TÜM İNSANLAR ZALİMDİR; DELİLLER (2. Kitap 22. Bölüm)

    Birini silah gücünüzle öldürmediğiniz yada malını zorla çalmadığınız için kendinizi iyi bir insan gibi görebilirsiniz. Ama gerçek böyle değil.

    Zeki olan, zeka silahıyla başkalarının ekmeğini çalar. İyi olmak, zeki ve daha üretken olmana rağmen, aynı güce sahip olmayanlarla eşit pay almaya razı olmaktır. Sınır tanımadan daha fazlasını toplamaya çalışmak zeka değildir. Verilen silahı zorbaca kullanmaktır.

    Güzeller, güzellik silahı ile çirkinleri öldürürler manen ve olabildiğince çok kalbi tutsak etmekten zevk alırlar. Güzel göz bir silah gibi dünya malını avlar; zenginlere eş eder. Çirkin görülen hamalın karısı olur.

    Bir ülkeniz mi var? Milliyetçi misiniz? En büyük ülke sizinki mi olmalı? Bu aynı zamanda diğer ülkeleri umursamamaktır. İnsanların arasına sınır koymak, “sınırın ötesindekiler ne yaşarlarsa yaşasınlar, biz rahatsak onlar umurumda değiller sakın gelmesinler” demek… Eğer bir gün siz aynı duruma düşerseniz sizden yüz çevrilmesine layık durumda olmaz mısınız? Kendi ailesi, kendi ülkesi diğerlerinden üstün olsun istemek zulümdür. Onlar için de, kendi için istediğini istemeyen kişi olgun insan değildir. Sınırları savunan her insan bencildir.

    Şehrinizde aç ve fakir insanların olduğunu biliyorsunuz. Ama biliyorum ki araçlarımızın ve cep telefonlarımızın modellerini yükseltmemiz daha lüks otellerde tatil yapmak için kazancımızı saklamamız gerekiyor..  Eğer bir gün siz de aç yada fakir kalırsanız bu durumda Allah size karşı neden merhamet etsin. Çünkü siz bencil ve zalimce yaşıyordunuz. Metal olmayan; ama metal olandan daha güçlü yetenek silahlarınızla arzu edilen şeyleri topluyor ve yığıyordunuz.

    İnsanlık bu ayıplarından temizlenirse dünya cehenneminde yaşamaktan azat edilecektir. Önce dünyada, sonra da Yaratıcının vaat ettiği cennete alınacak. Bunun yolu sınırların aşamalı olarak kalktığı ve daha adil, insani bir yönetim anlayışı ile tüm halkların tek bir devlet olarak birleşmesidir. Bu sistemin adı Diwos’tur. Bu projeye inanıyorum ve tüm gücümle destekliyorum. Bizleri kralların değil, adil ve ilahi kanunların yönettiği muhteşem bir dünyanın tek yolu olduğuna inanıyorum.

    KİŞİ 4 ŞEKİLDE ZALİM OLUR

    1. Yaratana Karşı
    2. Kendine Karşı
    3. Çevresindekilere Karşı
    4. Dünyaya ve İnsanlığa Karşı

    Yaratana Karşı Zulüm Çabası

    Yaratana zulüm imkansızdır. Allah yaratılmışların zahiri zulmünden münezzehtir. Lakin yarattıklarına zulmetmek, zatını yok saymak, zatında, karar ve işlerinden kusur bulmak, emir ve yasaklarına hürmet göstermemek Allah Tealayı öfkelendirir. Tabiri caizse üzer. Hakikatte öfke, birikmiş üzüntüden doğar. Birini sevmek isterken sizi eliyle bir kez itse üzülürsünüz. Sabredersiniz değişir diye. Lakin her fırsatta sizi gelip itip kakmaya başlasa üzüntünüz öfkeye dönüşür. Merhametiniz gazap olur.

    En büyük hırsızlık nedir? Bankadan tonlarca altın çalmak mı? Hayır. Kişinin kendisine, hayat veren, türlü nimetler veren, kendine arkadaş kılan, cennet vaat eden, bir çok isteğini yerini getiren Allah’ından çalmasıdır. O hırsızlık nasıl olur? O, tüm bunların karşılığında namaz ve biraz olsun infak ister. Ahlaklı insan olmak zaten insanlığın borcudur. Kişi yürüdüğü halde namaza durmazsa bacaklarının bedelini hırsızlık eder. Kişi diliyle konuşabildiği halde Allah’ı biraz olsun anmazsa günde 5’er defa dilinden hırsızlık eder. Allah’ı ve yarattığı sanatı ve kanunu düşünmezse, beyninden hırsızlık eder.

    Tüm bunlar Rabbini seven için bir eziyet değil, zevktir. Eziyet geldiği halde devam edene, duası ve sabrı, sonunda zevke dönüşecektir.

    Kendine Karşı Zulmü

    Kişinin kendini bile bile kötü duruma düşürecek işler yapması; kişinin kendine zulmüdür. Örneğin içki ve uyuşturucu, helal bile olsaydı, alışkanlık olması muhakkak haram olurdu. Çünkü kişiyi muhakkak kendine zarar vermeye yada suç işlemeye götürürdü.

    İnsanın kendini hayatta ve ahirette koruyacak ilimler öğrenmeden boş boş oturması, vaktini zevk yada gereksiz işler için öldürmesi de kişinin kendine ettiği zulümdür. Bu aynı bir farenin kapandan habersiz peynir yemesi gibidir. Gerçekte o fare kendine zulüm etmektedir.

    Çok yemek veya az hareket etmek kişinin kendine zulmüdür. Lakin kişi, Allah için yada insanlara faydalı olmak için zahiren kendine zulüm ediyorsa, bu muhakkak ona daha büyük bir ödül olarak geri dönecektir.

    Alim sürekli oturarak ilim öğrenip, ilim öğretir. Hareket etmeye imkan bulamaz. Az yediğinde ise şeker düşer ve okuduğunu iyi anlayamaz; yazarken aklını çalıştıracak enerjiyi bulamaz. İşte ona af kapısı açıktır inşallah.

    Abid olan yani sürekli namaz ve zikirle meşgul olan ise hem çok hareket eder, hem de aklı gıdaya ihtiyaç duymaz. O nedenle ibadet ehlinde göbek hoş görülmez.

    Kişinin kendini günahlarından ötürü dövmesi de, kınaması da kişinin kendine zulmüdür. Lakin Allah için yapıldığından, bu da ona güzel bir dönüşle döner.

    Anlıyoruz ki; Allah için yapılmayan her şey; faydalı gibi görünse bile insana zulümdür. Zulüm gibi görünen her şey de, Allah içinse, bir hikmeti varsa Allah’a ulaştıran bir Burak’a dönüşmektedir.

    Çevresindekilere Karşı Zulmü

    İnsanlar size yakın olmaktan ötürü mutluysa, özellikle aile ve akrabalarınız, sorumluluk kalkmıştır. Ama yakında olmanızdan ötürü huzursuzluk içindelerse, git diyemeseler bile zulüm ediyorsunuz demektir.

    İnsanlar ekonomik olarak size muhtaç olduklarını düşündükleri için kusurlarınıza dayanmaya çalışıyor olabilir. Bunu kullanmamak gerekir.

    En çok çevremizdekilerle sınanırız. Elbette hiç kimse mükemmel değil. Lakin okudukça, hatırladıkça korunmuş olacağımız için hem kendim için hem sizin için yazıyorum.

    Ve size bir sır vermek istiyorum. Çevrenizdekilere yada birilerine yaptığınız iyiliklerden kötülük görüyorsanız; nedeni iyiliğinizi Allah için yapmıyor oluşunuzdan doğar ekseriyetle. Allah için yaptığınız iyilik ise size daha büyük bir iyilik olarak döner.

    Hayatta her şey böyledir. Müslüman Allah’ı unutarak kullar için yada dünyalık için yaşadıkça sıkıntıya boğulur. Allah için yaşayıp, çalıştıkça da tüm kainat ona hizmet etmeye başlar.

    Dünyaya ve İnsanlığa Karşı Zulmü

    Sigara İçmek (Kul Hakkı ve Azap Nedenidir)

    Bazıları “sigara içmek mekruhtur” der. Hayır, daha da ötesi; o kul hakkıdır. Çünkü sigara içen hemen herkes mutlaka dumanıyla yanındakini rahatsız eder. Bu rahatsızlık ter kokusu vb bir hoşnutsuzluğun da ötesinde, yanındaki herkesi de zehri içmiş gibi etkiler. Önemli sayıda insan benim gibi sigara içmese de, ortamda dumanını biraz soluduğunda migren ağrısı tutar.

    Kafelerde açık havada sigara içenler oturabilir. İçmeyenler ve rahatsız olanlar kapalı yerde oturmak zorundadırlar. Sigaradan kaynaklı, damar tıkanıklıkları, kalp krizleri, akciğer ve gırtlak kanserleri gibi daha pek çok hastalık tedavisi için karşılanması gereken bütçe sigara içmeyen insanların da üzerine de bindirilmiş bir yüktür.

    Bir insan her gün ortalama 1 kişiyi dumanı ile rahatsız etse (kafede bile içse yoldan geçenlere ulaşsa, yan masada içmeyene gitse vs.) 30 yılda yaklaşık 11000 kişiye kul hakkı borcu olacaktır. Aynı zamanda bu sürede lüks bir araç yada ev değerince para kaybetmiş olacaktır. Ömründen zahiren en az 10-20 yıl azaltmış olacaktır.

    Ne yapıp ne edip sigaradan uzak durmak farzdır. Azap olarak bir insana sigara içmesi yeterlidir.

    Küfretmek, Argo Konuşmak

    İşte bu aşağıların en aşağısına düşmek gibidir. Eskiden savaşlarda askerlerin işgal ettikleri ülkelerde yaptıkları her türlü işkence ve tecavüzden daha da aşağı şekilde arkadaşına, canını biraz sıkan kişiye, patronuna yada bir siyasiye “şöyle, böyle yapayım” diyerek küfretmesi onun lanetlenmesine neden olur.

    Çünkü bu iğrençliği, kınanası davranışı -ki Lut kavmi bu davranışlara özendiği için helak edildi- bu kişiler bunu yapmasa da ağızlarına her gün bu iğrenç sözleri ve düşünceleri alıp durmakla lanetlenmişlerdir.

    Küfredenler, “biz tam olarak öyle söylemek istemiyoruz, sadece öfkeden söylenmiş sözler” diyerek kendilerini savunmak isteyebilirler. Aslında kastetmediğimiz şeyleri söyletecek kadar aklımıza hakim olmuş şeytandan Allah’a sığınmamız lazım gelir.

  • ACILARIMIZIN NEDENİ; SUÇLARIMIZ VE İDDİA ETTİKLERİMİZ (2. Kitap 21. Bölüm)

    Sınanmak bile kendiliğinden, sebepsizce olmaz. Bir sebebi vardır ve bu sebep bizim seçimlerimizden, sözlerimizden, arzu ve işlerimizden doğar. Yusuf As. “Senle birlikte olmaktansa hapsi tercih ederim” dedi. Rabbine sadakatini göstermek için hapiste kalmak istedi. Bu onun günahından değil, sadakatini kanıtlama arzusundandı. Sonra hapishane ağır gelip de çıkmak istediğinde Allah’tan dilemek yerine, bir de kuldan diledi kurtuluşu. Allahul alim; Allah’ın izniyle demedi yada içinden geçirmeden o adamdan medet umdu onda güç buldu. Lakin 3 sene daha hapis yattı, çünkü o adam unuttu.

    İbrahim as. eşinden, evli olduklarını gizleyerek sadece kardeş olduklarını söylemelerini istedi. Böylece ölümden korunacağını düşündü. Allah’a sığınmadı. Bu yüzden eşi günlerce sarayda kaldı ve onun belirsiz ve bilinmez hali İbrahim as.’i perişan etti. Kral hasta olsa da İbrahim bunu geç öğrendi.

    Hz Muhammed,  kuzeni Zeynep annemizi Allah adına zorlayarak kendince iyi bir niyetle evlatlıklarından biri ile evlendirdi. “Bunu Allah için yap” dedi. Onun imanını zor bir yolla sınadı. Annemiz peygambere aşık olmasına rağmen sınavı geçti. Sonra onların sınavı bitince Rab; Hz. Muhammed as.’ı aynı zorlukta denedi. Dedi ki manen; “Haydi senin ve benim hatırıma sevmediği ile evlenen o kadın ile, onun sevdiği olarak evlen, herkes seni evlatlığının eşini aldı diye kınasa da bunu benim için yap, yüzlerce yıl ardından konuşulacak olsa da, ondan başka binlerce güzel kadın varken onu al”. Allah resulü neredeyse ayetleri gizleyecekti, günlerce emrin kalkması için dua etti. Ama ayet üzerine ayet indi. Allah en iyi bilendir. Müslümanlar bildi ki, peygamber bile olsan sınadığın gibi sınanırsın.

    Daha sonra Hz Muhammed As. Uhud savaşından önce sahabeler fikir değiştirip de “eğer savaş emri Allah’tan gelmediyse, biz ısrarımızdan vazgeçiyoruz, ısrar ederek hata ettik” dediler. Ama Hz Muhammed as. “Bir peygamber, zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz.” buyurdu. Allah daha iyi bilir ancak, hiç bir kutsal kitapta böyle bir ifade yoktur. Peki bu ifade ardından ne olur? Müslümanlar büyük bir yenilgiye uğrar, böyle konuşan Allah Resulünün de dişleri kırılır ve yaralanır. Allahu Teala, ona ve ashabına selam ve merhamet buyursun. Ama her söz ve yol açtığı sonuçlar öyle derindir ki; bazen konuşmamak en hayırlısıdır.

    Musa adam öldürene dek hayli rahat ve lüks içindeydi. Sonra çöllere düştü çoban oldu. Musa’ya komşu olmak isteyen günahkar adamı aslan parçaladı. Çünkü komşu olmaya engel çok günahı vardı ve temizlenmesi gerekirdi.

    Görüyorsunuz ya; Allah kimseye zulmetmez. Her şey insanın kendi eliyle, dili ile ve günahıyla belaya dönüşür. kalbini isteklerden arındıran ve yalnız Allah’a yüzünü çeviren masum insana bela ve sıkıntı uğramaz.

    Allah her insanın rızkına kefildir. Ama temel ihtiyaçların üzerinde verdiği zenginliği kişinin iman iddiasından ötürü sınayabilir. Bu sınama hakikatte bir eziyet değil de , fazla olanın bir süreliğine elden alınarak “iman ettim” iddiasının belgelenmesi içindir. Bakalım Allah’a verdiklerinin birazını elinden aldı diye isyan mı edecek? Yoksa şükür ve sabır mı edecek, diye.

    Kişinin ölümü gelmedikçe rızkı kesilmez. Kuşlar gibi arayan herkesin rızkı önüne düşer. Hatta aramayanların bile çoğu kez rızkı gönderilir. Afrika’daki açlıktan ölümler, o yöre halkına vurulmuş bir zillet damgası ve beladır. Dünyada bir çok şehir Allah’ın gazabı ile kavrulmaktadır. Kimine deprem, kimine tsunami, kimine yangın, kimine seller ve tayfunlar, kimine de kıtlık isabet eder. Bunlar kimi zaman uyarı kimi zaman da bir ceza olarak üzerilerine yağar. Eğer içlerinde yaşayanlar, onları uyarmıyor ve toplumlarını değiştirmek için var güçleri ile çalışmıyorlarsa bela onlara da isabet eder. İçlerindeki elçilerini ve yardımcılarını muhakkak bela gelmeden önce oradan çıkarır yada o beladan korur.

    GÜZEL YAŞAYAN İYİ, KÖTÜ YAŞAYAN GÜNAHKÂR MIDIR?

    Çekilen sıkıntılar, affedilmesi arzu edilen yada duası üzerine yüce makamlara erdirilmek için terbiye edilme nedeni ile de olabilir. Bu nedenle “her sıkıntı günahtandır” demek doğru değildir. Ama muhakkak kendi yaptığı bir şeyin sonucunda ortaya çıkmıştır.

    Musa’ya komşu olmak isteyen günahkar adamı aslan parçalamıştır. Çünkü günahlarından arınıp buna Allah için sabretmesinden başka oraya çıkış yolu yoktu. Günahı çoktu. Ama onun sonuna bakarak çok kötüymüş şimdide cehenneme gitmiş yada başka hayatta azaba devam ediyordur”demek doğru değildir. İşin özü bizler her olayın iç yüzünü ve Allah’ın onun üzerindeki planını bilecek düzeyde bir ilme sahip değiliz. Bu nedenle her insana güzel bir niyetle ve merhametle bakmalıyız. Acı çeken biri için, “Allah onu affediyor ve derecelerini yükseltiyor” diye ümit etmek güzeldir.

    Güzel yaşayan insanlarınsa iyi olduğunu sanmak ve günahsız geldiklerini düşünmek de doğru değildir.

    Hz İsa;

    Zengin birinin cennete girmesi devenin iğne değilinden girmesinden daha zordur. (imkansızdır)

    Kuran şöyle der;

      • Malı sayıp biriktirenin vay haline.
      • Altını gümüşü sayıp yığar.
      • Sana mallarından ne kadarını Allah yolunda vereceklerini soruyorlar. Onlara de ki; “ihtiyaçlarından fazlasını”.
      • 63-4 (Diyanet Meali) Onları gördüğün zaman kalıpları hayran bırakır. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin!

    Yani ne zengin olmak, ne de güzel görünmek Allah katında bir üstünlük belirtisidir. Tam tersine kişinin felaketi olmaya daha yakındır. Kişi bu sahip oldukları ile cimrilik eder, gösteriş yapar, kalp kırar ve her günaha giden kapıları açan anahtarlara dönüşür.

    Bu durumda kişi zenginse ihtiyacından fazlasını vakfetmedikçe, güzelse onu haramdan ve gösterişten, kalp kırmaktan ve zenginlik aracı yapmaktan korumadıkça azaptan kurtulamaz.

    İhtiyaçtan fazlasının ne olduğu açıktır. Kullanılmayan şey ihtiyaç fazlasıdır. Atıl haldeki para ve altın, boş-atıl duran evler, arsalar ve eşyalar gibi her şey ihtiyaç fazlasıdır. Bununla birlikte ihtiyacın ötesinde harcamak, yani müsriflik, ihtiyaç fazlasını biriktirmekten doğan bir hastalıktır. Kişi onu Allah yoluna vermezse “kalbini hastalandırır”. Onu kendine zarar veren türlü iğrenç alışkanlıklar, zevkler ve yersiz bir ihtişam içinde bocalar halde görürüz. Onlarca otomobil alan erkekler, yüzlerce mücevher alan kadınlar, ihtiyacı olmadığı halde markası nedeniyle harcayanlar… Allah’a cimrilik edip nefislerine yağdıranlar. Onların vay haline.

    ACILARIN NEDENİ

    Bir insanın başına gelen sıkıntılar özetle 10 nedenle gerçekleşir;

    1. Kalubelada ki günahları nedeniyle.. (İlk hayatta dahi burada olduğu gibi hakkıyla Rabbimize kulluk edilmedi ki; “ben sizin Rabbiniz değil miyim?” azarına muhatap kalındı). Bebek ve çocuk ölümü ile sıkıntıların ekseriyetinin nedeni doğmadan evvelki günahlara dayanır.
    2. Günahları ve yanlış seçimleri nedeniyle.

    (Ayakla işlenen suç ayaktan, göz ile işlenen suç gözden çıkar, mide ile işlenen suç karından çıkması bir hikmet ve uyarıdır. Neren ağrıyorsa orayı araştır)

    1. Kişi kendine zulmettiğinde.

    (Mecbur olmadığı halde bir zulme, zor bir işe, aşağılanmaya sessiz kalması, kendine özenli ve önemseyerek yaklaşmaması, ilim tahsil etmemesi, tefekkürü ihmal etmesi vb. kendine zulmüdür.)

    1. İddiada bulunduğunda; kişi ispata davet edilir. O durumun benzerine düşürülür.

    (Kınamak yada büyük konuşmak gibi. Ben olsam öyle yapmazdım; demek gibi)

    1. Alay etmek, hakaret etmek (Bu durumda çoğu zaman alay ettiğinin haline düşürülmeden haşredilmez. Hakaret edip hor gördüğünün düştüğü sınava düşer)
    2. Gelecekteki yapacakları bilindiğinden, geleceği geçmişine de etki eder. (Kuran’daki Hızır ile Musa kıssasındaki çocuğun hikayesine bakabilirsiniz.)
    3. İhtiyacı olmayan yada hediye edilmemiş bir şeyi istemek. (Hz. Musa’ya komşu olmak isteyen günahkar adam aslan saldırısına razı olmuş, onunla temizlenmişti. Doyurandan fazla kazanmak, çok kazandıran iş isteyen de sıkıntıya gel der.)
    4. Yetimi, öksüzü, hasta, misafir ve yaşlıyı az da olsa incitmek. Hele Allah dostunu incitmek felaket getirir. Günah maddesine koymadım. Çünkü normal insana biraz şakayla hafif dokunsan belki günah olmaz. Ama onlara dokunmak günah olur. Peygamberin bir âmâyı bekletmesi nedeniyle ayetle azarlandığını unutma. File dokunsan incinmez. Ama gönlü topal karıncaya dönmüş olanı azıcık dokunuş öldürür. Unutma.
    5. Herkes öğüdü ile sınanır. Çok infak edin dese, kendi çok infak etmese, gece nafile namaz kılın dese kendi kılmasa bundan ötürü dünyada azaba düçar olur.
    6. Paylaşmamak. Allah sana nasıl lütfettiyse, sen de içinden biraz olsun ver. İlimse ilimden, altınsa altından, mekansa mekandan, imkansa imkandan ver. Sonra o boynuna dolanır.

    Eğer bunlardan birini yaptığın halde temizlenmen için gerekli olan büyük tevbe ve Kuran’a tam uygun yaşamın yoksa ağla kardeşim. Durmadan ağla. Çünkü bir kişi bunlardan birini yaptığı halde sıkıntı ile uyarı ve temizlik ile ilgili görmüyorsa; cezası cehenneme tehir edilmiştir ki; kork o günden. Çünkü tüm hayatın zillet içinde geçmesi, cehennemde 1 günden evladır.

    Nice zalim ve günahkar, kafir ve hilekarın işlerinin rast gitmesi, bolluk, refah ve sağlık içinde yaşamaları seni aldatmasın. Yıldızları, sayısız canlıları, sabah çöldeki karıncanın içeceği suyu unutmayan; küffarın küfrünü hiç unutmaz. Müminin secde ve takvasının da bir gün gelir elbet hediyesini verir.

    Hadis-i Şerif

    “Belalar, günahsız olarak yeryüzünde dolaşıncaya kadar mümin kulun yakasından düşmez.”(Tirmizi/Zühd 57)

    Hadis-i Şerif

    “Şu ümmetim merhamete nail olmuş bir ümmettir.Ahirette azap görmeyecektir.Onların cezası dünyada ağır imtihanlar,zelzeleler,öldürmeler ve belalar şeklinde verilecektir.”(Ebu Davud)

    Eğer sen 10 maddenin her biri konusunda tastamam olduğuna dair bana garanti ver. Bende sana cennet gibi rahat ve güzel bir hayatın olacağına dair garanti vereyim. Çünkü Allah kimseye zulmetmez. Hatta Rabbimiz Kur’an da; kimseye zulmetmediği gibi, günahların çoğunu da örtüp gizlediğini, affettiğini buyurmuş. Yani on kusurdan birinin cezasını çekiyoruz belki de. Misal yere çöp atıyorsun günah, “nereye bakarsan bak Allah’ın vechidir” demiyor mu Kur’an…. Allah’ın yüzünü dünyayı kirletiyorsun. Cezası ne olsa adil olur? Herkesin gözünü kirlettin, Allah da senin yüzünü kirletirse? Yüzünde bir siğil çıkarsa. Buradan pay biç. Allah kusurlarının ne kadar çok affettiğini ne kadar acıdığını gör. İnşallah zor değil bu 9 kurala uymak. Azıcık dikkat azıcık merhamet sadece. İlimle Allah’la sürekli meşgul olmazsa kayar ayak. Allah ne diyor Yusuf’un diliyle; “Nefis şiddetle kötülüğü emreder”. Nefsinle baş başa kalma. Nefsini namazla, Kur’an ile, salihler meclisinde Allah sohbetiyle, oruçla, biraz da helalinden geçimle meşgul et. Eğer kendi başına özgür ve boş kalırsa, imkanlarla donanırsa muhakkak kudurur. Bunu sakın unutma. Salihler meclisi bulamayan salih kimselerin sohbetini dinlesin bilgisayarından. Kur’an bulamayan zaten olmaz inşallah.

    Yaş olmuş 80. Tevbe edeyim Allah affetsin. Sağlıklı olayım tekrar. Allah ne diyor; “ölüm kapına dayanınca mı tevbe ediyorsun?” “Af kapısı yaş ilerledikçe kapanır, ölüm anında suratına örtülür. Daralan kapıdan tevbe kolay girer mi? Günahlar kocaman, kapı daralmış, o günahlar o kapıdan geçer mi? 3 damla göz yaşının suyuyla onca kir yerinden çıkar mı? Ama Allah öyle affedici ki, vazgeçmemeli insan. Samimiyetle ve yanan bir gönülle gelen, tastamam secde eden ruhuyla bedeniyle, yüreğiyle kapanıp Allah diyen herkese buyur diyor Rabbim. Elini boş çevirmeye haya ediyor. “Engin denizlerin, nehirlerin sahibiyim, bir bardak suyu esirgemem” diyor Allah. Yeter ki samimiyet olsun.

    “Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız” (Nehl: 97).

  • DÖNÜŞLER HAKKINDA DİĞER HUSUSLAR (2. Kitap 20. Bölüm)

    6.122 – Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir.

    Karanlıkta kalan kişi, YANİ MÜHÜRLÜ kafirler, ondan çıkamaz ve insanlar arasında yürüyebilir hale gelemez. Oradan geri dönmek için ölünün ruhuna bir ışık verilir.

    MEMLEKETLERİN İLERİ GELENLERİ HİLEKARLARDAN SEÇİLİR

    En’am 124

    İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.

    Günahkarların öncüleri ve hilekarlar, sınanma sürelerini tamamlayana dek toplumların önde gelen kişileri haline getirilir. Bu şekilde hilekarlıklarının fakirlikten olmadığı belgelensin ve kendilerine ahlak gözetmeksizin tabi olup özenen toplumlarına bir ceza olsunlar. Böylece onlar halklarını sömürürler, köle gibi çalıştırıp, fakirleştirirler ve onları dinden uzak bir hayat, zengine hizmet eden kanunlar ve fakirlik yüzünden günaha sürüklerler.

    Günahkar olan, sapmış bir kimse hemen ileri gelen olamayacağından ötürü. Bir sonraki döngüde ona bu şans verilip, hem fakirken hem de zenginken denenmiş olur.

    Bu kural ileri gelenlerin tevbe ederek tastamam Allah’a adanmış bir hayat yaşaması, fakiri ve düşkünü koruması, adil olması, adaletin ücretsiz olması ve Allah’ın kanunlarını benimsemesi ile ancak değişebilir. Maalesef ışıktan en uzak olanlar, ışığa dönmesi en zor olanlardır. Bu döngü ahir zamanda seçilmişlerin Allah tarafından toplanması ve dünyaya vasi kılınmasına dek devam eder.

    GÜNAHKÂR DÖNGÜSÜ KIYAMETE KADAR SÜRECEK

    30.55 – Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, böyle döndürülüyorlardı.

    30.56 – Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: Andolsun ki siz, Allah’ın yazısında yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz.

    Günahkarlar, 60-70 yıl, yani dünyada çok az kaldık bizi geri döndür deseler de; ilim sahipleri onlara; hayır siz diriliş gününe dek ordaydınız zaten diyerek onların bilgisizce ettikleri sözleri düzelteceklerdir. Rab günahkarları çoğunu yeniden dirilme gününe dek döndürüp durur da onlar farkına varmazlar. Onlar sadece döngülerinin son halkasını hatırlar. Ama onların gözleri açılıp da görüşleri keskinleşince Adem’den bu yana yapılan her şeyi görür olurlar.

  • EHLİ KİTABIN TAMAMI DİRİLDİĞİNDE GÖKTE İSA’YI GÖRECEKTİR (2. Kitap 17. Bölüm)

    4.159 – Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.

    Hepsi o son gün dirilmiş halde hayatta olduğunda İsa’nın Rabbi olan Rahman ile gelişi görülecek, iş işten geçmiş olsa da o zamana dek ona iman etmeyenler o an ona iman edeceklerdir. Kitap ehli daha önce kendisine kitap verilen ve onun hakkında anlaşmazlığa düşen yahudilerle hristiyanlardır. İseviler de onun tanrı olmadığına, sadece peygamber olduğuna dair iman edeceklerdir.

    Nefsini öldüren bir kitap ehli doğru şekilde iman etmişse döngüden çıkacak ve cennete girecektir.

  • ÖNCEKİ NEFİSLER BİR VÜCUTTA EŞLEŞTİRİLİR (2. Kitap 15. Bölüm)

    Kimler geri dönmekte, kimler cennete girmekte ve dünya döngüsünden kurtulmaktadır? Bu, Kuran’da çok da üstü kapalı olmayan bir şekilde yazılmıştır.

    Müminin Suresi

    99–100:  Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “RABBİM! DER, BENİ GERİ GÖNDER;” “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” HAYIR! ONUN SÖYLEDİĞİ BU SÖZ  LAFTAN İBARETTİR. ONLARIN GERİSİNDE İSE, YENİDEN DİRİLECEKLERİ GÜNE KADAR BİR ENGEL VARDIR.

    SAHTEKÂR OLDUKLARI NETLEŞENLER KIYAMETE DEK GERİ DÖNEMEZ

    Eğer süresi gerçekten azsa; yada elçilerle karşılaşmamışsa geri dönmenin kapısı açılacaktır.

    Fatır

    37: Onlar, orada şöyle feryat ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım.” (Onlara): “SİZE DÜŞÜNECEK OLANIN DÜŞÜNECEĞİ KADAR BİR ÖMÜR VERMEDİK Mİ? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”

    Madem uyarıcı ile yakinen muhatap olmak ve mesajını tastamam anlamak ve onu reddetmek cehenneme girmenin kuralıdır; bu durumda tüm insanlık tarihi boyunca bir peygamber gören, kendisine uyarıcı gelmiş insan sayısı da çok az olacaktır. Dünyadaki kutsal metinler İbranice ve Arapça dışında yok gibi. Bu durumda çevirmenlere iman ve kulaktan duydukları ile sorumlu tutulacak insanların uyarıcıyı gördükleri söylenemez. Peki nasıl insanların neredeyse hepsi cehenneme düşüyor? Bu ancak insanlığın Mekke’den Anadoluya kadar uzanan peygamberler yolu üzerindeki halkalardan birinde evvelden yaşamış olması ile mümkün olabilmektedir.

    NEFİS ÖLENE DEK RUH DOLAŞIR

    Ankebut 57

    Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.

    Bakara 54

    Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız’a tövbe edin. Artık nefslerinizi (kendinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.

    Yusuf 53

    “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

    Kişinin bedeni ölmekle ruhu – benlik bilinci ölmemektedir. Sadece serbest kalmakta ve berzah denilen bir engelin ardına çekilmektedir. Nefis ölümü tattığında kötülük emretmez ve Rabbinden razı; hoşnut, huzur dolu ve tatmin bulmuş bir hale döner. (Nirvanaya ermek deyimini hatırlayınız) İşte o halini koruyarak bedenini teslim ederse derecesine göre ruhu Allah’ın katında yer alacaktır. Çünkü ayet “Ankebut 57: “Nefis ölümü tadar ve Rabbine döner” demektedir.

    Mutmain olmuş nefis artık dünya azabını çekmez. O dereceye ulaştığı andan itibaren ilahi aşkla dolar. Onun acısı denizin üstündeki köpük gibidir. İçinde acıdan eser bulunmaz ama ona bakan onu hep köpük görür.

    İnsan ölünce nasıl kendine sıkıntı veren bedeninden kurtulursa; mutmain olan nefis de, öldüğünde kendine sıkıntı veren yüklerinden arınır.

    Fecr: 27-30

     Ey mutmain olan nefs!“Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” kullarımın arasına gir.” Ve cennetime gir.

    Rabbinden razı olmayı başaran nefis o an cennet haleti ruhiyesi içine girer. Kendinin yada başkalarının kulu, kölesi olmaktan kurulup, Allah’ın kulu olma sıfatını kazanır. İyilik sınırları içinde büyük bir özgürlüktür.  Sadece Allah’dan bekler, başka kimseden medet ummaz, gönlünü bağlamaz. Yalnız onun için çalışır. Ondan başka hiç bir şey için üzülmez ve korkmaz. O Allah için yaşayan, ondan razı ve ona gönüllü köle olan bir cennetlik olur. Bu onun dünyaya son girişidir. Vefatı ile birlikte geri dönmez.

    Allah’ın da bir nefsi vardır. Kur’an’da Allah, nefsine yemin eder. Allah Teala’nın nefsi, tüm kötü sıfatlardan ezelden beri âli ve üstün olarak zuhur etmiştir. Yani Rabbin nefsi kötülüğü değil, yalnız iyiliği ve adaleti isteyecek bir halde kainata zuhur etmiştir. Ölümü gerçekleşecek olan nefsin ateş bedenidir. O ölünce yeni bir hayat bulur. Rab kainata olgunluğa ulaşmış ve kusursuz sıfatlarla tecelli etmiştir.

    Nefsin yaşamı “ateş gibi titreşmesi-hareket etmesi” demektir. Arzu ettikçe ateş titrer ve kalp çeperini yakar. Bir şey hareket etmiyorsa onun için ölüdür denir. “Kalp durur, zihin durur” İşte bu nedenle onda hareket belirtisi görülmediğinde öldüğüne hükmedilir. İşte nefsin ölümü de böyledir. Onda dünyaya karşı bir istek çırpınış ve hareket kalmaz. Her şey bir olur. O sadece nefesin içindeki sonsuz ışığı deneyimleyerek huzur ve mutluluk denizlerinde sonsuz bir zevk içindedir. Kalbinde ilahi güneş doğmuş olana dünyadaki insanlar baktıklarında kimi zaman, onu bazen bulut, kimi zaman da yağmur görüp onun sırrına eremezler. Gölgeden başka şey göremezler. Allah en iyi bilendir.

    NEFİSLER BİR VÜCUTTA EŞLEŞTİRİLİR

    Biriktirip geliştirerek taşıyageldiğiniz bilgi ve deneyim yığını toplanır ve son bedeniniz (kıyameti gören yada haşrolan bedeniniz) üzerinde birleştirilir. Bu hem genetik yollu kalıtsal bilgi aktarımı yoluyla hem de bilinçte duyulan sesle birlikte yaşanacak bir uyanış ile hafızada kayıtlı bilgilerin ortaya çıkması yoluyla belirir. Bu çok derin hipnozdan yada uykudan uyanışa benzemektedir. Kişi gerçeğin farkına varır ve çarpılıp düşmüşe döner. Korkunç bir şok yaşar. Çünkü insan defalarca aşağıların en aşağısına atılarak hiç bir şey bilmez bir hale getirilir.

    Tekvir 7 8 9

    Ve nefsler eşleştirildiği zaman.Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü?

    Geçmişinizde bir kız çocuğu olarak ölen birinin örneği veriliyor. O kıza soruluyor olgun bir halde uyanmışken; “Hangi günah neden oldu da öldürüldün?” Yani öldürülmesine neden olan şey bir günahtır. Günah Allah’ın kurallarını çiğnemektir.

    Eğer bu soru kızı öldüren katile sorulsaydı. Hiç bir şeyden habersiz, açlık yaşamasın diye gömülen küçük kıza değil de onu gömen babasına sorulurdu; onu neden öldürdün? denirdi. Soru kızadır ve hangi GÜNAH öldürülmesine sebep oldu o kız bilecektir. Kız, günahından ötürü öldürülmüş olsa da, babası zulmünün cezasını ayrıca çekecektir.

    Bazıları ayette öldüren baba yerine bir şeyden habersiz olan kız çocuğuna “neden öldürüldün?” diye sorulmasının edebi bir sanat olduğunu düşünse de; Allah açısından bakıldığında; söz sanatları ile anlamı uzaklara taşımaması daha uygun görünmektedir. Hiç bir mahkemede; daha aklını yeni kazanan ve toprağa gömülen bir kıza, “hangi günah seni bu hale düşürdü?” diye sorulmaz. Zahiren küçük kızda suç aranmayacağından, öldüren babaya sorulur. Demek ki, bu dünyada baba suçluyken zulmü nedeniyle ve ceza hak etmişken, evvelki hayattan gelen bir suçun da cezası burada çıkmış olmaktadır.

    Bu konuda içimdeki şüpheleri daha sonra gözüme değen şu hadisler iyice giderdi;

    “Çocukları diri olarak toprağa gömen de GÖMÜLEN DE ateştedir.” (Ebu Davud – Sünnet 18 / Kütüb-i Sitte Muhtasarı, İbrahim Canan C. 4, Sh. 373)

    “Çocukları diri olarak toprağa gömen de GÖMÜLEN ÇOCUK DA CEHENNEMDEDİR. Gömen İslam’a yetişirse hariç”
    (Müsned – Ahmed Bin Hanbel – C.3 Sh 478)

    En iyisini Allah bilir.

  • ZEKANIN GİTTİKÇE ARTIŞI; FLYNN ETKİSİNİN ANLAMI NEDİR? (2. Kitap 10. Bölüm)

    Yeni Zelanda Otago Üniversitesi Öğretim Üyesi James Flynn, 1980’lerde, aralarında ABD, Almanya ve İtalya’nın da bulunduğu 14 ülkede yaptığı araştırmayla IQ puanlarının giderek arttığını ortaya koymuş. Akademik çevreler tarafından Flynn’ın bu saptamasına ‘Flynn etkisi’ adı verilmiş. Araştırma, ülkelere göre farklılık gösteren IQ puanlarının her kuşakta 5-25 puan artış gösterdiğini ortaya koyuyor

    Amerikan Cornell Üniversitesi’nden Prof. Tomoe Kanaya’nın yaptığı araştırma da IQ testlerinin Flynn etkisi sebebiyle zorlaştırılmasına rağmen IQ seviyelerinin arttığını gösteriyor. Irkları ve sosyal grupları farklı 9 okuldan toplam 9 bin öğrenci üzerinde yapılan araştırma, öğrencilerin IQ’larının basit olan önceki testlere göre daha yüksek çıktığını ortaya koyuyor. Ayrıca 6-17 yaştaki öğrencilerin katıldığı araştırmada, aynı sınıftaki öğrencilerin IQ seviyelerinin yanı sıra sosyal davranış biçimlerinin de benzerlik gösterdiği belirtiliyor.

    Eğer genetik olarak deneyimlerimiz, arzu ve korkularımız aktarılıyorsa, zekanın da artmasından daha normal bir durum yoktur. Bugün bilim hem hayvanlarda hem de insanlarda genetik olarak bir çok bilginin aktarıldığını, doğuştan gelen korku ve güdülerimizin bu kalıtsal bilgilere dayandığını tespit ettiler. Örneğin; farelere bir işaret öğretilip bir işi başarmaları öğretildiğinde,  yeni doğan farelerin eski farelerden daha çabuk o işi yapmayı öğrendiği, hatta bir kaç nesil sonra o işi bilerek doğduğu gözlemlenmiştir. Sayısız deney farklı hayvanlarla tekrarlanmış ve bilgi aktarımı genel kabul gören bir gerçek olmuştur.

    Bu durum aslında tek bir köke sahip olan DNA’nın kendini geliştire geliştire ilerlediğini, ham halinden, olgun ve ergin bir hale dönüşerek kendi zirvesine ulaşmaya çalıştığının ifadesidir.

    A-Dem (1.A Devri-Demi) kelimesini bile incelediğimizde; A yani ilk ve birincil DEM; yani dönemden, Er yani ermiş, ergin ve olgunlaşmış DEM dönemine kavuşuncaya kadar insanlığın yolculuğunun tarif edildiğini görürüz.

    Nefislerin birleşmesi; Adem ile başlayan öz ve tek DNA’nın tüm bilgi birikiminin ve olgun halinini bir kişide tezahür edip insanlığın en üstün halini temsilen kendini Allah’a sunması ve var oluş amacını gerçekleştirmesi ile Rahim içindeki yarışı sona erecektir. O ergin akıl ve ruh vesilesiyle, insanlık uyması gereken kanun kural ve ruhu kavrayacak ve onunla kendini kurtaracak yeni bir yola girecektir. O yol, hakikatte Allah’ın insana öğrettiği ve binlerce yıldır kendine çekmeye çalıştığı SIRAT-ı MÜSTAKİM yoludur ki, o dümdüz yoldan yani peygamberler yolundan çıkan ziyana uğramıştır. O düz yolun ne olduğunu, inşallah büyük bir mucize ile “İlahi yol” kitabında, ilerleyen sayfalarda sizlere sunacağım ve bunu dünya haritası üzerinde bile olağanüstü semboller eşliğinde göreceksiniz.

    Hz Muhammed’in as. “Mehdi’nin başarısı tüm peygamberlerin başarısıdır” demesi. Hem genetik aktarım, hem nurun ruhsal yolla akışı, hem de sosyal ve kültürel birikim sağlayarak din kulesinin inşasında işçiler olmaları hasebiyle her yönden ortak bir başarıdır. Ve Allah’ın rahmetidir.